İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 39 · 23 dk okuma

SÂYE

Bölüm 39

38. TATLI HAYATLAR

~Bölüm Şarkıları~

Güliz Ayla~Olmazsa Olmaz

Ayla Çelik~Öp Beni

Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim..

Nasılsınız??

Bölüm gecikmesi için özür dilerim 🥺🥺🥺

Yorum ve beğenileri lütfen unutmayalım, onlar olmayınca pek yazasım gelmiyor haliyle…

“Ah başıma gelen benim… Aşk oyun ben oyuncak, söyle emrine amadeyim. Kimmiş beni susturacak? Duysun be dağlar taşlar, çok seviyorum demiş miydim?…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum…

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~

Yazarın anlatımından…

Gök, bütün nefretini kusarcasına yağarken içinde biriken öfkesi gitgide artıyordu. Yaralı parmakları hemşire tarafından itinayla sarılsa da bedeni hala acıyla kasılıyor ve gururunu ayaklar altına alıyordu. Kendi eğittiği bir insanın onu yenmesi her ne kadar itiraf edemese de zoruna gidiyordu.

Bakışları sağ elindeki boşluğa kaydığında sağlam olan eli sıkıca yumruk oldu, ardından sertçe önündeki masaya çarptığında hemen karşıda oturan Ferhat’ın ve kapının önünde bekleyen Lale’nin zıpladığını fark etmişti. Hemşire ise sakince işini yapmaya devam ediyordu.

“O OROSPUYU GEBERTECEĞİM!” diye haykıran Namık’la Ferhat içten içe gülse de kendini tutabilmişti.

“Laflarına dikkat et Yaman.” dedi Ferhat yarı sırıtır bir şekilde. Kızının her şeyi öğrenmesini bilerek o tasarlamıştı, kırmızıya boyalı arabanın içindeki kişi Namık değil Ferhat’ın ta kendisiydi.

“Kes seni Ferhat, yoksa seni de kızını göndereceğim cehenneme yollarım!” Elindeki sarma işlemini bitiren hemşire sessizce beklemeye başladığında Namık’ın sinirli bakışları ona dönmüştü. “Defolup gitmek için neyi bekliyorsun?”

“Geçmiş olsun efendim.” diye aksanlı sesiyle mırıldanan kız hızla dışarı çıktığında ardından gelen Lale kapıyı kapatıp uzaklaşmıştı, oluşan sessizlikle kız temkinlice etrafına bakındı. Yavaşça telefonunu çıkartırken sanki önemli bir işi varmış gibi kapının kıyısına yaslanarak her şeyi dinlemeye başlamıştı.

“Şu salakları nerden bulup getiriyorsun? Başımı mı yakacaksın sen benim?!” dedi Namık haykırarak.

“Paraya ihtiyacı olan bir genç kız hata yapmaz Namık, tabi bunu sen daha iyi bilirsin.” diyen Ferhat rahatça arkasına yaslanmıştı. Elinin acısı zihnine vursa da dudaklarına bir gülümseme eklemeyi ihmal edememişti Namık.

“Ben her şeyi bilirim Ferhat, senin ne boklar yediğinde buna dahil.” demesiyle Ferhat’ın bedeni aniden gerilmişti. Karşısındaki adamın ne denli bir manyak olduğunu çok iyi biliyordu, bizzat kendi gözleriyle şahit olmuştu. Bu hayatta eğittiği sadece iki kişi vardı ve Ferhat ikisininde yaşadığını işkenceleri izlemişti, kendi kızı da buna dahildi…

“Lafı geveleme de adam gibi söyle.” dedi Ferhat gür bir sesle. Namık bu hareketine karşılık sadece arkasına yaslanırken bakışlarını adamın yüzünden çekmemişti.

“Şu an değil ama zamanı geldiğinde bizzat anlatacağım.” demesiyle Ferhat’ta rahat gözükmeye çalışarak arkasına yaslanmıştı lakin avuç içleri korkudan terlemeye başlamıştı bile.

Ortama sessizlik hakim olurken Namık’in bakışları masasında duran portreye kaymıştı, Sultan’ı ona gülümsüyordu. O kızı Sultan’a benzetmekte haklı olduğunu bir kez daha anlamıştı, ikisi de bir erkek yüzünden onu bırakmışlardı. Sonları da aynı olacaktı…

“Sence o şerefsizin dölü gerçekten ölmüş müdür?” diyen Ferhat’la Namık’ın sert bakışları ona döndü.

“Hayır tabiki de aptal, besbelli Lavinia biricik kocasını korumak için ölü gösterip yerine geçmiş. O kız değil Arhan’ı öldürmek saçının teline bile zarar veremez.” derken eli tekrardan yumruk olan Namık’ın gözlerini kan bürümüştü.

“Vereni de yaşatmaz.” diyen Ferhat’la Namık’ın dudakları tekrar kıvrılmıştı. Kendisinin eğittiği bir veletten başka bir darbe almayacaktı, belli ki onu çok hafife almıştı. Arhan henüz kendine gelemeden hepsinin işini bitirmeliydi.

“Kurtla kuzunun hikayesini bilir misin Ferhat?” diyen Namık’la Ferhat başını olumsuz bir anlamda sallamıştı.

“Şimdi masalın sırası mı Namık?” demesini umursamadı Namık ve konuşmaya devam etti.

“Bir zamanlar, yeşilin en derin tonlarıyla süslenmiş bir vadide, adaletin temsilcisi bir kuzu yaşarmış. Günlerden bir gün her zaman gittiği o ırmağın başında karanlık ve güçlü bir kurtla karşılaşmış. Kurt kuzuya suyu bulandırdığı için öyle çok kızmış ki onu öldürebilmek için hep farklı sebepler sunmuş lakin kuzu hepsini adaletiyle yok edip kurtulabileceğine inanmış. Gücünü gösterip onu alt etmek istemiş.” derken duraksayan Namık hafifçe güldü.

