İçeriğe geç

Savunmasız Kalpler

Bölüm 5 · 26 dk okuma

Savunmasız Kalpler

Bölüm 5

4. Bölüm

Hesna, güçlü kadın... Tekrar sahalarda. Artık bölümlere sınır koyacağım, oylarınızı ve güzel yorumlarınızı eksik etmeyin❤️ (İlk sınırımız: 10 oy, 20 yorum) Bölüm Şarkıları: Dağları Deldim - Özlem Tekin Tek Başıma - Sertab Erener İncelikler - Sertab Erener 🥀 "O susarken bile savaş başlıyordu. Çünkü onun varlığı bile meydan okumaydı." ___________ Zamanı gelmişti. Sabah erkenden kalkmıştım, bugün uzun yıllar sonrasında ilk 'iş' günümdü. Saçımı alttan sıkı bir topuz yapmıştım, üzerime siyah kot pantolon ve beyaz bir tişört giymiştim. Kıyafetim sadeydi, çünkü asıl duruşu üniformam verecekti. Hazır olduğumda içimde bir heyecan vardı, bir an önce yola çıkmak istiyordum. Saat sabah yediye doğru gelince hemen unutmadan askeri kimliğimi yanıma aldım. Kaskımıda aldıktan sonra evden çıktım, merdivenleri hızla iniyordum, motoruma ulaştığımda çok beklemeden yola çıktım. Evim tugaya uzaktı, aslında fazla uzak sayılmaz ama acil bir görev emrinde en az on dakika içerisinde tugayda olmalıydım. O yüzden lojmana taşınmaya karar vermiştim, bu konuyu daha sonra halledecektim. Nihayet yaklaştığımda uzaktan görünen o tabelayı okudum, 6. Komando Tugay Komutanlığı Tugay doğal olarak nöbetçi askerler tarafından korunuyordu, giriş'e geldiğimde motorumdan inip yan tarafta bulunan kulübeye doğru ilerledim. İçeride oturan asker uyuyordu. Onu uyandırmak için iki kere cama vurdum, hemen yerinden sıçradı. "Buyurun hanımefendi?" Askeri kimliğimi uzattım, hemen ayaklandı. "Komutanım!" "Rahat, asker. Bir daha nöbet esnasında uyuma." Diyip motoruma doğru ilerledim. Bana kapıyı açtıktan sonra park alanına motorumu koyup kaskımı motorumun üzerinde bıraktım. Nizamiyenin önündeydim. İçeriye giriş yaptığımda gözüm ilk o tabloya takıldı. Şehitlerin resimlerinin bulunduğu tablo. 6. Komando Tugayının tek şehitleri onlardı. Başımı önlerinde eğdim, size yemin ediyorum ki, görevim boyunca daha fazla şehit vermemek için elimden gelen her şeyi yapacağım... Birden arkamdan gelen sesle kendime geldim, "Tekmil ver asker!" Albay tam karşımda duruyordu. Anında dönüp "Tabip Kıdemli Üsteğmen Devin Alkım!"  Dedim esas duruşa geçip. "Hoşgeldin asker!" "Sağol!" Dedim hemen. "Rahat." Rahat'a geçip bekledim. "Hoşgeldin Devin. On dakika içerisinde üniformana kuşanmış bir şekilde toplantı odasında ol, Atak timi seni bekliyor. Giyinme odasının yolunu biliyorsun, dolabın aynı. Sevk işlemlerini ben hallettim." Dedi albay. "Emredersiniz komutanım, izninizle." Diyip baş selamı verdim, tam gidecekken geri döndüm, "Komutanım, atak timi kim olduğumu biliyor mu? Bir çok kez karşılaştık. Şaşıracaklar." Dedim. "Sadece Hesna'nın geleceğini biliyorlar Devin. Tim komutanınla sakın kavga etme, bu durumdan memnun değil." Yüzbaşı şansına küsecekti. "Anlaşıldı komutanım." Kadınlar için ayrı giyinme odası vardı, benim için yapmışlardı. Rahat olayım diye. Ezbere bildiğim koridorlardan giyinme odasına ulaştım, dolabımın anahtarı üzerindeydi. Hemen açtım, üniformalarım, beylik silahım, berem, hepsi buradaydı... Hemen üniformamı giydim, beremi elime aldım. Bu bere uğruna ne zorluklar çekmiştim, her elime aldığımda ki gurur aynı olacaktı. Beremi takıp bel kemerime bağlı kılıfa silahımı koydum, hazırdım. Artık özüme dönüştüm, bir daha ayrılmamak üzere. Aynadan uzun bir süre üniformama baktım, sonra aklıma albayın bana on dakika verdiği geldi, hızlı adımlarla giyinme odasından çıkıp toplantı odasına doğru ilerledim. Doktor olarak gördükleri bir kadının aslında asker olduğunu beklemezlerdi. Etraftan geçen askerler beni görünce baş selamı verip geçiyordu, aynı şekilde bende başımı eğip devam ediyordum. Toplantı odasına geldiğimde beklemeden kapısını çaldım. İçeriden "gel!" Emri verildikten sonra kapıyı açıp içeriye bir adım attım, tüm gözler beni buldu. Anında hepsi kaşlarını çattı, "Kıdemli Üsteğmen Alkım!" Dedim tekmil vererek. Hepsi bana bakıyordu. Doktor olarak tanıdıkları kadının aslında Hesna olduğunu bilmek... Kolay hazmedilecek bir şey değildi. Ama ben onlara değil, göreve gelmiştim. "Otur, Devin." Dedi albay. Boş olan tek koltuk, yüzbaşının tam karşısına oturdum. "Aklınızda ki soru işaretlerini anlıyorum. Eğer Devin anlatmak isterse anlatır, ama artık tim komutan yardımcınız o olacak. Anlaşın, tanışın." Diyip toplantı odasından çıktı. Tüm bakışlar bendeydi, konuşmam gerekiyormuş gibi hissettim. "Ben Tabip Kıdemli Üsteğmen Devin Alkım, özel bir durumdan dolayı mesleğe ara vermek zorunda kaldım. Şu anda ne hissettiğinizi anlayabiliyorum, ama ben buraya güven kazanmak için gelmedim, birlikte omuz omuza görev yapmak için, savaşmak için geldim." Dedim. Yüzbaşı hala çatık kaşlarıyla bana bakıyordu, kollarını birbirine bağlamıştı. Hala hepsi sessizdi. Öylece bana bakıyorlardı, kimsenin konuşmaya cesareti