*SAVAŞMAYI ÖĞRENİYORUZ*
_2. Bölüm_
Adam bana bir ok doğrultmuştu ve ben şaşkın bir şekilde duruyordum. Lenora galiba eski aşkını falan buldu.
"Lenora ne oluyor." Dedim ve gözleri kısıldı daha sonra direk eline en iyi görünen bir ok alıp adama doğrulttu. Fakat adam daha Lenora'nın okunu kalbine yemeden yere yığılmıştı.
"Başladı, kaçmamız gerekiyor. Tabii ilk önce diğer varisleri alalım." Aceleci tavrı hoşuma gitmemişti ve banane o varislerden.
"Ney başladı?" Kafamdaki onca soru içinden galiba en mantıklısı bu.
"Babanın bizim kraliyetimize yaydığı salgın başladı. Adama dikkatli baktın mı bilmiyorum ama boynunda bir ısırık izi vardı ve bu iz onj da enfekte olduğunu gösteriyor. Adam yığıldıktan bir kaç dakika sonra uyanıp saldırıya geçicek büyük ihtimalle o yüzden onu bu odadan çıkaralım." Bu sefer gerçekten acele etmemiz gerektiğini anladım. Koşarak adamı çıkardık ve kapıyı kilitledik. Bir dakika hani diğer varisleri alıcaktık?
"Diğer varisler ne olacak?" Dedim.
"Gizli bölmeden gelecekler. Şuan onların olduğu kısım giriş olduğu için en tehlikeli kısım orası. Burdaki tek tehlike suikastçılar." Diyerek beni gene cevapsız bırakmadı.
"Şuan onlara sinyal gönderdim birazdan burada olurlar fakat ısırılma tehlikleri var." Ne dedi bu kız? Isırılma tehlikeleri varsa gelmesinler bu kadar basit.
Tam itiraz edeceğim sırada geldiler. Önden Valir indi arkasından Cedric ve Miromo. Daha sonra Rozalina indi ondan sonrada Sasha ve bir adam. Bu adamı ilk kez görüyordum.
Kahverengi gözleri çok kesici bakarken saçları resmen kesiyordu. Galiba buradaki en yakışıklı erkek bu adam. Hepsini sollayabilecek olanda bu adam.
"Merhaba ben Gera. Bende bu krallıktan biriyim ve kral için gelmişken böyle bir şeyle karşılaştım." Adam kapkara gözleri ile hepimizi süzdü.
"Merhaba bende Sasha. Ben Glorn krallığındanım ve bana da bu yaşadıklarımız sürpriz oldu." Sasha Gera'ya gülerek el uzattı onlar el sıkıştıktan sonra adamın gözü bir süre dudaklarımda oyalandı. Bir dakika! Ne? Doğru ya dudağımda büyül bir yara var artık nasıl bir tokat yediysem böyle olmuş.
"Dudağın enfeksiyon kapabilir. Ayrıca yara açık kaldığı sürede enfekte birinin kanı oraha bulaşabilir o yüzden bir şekilde kapatmalıyız." Bu muydu? Of ya.
"Kapatırsam dudağım hem acır hemde morarır." Demiştimki Lenora bir bantı aldı ve sert bir şekilde dudağıma yapıştırıp çekti. Bunun üzerine attığım çığlık umrunda bile değildi. "Ne yapıyorsun? Az önce söylediğimi duymadın galiba." Dedim ve en yakın aynaya gittim ve moraran dudağımı gördüm işte artık patlayabilirim.
Tam konuşmak için nefes almıştım ki Lenora araya girdi. "Biraz sert geldiyse kusura bakmıycaksın senin yüzünden ben dahil buradaki altı kişinin canını riske atamam." Hayır yani böyle sert bir şekilde yapmasına da gerek yoktu.
"Tokat gibi yapıştırdığına göre şu kısa sürede bana kin kaplamış olmalısın veya geçmişte tak-." Cümlemi bitirmeden karnıma bir yumruk attı.