“Edebilmiş mi?” dedi Ferhat soran bir sesle. Namık’in resimde olan bakışları tekrardan ona dönerken gülüşü ürkütücü bir hal almıştı.

“Elbette ki hayır Ferhat, kurt adalet yalanına inanan aptal kuzuyu saniyeler içinde vahşice öldürüp onunla midesine güzelce bir ziyafet çekmiş.” diyerek yavaşça ayaklandığında gözleri kısılmıştı. “Kurtla savaşabileceğini düşünen her kuzu ölmeye mahkumdur Ferhat, bunu en iyi sen bilirsin.”

Dudaklarında ki sırıtışla kapıya doğru adımladığında sesleri duyan hemşire hızlıca açtığı ses kaydını kapatarak çıkışa doğru adımlamaya başlamıştı. Duyduklarını tam olarak anlamasa da tek düşündüğü böyle şerefsizlerin artık yaşamaması gerektiğiydi.

Binadan ayrılır ayrılmaz kapıda bekleyen taksiye bindiğinde parmakları hızlıca telefon ekranının üzerinde hareket etmeye başladı. Yüzünü gizleyen maskesi her ne kadar nefes almasını zorlaştırsada bunu umursamamıştı, zamanı değildi.

Irina: Burada ki işlem tamam Duman (14.05)