yoktu. Yüzbaşı düşünceli halinden sıyrıldı, "Seni daha bir kaç hafta öncesine kadar sadece doktor olarak biliyorduk. Şu anda karşımızda bir subay olarak durmanı kimse beklemiyordu." Dedi. "Biliyorum komutanım, ama geçmiş geçmişte kaldı. İlerlememiz gerekiyor." Dedim. "Hesna siz misiniz?" Diye sordu aralarından biri. "Teröristlerin taktığı bir lakap. Siz takılmayın." Dedim. "Dört yıl önce Suriye sınırında çıkan çatışmada yaptığınız bir pusu sonrasında hepsinin geberdiği doğru mu?" Diye sordu adını bilmediğim bir diğer kişi. "Soru soracağınıza önce kendinizi tanıtın. Sonra kahvaltıya geçelim." Dedi yüzbaşı. "Doğru, kusura bakmayın doktor han-" hemen kendini düzeltti, "Komutanım demek istedim." "Ben Teğmen Kubilay Eryiğit, kazak türküyüm. Timin keskin nişancısı olduğum için bana keskin derler." Dedi yanımda oturan kişi, kazak türkü olduğu belliydi. Kumral saçları, çekik gözleri kendini belli ediyordu. Sırasıyla herkes kendini tanıttı, "Ben Astsubay Kıdemli Üstçavuş Emre Akyol, istanbulluyum. Timim haritacısıyım, genelikle bana yolcu derler." Emre tam olarak bir esmerdi, konuşundan çapkın biri olduğu belliydi. "Ben astsubay üstçavuş Uras Karaer, timin istihbaratçısıyım. Şehit olunca inşallah gömüleceğim yer memleketim Malatya olacak, Kod adım Demir." Uras'ın keskin yeşil gözleri bakışlarına bir anlam katıyordu. Konuşmasından şehitliği kafasına taktığını anlamıştım. "Deli misin oğlum sen!" Dedi Emre ona yandan bir bakış atıp. "Siz ona bakmayın komutanım, kafasını şehitlikle bozdu. Ben Uzman çavuş Boran Beyoğlu, memleketim şirin Kırşehir, bana atıcı derler, çoğunlukla görevlerde sis bombalarını, ya da herhangi bir bombayı ben atarım." Memleketinden çok büyük bir gururla bahsetmişti. Ve son olarak tedavi ettiğim o asker kalmıştı. "Komutanım, öncelikle size hiç teşekkür edememiştim. Sağolun, sayenizde hayattayım. Sizle böyle karşılaşacağımız hiç aklımızın ucuna gelmezdi, Ben Astsubay çavuş Batu Cevher, trabzonluyum. Timin sıhhiyecisiyim, kod adım elmas." "Görevim buydu Batu, teşekküre gerek yok. İyisin değil mi?" Diye sordum, "Turp gibiyim komutanım, doktorum sağolsun." Dedi gülerek. Son olarak yüzbaşı kalmıştı. Gerçi onu tanıyordum artık onca karşılaşmadan sonra. "Atak timine hoşgeldin. Yarın tatbikat var. Bugün eğitim ağırlıklı çalışacağız. Eğer kendini hazır hissetmiyorsan tatbikata katılmana gerek yok." Dedi. "Hayır komutanım, ben daima hazırım." Dedim hemen, bu kararlılığım onu şaşırtmıştı. Yüzbaşı "Çıkabilirsiniz." Diyip ayaklandı, o sırada bakışları elimi buldu, hala sargıdaydı. "Revire gitmeyi unutma, Üsteğmen." Diyip çıktı. Elime baktığımda aceleyle attığım bir kaç dikişin alınması gerektiği aklıma geldi, kendime içten içe kızarak revire doğru ilerledim. İçeriye girdiğimde sivil bir doktor vardı, beni görünce hemen ayaklandı, "Hoşgeldiniz hanımefendi, sizi daha önce hiç görmedim?" Dedi sorarcasına. "Olabilir. Dikişlerimi almaya geldim." Diyip arkasında bulunan dolaptan bir cımbız aldım. Elimde ki sargıyı çıkarıp dikişleri almaya başladım, her bir hareketimi dikkatlice izliyordu. "Ben Sarp Koşan bu arada, güzelliğiniz karşısında biraz savunmasız kaldım. Kusura bakmayın, ben yardımcı olurdum..." dedi birden. Anlamış mıydı bilmiyorum ama üniformamda ki apoletten doktor olduğum belli oluyordu. "Sarp, koşma kardeşim. Askeriyedesin, laflarına dikkat et." Arkamdan gelen sesle hemen esas duruşa geçtim, kimin geldiğini artık söylememe gerek yoktu. "Pardon komutanım, tanışmak amacıyla demiştim..." dedi kısık bir sesle. Yüzbaşı bana dönüp "Rahat. Kahvaltıya gelmeyi unutma." Diyip gitmişti. Elime bir yara bandı yapıştırıp kullandığım eşyaları yerine koydum. "Görüşürüz!" Diye bağırdı doktor arkamdan. Ona aldanmadan yemekhaneye doğru ilerledim. Tanıdığım askerler tabikide olacaktı, tek korkum yanıma gelip eskilerden bahsetmeleriydi. Yemekhaneye giriş yaptığımda benden rütbece düşük olanlar hemen ayağa kalktı, aynı zamanda da kadın asker görmenin şaşkınlığı vardı. "Rahat." Diyip Atak timinin bulunduğu masaya geçtim, Atilla yüzbaşıya baş selamı verip boş olan sandalyelerden birine oturdum. Hepimiz albayın gelmesini bekledik, albay yemekhaneye geldikten sonra nöbetçi subay yemek duasını okumak için ayaklandı; "Allah'ımıza hamd olsun!" Dedi gür bir sesle, "Milletimiz var olsun!" Diye devam etti, Albay "afiyet olsun!" Dedikten sonra yemeye başladık. Yemekhanede bakışları üzerimde hissediyordum, aralarında bir çok tanıdık yüz vardı. Merak ettiğim şey Atak timinin ne zaman 6. Komando Tugayına geldiğiydi. Bunu sonrasında sormayı aklıma not ettim. "Komutanım, siz şimdi timin hem doktoru, hemde komutan yardımcısı mısınız?" Diye sordu Batu. "Komutan yardımcısı olarak görevlendirildim. Timde sağlıkçı personel olarak sen varsın. Eğer acil bir durum olursa müdahale ederim." Dedim. "Yemeklerinizi yedikten sonra eğitim üniformanızı giyip içtima