"Senin için iyilik yapıyorum ve sen beni geçmişte olan küçük bir şeyle ezmeye çalışıyorsun. Ben olsam susardım. Liderleri olduğum için kimse bana bir şey diyemez. Seninkiler de seni sevmiyor yani canını kurtarmak istiyorsan sus!" Bana verdiği bu emir çok açıktı. Benimkiler mi?
"Neden susayım? Yoksa lideri olduğun kişiler küçük maceranı bilmiyor mu? Bence bilmedikleri kesin, o tarz boş işlerle uğraşıcak değiller." Bana öyle bir baktı ki susmak zorunda kaldım.
"Sus demiştim." Dedi ve çıkardığı kılıcı ile tam yanağımı kesicekken Valir ve Gera araya girdi. Acaba Miromo ve Cedric ne halt yiyor?
"Bak liderimiz olabilirsin ama bu kadar acımasız olmak zorunda değilsin." Valir beni mi destekliyordu şimdi? Böyle kendimk sevdiririm işte.
"Ne ara işime karışır oldun Valir?" Bir insanın yüzünü dağıtmak iş olmuş haberim yok.
"Liderlikte sanq diyecek sözüm yok. Vasel'in söyeldiği şeyi de biliyorum fakat buna karışma hakkım yok." Bunu derken Cedric'e bakmıştı ve Valir gerçekten abisi olarak hiçbir hakka sahip değil miydi? "Ama ben birini öldürmeni istemiyorum. O kişi ne kadar hata yapsa bile bizim için bir piyondan ibaret." Ah hayır, beni böyle küçük göremezsiniz. Cedric bir şeyleri anlamış olacak ki Lenora'dan gözlerini ayırmıyordu.
"Bir daha özel hayatıma karışırsan Valir'i dinlemem." Gene mi tehdit? Yuh artık.
"Senin emrine uymak istediğim için değil yüzümü sevdiğim için özel hayatına karışmıyorum artık." Sinsice sırıttı.
"O zaman kalbini de sev." Bir sonraki hedef kalbimdi galiba.
"Burdan çıkmamız lazım." Gera silahlara bakarak bir şeyler anlatmaha başladı. "İlk önce enfekte olmuş insanlardan birini buraha getirip incelemeliyiz ona göre haraket edebiliriz veya direk silahlar ile tünelde kaçabiliriz." Gera son sözlerini fısıldayarak ve isteksizcene söylemişti.
"Hayır! Tünel olmaz." Ama en iyi yol tüneldi. Rozalina'nın bu çıkışı beni çok şaşırtmıştı.
"Enfekte olmuş insanlar deliriyor aynı bir zombi gibi. O gözlerle görme ihtimalleri neredeyse sıfır hatta bazılarının gözlerinden kan akıyor. Bizi bulacak kadar akıllı da değiller. Geriye koku ve ses ihtimali kalıyor. Hangisi onları yönlendiriyor ilk onu bulalım." Lenora'nın lider olmasındaki en büyük şey hızlı ve iyi planlar yapması galiba.
"Koku olamaz. Burunları kan ile kaplanıyor ve bu virüs çıkmadan ilk önce Glorn krallığına gidip bazı incelemeler yapmıştım. Bu yüzden ses ile yönlerini bulup ona göre haraket ediyorlar." Gera bunları söyledikten sonra aklıma okuduğum bir şeyden bazı detaylar geldi ve dahiyane bir fikir buldum.
"Ben buna benzer bir şey okumuştum. Böyle bir olay oluyordu aşı, ilaç ve benzeri hiç bir tedavi yöntemi fayda etmiyordu. Büyük ihtimalle bu yaratıklara da etmez. Okuduğuma göre tek bir çözüm var. Onlar zaten ölü olduğu için hiç acımayarak onları yakmamız lazım. Biz ölüyü diriltemediğin gibi bir daha öldüremezsin de. Yani kurşun veya ok hiçbiri fayda etmez sadece yakmak kurtarır bizi. Tahminimcene bir sürü kişi ısırılıp enfekte oldu bu da tüm Sroth krallığına yayıldı. Yani Sroth krallığını yakmalıyız." Lenora bunu kesinlikle kabul etmeyecekti.