Irina: Ses Kaydı…

~~~~~~~~~~

Arhan Araf Demir…

Yeniden uyanış ya da ölümden kaçış, ne denirse densin bu hayata geri dönmem benim nezdimde cennete geri dönmekle eşdeğerdi. Karım benim cennetimdi…

Karşımda bana yıldızları parıldayarak bakan nefesimle telefonu tutan elim daha da sıkılaşmıştı. Onu kurtarmak için değil sadece hayatımı tüm dünyayı yerle bir edebilirdim ve o benim en değerli varlığımı tehlikeye atmıştı. Kendisini… Bakışlarını kaçırışını ve bir yalan düşündüğünü görebiliyordum. Aklımdan geçen tek şey olayı öğrenip onu korumak yönündeydi, bunu yapmak zorundaydım.

Derin bir nefes aldığımda bedenimde ki yaraların kızgın bir demiri tenime bastırırcasına acı vermesiyle aldığım nefes boğazımda düğümlenmişti ama umursamamaya çalışarak nefesime bakmaya devam ettim. Bakışları tekrar bana döndüğünde sanki mucizevi bir olay gibi boğazımda ki düğüm kaybolurken derince bir nefes alabilmiştim. O benim gerçekten nefesimdi.

Az önce Vidus’un oyununa gelmem tamamen benim hatamdı, yokluğuna öyle çok odaklanmıştım ki kapının ardında ki varlığını anlayamamıştım. Duydukları onu üzmekten başka hiçbir şeye yaramazken bir daha anlatmayı düşünmüyordum. Anılar değil, onu üzmek beni kahrediyordu.

“Sen niye ayağa kalktın?” diyen narin sesiyle her ne kadar bedenim gevşese de kaşlarım çatılmıştı. O lanet toplantı lider olmadığı sürece kurulmazdı ve bugün kurulmuştu. Ben iyileştiğim halde bu nasıl olabilirdi? Lider kimdi? Umarım düşündüklerim sadece benim hayal gücümden ibaret olarak kalırdı.

“Sâye, lafı çevirme. Bu it niye başsağlığı diliyor?” derken mesajı hatırladığımda az önce sesiyle gevşeyen bedenim hızla tekrardan gerilmişti. Elimde ki telefonu yatağa fırlatırken gözümün önünde dönen itin suretine zihnimde defalarca kez kurşun sıkmaya başlamıştım bile.

“Sen yatmadan anlatmam demiştim.” dediğinde kaşlarım daha çok çatılırken dişlerim çarklar misali sinirden birbirine geçmişlerdi.

“Anlat şunu!” diye ona doğru bir adım atarak haykırdığımda aynı zamanda zihnimde de babam olacak şerefsizin sesi yankılanmıştı. Bakışlarım aynada ki yansımamla buluşurken öfkeli yüzümde ki gözlerim kendilerini mavi bakışlara bırakmışlardı. Hayatım boyunca tiksindiğim o mavi bakışlar… Yüzümde ki nefret aynı onun anneme baktığı gibiydi.

Hızla geriye doğru bir adım atarak aynaya bakmaya devam ettim. Hayır, ben ona benzeyemezdim. Yapamazdım…

“Sevgilim…” diye mırıldanan nefesim bana doğru bir adım attığında tekrardan geriye çekildim. Ya kendimi kaybedip onlara zarar verirsem? Düşüncesi bile kalbimi paramparça ederken bakışlarımı aynada ki yansımam da tutuyordum. Böyle bir şerefsizin genlerini taşırken baba olmayı hak etmiyordum…

Bana doğru tekrardan hızlıca bir adım atarak elini yanağıma yaslamak üzereyken elini havada yakalayıp yavaşça aşağıya indirdim. Elimi teninden çekerken odadan hızlıca ayrılmak için yanından geçerek kapıya yönelmiştim ki kapının önünde bitmesi bir olmuştu.

“Az önce noldu? Bir şey oldu, söyle?” demesiyle gözlerim bakışlarına çakılırken tek kelime etmeden ona bakmaya devam etmiştim. Gözlerinin içindeki endişeyi görebiliyordum. Oysaki hiçbir duygusuna değecek bir adam değildim ben. “Araf, benden bunu saklayamazsın. Buradan geçenleri duymam gerek.” derken bana daha çok yaklaşarak elini yanağıma sardığında gözlerim kendiliğinden kapanırken başımı eline yasladım.

“Ben sizi hak etmiyorum.” diye mırıldandığım sırada hızla şakağımdan çeneme kayan parmakları sayesinde gözlerim açılmıştı.

“Bu aptal şeyi nerden çıkardın?” Kaşları çatılırken gözlerinde fark ettiğim bir durum daha vardı, az önce ona bağırmama rağmen benden korkmamıştı. Oysaki annemin bakışlarında hep bariz bir korku dolanırdı.

“Ya bir gün ona benzersem?” dememle çenemdeki elinin dudaklarımın üstüne kapaklanması bir olmuştu.

“Sen o değilsin ve hiçbir zamanda olmayacaksın Araf. Biraz olsa bile sinirlensen hemen benden kaçmaya çalışıyorken nasıl ona benzediğini düşünürsün?” derken parmaklarının üzerine kalkıp bana yetişmeye çalıştığını elim hızla belini bularak ona yardım etmeye çalışmıştı. Yaralar gerildikçe sızlarken yüzüme yansımaması için uğraşıyordum. “Emin ol, sana sahip olduğumuz için çok şanslıyız.”

Parmakları hala dudaklarımı örterken yaklaşıp yanağımı öptüğünde derince bir nefes daha aldım. Geri çekilerek bakışlarını alttan yukarı gözlerime dikmesiyle yıldızlarına bakakalmıştım, nasıl böylesine güzel olabiliyordu?

“Ayrıca pijamamı fark ettin mi?” diyerek tatlı bir şekilde gülümsemesiyle az önce çektiğim tüm gardım yerle bir olmuştu. Öyle tatlı görünüyordu ki onu tek lokmada yiyebilirdim.

Bakışlarım üstüne kaydığında yıldızlı pijamasıyla dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı. Gözlerinde ki parıltılar kıyafetlerine de serpiştirilmişti sanki, çok yakışmıştı. Bakışlarım tekrar yüzüne dönerken konuşmak için dudaklarımı aralamıştım ki hala dudaklarımın üzerinde olan parmaklarla duraksadım. Gözlerim eli ve gözleri arasında mekik dokuduğunda tam elini çekecekken elini tutup dudaklarımın üstüne sabitledim.

Dilimi hafifçe çıkartarak avucunun içinde gezdirdiğimde gözleri eline kitlenmişti, nefes alış verişi anında hızlanırken bacaklarını birbirine bastırmaya başladığını fark etmiştim. Artık daha çabuk etki altına giriyordu sanki, hamileliğin etkisi miydi? En kısa sürede araştırma yapmalıydım.

Dişlerimi hafifçe avuç içine sürttüğümde inleyerek elini geri çekmeye çalışmasıyla dudaklarım biraz daha kıvrılmıştı. Emin olmuştum, hormonları artık daha çok etkilenmesini sağlıyordu.

“Dur. Dur, hayır.” diye inlemeyle karışık bir sesle elini tekrar geri çektiğinde bu sefer serbest bırakarak dudaklarımdan çekmesine izin verdim. Onu tekrardan delirtmek için her ne kadar yansam da öğrenmem gerekenler vardı ve nedensizce duyduklarımın pek hoşuma gitmeyeceğine emindim. “Bu durumdan git gide nefret etmeye başlıyorum.” derken elini yelpaze misali kendisine salladığında yavaşça dudaklarım kıvrıldı fakat o esnada zihnimde çınlayan biraz önceki sahneyle gülüşüm tekrardan solmuştu. Parmaklarım çenesini kavrarken bana bakması için yüzünü kaldırdım.

“Ne olursa olsun gözüm döndüğünde benden uzaklaşmalısın mia dea.” dememle tek kaşı imalı bir şekilde havalanmıştı. Hayır, hala korku yoktu.

Eli çenesini tutan parmaklarıma sarıldığında dudakları hafifçe kıvrılmıştı. Geceleri parlarken gözlerimin ta içine bakıyordu, sanki tüm geçmişimi izler gibi. Sanki annem gibi…

“Sen hiçbir zaman o olmayacaksın kahramanım.” demesiyle bedenimde ki tüm acılar sanki yok olmuşlardı. Zihnimdeki bütün sesler susarken bir tek onun sesi yankılanıyordu.

Kahramanım…

Dudaklarım aralansa da tek kelime bile dökülmezken öylece yanıp tutuştuğum gözlerine bakıyordum. Hayatımda hiçbir zaman bir kahraman olduğuma inanmamıştım, ben hep o kötü adamdım ama şimdi… tek bir sözüyle beni darmaduman edebilmişti.

“Bana zarar vermeyeceğini hayatım pahasına eminim…” derken bakışlarını kaçırdığında parmakları elimi yavaşça karnına getirdi. “Daha doğrusu artık bize. Senin gibi bir babası olacağı için çok şanslı, onu her şeyden çok seven bir babası olacak.”

“Her şey değil.” dediğimde duraksamıştı. “İlk sırada hep sen olacaksın.” Dudakları kıvrılırken elini elimin üzerinden çekip yanağına yaslamıştı ama elim hala karnında öylece duruyordu.

“Sanırım bu kabul edilebilir.” diyerek sırıttığında daha fazla dayanamayıp ona yaklaştım, burnunun ucuna hızlı bir öpücük bıraktığımda gözleri kapanmıştı. Geri çekildiğimde açılan bakışları parıldarken dudaklarında gülümsemesi bakiydi.

Karnına yaslı elime kayan bakışlarımla derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim. Orada benim bebeğim mi vardı? Ellerimi ondan çekmeden geriye doğru bir adım atmamla o da benimle birlikte geldiğinde yavaşça yatağa oturdum. Karın boşluğumdaki yaralar sızlarken gözlerimi kapatıp derince bir nefes almam gerekmişti.

“Araf, yaraların acıyor işte. Neden yatmamak için inat ediyorsun hala?” Sözlerini umursamadan gözlerimi açarak hemen göz hizamda ki karnına baktım.

“Şimdi o burada mı?” derken bakışlarım aşağıdan ona döndüğünde çatık kaşlarıyla bana baktığını fark etmiştim lakin sorumla birlikte dudakları kıvrılırken gülmemek için kendisini tutuyordu.

“Yok Araf, çok sıkılmış orada. Çıktı bir dolaşıyor.” dediğinde gözlerim kısılırken gülen yüzüne bakmaya devam ediyordum. Gülüşü ömür uzatırdı…

“Kocayla dalga geçilmez küçük hanım.” dediğimde kolları boynuma elleri saçlarımın içine girmişti. Hissetmeyi tek sevdiğim ten onunkisiydi ve bu beni deli ediyordu. Bedenim mayışırken bakışlarım gözlerinde mekik dokuyordu, tam o esnada gelen bildirim sesiyle bütün rahatlık anında yok olmuştu. Tabi lan! Toplantı! Ne yaptığımı bile unutturmuştu iki saniye de.

Bakışlarımız çakışınca elini hızla telefona uzatmıştı ki havada ki elini yakalayıp eski yerine, saçlarımın arasına, geri koydum. Elim tekrar karnına yaslanırken hafifçe okşadım.

“Selam ufaklık.” derken duraksadım. Ufaklık olmadı sanki. “Ona nasıl hitap etmem gerekiyor?” diyerek bakışlarımı ona çevirdiğimde telaşlı bakışları bir nebze de olsa sakinleşmişti. Niye telaşlıydı?

“Bilmem, ben bebeğim diyorum.” dediğinde dudaklarım kıvrılırken tekrar alnımı karnına yasladım.

“Ben baban oluyorum bebeğim, tanıştığıma çok memnun oldum. Sizi çok seviyorum.” dememle karnı hareket ettiğinde güldüğünü anlamıştım. “Şimdi anne ve babanın bir konu hakkında konuşması gerek, sen kulaklarını kapat.”

Sözlerinin ardından bedeni dışardan belli olacak şekilde gerilirken başımı hafifçe geri çekip dudaklarımı pijamasının üstünden karnına bastırdım. Tamamen geri çekildiğimde bakışlarım gözlerini bulmuştu, telefona odaklı bakışları. Ona baktığımı fark ettiğinde gözleri hızla bana dönerken derince yutkundu.

“Araf…” diye mırıldanmasıyla elim hızla telefonuna uzandı. Ekrana baktığımda şu Rus kızın ismini görmüştüm.

“Rus kız mesaj atmış.” dediğimde hızla elime uzanmıştı ki atik bir hareketle telefonu çekerek ondan uzaklaştırdım.

“Araf o mesaja bakmam lazım, önemli.” demesini umursamadan ellerimi bedeninden çekerek yavaşça yatağa uzandığımda hızla gelip yatmama yardım etmişti. Yastığı düzelttikten sonra elleri iki yanıma dayanırken saçları yüzüne döküldü, kısacık kestiği saçları.

İlk gördüğümde sanki kesilen saçları değilde kalbim gibi hissetmiştim. Annemin çoğu gece kesilen saçları için ağladığını hatırlıyordum, ona acı vermek için ilk yaptığı şey saçlarını kesmek olurdu çünkü. Ve garip bir şekilde meleğimin saçlarına zaafım vardı. Sanırım annemden kaynaklanıyordu, bilmiyordum.

“Araf ciddiyim, bu önemli olabilir.” dediğinde tek kaşım havalanırken yavaşça yan tarafımdaki boşluğu gösterdim, ikiletmeden yanıma geçip oturmuştu.

“Anlatırsan telefonu alırsın.” dememle gözleri hafifçe açılırken bakışları telefona kaydı.

Bu kadar önemli olan neydi? Ah güzelim, ne işler karıştırıyorsun sen?…