alanında olun. Devin, seninle ilk eğitim olacak. Bakalım fizik olarak me durumdasın." Dedi Yüzbaşı. "Komutanım, sahadan uzak kalmış olabilirim, ama aynı disiplinle yaşamımı sürdürmeye devam ettim. Hiç kuşkunuz olmasın." Diye cevabımı verdim, bana yandan bir bakış atıp önüne döndü. Kafasında şu an neler düşündüğünü tahmin edebiliyordum. "Normalde time yeni katılanlar tüm timi yemeğe çıkarır ya komutanım, yine yapacağız değil mi?" Dedi Boran. "Lan Boran, nerde beleş oraya yerleş diyorsun yani kardeşim?" Dedi Uras. "Düzgün konuşun." Yüzbaşının bir uyarısıyla sustular. "Görev haricinde samimiyeti gereksiz buluyorum. Size afiyet olsun." Diyip ayağa kalktım, "İzninizle komutanım." Diyip baş selamı verdim, albayada baş selamı verdikten sonra yemekhaneden çıktım. Odam acaba neredeydi. Nizamiyede nöbetçi askerlerden birinin yanına doğru gittim, hemen esas duruşa geçti. "Rahat asker, odam hazırlandı mı?" Diye sordum. "Siz Atak timine gelen askersiniz değil mi komutanım? İsminizi tabelaya yeni ekledik, izninizle size yolu göstereyim." Dedi. "Gerek yok, nerde olduğunu söyle ben giderim." Dedim. "İkinci katta, sonuncu oda komutanım." Dedi. "Sağol." Diyip odamın yolunu tuttum. Eski odamın karşısındaydı. O sırada eski odamın tabelasını okuduğumda Yüzbaşı Atilla Alphan Atabey'in odası olduğunu fark ettim, şanslıydı. Odanın camı içtima alanına bakıyordu. Bana göre en güzel manzara buydu. Oraya bakmayı kesip kendi odama girdim, burası artık benim makamımdı. Odamda büyük bir ahşap masa vardı, üzerinde bir bilgisayar, telefon hattı, kalemlik, bir kutu ve gelen misafirler için karşılıklı bir kaç koltuk vardı, onun haricinde her subayın kilitli bir evrak dolabı olmalıydı. Kodlu bir sistemle çalışıyordu, onu sonra ayarlamam gerekiyordu. Kıyafet dolabım boştu, resmi üniformalarımı buraya getirmeyi aklıma not ettim. Tabikide olmazsa olmazımız, bayrağımız. Duvarımda büyük bir Türk bayrağı asılı duruyordu, o an aklıma bir söz düştü; "Yorulan bayrağa baksın." Komando eğitiminde komutanlarımızın dilinden düşmediği bir cümleydi bu. Yorulduğumda, yapmadığımda hep bayrağımıza bakardım. Bir amaç uğruna buradaydık, her şey vatan içindi. Camdan dışarıya baktığımda oranın helikopter pisti olduğunu fark ettim. Buda fena değildi. Bakışlarım masamın üzerinde duran kutuyu buldu, kutuyu hemen açtım, gözüme çarpan ilk şey her görevde yanıma götürdüğüm küçük medikal setti. Açık alanda hiç bir müdahale yapmazdım neşterim ile, ama her an her şey olabilirdi. O yüzden yanımda taşırdım neşter ve dikiş seti gibi önemli aletleri. Onun yanında rütbemin ve ismimin yazılı olduğu bir masa isimliğim vardı, Bige ismimi kullanmazdım. O yüzden hep Devin Alkım olarak bilirlerdi beni. Son olarak ise aldığım tüm başarı plaketleri vardı. Fazla eşyam olmasada hepsini dolaba yerleştirdim. İsimliğimi ise masamın üstüne koydum. O sırada aklıma yüzbaşının dedikleri geldi, eğitim alanına gelin demişti! Hiçte sormamıştım ne zaman gitmem gerektiğini! Aceleyle odamdan çıktım, çıktığım gibi karşı odanın kapısı açıldı. Hemen esas duruşa geçtim, her beni gördüğünde gözlerinde değişik bir bakış oluşuyordu. "Rahat. Hala eğitim üniformalarını giymemişsin? Unuttun mu üsteğmen?" Dedi. "Hayır komutanım, giyinme odasına gidiyordum." Diye cevapladım. "Dört dakikan kaldı." Diyerek önüne döndü. Baş selamı verip hızlı adımlarla oradan ayrılıp giyinme odasına geçtim, uzun zamandır eğitim almamıştım. Umarım yüzbaşı beni zorlardı, bayılana kadar şınav çekip eğitim görmeyi özlemiştim. Vakit kaybetmeden eğitim kıyafetimi giyip içtima alanına geçtim, yüzbaşı hariç herkes gelmişti. Hepimiz rütbemize göre yan yana sıralanıp onu bekledik. Yüzbaşı görüş açımıza girince esas duruşa geçip bekledik. "Rahat, Atak timi." Dedi. "Yarın Kartal timi ile beraber yürüteceğimiz tatbikat eğitiminde üç alan üzerinde operasyon yapacağız! Birincisi meskûn mahalde çatışma! İkincisi ani bir baskında hemen atağa geçmek!  Son olarak atışlar! Tek bir hata görmek istemiyorum! Anlaşıldı mı!" Dedi gür ve kararlı çıkan bir sesle. "Anlaşıldı komutanım!" Dedik aynı anda. "Bugün eğitimde öncelikle mekik ve şınav çekeceğiz. Sonrasında arazi koşusu, gerçek mühimmatla atış yapacağız. Son olarak dövüş sanatları çalışacağız." Dedikten sonra bakışları beni buldu, "Bizde eğitimler dövüş sanatları ağırlıklı olur üsteğmen. Tim olarak her görevde ön planda oluruz, yakın temasa gireriz. Dövüş konusunda ne durumda olduğunu bilmiyorum." Dedi sorarcasına. "Dövüş sanatlarıyla aram iyidir komutanım." Dedim kısaca. Derin bir nefes aldı, "Şınav pozisyonu al!" Der demez hemen şınav pozisyonu aldık, şaşırdığım şey ise onunda bize katılmasıydı. Önceki görev yaptığım timlerde komutanlar sadece başımızda dururdu, kendileri dahil olmazdı. "Başla!" Dedikten sonra şınav çekmeye başladık. Şınav sayısını söylememişti. Hepimiz hiç zorlanmadan şınav çekmeye