İyi okumalarr 🦋
__________
[ Gece saat 2 ]
Jisung, yere oturmuş elinde tuttuğu, içinde kan olan tüpe bakıyordu. Bir süre tüple bakıştıktan sonra, önündeki tahta kaseye dökmüştü, kanı. Sonra etrafına dizdiği mumları yakmaya başladı. Yavaş hareket ediyordu, çünkü içten içe korkuyordu. Cadı olmayı o seçmemişti, öyle doğmuştu. Bu yüzden tüm bu büyü işlerini ve annesini geride bırakıp, Kore dışına gitmişti. Ama şimdi geri dönmeliydi, annesi ondan yardım istemişti, hem de ölmeden önce. Bu yüzden Felix'i kurtarmalıydı.
Sonra belki yine büyü işlerini bir kenara bırakır ve yine buralardan kaçardı. Belki bu sefer aşkı bulmayı da deneyebilirdi...
Aklındaki fikirlerle mumları yakarken, arkadan biri elindeki kibriti almıştı. İrkilip, arkasına döndüğünde ise tanıdık yüz gördüğü için sakinleşmişti.
M: "Ver ben yakayım ya. Bir saattir izliyorum heycanlı heycanlı ne gibi büyü yapacaksın diye. Yaptığın tek iş kanı, kaseye dökmek oldu."
Dedikten sonra, Minho hızla çember halini almış mumları yakmaya başlamıştı.
J: "İşime neden karışıyorsun?"
M: "Seni zilerken patlamış mısırım bitti. Yavaş hareket ediyorsun."
J: "Seni ilgilendirmez."
Minho mumların hepsini yaktıktan sonra, elindeki kibrit kutusunu Jisung'a uzatmıştı.
M: "Al. Hadi kaldığın yerden devam et. Seni izliycem"
J: "Neden? Beni izleyecek kadar aşık mısın bana?"
M: "Hem de çok"
İkisi de bir birlerine göz devirdikten sonra, Minho koltuğa geçmiş, yerde oturan Jisung'u izlemeye devam etmişti.
Jisung iç çektikten sonra, elini iki kasenin kenarına yerleştirip gözlerini kapatmıştı.
Minho, Jisung'un ağzından farklı dilde sözcükler duyduğunda yere doğru eğilmiş ve daha dikkatli izlemeye devam etmişti.
Jisung garip sözcüklerini söylemeye devam ederken, kasenin kenarında duran ellerini de sıkılaştırmaya başlamıştı. Sözcüklerin ağzından çıkış hızı, hızlandıkca, mumların ateşi daha fazla alevlenmişti.
Minho ise gözlerini büyütebildiği kadar büyütmüştü. Evet kessinlikle konudan alakasızdı ama Minho, Jisung'un gözleri kapalıyken daha da güzel olduğunu anlamıştı. Kusursuz bir yüzü vardı... ve burnu... ve kirpikleri...ve gözleri... ve dudakları.
Minho, Jisung'un her yüz hattını incelerken, aniden Jisung'un gözleri açılmıştı. Minho, Beyaz irisleri gördüğünde kendini geriye atmıştı.
Jisung'un gözleri bembeyazdı, artık konuşmuyordu ve nefes alışları çok hızlıydı.
Minho ilk başta bunun, büyünün bir parçası olduğunu düşünse de, giderek artan nefeslerden bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
M: "Hey, pişt, pis cadı?"
Elini yavaşca uzatmış ve Minho'yu omzundan sarsmıştı.
M: "Heyy. Bak eğer şakaysa kanını son damlasına kadar içerim"
Minho, Jisung'u sarsmayı bırakıp elini gözünün önüne tutarak sallamaya başladı.
M: "Burada mısın? Nefes al lan"
Minho yine hiçbir tepki alamadığında, Jisung'un ellerine bakmıştı. Elleri kan dolu kaseyi sıkıca tutuyordu. Ve mumların alevleri giderek daha çok artıyordu.
Bu sefer elleriyle Jisung'un ellerini tutup, kaseden uzaklaştırmayı denedi, Minho. Ama Jisung'un elleri sıkıca sarılmıştı, kan dolu kaseye.
Minho, Jisung'un iki elini de aynı anda tüm gücüyle kaseden ayırmaya çlışmış ve sonunda başarmıştı.
Jisung elleri kaseden ayrılır ayrılmaz yere düşmüştü. Mumların alevi söndükten sonra bu sefer kasedeki kan alev almış ve son damlasına kadar yanmıştı.
Minho, mumlara, kaseye, sonra da yerde hala baygın olan Jisung'a bakmıştı. Yavaşca ilerleyip, Jisung'un başını dizlerne yaslamıştı. Eliyle Jisung'un yanağını dürtmeye başlamıştı.
M: "Öldün mü lan?"
Dediği cümleye azıcık da olsa inandığı için, elini Jisung'un yanağından çekip, boynuna getirmişti ve nabzını kontrol etmişti. Atıyordu...
M: "Büyü yapmayı bilmiyorsan niye yapıyorsun ki?"
Jisung gözünü açmış ve direk Minho'ya bakmıştı.
J: "Bana büyü yapmayı sen mi öğreteceksin?"
M: "Hayır kendine başka öğretmen bul. Bana paran yetmez."