~~~~~~~~~

Lavinia Demir…

Köşeye sıkışmışlığın o ekşi tadı adeta damağımda geziniyordu. Aklımda binbir tane düşünce kol gezerken başka bir çıkış yolu arıyordum, hiçbiri işe yaramamıştı çünkü. Gökle yer bir olsa da yarıldığı yere düşüp yok olsaydım keşke şu anda, bana böyle şüpheyle bakmasından daha iyi olurdu.

Bakışlarım eline kaydığında aklımdan planları geçirmeye başlamıştım, almak ne kadar zor olabilirdi ki?

“Kırarım.” diyen sesiyle şaşkın bakışlarım istemsizce ona dönmüştü. Ben mi çok şeffaftım yoksa o mu çok iyi anlıyordu? Henüz çözememiştim.

Sen salaksın.

Ben öyle bir şey söylemedim! Kendi kendime gözlerimi devirdiğimde iyice sinir olmuştum. Bakışlarım tekrardan yeşillerine odaklandığında kısılmış gözleri yüzümde geziniyordu.

“Zaten pijamalarıma da bir şey demedin.” derken kollarımı göğsümde bağlayarak dudaklarımı büzmüştüm. Esasında amacım akıl dağıtmaktı ama bir yandan da trip atasım gelmişti. Ne oluyordu bana böyle?!

“Sâye.”

Elindeki telefonu havaya kaldırarak hafifçe sıktığında bu sefer gözleri kısılan ben olmuştum. Yere sabitlenen demir masayı söküp duvara atan adam telefonuma kim bilir neler yapardı!

“Kır, neyse ki kocam zengin.” diyerek göz kırptığımda dudakları hafifçe kıvrılsa da hala aynı pozisyonda bana bakıyordu.

“Önemli mesajına bakmana şu anlık engel olur.” dediğinde tek kaşım havalandı.

“Aşağısı adam kaynıyor Araf, bilmem anlatabildim mi?” dememle elindeki telefonu sakince yan taraftaki şifonyerin üstüne bırakmıştı.

“Odadan çıkabileceğine inancın var yani?” derken bakışları bana döndüğünde benimde bakışlarım gözlerine odaklıydı.

