İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 10 · 17 dk okuma

SÂYE

Bölüm 10

9. GECELERİN HASRETİ

Bölüm Şarkıları

Çağan Şengül&Emre Aydın~Yansın

Koliva~Yüksek Dağlara Doğru

Tuna Velibaşoğlu~Kal Ölene Kadar

Skapova~Yalnız Başıma

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen

İyi okumalar

Seviliyorsunuzzzz

🖤⚖️

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Yazarın anlatımından

Genç adam kucağında ki baygın bedenle hızla hastane kapısından içeri girerek haykırmaya başlamıştı. Kucağında ki sevdiği kadın can çekişirken onun acı içinde haykırışı hastanenin duvarlarına çarparak yankılanıyordu sanki.

Onu kaybedemezdi, buna dayanmaya gücü yoktu.

Hemşirelerin getirdiği sedyeye yatırdı hızlıca sevdiği kadını ve tuttu sıkıca elini, hiç bırakmak istemezcesine...

"Çok kan kaybetti." dedi gözyaşlarının arasında genç adam doktorlara. Bu zamana kadar kimseye minnet bile etmeyen adam sevdiği kadın için yalvarmaya hazırdı. Ameliyathanenin kapısına geldiklerinde sıkıca tuttuğu elini kaldırıp dudaklarını bastırdı ardından tenini teninden çekmek zorunda kalmıştı.

"Merak etmeyin beyfendi, elimizden geleni yapacağız." diyerek içeri girdi doktor sonrasında kapı kapanarak uzunca bekleyişin alarmını kurmuştu. Sırtını kapının yanında ki duvara yaslayarak yere oturdu genç adam. Gözlerinden akan yaşları durduramıyordu aynı o gün gibi, annesinin ölüşünü izlediği günkü gibi...

"Tanrım lütfen alma onu benden, lütfen..."

Bu sırada Kayra ve diğer arkadaşları da hastaneye hızlıca giriş yapmışlardı. Lavinia'nın gizlice oraya gittiğini bilen tek kişi genç adamdı, diğer kimsenin haberi yoktu. Hastaneye girmeden önce korumasına diğerlerine haber vermesini söylemişti sadece.

Kayra korkudan titrerken tahmin ettiği şeyin olmaması için yalvardı tanrıya, kardeşine bir şey olmaması için...

"Lavinia Argun burada mı?" diye sordu sesi titrerken danışmaya.

"Bakıyorum hemen." dedi kadın ve ardından gergin bekleyiş başladı. "On dakika kadar önce giriş yapmış, ikinci katta ameliyata alınmış efendim."

Sözlerinin ardından Kayra'nın gözlerinden birer damla yaş düştü, adeta yerinden kıpırdayamıyordu. Ardından çığlık atarak koşturan Ahu ve Deniz'in sesini duyuyordu lakin hareket edemiyordu. Omuzlarına sarılıp onu sarsan bedenle bakışlarını buzlara çevirmişti.

"Ona...ona bir şey olursa yaşayamam ben Alp. Ona bir şey olmasın."

"Sakin ol Kayra sadece ameliyatta belki de önemli bir şey yoktur. Gidip bakalım hadi!" dedi Alp kızı sakinleştirmeye çalışarak. Sözleriyle beraber kız yavaşça kafasını sallayarak adımlamaya başladı lakin ayakları her defasında geriye gidiyor gibiydi. Dua etti kız içinden, tekrar tekrar yalvardı tanrıya...

Söylenilen kata geldiklerinde kulağına dolan ağlama sesleriyle ayaklarında ki bağ çözülmüş gibi koşmaya başladı kız ta ki kapının önüne gelene kadar. Bakışları sadece yerde ağlayan genç adama takıldı, üzeri kan içindeydi. Kardeşinin kanı...

"Nerede? NEREDE O?" diyerek attığı çığlıkla genç adam gözlerini zor bela kıza çevirmiş ve ardında ayağa kalkmıştı yavaşça. Kız hızla ona doğru adımlayarak omuzlarından itti genç adamı. "ONA NE YAPTIN SENİ LANET OLASI? NEREDE O?" diye haykırdığında vurmaya devam ederken bedenine sarılan kollarla geriye çekilse de çırpınmaya devam etti kız. "HER ŞEY SENİN SUÇUN, DUYDUN MU BENİ? ONA BİR ŞEY OLURSA GEBERTİRİM SENİ."