devam ediyorduk, bu noktada karın kaslarımın titremesi hoşuma gidiyordu. Bir süre sonra herkes yavaş, yavaş yorulmaya başlamıştı, "Arkadaşlar ben dayanamıyorum!" Dedi Boran. "Al benden de o kadar! Ne zaman duracağız!" Dedi Batu. "Bir şikayetin mi var Batu?" Yüzbaşının sesiyle sustu. Çok geçmeden mekik çekmeye başladık, sonrasında yüzbaşı ayağa kalktı, "Atak! Hazır ol!" Hemen hazır ol a geçtik. "Birliğin etrafında, 10 tur koşu marş marş!" Demesiyle hepimiz koşuya başladık. Ben ve yüzbaşı yan yanaydık, "Komando Marşını başlatmak ister misin." Diye sordu. Cevaba gerek yoktu, "Biz dağlara atarız pusu!" Diye bağırdım gür bir sesle, diğerleri hemen anlayarak dediklerimi tekrarladı. "Biz dağlara atarız pusu!" "Haram oldu gece uykusu!" Diye devam ettim, "Haram oldu gece uykusu!" "Komandoya bir yudum su!" "Komandoya bir yudum su!" Birlikteki tüm gözler üstümüzdeydi, herkes toplanmış bizi izliyordu. "Vermez misin, Sivas kızı!" Diye devam ettim. Normalde Konya kızı denirdi. Ama ben Sivaslıydım. Timdeki kadın askerlerin memleketine göre değiştirilmesi hoşuma gidiyordu. Babam Sivaslı, annem Kazak Türküydü. %1'lik şansla babamın genlerini almıştım, Kubilay gibi gözümde bir çekiklik yoktu. Ama kardeşim anneme çok benziyordu, doğduğunda. Eğer şehit olmasalardı, o hain saldırıda şehit olmasalardı çok güzel bir aile olabilirdik. "Vermez misin, Sivas kızı!" "Bir elinde el bombası!" "Bir elinde el bombası!" "Bir elinde kasa turası!" "Bir elinde kasa turası!" "Sırtında da sırt çantası!" "Sırtında da sırt çantası!" "Birinci bölük Aslanları!" "Birinci bölük Aslanları!" "Şırıl şırıl suyun akışı!" "Şırıl şırıl suyun akışı!" "Beline de bağlamış al nakışı!" "Beline de bağlamış al nakışı!" "Komandonun bir bakışı!" "Komandonun bir bakışı!" "Yetmedi sana Sivas kızı!" Tam bu kısmı söyleyecekken yüzbaşı benden önce davranıp söyledi, ona kısa bir bakış atıp önüme döndüm. "Yetmedi sana Sivas kızı!" Marşı bir kaç kez tekrarlayarak 10 turu bitirdik. Yüzbaşı "Beş dakika ara verelim, sonra atış alanına geçeriz." Diyip bir kenara oturdu. Bende Onun çok az ilerisine geçip oturdum. "Garibine gitmiyor mu, bizimde görevli olduğumuz o görevde gönüllü doktor olarak geldin. Bugün birden asker olarak karşımızdasın, hemde Atak timinde." Dedi birden. "Önce ki davranışlarımda komutanım olacağınızı bilmiyordum yüzbaşım. Eğer bir hatam olduysa özür dilerim." Dedim saygıdan. "Beni bir kaç kezden fazla tersleyip gitmek haricinde bir hatan yok gibi." Dedi gülerek, "Çay borcum olsun komutanım." Dedim, o günü hatırlatarak. "Olsun, üsteğmenim, olsun." Dedi ayağa kalkarak. "Hadi tim, atış alanına!" "Komutanım, biraz insaf!" Dedi Uras. "Uras, bu kadar çabuk yorulduğunuza göre komando olmaya çoktan hazırmışsınız siz. Kendinize gelin." Dedi yüzbaşı, bu ne demek oluyordu? Hepsinin birden yüzü düştü, "Haklısınız komutanım." Diyip ayağa kalktılar, bende ayaklanıp peşlerinde atış alanına ilerledim. Geldiğimizde içeride mühimmatları ayarlayan astsubay vardı, "Komutanım, silahlar ve hedefler istediğiniz gibi ayarlandı. Eğer bir emriniz olursa buradayım." Dedi. Piyade tüfeği, ve beylik tabancaları vardı. Yüzbaşı "Sağol Ömer." Diyip eline piyade tüfeklerinden birini aldı, "Mevzi alıp önünüzde ki engellere iki el ateş edeceksiniz. Hangi hedefe vuracağınızı siz karar vereceksiniz." Dedi. Burası boş bir arazi gibi düşünülebilirdi. Atış yapabilmemiz için büyük bir alandı. "Üsteğmenim, senden başlayalım." Diyip tüfeği bana verdi. "Emredersiniz komutanım." Diyip tüfeği elinden alıp mevzime geçtim, "Emrimle başla." Dedi. O sırada nişan alacağım yeri belirledim, en uzak hedefi vuracaktım. Elimi tetiğe yerleştirdim, "Atış serbest!" Emrini alır almaz hedefe iki el ateş ettim. Yüzbaşı dürbünle hedefe baktı, "Güzel." Dedi memnun bir sesle, hedefin alnının tam ortasına gelmişti. Ayaklanıp yerimi Kubilay'a bıraktım. Sırayla hepsi bu eğitimden geçti. Son olarak dövüş sanatları eğitimi kaldı. "Spor salonuna geçiyoruz, bugün kickboks ağırlıklı çalışacağız." "Aha yandık!" Dedi Emre arkadan, "Kickboks dedi abi! Adam dünya şampiyonu! Şimdi bize kızacak size ben böyle mi öğrettim diye!" Dedi Boran. Yüzbaşıyı önde yalnız bırakıp yavaşladım onları daha rahat duyabilmek için, "Nasıl dünya şampiyonu?" Diye sordum. Dünya şampiyonu olması imkansız gibi bir şeydi. Olduysa anca askeri kickboks alanında şampiyon olmuştur. "Atilla komutanım harp okuluna girmeden önce milli kick boksçuydu." Dediğinde kaşlarımı çattım, kick boks alanını hep takip ederdim. Hiç rastlamamıştım ona, illa ki hatırlardım eğer böyle bişey gerçekten olduysa. "Bıraktığı için pişman mıdır acaba?" Dedi Batu kısık bir sesle. "Değildir. Bir amaç uğruna burada. Bu mesleği layıkıyla yapan sayılı komutanlardan." Dedi Kubilay sessizliğini bozup. "Vay kardeşim, sen dilini yutmamış mıydın ya?" Dedi Emre, "Kardeşim derken? Komutanım diyecektin