(Sınır: 120 oy, 200 yorum) Bölüm şarkıları: Heartburn - Wafia Silinmez - Mansur Ark Liselim - Cengiz Kurtoğlu 🥀 "Bir kalp, ne kadar saklarsa saklasın; sevince savunmasız kalır." __________ Hafta sonuydu. Evin işleri nihayet bitmiş, her şey yerli yerine oturmuştu. Ama en önemli şeyi unutmuştum, aile fotoğrafımız. Çok eskiydi, tek aile fotoğrafımız buydu. Ben babamın kucağındaydım, 4-5 yaşlarında olmalıydım. Annemin kucağında ise kız kardeşim vardı, Bestegül. Çok küçüktü, bu fotoğraf çekildiğinde sadece bir kaç aylıktı. Haince katledildiklerinde daha 1 yaşındaydı. Fotoğrafı baş köşeye astım, görünmez timiyle olan fotoğrafımızın yanına. Yanımda değillerdi, ama ordalardı. Bu evde değillerdi, ama benimlelerdi. Hep bu düşünceyle yaşamıştım. Gurur duymam gerekiyordu, ben Şehit kızıydım, şehit ablasıydım. Şehitlik mertebesi onlara nasip olmuştu, banada nasip olacaktı elbet bir gün. O güne kadar kanının son damlasına kadar savaşan Türk subayı babam, ve cesaretiyle babamın peşinden giden anneme yakışır bir kadın olarak yaşamımı sürdürecektim. Ha birde, biricik kardeşim. Adını yaşatamamıştım, Bestegül'üm. Beni affet. Kendime gelip hızlıca hazırlanmıştım, bir kaç eksiğim vardı, onları halletmek için çarşıya çıkıp eksiklerimi tamamlamaya karar verdim. Çantamı alıp kapıya yöneldim. Motorla gitmeyi düşündüm ama alacaklarım çok olacaktı. Arabamın anahtarını alıp dışarı çıktım. Tam arabaya binecekken yan tarafta bir hareketlilik dikkatimi çekti, Atilla motorunun başında uğraşıyordu. "Günaydın Devin," dedi beni fark edince, "Günaydın komutanım," dedim ben de. Motoru çalıştırmaya uğraşıyordu ama bir şeyler yolunda gitmiyordu. "Bir sorun mu var komutanım?" diye sordum. "Bilmiyorum, hiç böyle yapmazdı. Benzinide var, neden çalışmıyor anlamadım." Dedi. "Bir tanıdığım var, motorlardan anlar. İsterseniz onu arayabilirim? Motorunuzu gelip alır, yapar." Diye bir teklif sundum. "Arar mısın gerçekten?" Dedi, "Bir dakika." Diyip telefonumu cebimden çıkarıp Asım amcayı aradım. Çok çalmadan açtı. "Günaydın Asım amca, müsait misin?" "Günaydın kızım, müsaitim." Dedi hemen. "Eren'i lojmana yollar mısın, komutanımın motorunda bir sıkıntı var. Halledersin değil mi?" Dedim, Atilla merakla beni izliyordu. Eren Asım amcanın çırağıydı. "Hallederiz kızım, ben Eren'i yolluyorum şimdi." "Tamam amca, görüşürüz." Diyip kapattım. "Geliyor." Dediğimde minnetle baktı, "Sağol, senide uğraştırdım sabah erkenden." "Rica ederim, sıkıntı etmeyin. Gideceğiniz yer acilse bırakayım? Eren alır motorunuzu." Dedim. "Yok, acil değil. Seni daha fazla rahatsız etmeyeyim." Diyince fazla ısrar etmedim. Teklif var, ısrar yok. "Siz bilirsiniz." Diyip arabama bindim ve çarşıya doğru sürdüm. Arabayı AVM'nin otoparkına park edip alışverişe başladım, öncelikle nevresim takımlarına bakmaya başladım. Yenisini alsam iyi olacaktı. Girdiğim mağazada hem nevresim takımı, hemde yeni tabak ve çatal - kaşık takımı almıştım. Fazla abartılı değillerdi, tabaklar düz beyazdı. Uzun zamandır kendime alışveriş yapmıyordum, o yüzdem elimdekileri arabaya bırakıp rahat, rahat alışverişimi yapmaya başladım. Öncelikle kozmetik ürünleri olan bir mağazaya girdim, bakımıma önem verirdim. Fazla makyaj yapmazdım, ama kremler ve maskeler benim için önemliydi. İçeriklerini dikkatlice inceleyip bir çok ürün seçmiştim, onları ödeyip bir diğer mağazaya geçtim. Elbise dolabım tıka basa doluydu. Ama yinede evde rahat edebilmek için bir çok eşofman takımı aldım. Tam mağazadan çıkacakken bir çığlık sesi duydum, arkamı döndüğümde bir adam, elindeki silahı bir çalışanın şakağına dayamıştı. "Kimse yaklaşmasın!" diye bağırıyordu. Hemen elimdekileri yere bıraktım. O sırada bir kadın öne çıktı: "Bırak kadını! Ben savcıyım! Anında polisleri buraya sererim!" Bu çıkış hiç akıllıca değildi. Adam panikleyebilirdi. Gözüm silahına kaydı. Emniyet mandalı kapalı gibiydi. Sessizce yaklaştım. "Sakin olun hanımefendi," dedim, çalışanın gözlerine bakarak. Adam dönüp savcıya bağırdığı anda, öne doğru bir adım atıp elinde ki silahı kavradım. Elini havaya kaldırıp dizine sert bir tekme attım. Yığıldı. Silah elinden düştü. Silahı yerden aldım, o sırada içeriye polisler girdi, adamı onlara bırakıp çalışana doğru ilerledim. Savcı olduğunu söyleyen kadının yanındaydı. "Hanımefendi, iyi misiniz?" Diye sordum. "B-ben ç-çok korktum..." dedi ağlayarak. "Merak etmeyin, onun burnundan getireceğim!" Diye bağırdı yanında ki kadın. "Götürün şunu!" Diye talimat verdi polislere. Onlar adamı götürürken bir diğer polisler çalışanın ifadesini almak için karakola götürmeyi teklif etti. Sorun çıkarmadan kabul etti. O sırada savcıyı daha detaylı inceledim, yüzü bir yerden tanıdık geliyordu. O da aynı şekilde bana bakıyordu, o sırada