Görev vakti gelmişti ve ben hazırlanmak için abigailenin odasından ayrılıp kendi odama gelmiştim. Hazırlanma vaktiydi ya ölecektim ya öldürecektim. Ya yanacaktım ya yakacaktım başka çarem yoktu. İntikam için var oluşumun hakkını vermek için yaşamam gerekiyordu. Üstümesade siyah bir elbise vardı ayaklarıma kadar uzanan düz bir elbise. Pelerinimi giyip silah kemerimi ayarlamıştım korsemin iç kısmında artan kumaşlardan yapılan cepler çok uygundu. Bıçaklarım ve hançerlerim oradaydı ve onların varlığı kendimi rahat hissettiriyordu. Yavaşça üssün çıkışına geldim. Ağır kapağın tutma kısmını kavrayıp yukarıya doğru ittirdim kolumdaki yara uyguladığım kuvvetten dolayı ağrıyordu. Bir ay önce aldığım bıçak darbesinden dolayı kolumda açılan kesik hala sızlıyordu ve canımı yakamaya devam ediyordu.
Bir ay önce-sokak arasında-
Elimdeki hançeri son gücümle kavrayıp ileri doğru atıldım. Gittiğim görevde peşinde düştüğüm adam ise arkalarına adamlarına gururla bakıyordu. Beni yeneceklerini düşünüyordu ama unuttuğu bir şey vardı ben intakımın eli ve koluydum. Ben intikamı harlayan ateşin ta kendisiydim. Ben intikamın yer yüzündeki kulağıydım. Ben intikamın yer yüzündeki taştan kalbiydim. Kalbim buzdan değildi ısıtsanız erimezdi. Benim kalbim ateşin ta kendisiydi. Yanan ateşi su söndürmez ateş ateşle harlanır ve hükmetmeyi severdi. Ben bu hükümdarlığı yönetme yoluna baş koymuş ateştim. Karşıma ateş koyarsanız kaçmak zorunda kalırdınız.
Elimdeki hançeri tutmaya devam ediyorken ellerim acımaya hançerin sivri kesimli uçları elime batmaya başlamıştı. Parmak boğumlarım beyazlamış dişlerim sıkmaktan kırılacakmış gibi hissediyordum. Pes etmeyecektim. Ben pes etmezdim. Olduğum yerde duruşumu koruyup hareket etmedim ilk darbeyi karşımdakinden bekliyordum ve başarılı olmuştum yüzüme doğru atılan adamın diz kapağıyla ayak bileğinin arasına tekme atmıştım. Vakit kaybetmeden arkasından gelen adam elindeki hançeri kullanarak darbe girişiminde bulundu ama fark edip kafamı sağa eğerek sıyırmıştım. Aslında isabetli bir atıştı.
İlk önce adam hızla üzerime atıldı. Yüzüme doğru gelen yumruğu son anda eğilerek savuşturup, bileğini yakaladım ve ters bir hareketle geriye doğru büktüm. Kemiklerinin çatırdadığınıda, hançerimin kabzasını çenesine geçirerek onu yere serdim. İkincisi tam arkadan saldırıyordu. Dönerken hızla tekme savurdum, dizine denk gelen darbe onu gönderdi. O bir talep etmesi benim için yeterliydi—sert bir yumruk savurdum ve suratına saplanan darbeyle göndererek yere kapaklandı.
Tam arkamı döndüğümde üçüncü adam mevcut kılıcını savuruyordu. Yana doğru sıçrayarak saldırıdan kıl payı kaçtım. Ancak tam bu sırada dördüncü adam, bıçağını hızla koluma savurdu. Keskin metalin etimin yandığının değişiminde, sıcak bir yanma hissi tüm koluma devam ediyor. Kesik derin olmasa da acısı yakıcıydı. Bir an gönderdim ama duraksamak gibi bir lüksüm yoktu. Acının zaferimi ele geçirmesine izin veremezdim. Dişlerimi sıktım ve hızla öne atıldım.
Beni yaralayan adam darbenin ona üstünlüğünü sağlayacağını sanıyordu, ama ben acıyı silahım gibi kullanabilirdim. Hançerimi hızla savurdum, bıçak elindeki silaha çarpıp yönünü değiştirdi. O an elindeki hançeri kavrayarak kabzasıyla şakasına sert bir darbe indirdim. Gözlerin bir boşluğa bakan dizlerinin üzerine çöktü.
Adam gözünün içine bakıyordu. Elinde zincir vardı. Zinciri hızla savurdu, ancak tam zamanında eğilip mesafeyi kapattım. Boşta kalan sızıntı bana saldırmaya çalıştı ama hançerimi savurarak bileğini sıyırdım.
Ben bir adım attım, sonra bir adım daha. Adam geriliyordu. Arkasındaki liderin çaresizliğini izliyordu. Yanlış kişinin bulaştığını anlaması artık çok geçti. Son hamlemi yaptım ve hançerim hedefini buldu. Karşımdaki adam kalbinin tam üzerine attığım hançerden kaçamamış ve kaderine yenik düşmüştü.