herhalde beyin yoksunu!" "Pardon komutanım, askeri sınırlar içerisinde bambaşka birine dönüştüğünüzü unutmuşum." Dedi Emre. "Siz komutanlarınızın yanında hep böyle rahat mı konuşursunuz?" Dedim hafif yüksek bir sesle, bu yüzbaşının arkasına dönmesini sağlamıştı. "Disiplin sadece sahada değil, eğitimde de şarttır." Diyerek yoluma devam ettim. Yüzbaşı kaşlarını kaldırarak "Merak etme, disiplinsiz olsalardı benim timimde olmazlardı." Dedi. Bu gereksiz konuşmaların sonunda spor salonuna gelmiştik. "Herkes eşleşsin, serbest dövüş çalışın. Sonra bir kaç kombinasyon üzerinde çalışacağız." Diyip eline eldivenlerini taktı ve boks torbasını yumruklamaya başladı. Batu ve Boran eşleşip başladılar, Uras ve Emre'de eşleşince Kubilay'lada ben eşleşmiş oldum. "Komutanım, isterseniz sakin başlayalım." Dedi, "Normalde nasıl antrenman yapıyorsan öyle yap Kubilay." Dedim karşısına geçip. "Emredersiniz komutanım." Dedi ve başladık, ilk hamleyi ondan bekledim, sağ tarafıma bir yumruk atacakken sol kolumla kolunu bir yana itip hemen bir sağ kroşe vurdum. Anında sarsıldı, kendine gelmesi için biraz bekleyip devam ettim, basit kombinasyonlar yapacaktım. Sağ yumruk, sol yumruk, low kick. Son low kick'i engelleyip aynı şekilde kombinasyonlar yapmaya başladı, kendimi koruyup hemen bitirmesini beklemeden karşılık verdim, o sırada ayağıyla beni uzaklaştırmaya çalışırken onu tutup yere attım. Acıyla inleyince hemen "iyi misin?" Diye sordum. Atilla Yüzbaşı bizi kenardan izliyordu. "İyiyim komutanım." Diyip zorlukla ayağa kalktı, "Savunmanı düzeltmen lazım. Basit kombinasyonlar yapıyorsun, benim atağımı bitirmemi bekleme. Hemen karşılık ver." Dedim ona uyarı olarak. "Haklısınız komutanım." Dedi. Yüzbaşı "Bu kadar yeterli, toplanın." Diyip bizi yanına çağırdı. "Odaklanmanız gereken yer karaciğer, oraya yumruk attığınız anda kazanan siz olursunuz. Kazanmaya oynayacaksınız, karşılıklı dövüşmeye değil. Üsteğmenim, savunmada iyisiniz. Deneme yapalım, aynı şekilde eğer o yumruğu yiyen siz olursanız nasıl korumanız gerektiğini öğrenin." Dedi, hemen karşısına geçtim. "Hazırsan başlıyorum." Dedi onay bekliyormuş gibi, başımı evet anlamında salladım. Karaciğerime doğru bir yumruk atacakken kolumu karaciğerimin üzerinde birleştirdim, zamanında askeri okulda bende kick boks takımına katılmıştım kısa bir süreliğine. Oradan koruma tekniklerini biliyordum. Fazla güçlü vurmamıştı, o yüzden bişey hissetmemiştim. "Tam olarak böyle." Dedi Yüzbaşı. "Ne olursa olsun, darbeyi engelleyemezsiniz. Ama etkisini azaltabilirsiniz." "Komutanım, maçlarda oraya darbe alınca nakavt oluyor değil mi?" Diye sordu Batu, "Koruyamazsan anında adamı bayıltır." Diye cevapladı. Kubilay "Milli takımda kaç kişi nakavt ettiniz komutanım?" Deyince yüzbaşı kendinden emin bir şekilde "Çıktığım tüm maçları nakavt ederek kazandım." Dedi. "Neden asker oldunuz o zaman?" Demiş bulundum birden, Yüzbaşı birden duraksadı, "Herkesin kendine göre sebepleri vardır. İstirahat edebilirsiniz." Dedi. "Bu arada komutanım, akşam size hoşgeldin yemeği için meşhur restoranımızda rezervasyon yaptırdım." Dedi Boran bana bakarak, "Siz gidin, benim işim var." Dedim çıkmak için hareketlenip. Yüzbaşı peşimden çıkıp yanıma ulaştı, "Bu değişik tavırlarına bir anlam veremiyorum, ama time uyum sağlarsan iyi olur. Senin için bir planlama yapıyorlar, öylece işim var diyip gidemezsin. Seni whatsapp grubumuza ekleyeceğim, bundan sonra oradan iletişime geçeriz. Konumu yollarım." Diyip gitmişti. Derin bir nefes alıp odama doğru ilerledim. Geçte olsa bir aydınlanma gelmişti, yüzbaşı haklıydı. Time uyum sağlamam lazımdı, sonuçta görevde hep birlikte hareket edecektik. Uyum önemliydi. Ama onlarla samimi olmak istemiyordum, tekrardan bir time bu kadar alışmak istemiyordum. Bu bana sadece acı verecekti. Mesai saatim bitmek üzereydi, ne kadar üniformamı çıkarmak istemesemde yârın ve hayatımın sonuna kadar giyeceğim gerçeği aklıma gelince ayrı bir mutluluk sarıyordu içimi. Odamın kapısını kitleyip giyinme odasına geçtikten sonra üzerimi değiştirdim, silahımı belime taktıktan sonra karargahın çıkışına doğru ilerledim. Kapıda ki nöbetçiler asker selamı verdi, "İyi nöbetler." Diyip motorumun başına geçtim. Kaskımı takıp motoruma bindikten sonra evime doğru sürdüm. Yüzbaşıdan mesaj yoktu. Eve gidince icabına bakardım. Çok sürmeden eve geldim, öncelikle gerekli yerleri arayıp lojmanda bir yer ayarladım kendime. Yarın tatbikattan sonra boştuk, sistemden kontrol etmiştim. Bugün yemekten geldikten sonra eşyalarımı paketlerdim, zaten fazla eşyam yoktu. Telefonuma gelen bildirimle hemen telefonumu elime aldım, *Yüzbaşı Atilla Alphan Atabey sizi  'Atak Timi' grubuna ekledi. Numarası kayıtlı kalmış olmalıydı. Yüzbaşı Atilla Alphan Atabey: size bir konum gönderdi. Yüzbaşı Atilla Alphan Atabey: bir saate burada buluşuyoruz. Yazmıştı. Sen: Emredersiniz. Yazıp telefonumu kenara koydum, öncelikle hızlıca duşa girip çıkmıştım. Sonrasında üzerime lacivert kumaş pantolon ve beyaz gömlek giyip güzel bir kombin yaptım. Saçlarım son zamanlarda çok uzamıştı, kestirmem lazımdı. Bakması zor oluyordu. Hızlıca saçımı kurutup yüzbaşının gruba attığı konuma doğru gittim. Burası lokanta tarzında bir yerdi, 'Hamit Usta'nın yeri' Motorumu girişin tam önüne koymuştum. Yüzbaşının motorunun yanına. Kaskımı yine motoruma asılı bıraktım, çalacak halleri yoktu. İçeriye girdiğimde Atak timini anında gördüm, yüzbaşı hariç herkes birden ayağa kalktı, "Komutanım! Buradayız!" Diye bağırdılar. Yanlarına gidip bulduğum ilk boş sandalyeye oturdum. "Hoşgeldin Devin." Dedi yüzbaşı, ilk kez ismimi söylüyordu. "Hoşbulduk komutanım." Diye cevapladım. "Sivilde rahat konuşabilirsin, takılmam öyle şeylere." "Emin misin, Atilla?" Dedim sorarcasına. Yüzünde belli belirsiz bir tebessümle başını eğdi, "Sonunda ismimi söylettim, önce ki konuşmalarımızda çok inatçıydın." Dedi. "Komutanım, size nasıl hitap edelim sivilde?" Diye sordu Uras birden. "İstediğiniz gibi." Dedim. "O zaman Devin'cim desem, gerçi o da çok samimi oldu. Neyse komutanım, ben ileriki zamanda size güzel bir hitam bulacağım, beklemede kalın." Dedi Boran, "Bekliyor olacağım." Dedim gülümsememi tutamayıp. O sırada kırk yaşlarında bir adam yanımıza gelip "Oo çocuklar! Hoşgeldiniz, kızım sende hoşgeldin. Ben Hamit." Dedi, elini uzatıp. "Devin." Diyip uzattığı elini sıktım. "Ne yersiniz, sizin için ne hazırlayayım?" Diye sordu. "Abi sen ortaya karışık bişeyler yap bize." Dedi Atilla. "Tamamdır aslanım, yanına ne içersiniz?" Diye sorunca Atilla Uras'a doğru döndü, "Sakın Uras, alkol yok." Dedi. Uras "komutanım, neden şimdi sadece bana bakarak söylediniz? Belki ben sormayacaktım, belki Devin komutanım isteyecekti?" Dedi topu bana atıp, "Ben mi? Alkol kullanmıyorum Uras. Sanada tavsiye ederim." Dedim. "Ben size en iyisi ayran getireyim." Dedi Hamit abi. "Aynen, iyi olur." Dedik onu onaylayıp. Hamit abi gittikten sonra bakışlar bana döndü, "Kendini tanıtmayacak mısın?" Diye sordular. Benden konuşma falan mı bekliyorlardı? Sonuçta ilk okul gününde tanıtım yapmıyorduk. "İsmimi biliyorsunuz?" Dedim. "Komutanım, sizi doktor olarak biliyorduk, birden asker çıktınız, hemde Türkiyenin ilk doktor komandosu. O yüzden soruyoruz." Diye açıkladı Boran. "Gülhane askeri tip fakültesi mezunuyum, mezun olduktan sonra komando eğitimi için kadın subay alımı vardı. Katıldım, başarıyla bitirdim. Bir kaç yıl ara vermek zorunda kaldım." Dedim. Benimde onlara bir sorum olacaktı tabi. "Sizi daha önce hiç görmedim, yeni misiniz buralarda?" Dedim hemen ardı ardına. "Üç yıldır Atak timinin mensubuyuz çoğumuz, Kubilay ve Batu iki yıl önce katıldı aramızda. Görev yerimiz Ankara'ydı, geçen sene Şırnak'a görevlendirildik." Diye cevapladı Atilla beni. "Ankarada komando birliği yok, jandarma komandosu muydunuz?" Dedim. "Uzun hikaye komutanım, daha sonra anlatırız şu anda etraf müsait değil." Dedi Uras. O sırada yemeklerimiz gelmişti. Hepimiz yemeklerimizi yerken bir yandanda sohbet etmiştik, iyi insanlardı. Fark etmeden sürekli kendimi onlara kaptırmış bir şekilde sohbet ederken buluyordum, halbuki onlarla arama mesafe koymak istiyordum. Yemekler bitince sıra hesap ödemeye gelmişti. Bu geleneği biliyordum, time yeni gelen öderdi. Doktor maaşım iyiydi, ondan birikimim vardı zaten. Maaş konusunda sıkıntı çekmiyordum. Hesabı istediğimizde yüzbaşı ödemek için hamle yaptığında onu durdurup kartımı garsona doğru uzattım. "Geleneklere sahip çıkalım, Atilla yüzbaşım." Dedim. "Kesenize bereket komutanım, Atilla komutanımın berbat yemeklerinden sonra ilaç gibi geldi!" Dedi Boran arkasına yaslanıp. "Bana bak, dua et sizi düşünüp yiyecek bişeyler getiriyorum. Bundan sonra zor bulursun sen." Dedi Atilla atarlı bir şekilde. "Kalkalım mı?" Dedim kartımı geri aldığımda. Atilla beni onayladı, "Kalkalım, yârın tatbikat var. Uykunuzu iyi alın." Dedi ayaklanıp. Hepimiz beraber çıkışa doğru ilerledik, ben kaskımı elime alınca Batu "Oha, komutanım sizde mi motor sürüyorsunuz?" Dedi. "Evet?" Dedim bunda ne var dercesine. Batu bakışlarını ben ve Atilla'nın üzerinde gezdirdi, kaşlarımı çatıp ona bakınca hemen kendine geldi. "Bu da bizim külüstür komutanım, hepimiz paramızı ortaya koyup bu arabayı aldık." Dedi park yerine duran siyah audi'yi gösterip. Konuyu değiştirmeye çalışıyordu. Uras "Kardeşim, daha fazla saçmalamadan eve gidelim bence. Ayran çarptı sana, iyi geceler komutanım." Diyip Batu'yu kolundan tutarak sürükledi. Hepsi arabalarına geçince motorumu çalıştırıp bindim, O sırada Atilla "Ekipmanların eksik Devin üsteğmenim, dikkatli olun." Diyip gözden kayboldu. Emriniz olur. ⚓️ Tatbikat günüydü. Hepimiz üniformalarımıza ve mühimmatlarımıza kuşanmış bir şekilde yan yana duruyorduk. Aynı zamanda