"Peki yapalım, fakat biz nerede kalacağız?" İyi soru. Benim her sorumu yanıtlahan Lenora'nın tek sorusunu yanıtlamasam ne olur acaba?
"Bizim krallık olmaz. Babamın ne işler karıştırdığını öğrenmeden oraha gidemem. Fakat akşam gizli gizli gidip oradan altınları alabilirim. Asla bizden şüphe etmezler sonuçta bizi tutsak diye biliyorlar. O altınların bir kısmını sise veririm ve iş kurup yaşar gidersiniz." Lenora başını iki yana salladı.
"Böyle bir şey olmaz Vasel." Rozalina'dan böyle bir yanıt beklemiyordum ama yanıma gelerek konuştu. "Biz kralın çocukları ve yeğeni olsak da özel eğitim aldık. Amcam bizim güçlü biri olmamızı istediği için birbirimizi hiç korumadık hep tek kaldık. Şimdi ise bize ilk görevimizi o verdi. Bu işte amcamın yakın dostunun çocuğu Gera da var. Biz bu kadar yıldır böyle görevler için çalıştık ve ilk görevimizi reddetemeyiz. Bu yüzden sizi korumak için annemin krallığına gideceğiz." Ah hayır gene bir krallık. Keşke bu krallığı araştırma vaktim olsaydı. Başını olumlu anlamda salladım. Rozalina gerçekten çok iyi bir insandı hatta bir periydi.
"Peki şimdi ne yapacağız?" Miromo galiba ilk defa konuştu burada.
"Krallıklarda genel olarak gece yarısından sonra ışıklar kapatılır sizde de öyle bu yüzden gece yarısındam sorna sizin krallığa gideceğiz." Lenora zombi faktörünü unutuyordu galiba.
"Tamam. Sonra bir şekilde para alacağız daha sonra Rozalina'nın annesinin krallığına gideceğiz tabi annesi bizi ister mi bilmiyorum. En sonunda Sroth krallığını yakacağız." İyi konuştum.
Rozalina'nın gözleri kızardı ve konuşmaha başladı. "Annem dün öldü bu yüzden gidebiliriz. Krallığın kralı veya kraliçesi yok. Annem sizi biliyordu olacak herşeyi biliyordu bu yüzden en iyi olanımızın kral veha kraliçe olmasını istedi. Siz dahil. Hem liderlikte, hemde iletişimde, dövüşmekte, atıcılıkta ve benzeri şeylerde en iyi olan kişiye krallığını bıraktı. Aramızda tek bir kişinin olmasını istemedi, öz kızını başarısız gördüğü için sizlerden birinin olmasını istedi." Sona doğru Rozalina'nın sesi titredi. Küfür etmeyi hiç sevmem edenleri de kınarım ama, böyle annenin ben...
Uzun bir bekleyişten sonra gece yarısına gelmiştik. Herkes yavaş yavaş ayaklanıyordu. Bende ayağa kalktım ve yanlarına gittim.
"Camdan çıkacağız tünel planı iptal." Lenora Rozalina için en güvenli yolu iptal etmişti. Bunun karşılığında sadece Rozalina bir tebessüm ederek Lenora'yı mutlu etmişti. Kaç kişinin canı pahasına böyle bir şey yapmıştı ve ödülü bir tebessümdü. Hayret.
Çıktıktan sonra biraz orman yolunda yürüdük pardin biraz değil neredeyse yarım saat falan yürüdük.
"Neden durduk?" Bir anda durmamız sadece beni değil Cedric ve Sasha'yı da şüphelendirmiş olacaktı çünkü ikisi de aynı anda bu soruyu sordu.
"Geldim çünkü ama nasıl inebiliriz burdan bilmiyorum. Babanlar sarayınızı bu kadar dağın arasına kurmak zorunda mıydı?" Lenora ilk defa sitem ediyordu ve sitem ederken çok tatlı gelmişti.
"Sen bu krallığı bilmiyor muydun?" Lenora'ya bu soruyu sormamalıydım galiba.
