Hiro krallığı. Savaşın ve yıkımın krallığı. Adında bile ölüm olan Hiro krallığı. Bir grup insan topluluğunun insanlar üzerine acımasız deneyler yapmasıyla birlikte menfaatleri uğruna insanları katletmeye düşünce yapılarını değiştirerek toplu bir krallık kumayı hedeflemişlerdi ve başarmışlardı da ama bu krallığın kan kokacağından bir haberlerdi. Topluluk deneylerine devam ettiler gittikçe artan deneyler sonucu insanlar topluluk olmaktan çıkıp acımasız bir krallık olma yolunda ilerlemeye başladılar. Kendi istedikleri şekilde ve yerde topluluklarını arttırdılar ve bulundukları yerleri kendi toprakları saydılar. Karşılarına çıkan insanları ve oranın yerlilerini katlettiler. Hiro krallığının adı ölüm lakabı katliam ve acımasızlık olmasının nedeni de buydu. Krallığı kuran kişinin elleri kanlıysa taht da kanlı olurdu. Hiçbir krallık Hiro krallığını yasal olarak kabul etmese de geçtikleri yerleri yakıp yıkmaları isyanlara neden olmaları ve kendi halklarından insanların deneyler tabi tutulmaları üzerine destekleri azalan krallıkları seneler sonra Hiro krallığının varlığını kabul etmişlerdi. Bu krallığın en büyük sorunu da kendilerine karşı çıkan teşkilatlar ve ülke içinde büyüyen suikastçilerdi. İlk başta basit bir sorun gibi gözükse de bu insanlar hafife alınmaması gereken kişilerdi ve hafife alınmanın karşılığını ödetecek kişilerdi.
Ben kimim…
Ben Rosalinde cross. Annem deneylere kurban gitmişti ve devrime ayak uydurmak zorunda kalmıştı fakat ben deneylere ve devrime karşı çıkan insanlardandım. Annem gayet samimi bir insan olmasına rağmen ben tam zıttı bir şekilde soğuk bir insandım. Babam ise krallığa çalışan biriydi ta ki işlerine beni karıştırana kadar. Beni de kendisi gibi yetiştirmek istiyordu ama bazı şeyleri hesaba katmamıştı. Krallığı. Ve en sonunda herkes gibi o da vahşice öldürülmüştü. Çarmıha gerilmiş, muhafızlar tarafından yumruklanmış, delik deşik olana kadar bıçaklanmıştı ve en sonunda cesedi ailesine teslim edilmek yerine yakılmıştı. Ben ise bu olanları uzaktan gözyaşları ile seyretmiştim sesimi bile çıkaramamıştım. Beki sesimi çıkartsaydım bağırsaydım sonu böyle olmazdı başka bir hayatta onu bulmak umuduyla her şey unutulmuştu ama onların hesaba katmadığı bir şey vardı. Babam değil benim çocukluğum zarar görmüştü. Babam değil benim duygularım ölmüştü. Artık karşılarında duygusuz bir insan vardı. Babama atılan bıçaklar bana atılmıştı ve ben o ellerini kırmak için yemin etmiştim. Benim bu hale gelmem için temel nedenleri onlardı.
Gecenin karanlığı her yeri kaplamıştı. Sokakta insan namına kimse kalmamıştı. Saat gecenin yakarış saatiydi. Herkesin sabah ağlamamak için içine attığını duvara bakarak anlattığı, yaşadıklarını hatırlayanları, geçmişte yaptıkları hataları hatırlayıp pişmanlık duyan ve bazılarının ise içi rahat bir şekilde uyudukları saatti. Bu saatin adı bu yüzden gecenin yakarışı olarak adlandırılmıştı. Boş sokağı aydınlatan loş bir sarı ışık vardı. Dışarıda hiç ses yoktu evlerin lambaları kapalıydı. Sokakta ki tek ses ayakkabımın sesiydi fakat sokağın köşesinden bir ses geldi. Ara sokaktan geliyordu ve büyük ihtimalle çıkmaz sokaktı. Sonradan anladım ki bu bir ağlama sesiydi. Küçük bir kızın ağlama sesiydi. Ara sokağa doğru adımları yönlendirdim. Kafamı eğip baktığımda kızın yüzü ya da vücudu gözükmüyordu çünkü önünde iri cüsseli bir adam vardı. Ne olduğunu anlamak için biraz daha yaklaştım ama hiçbir şey duyulmuyordu hıçkırık sesleri gittikçe artmaya başlamıştı. Kafamı sokağın giriş yönüne çevirdim kimse yoktu emin olmak için detaylı bir şekilde göz gezdirdim ve kimsenin olmadığından emin oldum. Yavaş adımlarla çöktüğüm yerden kalktım. O sırada bir tokat sesi geldi kısık hıçkırık seslerinin arasından. Dağılan dikkatimi hemen kızın olduğu tarafa çevirdim. Adam elini kaldırmıştı ve ellerini delirmişçesine güçsüz bir biçimde ileriye doğru savuruyordu sarhoş olduğu belliydi. Artık sabrım kalmamıştı olduğum yerden ileriye doğru adamın arkasına doğru ilerledim tam olarak arkasında durduğumda geldiğimi yere düşen gölgemden anlamıştı
“Git başımdan kadın seninle uğraşamam” dedi ama kimin kiminle uğraşacağı karışıktı. Ben ise olduğum yerden bir adım bile ilerlememiş olduğum yerde durmaya devam ediyordum. Gitmediğimi anladığında eğildiği yerden kalktı ve elini havaya kaldırıp yüzüme doğru savurdu kafamı yavaşça geriye çektim ve elinde basit bir şekilde kaçtım. Kaçtığımı görmesi onu daha da sinirlendirmişti üzerime doğru yürümeye başladı.