kafamda bir anı canlandı. Gülhane Tip yılları / Devin Bige Alkım Hafta sonu iznindeydim, kafamı dağıtmak için devrelerimin zoruyla dışarıya çıkmıştım. Aslında çalışmam gereken sınavlar vardı. Ama bugünlük kendime izin verip alışveriş yapaya gitmiştim. Bakım yapmayı, süslenmeyi seven biriydim. Giyinime çok önem verirdim. O yüzden alışverişe çıkmayı çok severdim. Ama sınavlar olunca bu fazla mümkün olmuyordu. Uzun zaman sonra dışarıya çıkmanın mutluluğuyla gezmeye başladım. Girdiğim ilk mağazada fazla bişey bulamamıştım, bir sonra ki mağazaya girdiğimde bir süre sonra bir çığlık sesi duydum, ardından ise silah sesi. "Kıpırdamayın! Yeminle öldürürüm hepinizi!" Diye bağırdı bir adam, sese doğru yaklaştığımda kasanın yakınında duran, önüne bir çalışanı siper etmiş biri duruyordu. Herkes bağırıyordu mağazada, o sırada bir kadın öne doğru çıktı. "Bana bak! Ben bir hukuk fakültesi öğrencisiyim! Eğer kadına zarar verirsen seni süründürürüm!" Diye bağırdı. Kısık bir sesle "Salak." Diyip yanına doğru ilerledim. Tamda tahmin ettiğim gibi, adam silahı bu seferde kadına doğrultmuştu. Karşısına geldiğimde bakışları beni buldu, "Size yaklaşmayın dedim!" Diye bağırarak bir adım geriye attı. Ben birden "Arkanda polis var." Diyince arkasını döndü, o sırada anında elinde ki silahı almak için bir hamle yaptım. Silahı kavrayıp havaya doğrulttum, bu çalışanın kaçabilmesine yetmişti. "Lan!" Diye bağırınca bir el ateş etti. Ama kurşun tavana denk geldi. Bağırışmalar susmuyordu. "Bıraksana şerefsiz!" Diyip bacağını tekme attım, dizlerinin üzerine düşünce silahta ellerinden kayıp gitti. Silahı kavradığım gibi polisler girdi içeriye. Arkamı dönmemle hukuk fakültesi öğrencisi olduğunu söyleyen kız ani bir şekilde bana sarıldı. "Hayatımı kurtardın! Çok teşekkür ederim!" Dedi. Onu kendimden uzaklaştırdım, "Bişey değil." Dedim. "Ben Aydilge! Tanışalım mı? Hatta bir kahve içelim? Mesleğin ne bu arada?" "Adım Devin. Hayır, kahve içmem. Askeri öğrenciyim." Diyip onu ardımda bıraktım ve polis ekiplerinin yanına gittim. Peşimden koştu, "Ben ısmarlarım! Lütfen, sadece bir kahve? Borçlu kalmayı sevmem." Diyince kabul ettim. "İyi o zaman, bir dahakine dikkatlı ol. Hukuk öğrencisi olduğunu bilmesi bişeyi değiştirmez." O günden sonra iletişimleri hiç kopmamıştı, ta ki meslek hayatlarında önemli adımlar atmak için uzun bir süre konuşmayana dek... Günümüz. "Sen..." dedi Aydilge... "Devin!" diye devam etti. "Hiç değişmemişsin." Dedi hafif bir tebessümle. "Sen de hâlâ aynı dikkatsizliktesin," dedim. "Yine hayatımı kurtardın," dedi yumuşak bir sesle. "Gerekeni yaptım." Arkamı dönüp gitmek üzereyken seslendi. "Devin!" Koşarak yanıma geldi. "Yıllar sonra karşılaştık, öylece gidecek misin! İzin ver sana bir kahve ısmarlayayım. Bu bir tesadüf değil!" Dedi. "İşim var." Kolumdan tuttu. "Kahve içmezsen hakkımı helal etmem." Dediğinde Kaşlarımı çattım, "Kızım sen deli misin?" Gülümsedi. "Lütfen. Rezil olmadan gidelim, herkes bakıyor." Diyip polis ekiplerine doğru döndü. İstemesem de poşetleri yerden alıp peşine takıldım. Kafeye oturduk. "Hayat nasıl?" dedi. "İyi." "Askerî doktorsun değil mi?" "Evet." "Rütbe?" "Kıdemli üsteğmen." Sanki röportaj veriyormuş gibi ilerliyordu konuşmamız. "Vay be... Gerçekten imreniyordum sana gülhane tıp yıllarında." Diyince şaşırdım, "Sen de savcı olmuşsun. Daha ne olsun?" Gülümsedi ama gözleri donuktu. "Mesleğimi seviyorum. Ama bazı hayaller yarım kalınca, hep bir boşluk oluyor..." Sonra yüzünü toparladı. "Terör örgütlü suçlar bürosuna atandım. O yüzden Şırnak'tayım. Başsavcı güvenlik sebebiyle askeriyenin lojmanında kalmamı uygun gördü." "Doğru karar," dedim. Ciddileşti. "Sakın yine kaybolma. Burada kimsem yok. En azından iletişimde kalalım." "Kaydet numaramı." Eski numarası vardı, ama büyük bir ihtimalle artık kullanmıyordu. Hemen telefonunu çıkarıp numaramı tuşladı, "Kaydettim! Mesaj geldi mi?" Diye sordu heyecanla. Telefonuma bildirim düşünce onu onayladım. "Bişey olursa arayabilirsin beni." Dedim. "Çok teşekkür ederim." O sırada garson sonunda gelmişti, iki tane Türk kahvesi sipariş edip bekledik. "Teşekkür ederim beni kırmadığın için." Dedi birden. "Başka seçenek bırakmadın." Dedim beni nasıl ikna ettiğini hatırlatmak için. "Ne yapsaydım! Şırnak gibi bir yerde tanıdık birine rastladım, üstelik bu bir zamanlar dostum olarak gördüğüm kişi... Bırakamazdım." "Onu bir gün ansızın gitmeden önce düşünecektin." Dedim neden iletişiminizin bozulduğunu hatırlatarak. "Eski defterleri mi açacağız? Neden gittiğimi gayet iyi biliyorsun, beni arayıp soramayan sendin!" Dediğinde sinirlendiğimi fark ettim, "Okulda telefon yasak olmasına rağmen sana ulaşabilmek için yapmadığım şey kalmadı, hiç param olmadığı halde o eski bozuk