"Sen krallığın içinde yaşıyorsjn gerizekalı daha iyi bilirsin. Ayrıca ben hiç bu yoldan gelmedim genelde hep normal krallık yolundan gelirdim." Doğru niye burdan gelsin ki?
"Ben o sarayda tutsak gibi yaşarken sen krallığın etrafında birilerini takip ediyordun hatırlatıyım." Ah hayır haklı bulduğum birine bunu söylememeliydim.
"Ben krallığı iyi biliyorum burdaki dağları değil." Haklı ve sus Vasel.
"Yeter kavga etmeyin artık." Valir daha da konuşacaktı ama sustu.
"Zaten kar var dağ fazlasıyla dik zaten. Kayarsak nereye gideceğimizde belli bu yüzden burdan kayabiliriz." Rozalina bile böyle delice bir öneri düşünmüştü inanamıyorum. Üstüne herkes onay verdi. Bir dakika, ben onay vermedim.
Herkes sırayla kaymıştı. Son olarak ben kalmıştım tam kayacağım sırada arkamda damarları resmen patlayacak gibi olmuş biri belirdi. Üstüme atlamaha hazırlanıyordu fakat bir ok ile dengesini kaybetip arkaha doğru düştü bende o korkuyla hemen atladım. Ah hayır üstüm kar içindeydi.
"Daha dikkatli ol." Valir bunu söyledikten sonra gözüm Lenora'ya kaydı, o ok çantasını takıyordu. Benim hayatımı Lenora mı kurtardı şimdi? İnanmak mümkün değil.
"Gidelim." Lenora şuan gözüme bir hayli havalı gelmişti.
Bir şekilde saraya gelmiştik asıl önemli kısım şimdi başlamıştı.
"Siz dördünüzden saray ile en fazla bilgi sahibi olan kişi ile en güçlü kişi el kaldırsın. Ben ve Cedric el kaldırdık. Lütfen bizi yukarıya çıkarmasın. "İkiniz yukarıdaya gideceksiniz benimle beraber." Neden el kaldırdıysam?
Babam tahtalar ile uğraşıp onları sürekli farklı eşyalara dönüştürürdü bunları da arka bahçeye koyardı. Bunların içinde elbet merdiven de vardır diye tahmin ediyordum ve bu yüzden arka bahçeye gittim.
"Buradan bir merdiven bulabilirsem daha rahat çıkarız." Demiştimki Cedric elindeki merdiveni bana gösterdi.
"Bunu ben yapmıştım ve yeterince uzun bunu kullanalım." O da mı bunlarla uğraşıyordu? Cedric'ten beklenmedik haraket.
Lenora'nın yanına gittiğimizde hiç vakit kaybetmeden merdiveni koyduk. Önden ben gittim arkamdan Cedric en sonda Lenora geldi.
"Dikkatli olun babam pencerelerin yakınlarında her zaman kesici bir alet bul-." Kahretsin elime bıçak saplanmıştı. Bu bıçak niye dik? Lenora elini ağzımdan çektiğinde bıçağı çıkarıp yere attı. Elimden akan kanlar kimsenin umrunda bile değildi. Bu kadar mı önemsizim?
Yavaş yavaş paraların olduğu odaya gittik. En sonunda vardığımızda annemden öğrendiğim şifreyi girip içeri girdim. Burdaki paraların alabildiğiniz kadarını aldıktan sonra çıkacaktık fakat bir ses ile hemen telaş yapıp saklandık.
"Sesten gelen kişiyi tanımaha çalış." Lenora'nın emrine başımı salladım. Babam konuşyordu ve tanımadığım bir kadın sesi.
"Hayatım bence bu salgından o veletler ve Sroth halkı kurtulamaz o yüzden sıkma canını." Babam bir kadına tesekli veriyordu.
"Bak hayatım ben ona sıkmıyorum canım. Senin şu ukala karındam kurtulup kraliçe olmak istiyorum. Belki Miromo ve Vasel ölünce bir çocuk daha istersin." Bu kadının dediklerinden sonra gözümden sinirim sonucu bir yaş akmıştı.