“Süzgeç gibi halinle bana kafa mı tutuyorsun Ateş?” dememle gözleri üzerimi süzmeye başlamıştı.

“Dene ve gör.” demesiyle benimde bakışlarım onu süzmüştü. Manyaktı bu, yapar mı yapardı!

“Tabi, sonra sende tüm dikişleri patlat. Şu anda bile hepsinin kanadığına eminim.” diyerek tişörtüne uzandığımda eli elimi havada yakalayarak durdurmuştu. Ulan adamın yaralıyken bile refleksleri harikaydı!

Ya da seninkiler iyice bayatladı.

“Güzelim anlat artık şunu, neredeydin? Hadi birtanem, hadi benim güzeller güzelim.” derken çıkan naif sesiyle tüm bedenim gevşerken mideme kramplar girmişti. Haddinden fazla mı tatlıydı şu an?! Yeşil gözleri parlarken kaşları hafif kalkmıştı, dudakları hafifçe kıvrılmışken karşısında erimemem imkansızdı.

“Şey…” Bakışlarım bedeninde gezinirken kollarında ki çıkık damarlara takılmıştım. Her zaman bu kadar seksi mi gözüküyordu? Bana şimdi neden ateş basıyordu?! “Şey oldu…” derken gözlerim bacaklarının arasında ki şişliğe kaydığında boğazım adeta kurumuştu. Bana ne olduğunu bilmiyordum ama cayır cayır yandığım bir kesindi.

Elim hala parmaklarının arasındayken tırnaklarımı ona geçirdiğimi yeni fark etmiştim. Bakışlarımı zor bela orasından çekerek gözlerine getirdiğimde kısık bakışlarının bende olduğunu anlamıştım. Çene kemikleri keskindi, yüzünün beyaz rengi yavaş yavaş toparlanırken kendine gelmeye başlamıştı. Siyah saçları alnına dökülmüş sanki onları çekiştirmem için beni bekliyorlardı.

“Oha!” diye küçük çaplı haykırarak hızla elimi gözlerime kapattım. Zihnimden geçen sahneler hiç masum değillerdi!

“Sâye…”

“Şhh! Konuşma. Sakın konuşma.” diyerek hızla sözünü kestiğimde biraz da olsa geri çekilmeye çalışıyordum. Yaralı olmasına rağmen deli gibi arzulamam zihnimin bir oyunu olmalıydı!

“Ne oluyo…” diye tekrar konuşacağı sırada avucunun içinde ki elimi sertçe çekmemle sözü bölünmüştü. Zihnimi acilen dağıtmam gerekiyordu ve sabrım bunun tek yolu da olayları anlatmaktı. Yoksa yakamı rahat bırakmazdı.

Gazamız mübarek olsun.

“Seni öldü gösterip yerine geçtim.” diyerek hızlıca konuştuğumda bir süre gözlerim sıkıca kapalı bir şekilde beklemiştim. Ses seda yoktu.

Gözlerimi yavaşça açarak yüzüne baktığımda çatık kaşlarıyla yara olmayan tarafında ki dirseğinden destek alıp doğrulduğunu görmüştüm. Gözleri yavaşça kısılırken tek kaşı itinayla havalandı.

“Ne yaptın?” derken kelimeleri vurgulayarak yavaşça konuştuğunda bakışlarım hareket eden dudaklarındaydı. Mor halleri kırmızaya dönmüştü, can gelmişti. Sanki daha az önce tadına bakmamışım gibi damağımda onu istiyordum.

“Seni öldü gösteri…”

“Onu duydum Sâye!” diye haykırdığında gözlerinde sinir kıvılcımları parlıyordu. Bundan korkmam mı gerekiyordu? Çünkü ben korkmak yerine daha da yanıyordum! “Bunu neden yaptığını soruyorum.” Bakışlarım karışık saçlarında gezinirken yavaşça onu süzüyordum. Çok yakışıklıydı. Fazla yakışıklıydı.

Bir eli hızla boynuma sarılırken dudaklarıma yaslanan sıcak dudaklarıyla eli bedenimde gezinmeye başlamıştı. Üstüme çıkan iri cüssesinin ağırlığı altında kendimi kaybederken ellerimi sertçe saçlarına sardım. Aniden içime giren varlığıyla…

“Sâye!” Sesiyle bir anda yerimden zıpladığımda hızla etrafıma bakındım. Az önce ki an gerçek değil miydi? Hala uzanarak bana çatık kaşlarıyla baktığını fark ettiğimde ellerimi yanaklarıma sarıp bakışlarımı kaçırdım. Hiç iyi değildim!

“Seni vurduran kişi Namık ve bende onu yakalamak için lider oldum. Bugünde elini vurdurdum, üç parmağı paramparça oldu. Üç kurşuna üç parmak…” derken bakışlarım ona döndüğünde gözlerinde ki öfke daha da artmıştı.

“Bir saniye, ben doğru mu anladım? Sen beni öldü gösterip bir de yetmezmiş gibi beni senin öldürdüğünü kanıtlayıp lider mi oldun?” demesiyle başımı yavaşça olumlu anlamda salladım.

Hayır kızım, dudaklarına bakma. Hayır irice gözüken kol kaslarına da bakma! Hayır!

“Evet.” diyerek kısaca yanıtladığımda eli sertçe saçlarına geçerken kendini sırt üstü bırakmıştı.

“Sâye sen beni delirtmeye mi çalışıyorsun? Lider olmak ne demek?!” diye som cümlesinde haykırdığında bakışları bana dönmüştü. Sinirliyken daha da mı seksi oluyordu bu?!

“Merak etme, ben halledeceğim. Morgda kalbin tekrardan atmaya başlayacak.” dediğimde kaşları daha derinden çatılırken bu sefer elinden destek alarak oturduğunda yüzü daha da yakınıma gelmişti.