telefonumu gizlice içeriye soktum, fark edince elimden aldılar. Sende ne gibi şartlarda olduğumu biliyordun!" Dedim. "Sana bu konuda yardımcı olabileceğimi söylemiştim!" "Bende sana başkalarının yardımına ihtiyacımın olmadığını söylemiştim. Seninle paran için değil, sen olduğun için arkadaş oldum." "Biliyorum. İkimizinde hataları oldu. Ama artık büyüdük, eskileri bir yana bırakalım. Yeniden başlayalım?" Dedi onay almak istercesine. "Şu anda yeniden bir dostluk kurmaya hiç gücüm yok Aydilge. Tesadüfen karşılaştık, bu kadar." Dediğimde sustu. Kahvemiz geldiğinde fazla konuşmamıştık, kahvelerimizi içip kalktık. "Bişey sorabilir miyim?" Dedi çekinerek. "Sor?" Dedim. "Eğer eve gideceksen seninle gelebilir miyim? Seni tanıyorlardır, daha evime bakma şansım olmadı..." dedi. Kısaca "Gel." Dedim Bugün çok uzun bir gündü. Aydilge'yle tekrar karşılaşmak, onun savcı olması, aynı lojmana taşınması... Beklemediğim her şey arka arkaya olmuştu. Bir yanım rahatsız olsada bir diğer yanım mutluydu. Eskiden güzel bir dostluğumuz vardı, bazı anlaşmazlıklar yüzünden iletişimimizi kesmiştik. Atilla'nın dedikleri sanki bana bir aydınlık vermiş gibiydi. Sanki hep birinin bunları bana söylemesini bekliyormuş gibi hissediyordum. Benim hakkımda bişey bilmemelerine rağmen, onlara karşı olan soğuk tavırlarıma rağmen yıllardır aralarındaymışım gibi davranıyorlardı. En şaşırdığım şey ise ne kadar kötü davranırsam davranayım, hiç biri alınmıyordu. Ben timim şehit olduğunda kendimide onlarla birlikte gömmüştüm kara toprağa. Bazen nefes almam bile batıyordu bana, Atak timine girdiğimden beri sürekli aklımdan çıkıyorlardı. Gülüyordum, mutlu oluyordum, samimi olmak istemediğim halde kendimi onlarla bir sohbet içerisinde buluyordum. Yalnız kalmak istiyordum, sosyalleşmek, yeni insanlarla tanışmak beni boğuyordu. Aynı zamandada kimseyi üzmek istemiyordum, o yüzden Aydilge'yi kıramamıştım. Onunla tekrar eski günlere dönmek isterdim, ama artık hevesim yoktu. O sırada düşüncelerimden sıyrılmama neden olan şey telefonumun çalmasıydı, Albay arıyordu! Beni yemeğe davet etmişti, aklımdan tamamen çıkmıştı. Bekletmeden açtım, "Emredin komutanım." "Ne emri Devin, bize davetli olduğunu unutmamışsındır inşallah?" Dedi. "Yok komutanım, tam şu anda çıkıyordum evden." Diyip hızla ayakkabılarımı giyip evden çıktım. "Bekliyoruz." Diyip kapattı. Hala aynı dairede kaldıklarını düşünerek arka daireye doğru ilerledim. İkinci kata çıktığımda kapıyı çaldım, kapı anında açıldı. "Devinim! Nerelerdeydin sen yavrum!" Dedi Serpil teyze bana sıkıca sarılıp, ağlıyordu. "Niye ağlıyorsun Serpil teyzem?" Dedim sarılışına karşılık verip. "Kendini yalnızlığa sürükledin, bir ailen olduğunu unuttun be kızım. Burada biz vardık, bir kere olsun kapımızı çalmadın." Diyince sustum. Ne diyebilirdim. Albay arkadan "Serpil, sıkma kızı! Hadi çocuklar acıktı, sizi bekliyoruz!" Diye bağırmıştı. İçeride başka kimler vardı ki? İçeriye girdiğimde gördüğüm yüzler Atak timinin üyeleri olmuştu. "Hoşgeldiniz komutanım!" Dediler aynı anda, hepsi az önce ki konuşmaları duymuş olmalıydı. Gözlerim Atilla'yı aradı. O ise fark etmiş gibi bana kısa ve anlamlı bir bakış attı; eski sertliğinin yerini biraz daha yumuşak ama karışık duygulara bırakan bir ifade. "Hadi sofraya!" Serpil teyzenin bize seslenmesiyle sofraya geçtik, o kadar çok şey hazırlamıştı ki... "Neden zahmet ettin bu kadar Serpil teyzem?" Dedim önüme koyduğu onca yemeğe bakarak. Diğerleri ise beni onaylayan bir ifade ile bakıyorlardı, "Ne zahmeti? Duymamış olayım! Hepinizin aileleri uzakta, siz benim çocuklarım gibisiniz. Bir daha yabancıymış gibi davranmayın, anlaşıldı mı!" Diyince albay eşi olduğunu belli ediyordu. "Duydunuz, anlaşıldı mı!" Diye tekrarladı Cihangir baba... "Anlaşıldı komutanım!" Dedik aynı anda. Birden Atilla hariç hepsi gülüşmeye başladı, "Ne oldu?" Diye sordu Atilla. "K-komutanım." Gülmekten konuşamıyordu Uras. "Şimdi şöyle komutanım, sizin ileride nasıl bir eş olacağınız üzere tartışıyoruz. Ve tamda şu an yaşanan gibi bir sahne canlandırmıştık aklımızda, gerçekten yaşanınca komiğimize gitti." Diye açıkladı Kubilay gülümsemesini zor tutup. "Sizin şu konuşmalarınız baydı artık. Kendinize gelin! Ne bu boş muhabbetler? Daha kaç kez uyarıcam ben sizi! Canınız zorlu bir ceza eğitimi istiyor herhalde!" Dedi gayet kızgın bir şekilde. "Sizin komutanınızı kim alır? Alacak olan şansız kişiye şimdiden Allah sabır versin!" Dedi albay. "Niye öyle diyorsun Cihangir! Çocuğun ne kötülüğünü gördün, gayette yakışıklı, iyi huylu Atilla'm!" Serpil teyze sanki onu uzun zamandır tanıyor gibiydi. Albay "Her şey dış görünüş değildir hatun. Odun bu." Dediğinde Atilla cevabını geciktirmemişti. "Şimdi siz öyle diyince alındım komutanım, gayet