İçeriğe geç

Savunmasız Kalpler

Bölüm 4 · 11 dk okuma

Savunmasız Kalpler

Bölüm 4

3. Bölüm

Bölüm şarkıları: Saki - Sıla Yok Bana Bu Cihanda - Maya Perest 🥀 "İntikam duygusuyla yananlar adaleti aradıklarını sanır; oysa sadece bir yara daha açarlar." _________ 3. Bölüm 24-06-2024 Askeri Yargıtay binasının mermer duvarları, yılların tanıklığını taşır gibiydi. Soğuktu; yalnızca ısıdan değil, adaletin geç kaldığı yerlerde oluşan o tarifsiz serinlikten. Devin Bige Alkım, duruşma salonunun kapısında durduğunda, ellerini kenetledi. Bir doktor, bir asker ve bir kadın olarak ayakta kalmak için yıllardır verdiği savaş, tam burada bitecekti. Kapılar açıldığında içeri bir sessizlik çöktü. Heyet yerini almıştı. Cüppelerin altında gözle değil kalple görülebilecek bir kararlılık vardı. Mahkeme başkanı dosyaya son kez göz gezdirdi, sonra başını kaldırdı. Gözlerini bana kilitledi. "Tabip Üsteğmen Devin Bige Alkım hakkında verilmiş olan ihraç kararı hukuka, hakkaniyete ve askerî teamüllere aykırıdır. Verilen kararın kaldırılmasına, rütbesinin Kıdemli Üsteğmen olarak iadesine, tüm özlük ve görev haklarının derhal tanınmasına... Yargıtay kararıyla oy birliğiyle karar verilmiştir." İçimde bir şey kıpırdadı ama gözlerim hâlâ serindi. Bunu beklemiştim. Bu bir mucize değildi. Bu, sonuna kadar hak edilmiş bir düzeltmeydi. Elim, istemsizce üniformamın olmadığı boş yakaya gitti. Orada olması gereken apoleti ben hep taşıdım zaten. Kimse görmese de. Salon boşaldıktan sonra bir süre yerimden kıpırdamadım. Askeri Yargıtay kararı hâlâ zihnimde çınlıyordu. "Tabip Üsteğmen Devin Bige Alkım hakkında verilmiş olan ihraç kararı kaldırılmış, görevine Kıdemli Üsteğmen rütbesiyle iade edilmesine, tüm özlük haklarının tanınmasına oy birliğiyle karar verilmiştir." Dışarıda güneş vardı ama içimde hâlâ soğuk bir rüzgar esiyordu. Çünkü adaletin geç geldiği yerde kutlama yapılmaz. Sadece nefes alınır... ve devam edilir. Adımlarımı kararlı ama yavaş attım. Merdivenlerin sonunda tanıdık bir siluet duruyordu. Üniforması eskimemişti ama yüz çizgileri biraz daha derindi artık. Albay Cihangir Sönmez. Yüzünde ne tebessüm vardı ne de acı. Sadece sessizlik. "Tabip Kıdemli Üsteğmen Devin Bige Alkım." "Komutanım," dedim yalnızca. "Sana sadece geçmişi kapatman için değil, geleceğe yön vermen için geldim." Dedi bana doğru bir adım atarak. "Seni Atak Timinde Komutan yardımcısı olarak görmek istiyorum." Atak timi... Yüzbaşı Atilla Alphan Atabey'in timi... -Kim bilebilirdi kaderin onları tekrar bir araya getireceğini?- Başımı dik tuttum. İçimdeki cümle kendiliğinden döküldü, "Emir komuta zinciri içinde bir yerim varsa," dedim duraksayıp, "ben de zinciri kıran değil, güçlendiren halkası olurum komutanım." "Görevine tekrardan hoşgeldin komando." Ben Türkiye'nin ilk doktor komando subayıydım. Cihangir Sönmez bir adım daha yaklaştı. Elini omzuma koydu, sesi netti; "Timini daha fazla yalnız bırakma. Dört gün sonra, sabah birliğinde ol. Silahın, görevin ve üniforman seni bekliyor." "Emredersiniz komutanım!" Dedim kendimden emin bir şekilde, artık ben değil, görevim konuşacaktı. Dışarıya adımımı attığım anda gideceğim adresi biliyordum. Ona söz vermiştim, mesleğime geri dönüp yarım kalan işimi bitirecektim. Arabama bindikten sonra son gaz Sedef ablanın evine doğru gittim, beni gördüğünde şaşırmamıştı. Hissetmişti belkide. "Sana verdiğim sözü tutacağım