“Sorun sence burada benim sikik hayatım mı?” Kaşları çatık sesi baskındı. “Eski lideri tam anlamıyla öldürmeden lider koltuğuna geçtiğin için ölüm emrin verilir.” demesiyle boynunda çıkan damardan gözlerimi zor bela ayırıp gözlerine çevirebilmiştim.

“Biliyorum sevgilim.” dememle gözlerini erkeksi bir şekilde devirdiğinde bacaklarımı sıkıca birbirine bastırmam gerekmişti. Lanet olsun!

“Peki, o zaman neden kendini ölümün kucağına attın güzelim?” dediğinde bakışlarım yeşillerinde geziniyordu, koyulaşmışlardı.

“Çünkü atmadım.” dediğimde kaşları tekrardan çatılırken gözlerinde şimşekler çakmaya başlamıştı. “Sakinleş koca adam, masadakilerin haberi var.” Türkler hariç diğerlerine gönderdiğim videolarda oynamalar yapmıştık ve asıl meseleyi bizzat ben anlatmıştım. Dünya liderlerinin yanında diğerleri karşıma geçemezlerdi.

Bakışları biraz da olsa yumuşarken derince bir nefes alırken yüzünü hafifçe buruşturmuştu, yaraları sızlıyor olmalıydı.

“Hastaneye suç atacaksın.” derken anlamaya çalıştığını fark etmiştim.

“İçlerinden bir doktorları seni öldürmeye çalışırken yakalandı, inanılmayacak bir suç olmaz.” dediğimde başını sallayarak anladığını belli etmişti.

“Yasal olarak şu anda ölüyüm yani?” demesiyle bu sefer benim kaşlarım çatılmıştı.

“Evet de çok kısa süreliğine.” dedim hızlıca.

“Şu piçi gebertmem için yeterli bir süre.” derken gözlerini tekrardan ölüm bürümüştü.

“Şu an onun hiç sırası değil Araf, ayrıca ben halledeceğim onu.” dememle bakışları bana dönmüştü.

“Sen artık hiçbir şeyi halletmeyeceksin küçük hanım. Artık emir komuta bende.” demesiyle tek kaşım imalı bir şekilde havalandı.

“Oldu, başka emrin?” derken gözlerim kısıldığında sanki bu anı daha önce yaşamışım gibi hissetmiştim.

“Şu anlık yok, olunca bildiririm.” dediğinde anı hatırlamamla dudaklarım kıvrılırken o da gülümsemişti.

***

"Niye? Üçüncü meslek olarak da doktorluk mu yapıyorsun?"

"Lütfen bana zıt gitmemeye çalış, sinirlendiğimde gözüm dönebiliyor."

"Oldu, başka emrin?"

"Şu anlık yok, olunca bildiririm."

***

Bundan yıllar önce onu ilk tanıdığım zamanlara ait bir anıydı, zaman ne kadar da çabuk geçiyordu. Oysaki okula konuşmacı olarak geldiği zamanlar daha dün gibi aklımdaydı…

“Senelerdir asiliğinden hiçbir şey kaybetmiyorsun güzelim.” derken eli yanağımı bulduğunda bedenimin içinde kasırga dönmeye başlamıştı. Tüm enerjim sanki elinin dokunduğu yere akın ediyor gibiydi, ne oluyordu lan bana böyle?

“Duman asla kaybetmez, hiçbir konuda.” diyerek çaktırmadan geriye çekilmeye çalıştığımda yanağımda ki buna izin vermemişti.

“Sen niye benden kaçıyorsun? Az önce de bir tuhaftın zaten, iyi misin? Miden mi bulanıyor?” demesiyle gözlerindeki telaş artmaya başlamıştı.

“Yok hayatım, midem bulanmıyor da yine de Ahu’ya sormam gereken bir şey var.” diyerek üstünden telefona uzandığımda bana karşı çıkmak yerine izin vermişti. Tekrar yerime geçtiğimde fazlasıyla yakınımda olan yüzüyle dudaklarım adeta kurumuştu. Bakışlarımı zor bela ondan çekerek telefona odaklandım. Hızla Ahu’yu ararken kulağıma yasladığımda biraz geriye çekilmiştim.

“Alo! Lavi, duyduklarım doğru mu? Hamile misin?” diye haykırdığında telefonu biraz kendimden uzaklaştırmam gerekmişti.

“Evet ama şimdi çığlığın sırası değil, sana bir şey sormam lazım.” dediğimde gülmesi duraklarken derince bir nefes aldı.

“Dinliyorum.” Sesi endişeli gelmeye başlamıştı.

“Böyle bana ateş basıyor Ahu, boğazım kuruyor. Bir türlü odaklanamıyorum, neyim var benim?” dediğimde Ahu hafifçe kıkırdamıştı.

“Kız Allah seni, beni de korkuttun ya. Bir şey değil o, aşeriyorsun sadece. Biz de birazdan size gelecektik zaten, canın ne çektiyse söyle getirelim.” demesiyle bakışlarım istemsizce karşımda temkinli bir ifadeyle beni dinleyen Araf’a kaymıştı.

Kocasını aşeren tek kadın değilsindir diye düşünüyorum.

“Yok Ahu, gerek yok.” dediğimde Araf’ın kaşları çatılırken telefonu duyabilmek için biraz daha dibime girmişti. Yağmur kokusu daha da delirmemi sağlarken çıldırmanın eşiğindeydim.

“Ha sen başka türlü diyorsun, anladım ben seni.” diyerek kahkaha atmaya başlayan Ahu’yu bile umursayamıyordum. “Bebeğim ilk iki aydan sonra ne yaparsan yap ama dersen ki iki hafta dayanamam ben, o zaman farklı yöntemlere başvuracaksın.”

“Tamam Ahu, gelince görüşürüz.” derken hızlıca yüzüne kapattığımda Araf bana anlamadığını belirten bakışlar atıyordu. Yeşilleri hafif irileşmiş ve kaşları havalanmıştı, istemsizce büzdüğü dudakları ise cabasıydı.