Kızın sözleri yanağına çarpan tokatla yarıda kesilmişti. Bakışlarını ona vuran kişiye çevirdiğinde Buğlem'in sinirli bakışlarıyla karşılaşmıştı.

"KENDİNE GEL! O İÇERDE CAN ÇEKİŞİYORKEN SENİN SAÇMA SALAK ATARLARINLA UĞRAŞAMAYIZ." diye haykırdı arkadaşının suratına genç kız. Ardından ona yaklaşarak ıslanmış yanaklarını avucunun içine aldı. "Uyandığında sevdiği adamı suçladığını görürse çok kızar Kayra, yapma." dediğinde kızın çevresinde ki kollar geriye çekilmişti ve yerini Buğlem'in kolları almıştı. İki arkadaş birbirlerine destek olmak istercesine sarılarak ağlamaya başlamışlardı.

Bu sırada Deniz kafasını duvara yaslayarak sadece kapıya bakabiliyordu. O kız onun ailesi olmuştu, yanında olan tek kişi olmuştu ve şimdi can çekişiyordu. Tekrar mı ailesiz kalacaktı? Bakışlarını Arhan'a çevirdi, kahrolmuştu, bu her halinden belliydi. Az önce doğrulduğu duvara geri çökerek yere oturmuştu tekrardan, hiç sesini çıkarmadan odaklandığı zemine bakarak gözlerinden yaşlar dökülüyordu.

Ardından bakışlarını yandaki sandalyeyeler de oturan çifte çevirdi. Ahu Turgay'ın omzuna yaslanarak sessizce ağlıyordu, o an da ne kadar yalnız olduğunu tekrardan hissetti Deniz. Onun yanında olup neşe veren tek kişi Lavinia'ydı.

Can ise yavaşça derbeder olan kardeşinin yanına ilerleyerek aynı onun gibi yere oturmuştu. Hayatında çok kayıp vermişti Can ve bir kişiyi daha kaybetmek istemiyordu. Başında olduğu timinin tamamı ölmüştü onun dışında, bu yüzden çok kez ölmeyi denemişti ama başaramamıştı. Yanında ki adam onu her defasında hayata bağlamıştı ve şu anda onun içerde ki kadına ihtiyacı vardı. Kendini nasıl suçladığını anlayabiliyordu, çünkü zamanında o da çok suçlamıştı kendini. Dağda pusu kurmuştu şerefsizler, Can da yaralanmıştı lakin bir şekilde hayata tutunabilmişti, diğer arkadaşları onun kadar şanslı olamamışlardı.

"O yaşayacak kardeşim, kahretme kendini böyle. Güçlü durman gerekiyor." dedi Aras, Arhan'ın diğer yanına geçip otururken.

"Şhh! Sus." diye fısıldadı genç adam zorla. Onunla olan tüm anıları gözünün önünden geçerken konuşmak son isteyeceği şeydi.

Anılarında ki kadın yine dönüp gülümsedi ona. Sonra tekrardan anı değişti.

Yağmur yağıyordu delicesine ve kadını gördü genç adam, yine ve yine...

Etrafta kaçan insanları bile umursamadan elini iki yana açarak gülmeye başlamıştı huzurla. Kendi çevresinde gülerek dönerken aynı yağmurun altında genç adamda ıslanmasına rağmen durup sadece onu izlemişti. Sanki bir melek yeryüzüne inmişti ve yağmurun tadını çıkartıyor gibiydi. Gülüşü adama tekrardan yaşadığını hissettirmiş gibiydi, işte o an anlamıştı. Kalbi vardı ve bu kadın sayesinde tekrar atıyordu.

Şimdi ise o kalbine hançerler saplanıyordu. Son sözleri zihninde çınlarken tek yaptığı kendini durduramadan ağlamaktı...