"Onlardan kurtulalım yeter hayatım. Kraliçe mi olmak istiyorsun? En alâsından. Çocuk istersende istediğin kadar yaparız. Senden çıkan çocuğun düzgün olacağına adım kadar eminim. Vasel ve Miromo sadece halkı kandırmak için olan oyuncağımdı." Babamın bu sözlerinden sonra gözlerimden üzüntü yüzünden yaşlar aktı. Ses çıkarmamaya çalışıyordum. Cedric ve Lenora bana bakarken hala dinlediklediklerinin şokundaydılar. Cedric bile ilk defa bana şevkat ile bakıyordu.
Onların sesi uzaklaştı ve gittiklerini anladım. "Gittiler." Sesim titrerken dışarıya çıktım. "Ne kadar para istiyorsanız alın. Çıkmadan bu evi yakacağım zaten paralar ve altınlar yanmasın. Onlar başını sallayıp para ve altın doldurdular keseye. Biz geldiğimiz gibi heri gittik ve bizi bekleyenleri gördük. Hepsi bana şaşkınlıkla bakıyordu. Normal sonuçta turp gibi gittim ama şimdi elimden akan kanlarla ve kıpkırmızı gözlerle geri dönüyordum. Hazır olsunlar birazdan hepsinin gözleri kızaracak.
"İyi misin?" Sasha ve Rozalina yanıma koşarak elime baktılar. Ben ise başımı sallamak ile yetindim.
"Gidelim hadi." Lenora az önce dediğim şeyi galiba unutmuştu.
"Bir dakika. Kibritiniz var mı?" Miromo bana bir paket kibrit uzattı.
"Teşekkürler ama birazdan bu yaptığıma çok kızacaksın." Lenora ve Cedric ne yaptığımı anlayıp beni destekler gibi gülümsedi. Bende gülmek istiyordum fakat gülemiyordum.
Gülmek galiba kaderimi terk etti.
Kibritin birini alıp perdeyi tutuşturdum. Bir diğerini de babamın güzel süslerine doğru yakıp attım ve diğerlerini de böyle böyle attığımda çoktan ev yanmıştı. Miromo şaşkın bir şekilde bana baktı. O da içeride babamın olduğunu büyük ihtimalle camdan görmüştü. Biraz daha yanan eve baktıktan sonra üzerime atılmıştı.
"Ne yaptın lan sen?" Dedi ve beni sertçe ittirdi. Anında yere kalçalarımın üzerinde durdum. Ben, Cedric ve Lenora hariç herkes bana kalpsizmişim gibi bakıyordu. Ayağa kalkarak onun bana vurmak isteyen elini savurdum. "Babamın içerde olduğunu biliyordun. Annemde içerdeydi bir kadın gördüm orada." Şaka gibi annemi tanıyamadı Miromo. "Eline ne geçti aşağılık herif." Dedi ben konuşamadım sesim çatlar ve bir anda ağlarım diye. Sinirleri bozulmuş gibi güldü ve yaralı olan elimi alıp sertçe sıktığında canım öyle bir yanmıştı ki gözlerimden düşen göz yaşlarına engel olamadım. Cedric ve Lenora daha fazla seyirci kalamamış olacak ki yanıma geldiler.
"Yeter orada olan şeyleri bilmiyorsun." Cedric beni savunduysa dünyanın sonu geldi. Miromo Cedric'i umursamadı ve elimi daha fazla sıktı.
"Neden yaptın? Elini kesti diye mi? Al o zaman beni de yak bende şuan senin canını hayvan gibi acıtıyorum. Onlar sana karşı biraz mesafeliydi diye mi yaptın yoksa?" Artık dayanamadım ve elimi bir hışım çekip aldığımda elim çok acımıştı. Ağlamamı durdurmayı gakuba başarıyor gibiydim.
"Onlar şuan seni ve beni öldürme planı yapıyorlar ayrıca içeride gördüğün kişi annem değildi, babamın metresiydi. İçerde onlar beni ve seni küçümseyerek konuşuyorlardı. İçeride konuşulanları duysaydın böyle yapmazdın." Bu sefer titreyen o olmuştu. Tam konuşacaktı ki. Ben kan kaybından bayılma noktasına geldim fakat hala ayakta durmaya çalışıyordum. Miromo bir şeyler konuşuyordu ama anlayamıyordum. En sonunda arkasını dönüp gitti ve ben bir ses duydum gözlerim kapanırken.