“Neden böyle oluyormuş?” diye sorduğunda ses tonu bile uyarılmama neden oluyordu. Siktir! Çok fenaydım şu an!

“Siktir!” diye haykırarak hızlıca ayağa kalktığımda endişeli bakışları beni bulmuştu. “Benim küçük bir işim var.” diyerek hızla tuvalete yöneldim, acilen boşalmam gerekiyordu. Belki yardımı dokunurdu.

“Miden mi bulanıyor?” derken ayağa kalkmaya çalıştığında hızla gitmekten vazgeçip ona yöneldim.

“Hayır hayatım, sen artık lütfen uzanır mısın?” dediğimde kaşları çatılmıştı.

“Neyin var dedim Sâye?” diye vurgulayarak konuştuğunda sesinin ne kadar boğuk ve seksi çıktığının farkında mıydı?!

“Aşeriyormuşum.” dememle bakışları banyo ve benim aramda gezinmişti. Alakayı çözmeye çalışıyordu.

“Neyi?” demesiyle daha fazla ateş basarken elimi kendime doğru yelpaze biçiminde sallamaya başlamıştım.

“Biraz daha konuşmaya devam edersen anlayacaksın.” diye ağzımın içinde mırıldanmamla kaşları daha çok çatılmıştı.

“Güzelim, şunu söyler misin artık?” derken hızla belime sardığı koluyla beni kendisine çektiğinde bacaklarının arasına almıştı. Temasıyla dudaklarımdan hafif bir inleme firar ederken hızla dişlerimi dudağıma geçirdim. Ellemi sağlam olan omzuna bastırarak geriye çekilmeye çalıştığımda belimde ki kolu sıkılaşırken buna izin vermemişti.

Bakışları tüm yüzümde gezinirken yavaşça gözleri gevşemişti, kaşları havalanırken dudakları kıvrıldı.

“Sen…beni mi aşerdin?” demesiyle dudaklarım büzülürken bakışlarımı kaçırmamla bir kahkaha koyvermişti.

Bakışlarım hızla ona dönerken gülen yüzünü izledim öylece; kısılan gözlerini, boğuk sesini, yanağında oluşan varla yok arası gamzesini, güzelliğini… Kocam çok güzel bir adamdı.

“Sen yeter ki iste hatun.” derken hafifleyen gülüşüyle beni kucağına çektiğinde yaralarına çarpmamaya dikkat etmiştim.

“Araf, yaraların!” diye tabiri caizse cırladığım sırada elleri iki yanağımı sararken yüzünü yüzüme yaklaştırmıştı.

“Bana ne istediğini söyle mia dea.” Yanağımda ki bir eli yavaşça saçlarımın içine kayarken titrek bir nefes aldım. Bakışlarım gözlerini bulduğunda yüzümde ki ellerini hızla iterek ayağa kalktım, kaşları hafifçe çatıldığında artık dayanacak gücüm kalmamıştı.

“Uzan.” diye emir verdiğimde yavaşça geri kayarak yatağa uzanmıştı. Yandaki makyaj masamdan sol elimle destek alarak sağ elimi pijama altımın ve ardından iç çamaşırımın içine soktuğumda dudaklarımdan derin bir inleme dökülmüştü. Bu hareketimle hızla ayağa kalkmak için hamle yapmıştı. “Sakın.” dediğim an duraksamıştı. “Kendinden…tiksindiğini söylemiştin değil mi?” derken parmakmaklarımı içime yollamamla boşalmam bir olmuştu. Gözlerimi yüzünden ayırmadan titremelerin son bulmasını beklediğimde derince yutkunduğunu görmüştüm.

Vidus’la konuşmalarının arasında aynaya bakarken bile tiksindiğini söylemişti, asla öyle biri olmadığının kanıtıydım. Parmaklarımı yavaşça içimden çıkarttığımda yeşilleri elimi izliyordu.

“Sadece bakışların bile saniyeler içinde boşalmamı sağlıyorken kendinden tiksinemezsin.” diyerek nefes nefese bir şekilde konuştuğumda koyulaşan yeşilleri gözlerime dönmüştü.

“Seni temizlememe izin ver.” derken elini uzattığında tutmamam imkansızdı, uzattığı her eli tutardım. Ona doğru bir adım atarak elimi avucunun içine bıraktığımda sıcaklığıyla hafifçe titremiştim. Evet, orgazm olmakta bir işe yaramıyormuş!

Beni kendine çekerek hafifçe yana kaydığında yatakta boş olan tarafa oturmuştum. Bakışlarım yüzünde gezinirken elimi tutan elini hızla iterek derin bir nefes aldım. Dayanamıyordum, sadece tadını istiyordum. Yavaşça dizlerimin üstüne gelerek ona doğru eğilip bir elimi başının yanına koyup diğer elimi yanağına sardım.

“Sâye…” diye mırıldanırken sözünü bitirmesine izin vermeden dudaklarımı dudaklarına yaslamıştım. Alt dudağını hızla dudaklarımın arasına çektiğimde derince bir inleme boğazımdan dökülmüştü. Tanrım! Bu tat için her şeyi yapabilirdim!

Bir bacağımı diğer tarafına atarak dikkatlice kucağına çıktığımda elleri hızla kalçamı bulmuştu. Dudaklarım sertçe dudaklarını yağmalamaya devam ederken ellerim az önceden beri dokunmak için arzuladığım saçlarına girmişti. Fark ettiğim durumla kaşlarım çatılırken zor bela dudaklarından ayrılarak kapanan gözlerimi açtım. Saçları temizdi, ne ara yıkanmıştı?

“Ne ara yıkandın sen?” dememle elleri altımdaki şortun bacak kısımlarından içeri girerek tenimi kavramıştı.