Bu şekilde saatler geçmişti. Bazı hemşireler çıkıyor bazıları giriyordu. Genç adam yerinden bir saniye bile hareket etmeden sadece saymıştı, meleğinden ayrı kaldığı her saniyeye lanet ederek sadece saymıştı. Odaklandığı noktaya bakmaya sürdürürken ameliyathanenin kapısı açılarak bir hemşire aceleyle çıkıp ekibe doğru dönmüştü.

"Hastamızın acil Arh+ kana ihtiyacı var." dediğinde genç adam hızla yerinden doğrulmuştu.

"Ben verebilirim." diyen Can'la bakışları ona çevrilmişti.

"Bende verebilirim." diyerek devam etti Ahu da.

"Tamam, beni takip edin o zaman."

Sözlerinin ardından üçü de gözden kaybolduğunda genç adam tekrardan az önce doğrulduğu yere oturmuştu. Onu istiyordu, aşık olduğu kadını yanında istiyordu ama yoktu içerde can çekişiyordu. Belki de kurtulamayacaktı.

Bu düşünceyle nefesi kesilir gibi olmuştu, sanki kalbi atmayı durdurmuştu. Hayır, genç adam böyle bir hayatı düşünemiyordu bile.

Tam tamına 4 saat 50 dakika geçmişti, çıkan hemşireler bilgi vermek yerine doktoru beklemelerini söyleyerek gözden kayboluyorlardı hep.

Aradan 10 dakika kadar geçtikten sonra ameliyathanenin kapısı açılarak ağzında maskesiyle doktor çıktığında tüm ekip ayaklanarak kapıya doğru yaklaşmışlardı.

"Durum nedir?" diye sordu genç adam korkarak.

"Vücudundan iki kurşun çıkardık, bunlardan bir tanesi kalbe oldukça yakın bir yere saplanmıştı. Zorlu bir ameliyat sonucunda ikisini de çıkardık lakin hayati tehlikesi hala devam ediyor. Bu önümüzde ki 48 saat çok önemli, tekrardan geçmiş olsun." dediğinde tam karşısında bulunan genç adam'ın içinde ki nefret tüm damarlarını sarmış gibiydi. Ona bunu yapanları ne olursa olsun yaşatmayacaktı lakin önceliği kadınının uyanmasıydı, uyanıp ona geri dönmeliydi.

Hastane tarafında bunlar yaşanırken Dağhan ise evde volta atarak düşünüyordu. Öz oğlunun ne denli bir manyak olabileceğini çok iyi biliyordu, çünkü onu o yetiştirmişti. O kadının şimdi ölmesi demek Arhan'ın çevresinde onu tutan bağların tamamen kopması demekti ve bu olmamalıydı.

"Ne abarttın be peder, kurtulduk işte ne güzel." dedi Ömer Argun.

"Kes sesini salak! Başımıza ne kadar büyük bir dert açtığından haberin var mı senin? Aynı seni yetiştirdiğim gibi onu da ben yetiştirdim ve o da en az senin kadar manyak." diyerek haykırdı Dağhan. Bu sözlerin ardından Ömer hızla oturduğu koltuktan kalkarak Dağhan'ın karşısına dikildi.

"Sana benzeyen tek oğlun benim ama buna rağmen soyadını alan o piç! Şimdi geçip karşıma ahkam mı kesiyorsun Dağhan Demir?" dediğinde bağırmamak için kendini oldukça zor tutuyordu. "Bunca yıldır beni gizli tuttuğun halde hep senin yolundan ilerledim, senin kopyan oldum. Belki olurda diğer oğlun gibi birazda beni seversin diye ama yapmadın ve şimdi karşıma geçip o orospuyu niye öldürdüğümü mü soruyorsun? Onu da diğer o tüm mal arkadaşlarını da acılar içinde geberteceğim ama umarım biricik kardeşim henüz ölmemiştir. Çünkü onun bu kadar kolay gebermesine gönlüm hiç razı değil baba."

"Sana o veledi öldürmen için emir verdim, kızı değil ve sen benim sözümden çıktın. Şimdi hem Duman hemde Ateşle uğraşacağız farkında mısın?" diyerek adamın henüz tam olarak iyileşmeyen omzuna elini atarak var gücüyle sıkmaya başladığında dişlerini birbirine geçirerek çığlık atmamak için kendini tuttu Ömer.