abla, mesleğime geri döndüm." Dedim tam karşısında durup. Bir anlığına duraksadı. "Devin'im, güzel kardeşim benim..." "Seninle gurur duyuyorum. Allahım seni ve silah arkadaşlarını her türlü pusudan, çatışmadan korusun. Dualarım hep sizinle." Dedi bana sıkıca sarılıp. Sarılışına karşılık verdim, "Ben gideyim abla, yapacak çok işim var." Dedim. Tam çıkacakken Sedef abla arkamdan seslendi, "Devin!" Bu seslenişi farklıydı. "Bişey mi oldu?" Diye sordum hemen. "Devin... sana nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Ama biz memleketimize dönmeye karar verdik." Dedi sonunda. Kelimeler ağzından zorla çıkmıştı, onun için zor bir karar olmalıydı. "Mehmet'im burada, sol yanımı, hayatımın anlamını geride bırakıyorum. Ama ailemin desteğine ihtiyacım var, hem Ela, hem de benim için en doğru karar buydu. Seni yalnız bırakacak olmak beni çok üzüyor, ama lütfen beni anla..." diye devam etti. Ne diyebilirim ki? Haklıydı. "Sen beni hiç düşünme Sedef abla, yeni başlangıçlar için bu adımı atman lazımdı. Yanlış bişey yapmıyorsun, sizim için en iyisi bu." Dedim. Hemen ardından "ne zaman gidecek siniz?" Diye sordum. "Yarın..." 🎈 Ve yine tek başıma kalmıştım. Yalnız kaldığımda geldiğim tek yer, Asım amcanın yanıydı. Motorumun yılladır üstü kapalı olarak durduğu o araba tamircisi. "Demek zamanı geldi." Dedi Asım amca beni görür görmez. "Geldi, geldi Asım amca. Bakımları tam mı?" Dedim motorumu işaret ederek. "Eskisinden de yeni bir şekilde." "Ellerine sağlık Asım amca." Dedim minnetle, Şırnak'a ilk geldiğimde, beş yıl önce yolda kalmıştım. Asım amcayla oradan tanışmıştık, o günden beri ne zaman kendimi yalnız hissetsem soluğu burda alırdım. "Ne demek kızım, senin adına sevindim. Kendine dikkat et." Dedi, "Sende kendine dikkat et, belki uzun bir süre yanına gelmeyebilirim. Endişelenme." Dedim motorumu garajdan çıkarmadan önce. Umarım motor sürmeyi unutmamışımdır. Şu anda en son istediğim şey bile değildi motorumdan düşmek, eskiden korkusuzca her türlü viraja girerdim, ama bugün oldukça temkinliydim. Uzun bir süre olmuştu, trafiği tehlikeye atmak istememiştim. Eve geldiğim anda kontrol ettiğim ilk şey posta kutum oldu, askeri kimliğimi yollayacaklardı. Her gün bıkmadan posta kutuma bakıyodum, bugünde aynı umutsuzlukla posta kutumu açtıktan sonra bir adet zarf vardı. Gelmişti. Hemen alıp beklemeden açtım, bunun gerçekliğini sorgulamaya başlamıştım. Kimliğin üzerindeki yazıları okumaya başladım, TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ – ASKERÎ KİMLİK KARTI Adı Soyadı: Devin Bige Alkım Doğum Tarihi: 15.08.1996 Kan Grubu: A Rh+ Rütbesi: Kıdemli Üsteğmen Kuvvet Komutanlığı: Kara Kuvvetleri Komutanlığı Birliği: 6. Komando Tugayı Görev Yeri: Şırnak Görev Pozisyonu: Komutan Yardımcısı / Askeri Doktor Benim olanı adım, adım geri alıyordum. Son bir adım kalmıştı. Hemen evime girip dolabımda yılladır duran o mermileri aldım. İntikam mermileri. Nereye gideceğim belliydi. Şehitliğe girer girmez ezbere bildiğim o yoldan onlara ulaştım, görünmez timi. Hepsi yan yanaydı. Bazen düşünürdüm, şehitlik bana neden nasip olmadı diye. Şehitlik öyle bir mertebe ki, herkese nasip olmaz. Yanlarında duran boş mezara baktım, önce intikamlarını almam lazımdı. Mehmet abi'yle başladım. Şehit Astsubay Kıdemli Başçavuş Mehmet Şahin "Ben bir askerim abi, içimdeki asker ruhunu kimse öldüremez. İntikamınızı alacağım." Dedim