romantik biriyimdir." Dedi kendinden emin bir şekilde. "Yalan! Kardeşi hariç hiç bir dişi sinekle iletişime geçmemiştir Atilla komutanım bu arada." Dedi Emre, Uras "Aynen." Diye onaylayınca, Atilla "Tabi sen her dişi sinekle konuştuğun için, iyi bilirsin bu işlerden anlayıp anlamayanları." Diyerek laf çakmıştı. Uras'ın yüzü düşerken Batu az önce söylenenleri duymamış gibi, "Komutanım bizi güldürmeyin ya! Kaç sevgiliniz oldu acaba? Daha geçen bize Devin komu-" dedi. Tam cümlesine devam edecekken Boran onun ağzına ekmek tıkıştırarak susturdu. Atilla ona ölümcül bakışlar atıyordu. "Devin komutanım, evet, devamı?" Diye sordum merakla. "B-bişey yok komutanım." Diyip sessizlik içinde önündekileri yemeye başladı. Albay imalı bir şekilde bir bana, birde Atillaya baktı. Umarım kafalarında düşündüğüm şey dönmüyordu. Buraya savaşmaya gelmiştim, aşk yaşamaya değil. "Al bak, askerlerinle samimiyeti fazla kaçırırsan olacağı buydu Alphan bey." Dedi albay "Timde askerlerinle uyumlu bir şekilde ilerlemek istiyorsan samimiyete önem vereceksin nasihatini veren sizdiniz komutanım." Dediğinde albay susmuştu. "Bir kerede havadan sudan konuşun şu masada. Komutanım yok demedim mi ben size kaç kez? O komutanınız değil şuan, sıradan bir vatandaş. Şimdi ya susun yada SAMİMİ bir şekilde konuşun!" Serpil teyze albaya laf atarak bu tartışmalara noktayı koymuştu. Beraber yemeklerimizi yiyip el birliğiyle buraları toplamıştık, çaylarımızıda timin çömezleri, Batu ve Boran doldurmuştu. Böylece güzel bir akşam geçirmiştik. Saat geç olunca kalkmak için müsade istemiştim, "Müsadenizle ben artık kalkayım, Serpil teyze ellerine sağlık, her şey çok güzeldi." Dedim ayaklanıp. "Her zaman beklerim kızım, sakın çekinme! Eğer hatanı telafi etmek istiyorsan bundan sonra sık, sık uğra buraya!" Dediğinde gülümseyerek "söz." Dedim. Atilla "E bizde kalkalım o halde." Diyince hep birlikte kalkmıştık. Bizim kaldığımız daireye doğru ilerlerken Batu "komutanım, bugün sizi yanınızda bir kadınla gördük. O kimdi?" Diye sordu. "Vay, astsubayım bana hesap mı soruyorsun?" Dediğimde panikledi, "Estağfirullah komutanım! Öyle demek istemedim!" "Şaka yaptım, rahat ol. Eski bir arkadaş, artık burada kalacakmış." Dedim. "Asker mi?" Diye sordu Emre. "Hayır, savcı." "Savcı mı? Hangi dairede kalıyor komutanım? Yarın bir tanışmaya gidelim, kaç yaşında? Benden biraz büyüktür ama olsun, asker ve savcı. Harika uyum!" Emre'nin arka arkaya söyledikleriyle Atilla sabır çekercesine, "Yavşaklar." Dedi kısık bir sesle. Boran hemen "Komutanım, genelleme yapmasak? Kubilay komutanımın bir beklediği var, gözü hiç bir dişi sineğe bile kaymıyor. Batu'da gevşek değil, benimde sevgilim var." Dedi. Kubilaydan beklenmedik bir şekilde "Benim kimseyi beklediğim yok!" Diye bağırdı. "Sakin ol şampiyon, valla Korelilere benziyorsun. Acayip yakışıklısın, sana buluruz bir koreli. K dramalarda ki gibi, harika. Hem bak geleneklerimizde çok benziyor, ne dersin?" Dedi Uras. "Gözlerim çekik diye koreli mi olduk Uras, öz ve öz Türküm ben. Kıskanma." "Her kafeye gittiğimizde gözler senin üzerinde, kıskanmayalımda ne yapalım." Dairemize girdiğimizde Emre'ye dönüp, "Emre, savcıya yaklaşmıyorsun." Dedim. Atilla "Duydun Emre, zevzek zevzek hareketler yapma. Seni lojmandan attırırım, ödersin her ay kira parasını." Diyerek beni destekledi. Emre "Bundan sonra hayatımın aşkını bekleyeceğim, yok artık her dişi sineğe konuşmak. Tam şu anda buna karar verdim." Dedi kendinden emin bir şekilde. Kapımın önüne geldiğimde "Güzel, İyi akşamlar beyler." Dedim, Hepsi "İyi akşamlar komutanım." Dedikten sonra bir üst kata çıkarken Atilla ve Kubilay karşı daireye giriş yapıyordu, Atilla bana kısa bir baş selamı verip içeriye girdi. Bende fazla beklemeden evime girdim, hemen hızlıca bir duşa girdikten sonra bugün aldıklarımı yerleştirdim. Nevresim takımlarımı yıkayıp dolaba koydum, işlerim bitince telefonumu elime alıp sosyal medyada gezmeye başladım. Sosyal medyayı eskiden çok aktif kullanırdım, ama uzun zamandır paylaşım yapamıyordum. Sadece arada girip zaman geçiriyordum. Ben bir kaç şeye bakarken telefonuma bir bildirim geldi, (Savcı Aydilge) Yarın taşınıyorum, yardımın için teşekkürler. Askerler bana ev konusunda çok yardımcı oldular, senin yan dairende kalacağım. Balkonumuz karşı karşıya:) (Devin) Rica ederim. Telefonumu şarja takıp odama geçtim, saat geç olmuştu. Kafamı yastığıma koyduğum anda yeni yıkanmış nevresim takımlarımdan gelen güzel kokuyla mayışmış, ve uykuya dalmıştım... -Erkeklerin evinde dönen konuşmalar- "Lan, gelin Atilla komutanımın evine gidelim! Durum kritiği yapmamız lazım!" Dedi Emre, "Ya bir siktir git oğlum! Uyuyacağım ben." Diye cevapladı Uras. "Ben varım lan! Gidek!" Dedi Boran