"Kız önüne atladı ama merak etme hepsi ölecek." dedi acı içinde. Bağırmaması gerekiyordu eğer bağırırsa işkence dozunu attırırdı bu hep böyleydi.

"Elbet ki ölecek oğlum ama bu sefer hata istemiyorum." dedikten sonra elini yaradan çekerek geri çekildiğinde derince bir nefes aldı Ömer. "Lakin cezan bu kadarla kalamaz. Senin dilin fazla uzamış, onu törpülemek gerek." diyerek kapıya doğru adımladığında Ömer başına ne geleceğini biliyordu. Bodrum katta ki o odaya gideceklerdi yine ve acıdan bayılana kadar çıkamayacaktı.

Sessizce babasını takip etti Ömer Argun, çünkü başka bir seçeneği yoktu...

************************

Arhan Araf Demir

Gözümü dahi kırpmadan camın arkasında usulca yatan meleğimi izliyordum. Bedenine kablolar bağlı ve nabzı bir o kadar yavaştı ki, her defasında yüreğim ağzıma geliyordu. Şu hayatım boyunca değer verdiğim iki kadın olmuştu ve ikisi de aynı kişi elimden almaya çalışmıştı. Annemi kaybetmiştim ama onu kaybedemezdim, buna dayanamazdım.

Onu öyle çok özlemiştim ki; tenini, sesini, o parıldayan gecelerini...

Ruhum varlığı için yanıp tutuşurken burada durup camın ardından onu izlemekten başka hiçbir çarem yoktu. Omzuma dokunan elle kendimi hızla geri çekerek sahibine baktım, Deniz'di.

"O uyanacak enişte. Hepimizden daha güçlü o, korkma uyanacak." dediğinde bakışlarımı tekrardan cama çevirdim. "Ve uyandığında seni bu halde görürse çok kızar, git bir kendine çekidüzen ver."

"Uyansında ister kızsın ister vursun isterse bağırıp çağırarak hakaret etsin umrumda değil, yeter ki uyansın." dediğim de gözümden tekrardan bir damla yaş süzülmüştü. Onun olmadığı bir dünyayı istemiyordum, o varsa ben vardım bu kadardı.

"Peki ya üzülmesini ister misin?" diye sorduğunda tereddütte kalarak bakışlarımı ona çevirdim. "Bende öyle düşünmüştüm. Neredeyse bir gün oldu, git ve değiştir artık şu üzerini, bir kendine gel." dedikten sonra arkasını dönerek az önce kalktığı Can'ın yanına geri oturmuştu. Bakışlarım o sıra Kayra ve Buğlem'e kaydı, onlarda harap olmuşlardı. Aynı anda Kayra'yla göz göze geldiğimde bakışlarımı kaçırmadım, çünkü haklıydı. Her şeyin suçlusu bendim, onun bu halde olmasının tek sebebi bendim...

Bana bakmaya bile dayanamıyormuş gibi çevirdi bakışları tekrardan. Bende yaptığım işe geri dönerek izlemeye koyuldum. Her hareketine dikkat ederek bakıyordum belki de parmağını oynatır diye ama kıpırtı dahi yoktu.

Çalan telefonumu umursamadan onu izlemeye devam ederken telefon ise ısrarla çalıyordu. Beşinci kez çalmaya başladığında artık dayanamayarak telefonu çıkartıp ekrana bakmadan cevapladım.

"Oğlum, canım gelinimin yaralandığını duydum, inanki çok üzüldüm. İyi mi kendisi?" diyen sesle gözüm seğirmeye başlamıştı. Hangi yüzle bir de beni arardı?

"Orospu çocuğu...OROSPU ÇOCUĞU SENİ GEBERTECEĞİM. YEMİN EDERİM Kİ VÜCUDUNUN HER HÜCRESİ ACI ÇEKENE KADAR DURMAYACAĞIM. YOLUNU SOPUNU SİKTİĞİMİN SOKUK BEYİNLİSİ." dedim avazım çıktığı kadar bağırarak. "O BENİ TEHDİT ETTİĞİN KÜLLERDE ARTIK UMRUMDA DEĞİL, BAKALIM KİM SENİ ELİMDEN ALACAK AMINA KOYDUĞUM."