birinci mermiyi mezarının dik bir şekilde kenarına koyarak. Bir yana geçtim, Şehit Teğmen Kadir Zorlu Yeni mezun olmuştu harp okulundan. Görünmez timinin bir parçası olabilmek için çok çabalamıştı. Onunda mezarına bir mermi bıraktım. Şehit Asteğmen Yasin Eroğlu Yasin matematik öğretmeniydi. Hepimiz asker olma yolunda ilerleyince dış kaynaktan katılmıştı aramıza. Onu bu yola biz sürüklemiştik. Onun mezarınada bir mermi bıraktım. Ve son olarak o ikisi kaldı, Şehit Üstçavuş Zeyda Gülen Şehit Üstçavuş Rıza Soydemir Birbirini çok sevmişlerdi, yan yana şehit düştüler. Zeyda ve ben, belki bu alemde sahada görev yapan tek kadın askerlerdik. Ben komando eğitimimi bitirdikten sonra kadın askerlerimize bir cesaret gelmişti, bizde yapabilirdik. Zeyda kendi döneminde komando eğitimine katılmaya hak kazanan tek kadın askerdi. Zorlanmıştık, ama bir hilal uğruna ne güneşler batıyordu. İkisinin mezarınada mermileri koyduktan sonra bir kaç adım geriye gittim. "İntikamınızı almadan gelmeyeceğim." Son kez onlara dönüp baktım, 'iyiki vardınız' diye geçirdim içimden. Her arkamı dönüp gittiğimde içimde değişik bir his oluşurdu, onları ardımda bırakıyordum. Onları hayatım boyunca hiç ardımda bırakmamıştım. Görevlerde bile. Son görevimiz hariç. Şehitlikten çıktıktan sonra aklıma hastane ekibim geldi. Aslında aklıma hiç onlarla vedalaşmak gelmemişti, ama içim el vermiyordu öylece çekip gitmeye. Vedalaşmayı sevmezdim. Ama onlara bir teşekkür borçluydum, zor zamanlarımda ne kadar soğuk davransamda hep yanımda olmuşlardı. Motoruma bindiğimde fark ettiğim şey uzun zaman sonra ilk kez bişeyden keyif alıyor olmamdı. Tam yolda ilerlerken trafiğin yoğunluğu bişeylerin yolunda olmadığını gösteriyordu, hemen hızla arabaların arasından geçerek ne olduğunu anlamaya çalıştım, kaza olmuştu! Yerde yatan çocuğu görünce hızla motorumdan inip ona doğru koştum, kalabalık öylece başında bekliyordu, "Açılın! Doktorum!" Diyip hızla aralarından geçip müdahale etmeye başladım, "Ambulansı arayın çabuk!" Dedim bağırarak, Başını geriye doğru eğdim, çenesini yukarı kaldırdım. Hiçbir ses yok. Göğsü inmiyor. Solunumu yoktu! Hemen beş kurtarıcı nefes verdim, yavaş ve kontrollü. Göğsü biraz yükseldi ama yine tepki yoktu. Hemen ellerimi göğsünün ortasına yerleştirdim. Küçüktü, bir elim yeterdi. Avuç içimle bastırmaya başladım. 1, 2, 3... Kalbimle beraber saydım. 30 bası. Sonra tekrar iki nefes. Bedenini hissediyordum, küçük bir göğüs kafesinin altında hayatı geri çağırmaya çalışıyordum. Zaman yoktu. Ses yoktu. Sadece ben ve o. Yine 30 bası. İki nefes. Döngüyü sürdürdüm. Ellerim terliyordu. Gözüm saatte değildi. Kafamda tek düşünce: "Dönecek. Dönmek zorunda." Sonra... Küçük bir öksürük sesi geldi. Çok hafifti ama gerçekti. Gözkapakları kıpırdadı. Göğsü bir kez, sonra bir kez daha kalktı. Nefes geri gelmişti. Ellerimi çektim, başını yana çevirdim. Gözleri tam açılmadı ama rengi değişmeye başlamıştı. Vücudu pes değildi. Savaşmıştı. "Başardınız!" Dedi etraftaki insanlar. Kafamı kaldırdığımda tanıdık bir yüzle karşılaştım, bu oydu. Yine oydu! Yüzbaşı! O sırada ambulans geldi, ekipler buraya doğru koşunca hemen bilgileri verdim; "4-5 yaşlarında kız çocuğu, kalp masajı yapmak zorunda kaldım, kafa travması belirtileri var dikkatlice taşıyın!" "Eğer nöbet başlarsa 5 mg midazolam intramüsküler verin. Bilinç hâlâ kapalıysa kusma riskine karşı 4 mg