Etrafıma bakındım. Beşi de ya yerdeydi ya da bilincini paylaşmak üzereydi. Kolumdan akan sıcak kanın giysisinin sızdığını hissettim ama Kazanmıştım.
Ayakta kalan tek kişi bendim.
Zafer her zaman tek kişilikti ve ben karşıma çıkanı devirmeyi biliyordum. Sırtımı dikleştirip sokaktan çıkmak için yürüdüm.
Şimdiki zaman
Bu anıyı hatırlamak gururlanmamı sağlasa da kolum acıyordu. Kapağı kaldırıp çıktığım sokağa baktım. Bana verilen zarfta yazan konuma mesafesi uzundu bu yüzden atımla gitmeye karar verdim. Kenarda duran kervan sürüsünün arasından sıyrılıp atımın üstüne çıktım. Yola çıktığımda sert rüzgar esiyordu giydiğim elbise ne kadar hava koşullarına uymasa da yola devam etmek zorundaydım kırmızı saçlarım havada uçuşurken insanların dikkati üzerimdeydi. Sonunda vardığım da sarayın ihtişamlı kapısına doğru ilerledim. Bir zamanlar insanların ümidi olan o saray kapısına. Girişte ne için geldiğim sorulduğunda yaşanan konuşmadan sonra içeri alınmıştım. Planım şöyleydi şov yapmadan geyet sade ve hiç şüphe çekmeden içki servisi yapıp içine hap koymaktı. Tek başımayken ve etrafta bu kadar muhafız varken dikkat çekmemek en mantıklısıydı. İşimi halledip çıkacaktım. Tezgah arkası mutfakta herkes harıl harıl çalışıyordu ve ben ise yerimi almış dışarıyı en rahat şekilde görebileceğim yere bakıyordum. Sonunda her şey başlamış ve içecek dağıtma vakti gelmişti. Tek bir işim vardı doğru kadehi doğru kişiye vermek. Adamı gözüme kestirdim ve içine hap koyduğum kadehle birlikte yürümeye başladım. Yolda hiç durmadan ilerleyip bozuntuya vermedim.
Adamın bir sıra önündeydim tek yapmam gereken şey o kadehi onların masasına bırakmaktı ve uzaklaşmak. Elimde tuttuğum tepside bir kadeh yoktu dikkat çekmemek için masadaki insan başı kadeh almıştım. Teker teker servis yapıp san kadehi ona bıraktım. Bu onun dikkatini çekmemişe benziyordu ama çaktırmıyor olabilirdi. Arkamı dönüp gitmeye yeltendiğimde biri kolumu tutup geri çekti. Normalde olsa elimi tutan elini kırardım ama bu bina sınırları içerisinde karşı çıkamazdım. Arkamı döndüğümde şaşırmıştım.
Kahretsin.
Hedefim olan adam kolumu tutmuş beni kendi yanına doğru çekiyordu cidden kahretsin. Neden böyle bir şey yaşanıyor ki diye sorguladım ama daha sorumu cevaplayamadan sandalyeye oturtturulmuştum. İşler garipleşiyordu. Bu adam burada bana dokunursa ya kusarım ya da ellerini kırar param parça ederdim. Elini belime dolayıp beni kendine çekti. İşler istediğim gibi gitmiyordu.
Masanın üstüne bir gölge düştü. Birinin gölgesi.
Kahretsin.
KAHRETSİN.
Cidden kahretsin. Hedefimdeki adamın önündeki kadeh… yoktu.
LANET OLSUN
kim almış olabilir diye düşünmedim gölgenin sahibi olmalıydı ama yüzünü bile görememiştim. Yüzünü görmem gerekiyordu. Kafamı arkaya çevirdiğimde uzaklaşan birini gördüm kırmızı gömlek ve üstündeki siyah eski kesim ceketli birisi vardı. Ve o kişi umarım aklımdaki değildir diye düşünüyordum. Arkası bana dönüktü ama yavaş yavaş önüne döndü. Yüzünü görmek istemiyordum. Tüm vücudum kasılmıştı. Damarlarımdan akan kan donmuştu resmen.
Adam arkasını dönmüştü ve cebindeki kan kırmızısı mendil her şeyi ifade ediyordu. Ama o neden her şeyi deşifre etmişti ki. Bilerek ve isteyerek neden kendini ele vermek istesin ki.
Neden, beni korumak için mi, canı istediği için mi, hayattan vazgeçtiği için mi yoksa bu ahmak hükümetin bunu anlamayacak kadar salak olduğunu kanıtlamak için mi hangisi olduğunu bilmiyorum ama bir bildiği vardı.
Yüzüne dikkatlice baktım. Artık onun yüzünü biliyordum.