"Aa! Ama bu kadar sinir bu yaşta çok fazla oğlum, bak beni korkutuyorsun." diyerek kahkaha attığında sinirden elim ayağım titriyordu. Hiç beklemeden telefonu kapatırken hızla çıkışa doğru adımladım, o sikiği gebertecektim.

"Abi nereye? Ne oluyor?" dedi Can ardımdan bağırırken.

"Bir kaç saate döneceğim." dedikten sonra hızla asansöre bindim.

Bir süre sonra arabama bindiğimde gaza köklenmiştim. İstikamet belliydi...

Birkaç saatin sonunda o hafızamdan asla çıkmayan eve vardığımda arabadan indiğim gibi belimde ki dolu silahı elime alarak hızla kapıya doğru adımladım. Sertçe çaldığım kapıyı evin hizmetlisi olan ürkek bir kadın açtığında kapıyı iterek eve adımladım.

"NEREDESİN LAN OROSPU ÇOCUĞU? ECELİN GELDİ." dedikten sonra hemen girişte duran büyük vazoyu yere fırlatarak kırılmasına sebep oldum. Bunu annem seçmişti, onun sevdiği renklerdi.

"Dağhan bey yok efendim. Durun lütfen ne yapıyorsunuz." diyen hizmetçiye döndüğümde yüzümde her ne gördüyse korkarak dışarı kaçmıştı.

"DAĞHAN PABUCU YARIM ÇIK DIŞARIYA OYNAYALIM." dedikten sonra kahkahaya atmaya başlamıştım. Sinirden her bir hücremin titrediğini hissederken salona doğru adımlamıştım. "NOLDU AMINI SİKTİĞİM, KORKUP ANANIN AMINA MI SAKLANDIN?" diyerek etrafta gördüğüm tüm çerçeveyi yere fırlatmaya başlamıştım. Tam gözümün önünde onu burada öldürmüştü, hiç acımadan önce dövüp sonrasında üstüne kurşunlar yağdırdıktan sonra evden defolup gitmişti. Saatlerce belki de günlerce annemin ölü bedenine sarılarak uyumuştum ama sonra gelip onu da benden almıştı ve hiç umursamadan cayır cayır yakmıştı bedenini.

Tüm salonu yerle bir ettikten sonra bu sefer mutfağa adımladım.

"EVİN HER YERİNDE KAMERA OLDUĞUNU BİLMİYOR MUYUM LAN BEN KARAKTERİNİ SİKTİĞİM? SENİ BULACAĞIM VE O GİRDİĞİN DELİĞİ DE SENİ DE SİKECEĞİM." dedim ve ardından mutfağı da tamamen yere indirdikten sonra adımlarımı üst kata yönlendirdim, cephanesinin olduğu odaya. Ben bu evde eziyet görmüştüm, tabiki de her noktasını ezbere biliyordum.

Odasına adımladıktan dolabını hızla yere fırlattığımda arkasında duran kapıyla sırıttım. Kapıda ki şifreyi girdiğimde yanan yeşil ışıkla kahkaha atmaya başlamıştım. Tabiki de doğum gününü yapmıştı narsist piç.

Hemen içeri girerek bulduğum tüm patlayıcı maddeleri, bombaları alarak aşağı inip evin her köşesine yerleştirmeye başladım.

İşimi bitirdikten sonra sırıtarak lanet evi izlerken tekrardan telefonum çalmaya başlamıştı. Açarak sakince kulağıma yerleştirdim.

"Bunu yaparsan o tatlı sevgilin işte o zaman ölür Arhan, sakın yapayım deme." dediğinde yüzümde ki sırıtış büyük bir gülümsemeye dönerken kahkaha atmaya başladım.

"Bu daha hiçbir şey baba, tüm sülaleni sikmeden durmayacağım." dedikten sonra telefonu yüzüne kapatarak dışarıya adımlayıp sakince arabama binip evden biraz ileriye gittiğimde elimde tuşa bir saniye bile düşünmeden basarak geçmişimin patlamasını sağladım.