ondansetron da hazırlayın. Göz takibini başlatın, anisokori varsa bildirin!" Dedim onlar çocuğu dikkatlice sedyeye alırken. "Anlaşıldı hocam." Dedi aralarından biri. Tüm bu bilgilerdem doktor olduğumu anlamak zor değildi. Hızla ambulansa doğru ilerleyip hastaneye doğru hareket ettiler. O an aklıma geldi, bu çocuk burada neden yalnızdı? Annesi babası nerdeydi? Ona çarpan aracın sürücüsü şoka girmişti, polisler olay yerine geldiğinde Yüzbaşı onlara doğru yürüyordu. Bende polis aracına doğru ilerledim, yüzbaşı onlarla konuşuyordu. "Annesi, babası kimmiş araştırın. Neden yalnız başına sokağın ortasındaydı?" Dedi. O sırada buraya doğru koşan bir kadın vardı, "Talya! Talya nerde!" Diye bağırıyordu ağlayarak, polislerden biri hemen ona doğru yürüyüp sakinleştirmeye çalıştı. "Annesi misiniz hanımefendi?" Diye sordu bir diğer polis. "Hayır, yetimhanenin bakıcısıyım." Dedi kadın hıçkırıkların arasında. O an anlamıştım. Talya'da benim gibi yetimdi. "Merak etmeyin. İyileşecek." Dedim. "Benim suçum! Benim suçum! Annesine gidecekti, söz vermiştim... mezarlığa gidecektik!" 5 temmuz 2004 - yazardan "Ben anneme gidicem!" Diye bağırdı bir kız çocuğu yetimhanenin koridorlarında, çaresiz bir şekilde ağlıyordu. Yetimhanenin bakıcısı ona doğru yaklaştı, "Bige'cim, eğer yemeğini yersen seni götüreceğim, söz." Dedi. "Yalancısın! Annemle babamın mezarı burada değil! Hepiniz yalancısınız!" Diyip birden ayaklanarak koşmaya başladı, "Bige! Dur!" Diye arkasından ona yetişmeye çalıştı bakıcı. Küçük kız açık olan kapıdan dışarıya doğru koşunca kendini yolun ortasında buldu, o sırada oradan geçen bir araba ani fren yaparak kıza çarpmaktan kıl payı kurtulmuştu... "Hanımefendi, 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu bu! Nasıl böyle bir ihmalsizlik yaparsınız!" Dedim sinirle, üzgün olabilirdi. Ama küçücük çocuğun tek başına dışarıya çıkabilmesi imkansızdı! "Sakin olun Devin hanım, gerisini polis arkadaşlara bırakalım." Dedi Yüzbaşı. Ona yandan bir bakış atıp motoruma doğru ilerledim, bir yandanda o yetimhaneyi bulup şikayette bulunmayı aklıma not ettim. Tam motoruma binecekken kolum yine biri tarafından tutuldu, refleksle kolunu tutup ters çevirecekken kendimi zor durdurmuştum. Yüzbaşı. Yine ne olmuştu! "Sakin olun, müdahale ederken fark etmediniz galiba, eliniz kanıyor." Dedi elimi işaret edip, "Yerde cam parçaları vardı." Dedi son olarak. Elime baktığımda gerçektende kanadığını gördüm, ne ara olmuştu hiç farkına bile varmamıştım. "Sağolun komutanım, ben hallederim." Diyip kaskımı taktım, "Komutanım mı?" Dedi arkamdan, o tabi bilmiyordu. Ama artık resmi olarak asker olduğuma göre ona komutanım demeliydim, başla türlü dilim elvermiyordu. Baş selamı vermemek için kendimi zor tutarken arkama bakmadan son gaz hastaneye doğru sürdüm. Geldiğimde öncelikle acile geçip az önce müdahale ettiğim kız çocuğunun durumunu kontrol ettim, doktorlar uğraşıyordu. Durumu uzaktan iyiye gidiyor gibiydi, kırmızı alanda fazla kalabalık yapmamak için ordan ayrıldım. Hemen tamponla elimde ki kanı temizledim, kesik az da olsa büyüktü. Rahatsız olmamak için bir kaç dikiş atıp bir sargı bezi buldum ve elimi sardım. Bizimkiler bu saatte yemekhanede olurdu. Yemekhaneye girdiğimde gözüm onları aradı, Eylül beni görür görmez "hocam! Burdayız!" Diye bağırdı. Onlara doğru ilerledim, "Hocam nerelerdesiniz, gözümüz yollarda kaldı!" Dedi