“Bir kadın olarak ufacık cüssenle bana karşı çıkabileceğini mi düşündün. Seni tek elimle yenebilirim biliyor musun hadi belanı başka ka” cümlesi yarıda kalmışta ağızının ortasına indirdiğim yumruk ile ağzında kan belirdi eliyle ağzındaki kanı sildi ve üzerime yürümeye devam etti. Tek kaşımı kaldırıp
“Bir kadını susturmaya acınası bir durum biliyor musun. Bir kadın güçsüz olabilir ama arkasında kim olduğuna dikkat etmeni tavsiye ederim. Ayrıca bir kadına el kaldırmanın bedelini ödemeden kullanabileceğini düşündüren şey ne acaba kimseyi ama kimseyi kullanabilecek güce sahip olduğunu düşünme. O aşağılık aklın bunu anlamayabilir. Bu zihniyetle dayak yemekten ya da kafayı bulmaktan değil akılsızlıktan ölürsün. Zihniyetin seni öldürür” dedim.
Hamle yapmasına izin vermeden elimle kolunu kavrayıp kolunu ters yöne çevirdim çıkan ses kolunu kırılma sesiydi “Bir kadına el kaldırdığın için ellerin kırılarak acı çekeceksin”
Gözlerinin içine baktım. Gözlerinden bile sinirlendiği belli oluyordu ama umursamadan yüzüne yumruk indirdim “Yüzüne tüküremeyen her kadına yaşattığın şeyler için yumruk yiyerek acı çekeceksin” Bu sefer tek yumrukla bırakmayıp yüzüne yumruklarımı indirmekten çekinmedim kolu kırıldığı için pek bir şey yapabilecek durumda değildi. Ellerim acımaya başlayınca yavaşça geri çekildim.
Hala ayaktaydı ama iki bacağının arasına indirdiğim tekmeyle dizlerinin üstünde düşmüştü “insanlığın iki bacak arasında olduğunu düşünen zihniyetin olduğu için AHKAM KESTİĞİN KADINA KARŞI DİZLERİNİN ÜZERİNE ÇÖKEREK BİR KADINDAN ÖZÜR DİLEYECEKSİN” dedim. Karşımdaki adamın yüzüne baktım. İki dakika önce öfkeden gözükmeyen gözleri şimdi acı doluydu ve yapacak başka bir şeyi yokmuş gibi bakıyordu havası hemen inmişti göz bebeklerinin titrediğini buradan bile görebiliyordum.
Titrek bir sesle “özür dilerim” dedi.
“Bana değil” diyerek duvarın köşesine sinmiş kızı gösterdim çöktüğü yerde neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gözleri korkuyla bana bakıyordu ve evet sanırım kim olduğumu anlamıştı. Parmağımla kızı göstermeye devam ediyorken “Ona ÖZÜR DİLEYECEKSİN bana değil” Adam ürkek bir bakış attı ve kafasını kızın olduğu tarafa çevirdi, kafasını onaylar anlamda salladı. Dizlerinin üzerinde emekleyerek kızın karşısına geçti. “Özür dilerim, bir daha karşınıza çıkmayacağım söz, lütfen affedin beni”
Kızdan küçük bir hıçkırık sesi geldi. Korkuyla kısılan gözleriyle karşısındaki adama baktı. Yavaşça başını salladı. Adam olduğu yerden kalktı ve koşarak bulunduğumuz yeri terk etti. Şimdilik gitmesine izin vermiştim ama bir daha karşıma çıkarsa bu kararı o değil ben verecektim. Sokakta kız ile baş başa kalmıştık. Yavaşça yanına yaklaştım. Elimi kaldırıp sırtını sıvazlamak istedim ama elimde kan vardı. Hiç kimse küçük bir kızı kendi kanlı mevzularına karıştırmamalıydı. Suçu ne olduğunu bilmeden kendisini böyle bir işin içinde bulmak istemezdi kimse. Elimi indirdim ve pelerinimin cebine koydum sokağın çıkışına doğru yöneldim. Arkamı dönmeden “Sana bir tavsiye. Benim kim olduğu, ne yaptığımı, niye yaptığımı, ve yüzümü unut. Yoksa beynindeki bütün anıları bizzat ben delik deşik ederim ve yemin ederim ki acımam. Unutma merhameti yaşayan aslında yaşamaz”