İçimde küçük çocuk sadece Sâye'mle yaşayacaktı, ondan hariç herkese ölüydü bu beden...

*************************

Kayra Çevik

Bakışlarımı karşımda ki cam duvardan bir saniye bile ayırmak gelmiyordu içimden. Benim canım, her şeyim içeride can çekişirken nefes dahi almak gelmiyordu içimden. Doktor 48 saat demişti ve neredeyse ikinci günde bitmek üzereydi lakin hala hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu, yandaki aletten çıkan ses dışında.

Hatırlıyorum da ne çok anımız olmuştu birlikte. Beni her defasında korumak için gözünü bile kırpmamışken ben onu ölüme yollamıştım ve ruhum bile duymamıştı. O benim yokluğumu saniyeler içinde fark ederken ben saatler sonra bile anlayamamıştım. Şimdi ise kablolara bağlanmış bedeni yaşamak için çırpınıyordu. Beni o boktan hayattan kurtaran kişi olmadan nasıl yaşardım, bilmiyordum.

Elimde içmekte olduğum üçüncü kahvede bitince bardağı çöpe atmak için ayaklanıyordum ki dönen başımla sendelediğimde hızla bedenime sarılan kollar beni kendisine yapıştırmıştı.

"Bir şeyler yemen gerekiyor mavi kafa, harap ettin kendini." diyen Alp'e çevirdim bakışlarımı.

"O uyanıp desin bana yemek yememi, o zamana kadar tek lokma sürmem."

"Ama prenses böyle olmaz ki, seni gördüğünde hortlak sanıp geri bayılır kız." dediğinde yüzümde mimik dahi oynamadan onu izliyordum.

"Hayırdır, Can'ın görevini sen mi üstlendin?" dedim sinirle.

"Eğer kafan dağılacaksa bunu da yapmaya razıyım." derken bir elini belimden çekerek yanağıma getirmişti. "O güçlü bir kadın ve uyanacak, eminim." dediğinde gözlerimi kapatarak başımı göğsüne yaslayıp kollarımı ise bedenine sardım. Buna çok ihtiyacım vardı...

Bir süre öyle sarıldıktan sonra kendini geri çeken taraf ben olmuştum. Bakışlarımı gözlerine çıkardığımda onunda ne kadar üzgün olduğunu görebiliyordum.

"Evet, uyanacak." dedim fısıldayarak. Sözlerimin ardından beni onaylarcasına sakince kafasını salladığında kollarının arasından ayrılarak elimde ki bardağı çöpe attıktan sonra az önce kalktığım yere geri oturmuştum.

"Arhan nereye kayboldu oğlum, saçma salak bir hareket yapmaz umarım." diyen Can'la bakışlarım ona dönmüştü. Evet, kabul ediyordum, ona biraz fazla çıkışmıştım lakin canımın acısından başka hiçbir şey umrumda değildi. Şu an Lavi'm içeride yatıyorsa bu onun şerefsiz babası yüzündendi.

"Gidip bir arasak mı?" diye sordu Alp

"Kafa dinlemek istiyordur. Görmediniz mi adam ne halde?" diyerek Turgay cevaplamıştı onu.

"Buradayım." diyen sesle hızla kafamı çevirmiştim. Üzerinde ki kanlardan arınarak üstüne yeşil bir şey geçirmiş ağzına da maskesini takmıştı. Ardından hiç beklemeden yoğun bakımın kapısını açarak içeri girip arkasından kapattığında hepimiz şok olmuş bu şekilde onu izlemiştik.

"İşte tanıdığımız Arhan Demir." diyerek gülen Aras'la arkama yaslanarak beklemeye koyulmuştum.

*************************

Arhan Araf Demir

Odadan içeri adım attığımda burnuma dolan hastane kokusundan bir kez daha nefret etmiştim. Huzura, kokusuna ihtiyacım vardı...

Sakince yanına adımlayarak sandalyeye oturup kablolara bağlı elini tuttum. Bakışlarımı güzel yüzüne çevirdiğimde derince bir nefes çektim ciğerlerime, buradaydı, yanımdaydı ve kalbi atıyordu.