Ceren. "Sizlerle bu konuyu konuşmaya geldim. Uzun zamandır yoktum. Bunun bir nedeni var, mesleği bırakıyorum." Dedim direkt konuya giriş yaparak. Hepsi şaşırmış bir şekilde bana bakıyordu, "Hocam, bu bir şaka değil mi?" Diye sordu Alp. "Değil." Dedim kısaca. "Hocam neden! Hocam gitmeyin!" Dedi Eylül aniden ayağa kalkıp, "Siz giderseniz biz ne yaparız!" "Bana ihtiyacınız yok, hepiniz mesleğinizde başarılısınız." Dedim. "Hocam siz yoksanız bu ekip dağılır, siz olmadan olmaz." Dedi Ceren. "Bülent hoca ekibin yeni uzmanı olacak. Hepinize başarılar diliyorum, artık gitmem gerekiyor." Diyip ayaklandım, "Hocam! Bizi unutmazsınız değil mi! Arada buluşur muyuz?" Diye sordu Tülin. "Hocam, bir kere sarılabilir miyim?" Tülin ve Eylülden gelen son sorularla ne yapacağımı şaşırmıştım, Tülin'in sorduğunu duymamazlıktan geldim, Eylül ayağa kalkıp birden bana sarılınca bişey diyememiştim. Temas sevmezdim, ama bu seferlik gözden geldim. "Tamam, duygusala bağlamayın. Hepinize meslek hayatınızda başarılar diliyorum. Bir sorun olursa numaramı biliyorsunuz." Diyip aralarından ayrıldım. Bunuda hallettiğime göre, Tek bir hedefim vardı, intikam. Tek bir isteğim vardı, üniformam. Artık tek bir evim olacaktı, atak timi. 6. Komando Tugayı - Yazardan Komutanlıkta bir sessizlik hakimdi, fırtına öncesi sessizlik. Albay Cihangir Sönmez Atak timini toplantı odasına çağırmıştı, onlar için büyük bir haberi vardı. Atak timi merakla Albay'ın açıklamasını bekliyordu, herkesin dikkatini çeken şey ise Yüzbaşı Atilla Alphan Atabey'in dalgınlığıydı. Tugaya giriş yaptığı andan beri düşünceliydi. Düşüncesini albay bozdu, "Hoşgeldiniz çocuklar." Hepsi birer ağızdan "Sağol!" Dedi. "Lafı uzatmayacağım. Timinize yeni bir üye katılacak, komutan yardımcısı olarak." Yüzbaşı hemen kaşlarını çatmıştı, "Komutanım, timimde yeni bir komutan yardımcısına ihtiyaç duymuyorum. Teğmen Kubilay Eryiğit bu görevi layıkıyla yerine getiriyor." Dedi kararlı bir sesle. Değişikliği sevmezdi Yüzbaşı, hele de birbirine gönülden bağlı timinde yeni bir üye hiç istemezdi. "Bu kişinin Hesna olduğunu söylesem, aynı şekilde düşünür müydün?" Dedi albay. "Hesna sahalara geri mi döndü!" Dedi Emre, "Hesna mı!" Tim şaşırmıştı. Çünkü Hesna herkesin hayran olduğu bir askerdi. Mantık oyunlarıyla kaç operasyondan alnının akıyla çıkmıştı. Kendine has bir öldürme şekli vardı, her bir teröriste Hesna'nın H'sını mühürlüyordu. Onun da imzası buydu. "Biz bize yeteriz komutanım, ben tim komutanı olarak yeni bir üye kabul etmiyorum." Yüzbaşı kararlıydı, ama Albay Cihangir Sönmez'in karşısında kimse böyle konuşamazdı. "Sen kim oluyorsun yüzbaşı! Karar verildi! Hesna artık sizin timinizde! Konuşma bitmiştir!" Diyip hızla toplantı odasından ayrılmıştı albay. Kubilay hemen Atilla'ya dönmüştü, "Komutanım, Hesna'nın namını duymayan yoktur. Neden böyle bir tepki veriyorsunuz?" Diye sormuştu. "Bana sorulmadan verilen tüm kararlara aynı tepkiyi vereceğim Kubilay! Bana danışılmadan time yeni biri dahil ediliyor! İsmini, rütbesini, hiç bir şeyini bilmiyorum! Tek bildiğimiz 'Hesna'!" "Komutanım, bence bekleyip görelim. Hem erkekler çabuk kaynaşır, sıkıntı çıkmaz." Dedi Uras. Atilla ayağa kalktı, "göreceğiz." Diyip odadan çıktı. Aklında bir şey vardı. Doktor Devinle sürekli karşılaşmaları tesadüf müydü? Kader miydi? - -3. BÖLÜM SONU- Oy vermeyi ve yorum atmayı unutmayın 🤍

Bölüm sonu

4 yorum