"Kahretsin kan kaybından bayılacak." Dedi Lenora ve kendimi Cedric'in kollarında buldum. Bilincimi tamamen kaybetmeye başlamıştım.
Uyandığımda iki kişilik bir odadaydım. Elim sarılmıştı. Başımda Sasha oturuyordu.
"Sasha neredeyiz?" Şuan Rozalina'nın annesinin sarayında bir misafir odasındayız. Yan odamızda Rozalina ve Lenora var, karşımızda Miromo ile Cedric var, çaprazımızda da Gera ile Valir var. Hepimiz tek kişilik odalar güvende olmadığı için birbirimizle kalıyoruz." Ben oda düzenini soramamıştım ama neyse.
"O yolu yürümemiş oldum yani. İyi." Deyip güldüğümde Sasha da güldü. Bu kıza bir anda ısınmaha başladım.
"Benim annem ve babam ölü ama ben şuan yaşamalarını çok istiyorum. Dünyanın en kötü insanı olsalar bile yaşasınlar yeter. Bu herkes için böyle değil mesela abim Cedric için öyle değil. O onlardan nefret ediyor ben bir türlü nefret edemiyorum." Dedi ve gözleri kızardı.
"Ben annemden değil ama babamdan nefret ediyorum." Dedim itiraf ederek.
"Hayır etmiyorsun. Biz şuan aynı duyguları besliyoruz. Sen evi yaktın ben ise babamın karnına bıçak sapladım. Bu nefret değil Vasel bu kızgınlık. Bana sorarsan hala kızgınım ama içimde küçücük bir nefret kırıntısı yok seninde öyle. Ben bunu her zaman neşem ve sevgim ile gizledim. Sen nasıl gizleyeceksin bilmiyorum ama en iyi yolu hiç gizlememek. Gizledikçe içine atarsın ve patlarsa daha kötü olur. Bende umarım patlamaz." Dedi çaresiz bir şekilde. Sasha'yı ilk defa böyle görüyordum. Bana ilk defa içini açmıştı.
"Bu arada bana kim kan verdi?"
"Miromo." Acaba kanını haram ederek mi verdi? Kesin öyle yaptı. Alın şu kanı benden!
"Tamam." İçimden düşündüklerimi keşke dışarıya aktarabilsem.
"Dolaba senin sevdiğin tarz kıyafetler koydum." Dedi ve yatağına doğru gitti.
Sabah olunca Rozalina'nın ''şık giyin'' uyarısını dikkate alarak giyinmiştim. Galiba bu gün önemli insanlar gelecekmiş ve rol yaparak bir görevi tamamlayacaktık. Bizim görevde ne işimiz var bilmiyorum.
Dolapta bulduğum en güzel elbiselerden birini giydim. Diz kapaklarımın biraz altında olan siyah ince askılı bir elbisegiymiştim. Çok hafif bir dekoltesi vardı. Elbisenin üst kısmında olan bembeyaz inciler çok hoşuma gitmişti. Altına siyah bir topuklu ayakkabı giydim saçımı açık bırakıp tuvaletten çıktım.
Daha sonra Sasha'yı gördüm. Gene büyüleyici saçlarını zarif bir at kuyruğu yapmıştı. Yüksek siyah botlarını giymişti. Üzerinde mini siyah bir etek vardı, turuncu bol bir bluz giymişte ve gene dekolteden kaçınmıştı. Bağlamalı koresesi keşke bende olsaydı ama ben korse kaldıramazdım direk miğdemden dolayı kusardım. Bana hanfendi selamı verdikten sonra ilerledik.
"Çok zarif görünüyorsun." Benden böyle iltifatlar beklemediği için ilk duraksadı sonda güldü.
"Teşekkür ederim kuzen sende çok güzelsin." Ah hayır yanaklarım kızarmasın. Tebessüm ederek dışarı çıktım.