İçeriğe geç

savas bxb

Bölüm 5 · 6 dk okuma

savas bxb

Bölüm 5

DOSYA

Göktuğu ikna edip getirdiğim küçük barda taburelerin üstündeydik şu an. Elimde birayla etrafta göktuğ için kız var mı diye arıyordum. Benim yaşadığım şeyleri önemli olarak görmüyordum. Zaten pek umursayan biri değildim. Sinirmi bozmuştu ve bitmişti arda mevzusu.

Elinde birayla dalmış göktuğun omzunu sıktım Göktuğun omzunu sıktığımda hafifçe irkildi, gözleri dalgınlıktan sıyrılıp bana odaklandı. "Ne var?" der gibi baktı ama ses etmedi. Başımı hafifçe eğip etrafı işaret ettim, "Bakın biraz, belki sana göre biri vardır" dedim yarı ciddi yarı dalga geçer bir tonla. O ise sadece dudaklarını büzüp omuz silkti. Onu buraya sürüklemiş olmamın suçluluğu içimdeydi ama aynı zamanda yalnız kalmak da istemiyordum. İçimdeki o garip boşluk, müziğin yüksek sesine rağmen susmuyordu. Biradan bir yudum daha aldım, boğazımdan aşağı inerken yaktı ama iyi geldi.

Bir süre sonra kalabalık iyice artınca ortamın içindeki uğultu kafamın içinde yankılanmaya başladı. Göktuğ hâlâ aynı yerdeydi ama ben artık yerimde duramıyordum. "Ben bi tuvalete gidiyorum," dedim, o da başıyla onayladı. Kalabalığın arasından sıyrılıp ilerlerken bir an dönüp baktım, o sırada Göktuğun yanına biri yaklaşmıştı. Uzaktan seçemesem de bir kız olduğu belliydi. İçimde tuhaf bir rahatlama oldu. En azından yalnız kalmayacaktı. O yüzden geri dönmemeye karar verdim.

Tuvaletten çıktığımda doğrudan onların yanına gitmek yerine barın daha sakin bir köşesine geçtim. Müzik hâlâ yüksekti ama burası biraz daha nefes alınabilir gibiydi. Birayı bitirmiştim, bir tane daha aldım. Zaman geçtikçe kafam hafiflemeye başladı, düşüncelerim bulanıklaşıyordu. Arda'nın adı aklıma geldiğinde eskisi gibi bir şey hissetmediğimi fark ettim. Sinirlenmiştim, evet. Ama o sinir de sönmüştü. Sanki her şey çoktan olmuş bitmiş gibiydi.

Tam o sırada, kalabalığın içinde birinin bana doğru geldiğini fark ettim. Önce önemsemedim ama yaklaşınca yüzünü seçebildim. Arda. Göz göze geldiğimiz an yüzündeki ifade değişti, sanki beni bulmuş olmanın rahatlaması vardı. "Konuşalım," dedi direkt, sesi neredeyse yalvarır gibiydi. Gözlerimi kaçırdım, burası için uygun bir yer değildi. "Burda olmaz," dedim kısa ve net. Birkaç saniye duraksadı, sonra başını salladı. "Arabaya gidelim o zaman."

Dışarı çıktığımızda gece havası yüzüme çarptı, içerinin boğuculuğundan sonra serinlik iyi gelmişti. Ama içimdeki huzursuzluk geçmemişti. Arabanın içine oturduğumuzda bir süre sessizlik oldu. O konuşmak için kelime arıyordu, ben ise dinlemek isteyip istemediğimi bile bilmiyordum. Araba çalıştı, nereye gittiğimizi sormadım bile. Zaten çok geçmeden bir benzin istasyonuna girdi.

Arabadan iner inmez midem altüst oldu. Alkol kendini göstermeye başlamıştı. "Tuvalet nerede?" diye sormadan direkt içeri girdim. Lavaboya ulaştığım an kendimi zor tuttum ve eğilip kustum. Boğazım yanıyordu, gözlerim sulanmıştı. Aynaya baktığımda yüzüm solgundu. Tam biraz toparlanmaya çalışırken arkamda bir hareket hissettim. Arda gelmişti.