kartal timide buradaydı, biz önden, onlar arkamızdan gelecekti. Kartal timinin komutanını tanıyordum. Zafer Yüzbaşı. Beni gördüğünden beri rahatsız edici bakışları üzerimdeydi, zamanında bana fena takmıştı. Sürekli azarlayıp mobbing uygulamaya çalışıyordu. Gıcığın tekiydi. "Merhaba çocuklar." Dedi albay, hepimiz aynı anda  "Sağol!" Dedik. Atilla bir adım önce çıktı, "Atak timi 3 subay, 4 astsubay ile emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım!" Dedi. Kartal timinin komutanıda bir adım önce çıktı, "Kartal timi 2 subay, 3 astsubay ve 1 uzman çavuş ile emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım!" Dedi o da. "Tatbikat Atak timinin önderliğinde olacak. Emir komuta Kıdemli Üsteğmen Alkımda." Albayın dedikleriyle anlık kaşlarımı çattım, neden böyle bişey yapıyorlardı? Yanımda duran Atilla'ya anlık bir bakış attım, bundan haberi varmış gibi duruyordu. Tatbikata katılmayacaktı büyük bir ihtimalle. Zafer yüzbaşı bana yandan bir bakış atıp albayın yanına doğru ilerledi, "Komutanım, bir üsteğmenin böyle bir görevde başta olması ne kadar doğru? Ondan rütbeli olan personeller var." Dedi. Atilla sinirle yanımdan gidince peşinden gitmek zorunda kaldım, "Emrimi mi sorguluyorsun Zafer?" Dedi albay. "Yok komutanım,"  Zafer devam edecekken Atilla onu susturdu, "Bari bugün emirleri sorgulamadan işini yap Zafer. Askerimin önderliğinde yapılacak bu tatbikat, sende talimatlara uyacaksın." Dedi uyarıcı bir sesle. "Bu üsteğmen mi tatbikatı yönetecek?" Dedi aşağılayıcı bir şekilde gülerek, "Biz şikayetiniz mi var komutanım? Mümkünse tatbikattan sonra konuşalım. Beni bilirsiniz." Diyip baş selamı verdim ve yanlarından ayrıldım. İşte komutan vardı, komutan vardı. Biri aslarını aşağılardı, biri güvenip askerini desteklerdi. Madem komuta bendeydi, başlayalım o zaman. "Tim! Toplan!" Dedim Atak timine gür bir sesle. Hepsi anında önümde çember kurdu. "Hepiniz talimatlarıma göre hareket edin, sürekli iletişimde olalım. Önemli olan takım olarak hareket etmek. Anlaşıldı mı!" Dedim kartal timine yandan bir bakış atıp, yüzbaşı memnuniyetsiz bir yüz ifadesi ile bizi izliyordu. Hep birlikte toplanıp tatbikat için ayarlanmış alana geldik. Atilla yanımdaydı, "Siz kenardan mı takip edeceksiniz komutanım?" Dedim. "Evet üsteğmenim." Dedi. "Sebebini sormamda bir sakınca var mı." Dedim tatbikat alanına bakarak. "Eğer bana bişey olursa timimi nasıl koordine edeceğini bilmem lazımdı. Anlayışla karşıladığını varsayıyorum." Dedi. "Haklısınız, merak etmeyin. İzleyin yeter komutanım. İzninizle." Diyip yanından ayrıldım. Alan, terk edilmiş bir şehir simülasyonuydu. Beton binalar, dar sokaklar, köşe başlarında mankenler ve içeride sesli hedefler vardı. Görev: sivillere zarar vermeden düşman unsurları temizlemek. Tüm timi gözlerimle süzdüm. Ses tonum net ve sakindi, "Kubilay, sol cephede. Emre iç koridor çizimlerini çıkar. Boran, sis ihtimaline karşı kenarda kal. Uras, canlı istihbarat istiyorum. Batu, sivil varsa tahliye sende." Dedim. İşaretlimle ilerlemeye başladık. Biz işi bitirince kartal timi gelecekti peşimizden. İlk binada sağ köşeden ani ateş simülasyonu geldi. Anında yere kapanıp el işareti verdim. Kubilay üç hedefi saniyeler içinde temizledi. Boran sis attı, içerisi karıştı. Ben önden içeri girip, iki hedefi sessizce etkisiz hale getirdim. Batu içeri girdi, Boranla birlikte  "yaralı sivil" mankeni dışarı taşıdıler. Emre çıkış noktasını gösterdi, rota sorunsuz tamamlandı. Zaman: 5 dakika 14 saniye. Kayıp: 0. İhlal: 0. Süre sınırı: 7 dakika. Son derecede başarılıydık. "Aferin tim!" Dedim hepsine, "Böyle devam beyler!" Diyip bir sonraki etapa geçtik. Kartal timi bir türlü gelememişti. "Komutanım, Zafer yüzbaşının kaybı çok herhalde." Dedi Batu gülerek, "Mankenlere bişey olmamıştır umarım." Dedim bende, dediklerime hepsi güldü, Uras "Onu tanıyorsam şimdi gelip 'bu mankenlerde sıkıntı var!' Diyip yenilgiyi kabul etmez." Der demez simülasyon alanından çıktılar, Zafer yüzbaşı tamda tahmin edilen gibi "Bu mankenlerde bir sıkıntı var! Sıkıyorum, sıkıyorum yığılmıyorlar anasını satayım!" Demişti. "Bizde bir sıkıntı çıkmadı komutanım, kaç kaybınız var?" Diye sordum gülmemi tutmaya çalışıp. "Bana bak!