“Uyanır uyanmaz.” demesiyle kaşlarım hafifçe çatıldı.

“Araf yaraların olduğunu ne zaman kavrayacaksın acaba? Daha dikişlerin bile alınmadı…” derken hızla dudaklarıma yaslanan dudaklarla sözüm kesilmişti.

“Aras itinden rica ettim, saçlarımı yıkamama yardım etti. Hepsi bu güzelim, bedene dokunmadım.” Dudakları hala dudaklarıma yaslıyken odaklanmam imkansızdı.

“Rica ettiğine emin misin?” diye mırıldanırken dudaklarına küçük bir öpücük bırakıp yanağına kaymıştım.

“Rica emiri de denebilir.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken yüzününün her yanına öpücükler kondurmaya başlamıştım. İşte yapmak istediğim tam olarak buydu. Ona doymak! En azından çalışmak… “Kız…ne yapıyorsun?” diyen Araf gülmeye başladığında öpücüklerime devam ediyordum. Diğer yanağına geçerek oraya da aynı muameleyi gösterdiğimde Araf’ın gözleri kapalı ve dudaklarında ki gülümsemesiyle beni beklediğini fark etmiştim.

“Bu kadar lezzetli olman tamamen senin suçun.” dediğim sırada gözler açılırken yeşillerinde ki parıltılar tam bir görsel şölen oluşturuyordu.

“Pijamaların çok yakışmış.” diye mırıldanmasıyla dudaklarım daha çok kıvrılırken yeşillerinden gözlerimi alamıyordum. “Gözlerinde ki yıldızlar etrafına saçılmış gibi, çok beğendim.”

Sözleriyle kalbim ısınırken burnumu hafifçe burnuna dokundurdum.

“Ağzınız yine çok iyi laf yapmaya başladı bayım.” dememle gözlerinde hınzır parıltılar yanmaya başlamıştı. Dudaklarını saran çapkın sırıtışıyla bakışlarım istemsizce oraya kaysa da kendime hakim olabilmiştim.

“Bilirsin küçük hanım, ağzım her alanda iyidir.” diyerek göz kırpmasıyla kaşlarım havalansa da yanaklarımın ısındığını hissediyordum.

“Edepsiz.” derken sırıtarak geriye çekildiğimde kalçamda ki elleri daha sert kavramaya başlamışlardı.

“Senin edepsizin.” demesiyle hafifçe kıkırdamama engel olamamıştım.

“Bak adam, seni yerim.” dememle tek kaşı havalanırken dudakları aralandığında ne diyeceğini tahmin ederek bende söylemiştim.

“Söze değil icraata bakıyoruz mia dea.”

“Söze değil icraata bakıyoruz.”

Kahkaha atmaya başlamamla o da hafifçe gülmüştü. Artık sözlerini bile ezberlemiştim.

“Demek beni taklit ediyorsun.” derken kısılan gözleriyle hızla dudaklarıma atılmıştı ki kendimi yana atarak ondan kaçtığımda kaşları anında çatılmıştı.

“Hani kapıya gidene kadar yakalardın, işin gücün şov.” dememle bir anda dudaklarını dudaklarımda bulmam bir olmuştu. O kadar hızlı beni yakalayıp kendisine çekmişti ki bırakın engel olmayı nefes almaya bile vaktim olmamıştı. Dudaklarıma geçen dişleriyle inlememi engelleyemezken arkadan uğultu halinde kapı sesi duymuştum.

Kapı bir kez daha vurulduğunda yanında aynı zamanda Kayra’nın da sesi duyulmuştu.

“Lavinia, buna bakman lazım.” Kaşlarım çatılırken dudaklarından ayrıldığımda bakışlarımız buluşmuştu. Normal bir aile gibi yaşadığımız zamanımız bu kadardı işte, kısa ama tatlı…

Dudaklarına son bir öpücük bırakıp ayaklandığımda gözlerinde ki endişeli ifadeyle bana baktığını fark etmiştim. Kapıya doğru adımlayarak derin bir nefes alıp açtığımda Kayra’nın elindeki tabletle kapıda beklediğini görmüştüm, yüzünde sırıtan bir ifade vardı. Bu bir nebzede olsa rahatlamamı sağlarken elindeki tablete uzandığımda bir haber sitesinin açık olduğunu anlamıştım.

Sayfanın yarısını kaplayan Ender’in resminin altında kocaman harflerle başlık yazılıydı.

‘ONLARCA CAN ALAN VE HALA YETKİLİLER TARAFINDAN ARANAN DUMAN KOD ADLI KATİLİN CİNSİYETİ SAVCI TARAFINDAN AÇIKLANDI.’

Başlıkta takıldığım tek bir nokta olmuştu. Lakabımı nasıl öğrenmişlerdi?

Sinirlerim yay gibi gerilirken haberin altına doğru kaydırmaya başladığımda gördüğüm röportajla anlam vermeye çalışıyordum.

“Evet, bugün akşam 11 sularında kendine Duman adını veren o adam tarafından darp edildim. Kendisinin davasıyla özel olarak ilgilendiğim için davadan vazgeçmemi emretti ve bende adaletten kaçamayacağını söylediğim için beni öldürmeye çalıştı. Neyse ki devletimin polisleri sayesinde elinden kurtulabildim.”

Adam…

Bir kadından dayak yediğini bile söylemeye o olmayan gururu el vermemişti. O zaman bize de bunu gizlemeyeceği biçimde yapmak yakışırdı…

~~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonu…

Biliyorum, bu bölüm baya bir gecikti ama gerçekten bir türlü müsait olamadım canlarım. Bundan sonra umarım düzenli bir şekilde atmaya çalışacağım.

Sizce bölüm nasıldı???

Peki Arhan’ımın tatlılığı???

Sonda Ender’i öldürmek isteyen bir tek Duman değildi sanırım…

Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Seviliyorsunuzzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

1 yorum