"Güzelim, geldim bak yanındayım." dedikten sonra sıkıca kavradım elini, belki varlığımı hissederde uyanır diye. "Gitme demiştim sana, biliyordum böyle olacağını ama inatçı keçim beni dinlemedi yine. Doktor belki sesimi duyup tepki vereceğini söyledi. Uyan be güzelim, daha fazla sikme içimi yalvarırım."

Sandalyemi biraz daha yatağa yaklaştırarak solgun yanağını okşadım yavaşça. Her zaman parıldayan teni yerini solgun bir beyazlığa bırakmıştı.

"Seni ilk kez dövüş salonunda gördüğümde nefret etmiştim aslında. Çünkü hissettiklerim benim için çok yabancıydı, tuhaftı. Sonrasında gözümü her kapattığımda bakışların çınladı zihnimde, o gülümsemen oynanan bir piyes misali dönüp durdu. Ardından hiç olmadık bir yerde yürürken denk geldim sana." dediğimde anılar birer birer canlanmaya başlamıştı.

"Yolda gördüğün bir yavru kediye mama veriyordun lakin öyle masum durdun ki o an gözüme bir an bile ayıramadım bakışlarımı senden. Duvarın kenarına yavaşça oturdun ardından kediyi kucaklayarak sakince süt içirmeye başladın ona. İşine öyle çok dalmıştın ki hemen karşı kaldırımda saatlerce seni izlediğimi fark etmedin bile. O gün orada denk gelmemizi tesadüf deyip umursamamıştım lakin bu durum devam etti." dedikten sonra yüzümü yavaşça elinin üzerine koyarak derin bir nefes daha aldım.

"Hiç yapmazdım aslında ama o gün tek başıma sinemaya gitmek istemiştim. Yalnız olurum diye herhangi bir korku filmine bilet alarak geçip yerime oturduktan birkaç dakika sonra yanıma sen oturdun. Hemen yanımdaydın, o kokun her tarafımı sarmıştı lakin sen yine dönüp bir kere bile bakmamıştın bana. Oysaki ben film boyunca sadece seni izlemiştim. Heyecanla oturup filme odaklandığında büyüyen siyahların kalbimi öyle hızlı attırmıştı ki kalkıp kaçmayı düşünmüştüm. Senden uzaklaşmam gerekiyordu, çünkü ben..." sözümü bitiremeden gözümden bir damla yaş süzülerek eline düşmüştü.

"Çünkü ben babama benzemekten korktum. Onun gibi sana zarar vermekten korktum. Ve bu yüzden kaçtım ben senden." dedikten sonra derin bir nefes alarak devam ettim."O sinemadan sonra her gece rüyalarımı sen süsler olmuştun ve bu çok tehlikeliydi, bedenin yanımda değilken bile sen her saniye benimleydin aslında. Sadece cinsel bir çekim hissettiğimi sandım ilk başta ama öyle değildi, tek düşünebildiğim seni sadece arzulamanın dışında varlığını tamamen yanımda istemekti. Salak bir dürtüyle yanımda olmanı istedim hep ve bir zaman sonra seni araştırarak bulunduğun konumlara gitmeye başladım."

Başımı elinden kaldırdıktan sonra tekrardan kapalı olan gözlerine çevirdim bakışlarımı.

"Aslında girdiğin her kafede dolaştığın her sokakta bende vardım ama sen hiçbirinde beni fark etmedin, ta ki gitmeden hemen önce ringde seni izlemeye geldiğim güne kadar. O gün bakışların benimle kesişti ilk kez ve ben o gün delicesine çığlık atmak istedim, biliyor musun?" dediğimde gülmeye başlamıştım. "O yağmurlu günde seni gördüğümden beri hislerimin farkındaydım ama hep göz ardı etmeye çalışmıştım. Kaçtım bende, görmezsem unuturum sandım ve kaçtım. Üç koca yıl o kadar uzun geldi ki bana güzelim anlatamam."