Emre'ye destek çıkıp. "Bende varım!" Batu'da destek çıkınca Uras "Lan o zaman bende varım! Gidelim!" Dedikten sonra hep birlikte evden çıkıp Atilla'nın kapısına dayandı, Emre kapıyı çalıp bekledi. Kısa bir sürede kapı Kubilay tarafından açıldı, "Lan napıyonuz bu saatte burda! Gidip zıbarsanıza!" "Komutanım, müsade edin içeriye girelim! Dedikodular var, konuşacaklarımız var!" Diyip Kubilayı es geçtiler ve içeriye girdiler. Atilla sabırla "Yine ne oldu?" Diye sordu. Emre öncelikle "Batu, git çay demle sen kardeşim." Dedi ve sonrada konuşmasına devam etti, "Devin komutanım hakkında komutanım! Durum kritiği yapmamız lazım!" Dedi koltuğa oturup. "Sizene Devinden? Başka işiniz yok mu? Gidin evinize!" Diyince Kubilay imayla "vay komutanım, siz çok çabuk kaynaşmışsınız. Hemende koruyorsunuz Devin komutanımı." Dedi. "Ne alaka! Tamam oturun la!" Diyince Ankaralı kanı ortaya çıktı. Emre "Hepiniz oturun, baştan başlıyoruz." Diyip ayağa kalktı. "Başlıyoruz arkadaşlar. İlk görüş, onu ilk gördüğümüzde canım aşkım, göz bebeğimiz, çömezimiz yaralanmıştı. Çok havalı bir şekilde çatıya geldi, müdahale etti, ve kardeşimizi kurtardı. Hem doktorlukta, hemde askerlikte başarılı. İkinci görüş, gönüllü görevde. Hepsi burada başladı arkadaşlar. Bir tek ben mi fark ettim bilmiyorum ama gözlerinde çok farklı bir bakış vardı, özlem. Aslında orda bir kıllandım, üstte hiç yabancı değilmiş gibi dolaşması, en büyüğü geliyor bekleyin, o yaralı teröristi gördüğü gün..." diyip kısa bir süreliğine sustu. Atilla tekrar o güne gitti, o da aslında Devin'in yüz ifadesini görünce bişeylerin olduğunu biliyordu. Emre devam etti "Yüzü dondu! Ama sonra doktorluğu ortaya girdi, soğuk kanlı bir şekilde onu tedavi etti. Sonrasında fazla bir olay yok, sadece minik bir detay var, köyde ki çocuklara çikolata dağıttı. Bunu köylere gittiğimizde bizde hep yaparız. Alışkanlık olabilir. Sonrasında onu bir daha hiç görmedik, değil mi?" Dedi. Atilla "Ben gördüm." Dedi kısaca. "Ne! Nerede!" Dediler merakla, "Yolda. Bir kaza olmuştu, motorla arabaların arasından geçip müdahale etti. Etkileyiciydi." Son kelime ağzından yanlışlıkla çıkmıştı, ama bunu duyan tim ıslık çalmaya başlayıp seviniyordu, "AŞIKSIINNN!!! AŞIKSIINNN!" Şarkı sözlerini bağırarak söylemeye başladılar. "Bağırmayın! Duyacak! Yok öyle bir şey!" Dedi onları susturmaya çalışarak, "Ben biliyordum abi! Ben biliyordum! Ona çay götürdün, sürekli gözün Devin komutanımdaydı, komutanım sizi yapacağız! Siz bir çift olacaksınız!" Dedi Uras coşkuyla. "Zor o iş. Beni tersleyip durdu. Şimdide askerim oldu, etik olmaz." Dedi Atilla kısık bir sesle. Onu ilk gördüğü andan beri unutamamıştı, hoşlanmıştı. "Komutanım, konuyu oraya bağlayacaktım. Biz gelmeden önce şehit olan tim, görünmez timi. Devin komutanımın timiydi değil mi?" "Devin bişey demedi bu konu hakkında, belli ki onu derinden yaraladı timinin şehit düşmesi. Kendimi onun yerine koyuyorum, sizsiz yapamam. Kendime gelemem. Aradan bir kaç yıl geçti, yeniden bir time dahil oldu. Bize bağlanması zaman alacak. Soğuk davranmasıda gayet normal. O yüzden ona yardımcı olalım, bu durumda kimsenin bana soru sormasını istemezdim. Bizde öyle yapalım, destek çıkalım. O kendini hazır hissettiğinde, bize güvendiğinde anlatır. Yada anlatmaz, onun tercihi." Dedi Atilla anlayışla. "Gerçekten çok iyi birine benziyor komutanım, bazen fark ediyorum. Sanki bizimle mutlu olunca, ya da gülümseyince hemen yüzü düşüyor. Aklına onlar geliyor. Ama bir yandanda bizi kırmamaya çalışıyor gibi." Dedi Boranda. "Aynen öyle." Kubilay Batu'nun az önce getirdiği çay bardağından bir yudum alıp "Bu arada komutanım, bizden bir aile tavsiyesi. Eğer Devin komutanımı gerçekten seviyorsan 'ben onun komutanıyım' klişelerine gerek yok. Açık sözlü olun, niyetinizi belli edin." Dedi. "Sadece basit bir hoşlantı, ama ilk kez birini bu kadar çok merak ediyorum. Kendimi kaptırmak istemiyorum. Şu anda nasıl bir psikolojide olduğunu bilmiyorum. Nelerle savaştığını bilmiyorum. Neler olacağını zaman gösterecek." Atilla ve timinin arasında ki bağ böyleydi işte. Yargılanmadan dinlerlerdi birbirini, aralarında gizli saklı olmazdı. "Bu hikayenin sonunda ona yenge diyeceğiz." - Bugün pazar günüydü, ama acilen karargaha çağrılmıştık. Naser şerefsizinin ifadesi alınmıştı, ifadesine göre Türk kökenli bir köy'e saldırı yapacaklarını öğrenmiştik. Şerefsizler durmuyordu. Albay bizi kapıda karşıladı, "Hoşgeldiniz çocuklar, hızlıca hazırlanıp karargaha gelin." Dedi. "Emredersiniz komutanım." Diyip hepimiz giyinme odasına geçtik, hemen üzerime üniformamı giyip çıktım. Diğerleride giyindikten sonra hep beraber karargaha geçtik, toplantı odasına vardığımızda albay bizi bekliyordu. "Oturun, fazla vaktimiz yok." Dediğinde