Bir şey söylemeden yanıma yaklaştı. "İyi misin?" dedi ama cevabımı beklemeden yüzüme doğru eğildi. Ne yaptığını anlamam bir saniye sürdü. Refleksle geri çekilmek istedim ama o an dengem zaten iyi değildi. Dudakları bana yaklaşırken içimde bir öfke kabardı. Tam itecekken kapı sertçe açıldı.

Barış.

Ne ara geldiğini anlamamıştım bile. Bir an afalladıktan sonra gözleri direkt Arda'ya kilitlendi. Bir saniye bile düşünmeden Arda'ya sert bir yumruk indirdi. O an her şey çok hızlı oldu. Arda sendeledi, ben şokla olduğum yerde kaldım. Barış'ın yüzündeki öfke... daha önce hiç öyle görmemiştim. Gözleri yanıyordu. Ses tonu o kadar sertti ki tartışmaya açık değildi.titretti beni

Sonra bana döndü, kolumdan tuttu ve neredeyse sürükler gibi dışarı çıkardı. "Gel," dedi sadece. Konuşmakra bile zorlanıyordu sinirden. İtiraz edecek hâlim yoktu. Hem hâlâ sersemlemiştim hem de olanları sindiremiyordum. Arabaya bindik. Kapıyı sertçe kapattı, direksiyona geçti ama hemen çalıştırmadı. Derin bir nefes aldı, sonra bana baktı. "Ev nerede?" dedi kısa ve net.

Adresimi tarif etmeye başladım. Yol boyunca neredeyse hiç konuşmadık. Arabanın içindeki sessizlik, az önce yaşananlardan daha ağırdı sanki. Barış'ın hâlâ sinirli olduğu belliydi, direksiyonu tutuşundan bile anlaşılıyordu. Ben ise camdan dışarı bakıyordum, sokak ışıkları bulanık geçiyordu.

Evin önüne geldiğimizde arabayı durdurdu. Direksiyonu tutan elleri bembeyaz olmuştu ve sinirden titriyordu. Motoru kapattı ama birkaç saniye daha öylece oturdu. Sonra bana döndü. Gözlerindeki öfke hala kuruydu ama yerini başka bir şey almıştı, tam adını koyamadığım bir şey. "İçeri gir," dedi.

İkiletmedim. İliklerime kadar korkuyordum zaten.

Komutanın sokaktan gitmesini bekledim ve hemen taksiye atlayıp Göktuğu bıraktığım yere gittim. Cocuk kör kütük sarhostu ve ondan büyük bir kadınla dertleşiyordu. Yanlarına gittiğimde kadın bana acıyan bir bakış atıp masadan kalktı. Hesabı ödeyip ağır baş ağrısı ile Göktuğu sürüklemeye başladım. Dışarıda bekleyen taksinin yanına gidince kusmasın diye biraz beklettim. Kusmayınca eve gittik beraber.

Eve girince ikimizde az kalsın düşüyorduk. Göktuğu koltuğa yatırıp diğer büyük koltuğa uzandım. Ellerim titriyordu. Üzüntüden,sinirden veya korkudan değil. Pişmanlıktan. Salaklığımdan. Ezikliğimden. Kendimden nefret ederek uzun bir uykuya daldım.

beş gün sonra

Valizimizi sürükleyerek içeri giriyorduk göktuğ ile birlikte. Kışla bugün oldukça sessizdi. Eğitimden sonra dönmüştük. Umursamazlığım ve pişmanlığım yerini yavaş yavaş korkuya bırakıyordu. Koğuşa gidince insanları selamlayıp yatağıma uzandım.Düşüncelere dalmışken beklediğim nöbetçi geldi.

"Serhat güzelbaba! Komutan seni emretti!" Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve ayağa kalktım. Nöbetçiyi takip ederken komutanın odasının önünde durdum-

"Barış komutan değil. Vedat komutan çağırdı seni."

Kaşlarımı çatarak koridorun sonuna gittim. Ve kapıyı çaldım.

İzni alıp içeri gidince asker selamı verdim.

"SERHAT GÜZELBABA,ERZURUM KOMUTANIM!"

"Rahat asker." Adam ela gözleriyle bana baktı.

"Bilgisayarda iyi elemana ihtiyacım var dedim seni söylediler. Benim yarın üç-dört saatlik bi işim var. O sırada hem yeni gelenlerin dosyasını hem de onun yanında ki dosyayı halletmen lazım." Gözlüğünü çıkardı ve gözünü ovuşturdu.