"Her seni unuttuğumu sandığım günün gecesi yine seni izlerken buldum kendimi. Hatta yetmedi siyah lens kullanmaya başladım, aynaya her baktığımda senin gözlerini görebilmek için. Belki de bu yaptığım sapıklıktı yada manyaklık ama yemin ederim durduramıyordum kalbimi. Ardından o şerefsizin senin çevrende olduğunu duydum, güçlü kadınları hep seçer koduğumun karaktersizi." dediğimde aklıma gelen görüntülerle hızla kafamı sallayarak def ettim onu zihnimden.

"Sonrasında atlayıp geldim yanına hiçbir şeyi umursamadan. Sensiz hayat geçmiyor, sensiz bu adam nefes alamıyor Sâye'm. Uyan artık, dindir hasretimi." dedikten sonra maskemi kısa süreliğine indirip elinin üzerine küçük bir buse kondurdum. Ardından tekrar maskemi düzeltirken bir süre yandaki makineden kalbini dinlerken sadece onu izledim, kalbimi attıran, ruhumun varlığına inandıran kadını.

Her duyduğumda aklıma onu getiren bir türküyü mırıldanırken bulmuştum kendimi...

"Çok sevduğume değil bilmemene yanarum

Seni görduğum her gün içten içe kanarum

Kara gözlerun beni nasil yakti sevduğum

Hallarumdan bellidur seni ne çok sevduğum"

Kara gözlerini görmek için gerekirse tüm ülkeyi ateşe verirdim ama artık yaşabilmek için görmem gerekiyordu.

"Yüksek dağlara doğri haykirsam sevduğumi

Belki dağlar anlardi nasil özleduğumi

Bulut gibi hislerum savruldi yüreğune

Yağmur olur yağardum o uzun saçlarune

Ooy"

Annem mırıldanırdı küçükken bu türküyü hep. Anneannem Trabzon'luydu ve annem bayılırdı bu türkülere. Nerden bilebilirdim ki türkü de geçen kadına aşık olacağımı...

"Ağaçlar çiçek açti kış bitti bahar oldi

Sevdamuz bir fidandi çiçek açmadi soldi

Daldaki yaprak gibi kurudum duştum yere

Sevduğum bakamadum gözlerune bi' kere"

Bir kez daha nefret ettim kendimden, daha fazla yanında durup varlığına hissetmektense kaçtığım için en çok kendimden nefret ettim.

"Yüksek dağlara doğri haykirsam sevduğumi

Belki dağlar anlardi nasil özleduğumi

Bulut gibi hislerum savruldi yüreğune

Yağmur olur yağardum o uzun saçlarune

Ooy

Yüksek dağlara doğri haykirsam sevduğumi

Belki dağlar anlardi nasil özleduğumi

Bulut gibi hislerum savruldi yüreğune

Yağmur olur yağardum o uzun saçlarune

Ooy"

Türkü bittikten sonra bakışlarımı tekrardan eline çevirmiştim. Bu türküyü ona duyduğu bir zaman söylemek nelerimi vermezdim oysaki.

"Gecelerinden mahrum kaldığım her an biraz daha ölüyorum sanki Sâye'm, lütfen uyan artık ve bana yıldızları bahşet, bahşet ki tekrardan nefes alabilsin bu kölen."

Sıkı sıkıya tuttuğum elinin kıpırdandığını hissettiğimde hızla kafamı kaldırarak yüzüne çıkardığımda beni izleyen gecelerce çakışan bakışlarımı derin bir nefes almıştım. Ağlayarak eline defalarca kez öpücük kondururken bakışlarımı gözlerinden bir saniye bile ayırmıyordum.

Uyanmıştı, Sâye'm bana geri dönmüştü...

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Ve bölüm sonu

Bu bölüm diğerlerinin aksine bir tür geçiş bölümü olduğu için daha kısa oldu lakin bir diğer bölüm bu hafta pazar günü sizlerle olacak.

Bir hafta da iki bölüm atarak size sürpriz yapayım dedim nasıl buldunuz? :)

Ateş tekrardan sahalara geri döndü, nasıl buldunuz Ateşi?

Peki ya Ömer Argun hakkında çok şaşırdınız mı?

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen

Seviliyorsunuzzzzz

🖤⚖️

Bölüm sonu

1 yorum