hepimiz oturduk. "Aldığımız istihbarat'a göre Iranda bulunan bir Türkmen köyüne saldırmayı planlıyorlar, siz önceden gidip köy halkını bilgilendireceksiniz, onları tahliye etmemiz zor olacak. O yüzden ne pahasına olursa olsun onları koruyacaksınız, önünüzde ki dosyalardan bölgeyi inceleyin, daha fazla zaman kaybetmeden mühimmatlarınıza kuşanıp helikopter pistine geçin. Allah yar ve yardımcınız olsun." "Sağol!" Dedik. Hemen önümde ki mavi dosyayı açtım, içerisinde tüm bilgiler vardı. Atilla kısa bir zamanda dosyayı inceleyip ayağa kalktı, "Hadi Atak, mühimmat odasına." Mühimmat odasına yürürken, "Planınız belli mi komutanım?" Diye sordum. Bu kadar kısa bir zamanda plan yapmak zordu, "Belli, helikopterde anlatırım üsteğmenim." Dediğinde memnun bir ifadeyle mühimmat odasına giriş yaptım, zekiydi. Hemen silahımı elime aldım, yıllardır bunu kullanırdım. Başkasına ihtiyaç duymamıştım. Maskeme gerek yoktu, bugün imza atmayacaktım. Köy sakinleriyle yakın temasa geçecektik. Hemen sırtıma çantamı taktım, 30 kilodan fazlaydı ağırlığı, ama alışkındık. "Atak, koşar adımlarla helikopter pistine, marş, marş!" Atillanın emriyle koşar adımlarla piste ulaştık, helikopter hazırdı. Hepimiz bindikten sonra pilot Atillayla iletişim kurdu, "Koordinatlar belli komutanım, iznizle kalkışı gerçekleştiriyoruz." Atilla "İzin verilmiştir, iyi uçuşlar olsun." Dedikten sonra helikopter havalandı. "Emre, köyün haritasını ver." Planı anlatmaya başlayacaktı. Emre köyün haritasını verdikten sonra konuşmaya başladı, "Köyün girişi burası, güvenlik açısından ikiye bölüneceğiz. Ben, Devin ve Emre önden, Kubilay sende Batu ve Boranla arkadan giriş yapacaksın. Köyün temiz olduğundan emin olduktan sonra tam ortada buluşacağız, burada bir cami var. Ordaki mikrofondan anons yapıp güvenliği sağlayalım. Sonrasında mevzilenip etrafı gözlem altında tutacağız, anlaşılmayan bişey var mı?" Son derecede anlaşılmıştı. Ses çıkmayınca haritayı Emre'ye geri verip arkasına yaslandı. "Komutanım, ilk görevimizde fotoğraf çekinemedik. Devin komutanımızla timimiz tamamlandı, anı olarak ilk görev selfiesi çekilelim mi?" Uras bunu o kadar masum bir şekilde sormuştu ki, benim bile tamam diyesim gelmişti. Atilla onun yerine "Sen telefonu mu getirdin yanında Uras?" Demişti. "Komutanım, bu tür görevlerde yasak değildi telefon..." "Fotoğrafı çek, sonra telefonunu pilota ver. Görevden dönünce alırsın." Uras kısık bir sesle 'buna şükür demişti.' Hemen mutlulukla telefonunu çıkardı, "Arkadaşlar buraya bakın!" Diyince hepiniz telefonun kamerasına baktık, "Şimdi hep beraber sarı torba diyoruz, geri sayımı başlatıyorum," "3." "2." "1!" "SARI TORBAAA!" Emre ve Uras haricinde bağıran yoktu, yinede fotoğrafı çekmişti. "Kimse bağırmasada güzel çıktı. Telefonumu buraya bırakıyorum komutanım, fakat pilotu benim için siz bilgilendirirseniz sevinirim, kendisi benden rütbece yüksek, ters tepebilir." Diyince Atilla ona yandan bir bakış attı, "Kaç yıllık askersin, hala göreve telefon getiremeyeceğini öğrenemedin. Bırak, veririm indikten sonra." Dedi kızarak. Emre Uras'ın sırtına vurup "Kısaca, sen tam bir acemi mal göt tövbesisin kardeşim." Dedi, Daha sonrasında bana dönüp "Komutanım kusura bakmayın." Diyip arkasını yaslandı. Aradan yaklaşık bir 10 dakika geçtikten sonra helikopter yere sert bir iniş yaptı. Pervanelerden kalkan toz bulutunun içinde, birer birer yere atladık. Atilla önde, ben hemen sol yanında. Pilotlara Uras'ın 'değerli' telefonunu teslim ettikten sonra planladığınız gibi köyün ön tarafına doğru ilerledik, diğerleride arkadan gidiyordu. Kaskımımı helikopterdeyken gevşetmiştim, o yüzden hemen çenemin altına bulunan parçadan sıkılaştırdım. Köyün girişine vardığımızda kapıda nöbet tutan iki tane genç gördük, biri kız biri erkekti. Bizi görünce önce elleri silahlarına gitti, kaşlarını çattılar, büyük bir ihtimalle yeterince yakınlaşmadığımız için kolumuzda ki Türk bayrağını görmüyorlardı. Türk bayrağını fark eder etmez silahlarını indirip mahçup bir şekilde, "Komutanım! Çok özür dileriz, sizi düşman sandık..." dediler başlarını yere eğip. "Aferin size gençler, köyde tuhaf bir durum oldu mu?" Diye sordu Atilla. "Bir kaç gün önce tanımadığımız bir grup insan geldi, silahları yoktu o yüzden şüphelenmedik..." dedi. "Tamam, siz evinize gidin. Biz dururuz burada." "Olmaz komutanım, bu bizim köyümüz, nöbet tutmak boynumuzun borcu." Dediler yerlerinde dikleşip, Atilla "O zaman kendinize dikkat edin ve eğer şüpheli bir durum olursa hemen bize haber verin olur mu?" Dedi. "Söyleriz komutanım." Dediklerinde son kez etrafı tarayıp köye giriş yaptık. Bizi gören köy sakinleri neler olduğunu anlamaya çalışıyordu, biz etrafı tarayarak ilerlerken bir adam koşarak yanımıza