Jisung, başını Minho'nun dizlerinden ayırıp, kaseye bakmıştı. Boştu. Tahta kase yanmamış ama içindeki kan son damlasına kadar yanmıştı.
J: "Elimi kaseden çekmeseydin, şimdi burada küllerim savrulurdu. Teşekkürler."
Minho sesli şekilde yutkunduktan sonra, gözlerini kaseye çevirmişti.
M: "İyi ki çekmişim elini. Yoksa kimse kül temizlemekle uğraşamazdı."
İkisi de sesli güldükten sonra bir birlerne bakmışlardı. Gerçekten de bu saçma cümleye mi gülmüşlerdi?
M: "Neden böyle oldu?"
J: "Emin değilim ama sanırım kan Felix'in vücudu dışında olduğu için böyle oldu."
....
M: "Sabahın köründe ne bu büyü sevdası ya? Gece yaptıkların yetmedi mi?
H: "Minho sus da anlatsın."
Felix, kahvaltısını yaparken Minho, Bangchan, Hyunjin ve Jisung konuşuyordu. Jisung dün gece olanları anlattıkta sonra, Felix'in kanına bakmanın başka yolunu bulmaya çalışıyordu.
J: "Dediğim gibi kan Felix'in vücudu dışında olduğu için büyü ters tepti. Ama eğer Felix'in üstünde yaparsam işe yarayabilir.
H: "İşe yarayabilir mi? Bana net bir cevap ver. Felix'i de yakıp kül yapmanı mı izleyelim?"
J: "Emin değilim ama böyle yaparsam, bir şansımız olabilir."
Hyunjin dişlerini sıktıktan sonra başını, kahvaltı yaparak sessizce onları izleyen Felix'e çevirmişti.
B: "Tamam diyelim. Büyü işe yaradı diyelim. Ne olacak?"
J: "Felix'in kanının gerçekten melez yaratıp, yaratmadığını öğrenicez."
B: "Bunu diğer cadılar büyü yaparak göremez mi? Onlara götürelim, kendi gözleriyle görsünler."
J: "Eğer gerçekten kan, melez yaratıyorsa anında Felix'i öldürürler. Biz parmağımızı bile oynatamadan."
Herkes Jisung'a taraf dönmüştü.
M: "Tamam o zaman bir vampire Felix'in kanını içirelim. Melez olursa işe yarar demek."
J: "Bu riski göze alamayız."
M: "Risk olmadan hayatın tadı olmaz ki ama"
B: "Tamam o zaman Minho kanı sana içirelim ne diyorsun?"
M: "Ben tokum ya. Sana mı içirsek?"
H: "Lütfen saçma sapan konuşmayı kesin."
Hyunjin artık dayanamıyordu. Nereye el atarsa elinde kalıyordu.
H: "Peki ya büyü işe yararsa. Ve Felix'in kanı gerçekten melez yaratıyor olursa? O zaman ne yapıcaz. Cadılara ne ıspatlıycaz?"
J: "Mühürle ıspatlarız."
Bu cümleden sonra bu sefer herkes başını Felix'e taraf çevirmişti. Felix, herkesin ona baktığını gördüğünde sertce yutkunmuştu.
H: "Tamam biz birbirimize gerçekten mühürlüyüz diyelim. Ben olmadan Felix, Felix olmadan da ben yaşayamadığım için Felix'i öldüremezler, kuralları çiğneyemezler. Peki ya ikimizi de öldürürlerse?"
J: "Sen ölümsüz değil misin?"
H: "Kazık"
Hyunjin sadece bir sözcük söylemiş ve Felix'in yanına doğru ilerlemişti. Vardığında, vücudunu tezgaha yaslayıp, Felix'in saçlarını okşamaya başlamıştı.
H: "Sence Jisung büyüyü senin üstünde yapabilir mi?"
F: "Denemeden bilemeyiz"
H: "Ya sana bir şey olursa?"
F: "Beni kurtarırsın"
Hyunjin gülümsemiş ve sandalye çekerek Felix'in yanına oturmuş, kulağına doğru yaklaşıp fısıldamıştı.
H: "Nerede olursan ol, seni hep kurtaracağım"
Cümlesini bitirdikten sonra Felix'in yanağını hafifce öpmüştü.
M: "Ö-hmm"
Minho sertce öksürüyormuş gibi yapmış ve Hyunjin'in gözlerini kendi üstüne çekmişti. Minho sinirli irisleri kendi üstüne çektiğinde az da olsa korkmuştu.
M: "Diyorum ki çok önemli bir problem var onu çözdükten sonra herkes sevdiğini öpse?"
B: "Senin öpecek kimin var?"
M: "Sanki senin var Bangchan"
Bu dialog herkesi güldürmüştü. Evet çok gergin zamandalar ama arada gülmeleri onlara daha çok güç veriyordu.
H: " Ne diyorsun Felix, Jisung'a güvenelim mi?"
Felix, hafif gülümsemesiyle Jisung'un gözlerine bakmıştı. Ve giderek gülümsemesini daha da büyütmüştü. Jisung, Felix'in tatlı gülümsemesini cevapsız bırakmayıp, o da Felix'e gülümsemişti.
F: "Ben cadıların elindeyken, beni kurtarmaya geldiği günden beri ona güveniyorum"
_______
Elimde yedek bölüm kalmadı. Bölümler geç gelebilir 🥺