"Komutanınla konuşacağım sabah eğitimine girmeyeceksin."

"Tamamdır komutanım!"

"Tamam 7 de burda ol. Çıkabilirsin"

Kafa selamı verip koğuşa doğru ilerledim. Hala korkuyordum.

Ertesi sabah idman yapmayacağımı öğrenen oda "arkadaşlarım" sinirle bana küfrederken üst kata çıktım. Ve Vedat komutanın kapısını çaldım.

İçeri girerken adam ayağa kalktı. "Tamamdır. Çıkıyorum ben anlarsın be yapacağını"

"Tamam komutanım! Yolunuz açık olsun."

"Eyvallah. Kolay gelsin asker"

Odadan çıktığı gibi hemen bilgisayarım önünde ki koltuğa oturdum ve dosyaları düzenlemeye başladım.

Deri sandalyeye oturur oturmaz içindeki sessizlik üstüme çöktü. Sadece bilgisayarın fan sesi vardı.

Dosyaları açtım, isimler, bilgiler... Hepsi birbirine giriyordu. Okuyordum ama anlamıyordum.

Aklım başka yerdeydi.

Barış.

Yumruğu.

O bakışı.

Elimi klavyenin üstünde durdurdum. Parmaklarım titredi. Beş gün geçmişti ama o an hâlâ dün gibiydi.

Kapı bir anda açıldı.

Refleksle başımı kaldırdım.

Barış.

Üzerinde kamuflajı, yüzü her zamanki gibi sertti ama gözleri... o geceki gibi değildi. Daha sakindi. Ama bu daha tehlikeliydi.

Kapıyı kapattı. Kilitlemedi. Ama çıkmadı da.

"İş mi verildi sana?" dedi düz bir sesle.

Yutkundum.

"Emredildi komutanım."

Kafasını cama çevirdi. Boynunda bir damar atıyordu. Sanki sakin kalmak için elinden geleni yapıyormuş gibiydi.

"O çocuk, şu...ib-seni öpmeye çalışan. O seni rahatsız ediyor mu hala?" Duraksadım. Bana bağırıp çağırmasını askerliğimi tehdit etmesini beklerken bu yaptığı çok garip gelmişti.

"Hayır...hayır komutanım. Engellemiştim zaten."

Kahvelerini yeşillerime çevirdi.

"İyi, abuk subuk insanlarla takılma bundan sonra asker. Gördün ne olacağını. Hasta olmana bir şey demiyorum. Ama askeriye de herhangi bir sorun olursa bittin sen."

Kafamı eğdim

"Tamam...tamam komutanım."

"Bana bak."

Kafamı kaldırdım. Ama gördüğüm şeyler sert kum değil, yağmur kokulu bir topraktı.

"Sıkma canını. Duydun mu. Önemli değil."

"Sağ olun komutanım." Anlık bir cesaretle devam ettim. "Neden arda ya vurdunuz komutanım?"

Yumruklarını sıktı.

"İbneydi diye." Yalan mıydı anlayamadım.

"Anladım komutanım."

Aynı yerden devam barışın ağzından

Yeşil gözleriyle bana masumca bakınca deliriyordum. Yine o bakış işte. Parmaklarım boğum boğum olmuştu sıkmaktan. Onları gevşetip arkamı dönecekken öksürük sesi duyunca refleks ile arkamı döndüm.

"İyi misin asker? Üşütüp başımıza kalma." Neden her zaman sinirli konuşuyordum bu çocuğa?

"İyiyim komutanım.sağ olun."

Vucüdum kendi kendine hareket edip masaya yaklaştı. Daha sonra elim onun alnına gitti. Karşımda ki çocuğun kendi bile farkında olmadığına emin olduğum kızarmış yüzünü görünce elimi çektim.

"Tamam işini yap asker." Hışımla çıktım odadan.

Arkadaşlar slm. Okuyan var cok tsk ederim çok kalp. Ama önerirseniz bana nerde hatam var falan,çok mutlu olurum tsk. Arada COJ hızlı gidiyorumbiliom. Aslında bu bölüm göktuğ arka planda kalmamalıydı ama kaldı işte. Özr. Neyse oyalıp yorum yaparsanız çok sevinirim. İletişime geçmek için

@serhatqmaaa insta öptüm bb.

Bölüm sonu

1 yorum