geldi, "Hoşgeldiniz komutanım! Ben bu köyün muhtarıyım, bir sorun mu var?" Diye sordu. "Hoşbulduk amca, biz burada olduğumuz sürece hiç bir sorun çıkmayacak. Ama köyünüz tehlike altında, her an her şey olabilir. Kimse evlerinden çıkmamalı." "Yine o alçaklar değil mi komutanım! Allah hepsinin belasını versin!" Dedi muhtar. "Anons yapabileceğimiz bir yer var mı?" Diye sordum. "En yakın yer cami, oradan anons yapabilirsiniz." Diyince Atilla'ya baktım izin almak için, Atilla "Devin, Emre'yle birlikte anonsu yapın." Diyince "Emredersiniz komutanım." Dedikten sonra ileride gözüken camiye doğru ilerledik. O sırada Atilla intercomdan "Kubilay, köyün ortasında toplanalım." Dedi. "Komutanım, ne diyeceğiz şimdi?" Diye sordu Emre. "Ben konuşurum." Dedim sadece. Camiye vardığımızda birden içeriye giren Emre'yi durdurdum, "Botlarını çıkar, camiye giriyoruz." "Pardon komutanım, aklımdan çıkmış." Diyip hemen botunu çıkardı, bende aynı şekilde botumu çıkarıp kenara koyduktan sonra içeriye girdim, "Hoparlör nerde acaba?" Diye sordu Emre. "Şurda ki dolabın içinde olmalı." Dedim hemen hocanın namaz kıldırdığı köşenin yanında bulunan metal dolabı gösterip. İçinde düğmeleri ve ışıklarıyla büyük bir ihtimalle hoparlör sistemini yöneten cihazlar duruyordu. Emre oraya doğru ulaştı, "Doğru komutanım, iznizle açıyorum." Dedi, başımı evet anlamında salladığında düğmelerden bir kaç tanesine basıp mikrofonu bana verdi, hemen aldım. Hemen o anda aklıma gelen ilk sözleri söyledim, "Değerli köylülerimiz, Ben Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli Üsteğmen Alkım. Güvenliğiniz için lütfen evlerinizden çıkmayın. Herkes evinde kalsın, pencerelerden uzak dursun. Gerisini bize bırakın. Köyünüzü canımız pahasına koruyacağız. Siz de bu uyarıları dikkate alarak bize yardımcı olun lütfen." Emre'ye hoparlörü kapatmasına dair işaret verdikten sonra mikrofonu bıraktım, sesin dışarıya gittiğinden emin olmak için intercomdan "Komutanım, konuşmalarım dışarıda duyuldu mu?" Diye sordum. "Duyuldu üsteğmenim, güzel konuştun." Diyince yanımda duran Emre arkasını dönüp gülmeye başladı. "Bir sorun mu var Emre!" Dedim kızarak. "Yok komutanım, pardon. Çıkalım mı?" Dedi. "Çıkalım." Dedikten sonra kapının önünde duran botlarımı giyip sıkıca bağladım, omuzumda takılı olan silahımı düzeltip meydana doğru yürümeye başladım. Emre arkamdan geliyordu. Gördüğüm manzarayla şaşırdım, kadınlar ve erkekler karışık bir şekilde ellerinde silahlarla duruyordu. En önde ise muhtar vardı, "Komutanım, izin verin bizde savaşalım. Yıllarca çekmediğimiz kalmadı, ama bu köyü biz ayakta tuttuk. Yeri geldiğinde biz savaştık onlarla, evimizde oturup bekleyemeyiz." Dedi muhtar. "Bakın muhtar bey, sizi tehlikeye atamayız. Bir burdayken sizin kendinizi tehlikeye atmanıza gerek yok, biz tam teçhizat olarak burdayız. Çelik yeleklerimiz var, bize bişey olmaz. Lütfen daha fazla karşı çıkmayın." Yanlarına vardığımda kadın olduğumu fark eden genç kızlar gururla bana bakıyordu, bende aynı şekilde onlara. Türk kadını cesurdu, korkusuzdu. Muhtar uzun bir süre sessiz kaldı, "Ama eğer işler karışırsa anında dahil oluruz." Dedi. "Kabul. Ama siz yinede çatışmanın çok olduğu yerlere gelmeyin, evlerinizi koruyun." Dedi Atilla muhtardan onay istercesine. "Tamam komutanım." Diyince rahatladı. O sırada intercomdan bir ses geldi, "Komutanım, ben mevzilendim. Araçlar göz açıma girdi, köyün girişine doğru ilerliyorlar." Kubilay konuşmuştu. "Komutanım, kapıda nöbet tutan gençler evlerine gitti mi?" Diye sordum hemen, "Evet." Diye cevapladı. "Şimdi herkes dağılsın evlerine!" Diyince hepsi dağılmaya başladı. "Atak, herkes mevzilensin. Uras ve Batu, ne olur olmaz köyün arka tarafını gözetleyin. Emre, Boran, Devin, biz onların köyün içine girmesine izin vermeyeceğiz. Anlaşıldı mı!" Diyince, "Emredersiniz komutanım!" Diyip mevzilerimize dağıldık. Köy sessizliğe gömülmüştü. Ama az sonra savaş alanına dönecekti. Atilla "Kubilay, başlıyoruz. Araçların tekerlerini hedef al." diyince geldiklerini anladım, "Başlıyorum komutanım." Dedikten hemen sonra ateş sesi geldi, ve ani fren yapan bir araba. "Yaklaşık 15 kişiler." Diye bilgilendirdi Kubilay, Teröristler göz açıma girmişti, "Atak, atış serbest!" Emri gelince hemen tetiğe bastım, Bir terörist yere yığıldı. Ardından Boran mevzisinden ateşe başladı; dağın yamacında mermiler parladı. Kubilay roketatar'ı olan teröristi tespit etti, "Artı 1 kill." Diyip tetiğe bastı. Roketatarın sahibi kayalıklardan yuvarlandı. Teröristler dağılıyordu, "Birbirilerine destek ateşi açıyorlar! Mevzilenmelerine izin vermeyin!" Diye bağırdı Atilla, Tam ateş edecekken kulağımın yanından sıyrılıp gidin mermiyle sarsıldım, bişey olmamıştı. Hemen kendime gelip ateşi açan