-" tam devam edecekken Atilla geldi, "Sinirini ondan çıkarma, önünde ki etaba odaklan. Küçük gördüğün üsteğmen senden daha iyi bir performans gösterdi." Dedi. Daha fazla beklemeye gerek yoktu, "Atak, devam ediyoruz!" Diyip bir sonra ki etaba geçtik. "Temkinli olun." Diyip açık alanda yürümeye başladık, simülasyonun tam orta noktasında sahte saldırıya uğramaya başladık. Hoparlörlerden gelen çatışma sesleri, sis ve yanlardan fırlayan hedeflerle ortam kaosa döndü. Atilla kenarda dürbünle izliyordu. anında emir verdim, "Çemberi kırmadan dönerseniz düşersiniz. Atıcı, orta alanı kilitle. Keskin, sol tepede temizlik. Yolcu, haritayı ortadan çizin. Demir, yukarıdan veri. Elmas, arkadaki yaralıyı çıkar. Ben ilerideyim." Koşarken bir hedef önüme çıktı. Eğilmeden çift atış yaptım. Hedef düştü. Uras yukarıdan konum attı. Boran sağ köşeye sis bombası attı. Kubilay, 200 metreden hareketli hedefi göğüsten vurdu. Son düşman sesi sustuğunda alan tamamen temizdi. Zaman: 3 dakika 42 saniye. Hedefler: 14/14 etkisiz. Saha kaybı: yok. (Yazardan) Atilla not defterine küçük bir "✓" işareti attı. Gözleri ciddi ama yüzü etkilenmişti. (Devin'den) Bitmişti, tim gayet başarılıydı. Şu ana kadar ki performanslarından gayet memnundum. Sıra Kartal timine gelmişti. Hepimiz kollarımızı birbirine bağlamış bir şekilde onları izliyorduk, "Puh allah belanı vermeye, yere çakıldı ya la." Dedi Boran yere düşen astsubaya gülerek işaret ederek, "Sessiz olun, bırakın bitirsinler." Dedim. "LAN ERCAN! KALK LAN AYAĞA!" Yüzbaşının bağırışları arasında sonunda bitirmişlerdi bu etabı. Çıktıklarında hepsinin saçları dağılmıştı. "Devam ediyoruz." Diyip son etaba doğru ilerleyecekken arkamdan bağırdı, "Mola verelim! Halimizi görmüyor musun!" Dedi. "Komutanım, burası komando tugayı değil mi? Yanlışlıkla acemi birliğine mi geldim yoksa?" Dediğimde ileriye gittiğimin farkındaydım, ama cevapsız bırakamazdım. Mesleğin ilk yıllarında bana çektirdiklerinin acısıydı bunlar. Atilla'nın kenarda sırıttığını fark ettim, baktığımı görünce eliyle 'iyi gidiyorsunuz' gibi bir hareket yaptı. Başımı eğdim 'herhalde' anlamında. "Karşında bir yüzbaşı var senin, laflarına dikkat et!" "Kusura bakmayın komutanım, hadi Atak!" Diyip bir sonraki, ve sonuncu etaba doğru ilerledik. Poligon, sabit ve hareketli hedeflerle doluydu. Her asker tek tek sahaya çıkıyor, atışları hem isabet hem refleks süresine göre değerlendiriliyordu burada. Öncelikle Kubilay'ı başlattım, yüzbaşı beni değerlendiriyor olabilirdi, ama bu tatbikat benimde timdekileri tanıyıp değerlendirmem için iyi bir şans olmuştu. Başarılıydı, bir mermi boşa gitmemişti. Sırasıyla herkes sahaya çıkıp bu etabı bitirdi, Sıra bana gelince herkes susmuştu. Gözler bana kitlenmişti. Onlara aldırış etmedim. Sahaya adımı attığım anda pozisyon aldım, 1. hedef: 2 saniyede çift atış. 2. hedef: koşarak dönüp, hareketli — kafa vuruşu. 3. hedef: 90 derece sola — iç refleks, tek atış. 4. hedef: atış engelli, çömelerek atışımı yaptım, tam isabet. Toplam süre: 19 saniye. İsabet: %100. Memnun bir ifadeyle silahımı üniformamda ki yere taktım. Atilla başını kaldırdı. Tabletine baktı, sonra bana. Gözlerinde ilk kez ciddiyetin dışında bir ifade vardı: Saygı. Atak timine doğru ilerlediğimde ıslık çaldılar, "Vay komutanım! Harikaydınız!" Dedi Uras, "Sağolun, sizde fena değildiniz." Dedim tebessümle. Kartal timi sonunda bu etabı başarıyla tamamlayınca hepimiz toplandık. Albay ve Atilla yan yanaydı. Albay bize doğru dönüp "Atak timi hepinizi tebrik ediyorum. Sonuç şaşırtmadı." Dedi. Sonra bakışları Kartal timini buldu, "Böyle rezil bir tim görmedim, yarından itibaren başınıza yeni bir komutanın atanması için beyanda bulunacağım. Sizi göreve çıkarmak gibi bir hata yapmamışız şükürler olsun ki!" Dedi sinirle, "Ama komutanım! Önde bizim gitmemiz gerekiyordu! Onlar değil! Hele de bu kadın Üsteğmenin hiç bir şekilde önde gitmesine izin verilmemeliydi!" Dedi Zafer. Bir şey demedim, cahille cahil olmamak lazımdı. Maalesef ki rütbeli askerlerin çoğu böyle düşünüyordu, 'kadınların askeriyede yeri yok, eğitimlerde torpil geçiliyor, etkisiz elemanlar...' Albay "Kaybol Zafer!" Diye bağırınca daha fazla şikayetlenmeden karargaha doğru yürümeye başladı. "Tatbikat bitmiştir çocuklar, dağılabilirsiniz." Bu sözü duyduktan sonra bizde karargaha doğru yürümeye başladık. Tim binaya dönerken aralarında fısıltılar vardı. "Gerçekten Hesna olduğu belli aga." Dedi Boran. "O atış neydi öyle ya?" "Bir daha karşıma geçip 'sadece doktor' diyemez kimse..." dedi Batu. Fısıltılarını herkes duyabiliyordu. Aldırmayıp yürümeye devam ettim, o sırada Atilla yanıma geldi, elinde tablet vardı. "Sonuçlar mükemmel. Ama kağıt üzerinde başarı yetmezdi bana." Durdu, bana döndü. "Senin savaşçı olduğunu, sadece yetenekli değil... kararlı biri olduğunu gördüm. Her kararın yerindeydi. Kim olduğunu bilmiyorum, dosyanın çoğu karartılmış. Ama sahada kendini anlattın zaten." "Sana sonuna kadar güvenebileceğimi gördüm." - -4. BÖLÜM SONU- Öncelikle, umarım bölümleri okurken keyif alıyorsunuzdur ve kurguyu beğenmişsinizdir. Aslında bölümleri geciktirme gibi bir düşüncem yoktu, fazla bekletmeden paylaşacaktım. Ama maalesef işler düşündüğüm gibi gitmedi, evet kitap daha çok yeni, uzun bir süre alacak keşfedilmesi, ama yazıp bunun karşılığını alamamak bu beni mutsuz ediyor açıkçası. Umarım beni anlarsınız❤️ Yinede sınırı fazla yüksek tutmadım, başlangıça göre makul bence, sizleri seviyorum, bir sonra ki bölümde görüşmek üzere! ❤️‍🩹

Bölüm sonu

1 yorum