şerefsizi buldum, kayalıkların arkasındaydı. Kafasını bir saniyeliğine yana çevirdiği an tetiğe bastım, mermim ondan hızlı çıkmıştı. Anında yere yığıldı. Uras intercomdan "Komutanım! Arkadan saldırıya geçiyorlar!" Dedi, "Boran! Onlara destek ver! Biz burayı hallederiz!" Diyince Boran mevzisinden dikkatlice kalktı, hemen koruma ateşi açtım, "Koş Boran!" Koşarak sokakların arasından geçti, göz açımdan kaybolunca geriye kalan bir kaç puşta kitledim kendimi, tam sıkacakken geri çekilmeye başladılar. "Ne oluyor!" Dedi Emre. "Geri çekiliyorlar, sıkmaya devam edin! Acımak yok!" Yaklaşık üç kişi kalmışlardı, ikisi bir kişinin üzerine siper olunca bunun liderleri olduğunu anlamak uzun sürmemişti. Atilla'da fark etmiş olmalıydı ki hemen onları hedef alıp ateş etti, bende diğer puştu hedef alınca liderleri ortada kaldı. Hemen mevzimden çıktım, onu yakalamam gerekiyordu. Atilla "Devin! Derhal mevzine dön!" Demişti, ama çoktan fırlamıştım bile. Terörist beni görünce hızla koşmaya başladı, "Gel lan buraya şerefsiz!" Diye bağırdım. Beylik tabancamı elime alıp bir el ateş ettim bacağına, anında yere yığılıp acıyla inledi. "Orospu evladı. Peşinden koşturdu" Çok küfür eden bir insan değildim, günlük hayatımda hiç etmezdim, hatta nefret ederdim. Ama dağlarda serbestti, bunlara başka bir şekilde hitap edemezdim. Yanında yaklaştıkça geriye doğru sürünüyordu, "Nereye kaçıyorsun." Dedim yakasından tutup ayağa kaldırarak, arkamdan gelen koşma sesiyle hemen onu önüme siper ettim, ama gelen Atilla'ydı. Bana bakarak derin bir nefes verdi, cebinden halat çıkarıp, "Uzat lan ellerini!" Dedi, önümde ki beyin yoksunu anında elini uzattı. Hemen ellerini bağladı, daha sonra onu elimden aldı, "Yürü!" Dedi arkasından ittirip. Mahçup bir şekilde arkasından yürümeye başladım. Bu teröristin yanında konuşacak değildim, ama daha sonra özür dileyecektim. Atilla intercoma doğru konuştu, "Tüm tim, rapor verin." "Keskin temiz, yaralımız yok. Hepsi etkisiz hale getirildi." dedi Kubilay. "Atıcı temiz." Dedi Boran. "Yolcu temiz." Dedi Emre. "Demir temiz." Dedi Uras. "Elmas temiz." Dedi Batu. Arkasında olsam bile "Hesna, temiz." Dedim, hepsi kod ismiyle seslenmişti. Bende onlara ayak uydurdum. Atilla derin bir nefes aldı: "Güzel iş çıkardınız. Köy güven altında." Köydeki evlerin kapıları yavaşça açıldı. Çocuklar ve kadınlar gözyaşlarıyla dışarı çıktı. Yaşlı bir kadın ellerini semaya açıp dua ediyordu. Köylüler, etrafımızı sardı. Gençlerden biri nefes nefese Devin'in yanına geldi, "Komutanım... sizi tanımadan önce biz korkuyorduk. Ama şimdi anladık... bu köy artık sahipsiz değil." Elimi genç kızın omzuna koyup, "Burası Türk köyü. Sizinle beraber biz de buradayız. Korkmayın." Dedim. Çocuklar yanımıza gelip hayran gözlerle silahlara baktı. Bir çocuğun başını okşayıp, "Silah size ait değil. Sizin silahınız kalem olacak." dedim. Küçük çocukların silah tutmaya değil, kalem tutmaya hevesli olması gerekiyordu. Teröristin elleri ve gözleri bağlıydı. Onu biz sorgulayacaktık. "Devin, telsizi verir misin." Atilla telsizi isteyince hemen çantamdan çıkardım, "Buyurun komutanım." Telsizi elimden alıp "Yuva, Atak 1 konuşuyor." Dedi. "Yuva dinlemede, durumunuz nedir?" Diye sordu albay. "Görev başarıyla tamamlanmıştır komutanım, kaybımız yok, köy güven altında. Liderlerini canlı ele geçirdik." "Aferin aslanlarım, helikopteri yolluyorum." Köylülerden biri bir adım öne çıkıp, "Komutanım, izin verin sizi ağırlayalım. Bizim için savaştınız, misafirimiz olun bu gece." Dedi. "Biz görevimizi yaptık, ama burası artık bizim de köyümüz. Helikopter birazdan bizi almaya gelecek, ama bir gün misafiriniz olmayı çok isteriz. Unutmayın, yine geleceğiz. Bu sefer görev için değil, ziyarete." Diyince gülümsememi tutamadan Atilla'ya baktım, bir anlığına göz göze geldik, sanki birden tüm dünya susmuştu, kalbim hızla çarpmaya başlamıştı. Bunu fark edince anında gözlerimi gözlerinden çektim, elim kalbime gitti, neden öyle olmuştu? Kalbim neden savunmasız kalmıştı? Bir doktor olarak bu sorunun cevabını çok iyi biliyordum, ama bilmemek istedim. Gözlerimi yere dikerek derin bir nefes aldım, olabilirdi, adrenalinden olmuş olmalıydı. Köylüler evlerine dağılırken helikopter büyük bir gürültüyle köyün yanındaki düzlüğe indi. Atilla köylülere dönüp selam verdi, Kadınlar, çocuklar, yaşlılar el sallarken biz helikoptere bindik. Pervaneler döndü, köy küçülmeye başladı. Hepimizin kalbinde tek bir şey vardı: Bu topraklar sahipsiz değil. - -6. BÖLÜM SONU- Evet arkadaşlarr, bir bölümün daha sonunda geldikk, bölümü nasıl buldunuz? Yeni karakterimiz, Savcı Aydilge hakkında ne düşünüyorsunuz? Devin aşık olmaya başlıyor gibi, ne dersiniz?
Bölüm 7
6. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.