Buradayım. Yine buradayım. Ama bu sefer yarım, eksik, savunmasız, boşluklarla dolu. Gerçi bende bıraktığı tüm boşluklar bile onunla doluydu. Öyle bir nefessizlik vardı ki içimde. Sanki nefes değil de zehir çekiyordum her saniye içime.
Daha fazla dayanamadım ve herkesten sakladığım hıçkırıklarımı, babamın en sevdiği yerde dışarı vuruyorum.
Uçurum kenarı...
Buraya daha önce babamla gelmiştim defalarca kez. İçimde bastırdığım ne varsa burada dışarı atmayı babam göstermişti.
''Eğer bir gün sen ağladığında yanında olamazsam, tek başına gel, kimin dost kimin düşman olacağını bilemezsin. Yaralarını göstermekten çekinmeyeceğin tek insan kendin ol'' .
Babamın sözleri kulaklarımda çınlarken ellerimi dizlerime koyup ağladım. Hem de hıçkıra hıçkıra... Derin derin nefes almaya çalışırken zorluk çektiğimin farkındaydım. Kafam allak bullaktı ve sanki kalbim acısını gözyaşlarımla dışa vuruyordu. Korkuyorsun, dedi içimdeki ses tekrar. Tek başına olduğunun farkındasın ve bu yüzden korkuyorsun.
Daha çok ağladım. Ama bu sefer dizlerimde beni taşımadı. Bacaklarımı saran siyah pantolonum toprak zeminle buluştu. Büyük ihtimalle çamur olmuştu. O olsa sana kızardı, dedi iç sesim. Kafamı iki yana sallamak istedim ama haklıydı. Eğer burada olsaydı ve beni böyle yere pis pis otururken görseydi kızardı. '''Sporcu temiz olmalı, yediğine, içtiğine, giydiğine, lafına , sözüne dikkat etmeli.'' derdi.
''Baba...'' dedim hıçkırarak. ''Nolur bu bir kabus olsun, gitmemiş ol''. Hıçkırıklarım arttığında avazım çıktığı kadar bağırdım. ''Baba nolur dön baba!''.
İçimdeki hislerle başa çıkmanın yolu yok mu diye düşündüm. Bu acıyı geçirecek bir şey yok mu?
''Eğer varsa...'' dedim sessizce. ''Eğer varsa lütfen Allah'ım şimdi geçir içimdeki bu acıyı.''
Yokmuş...
Yere iyice yatıp cenin pozisyonu aldım.
Ben.
Dora. Dora Adin.
Ünlü boks antrenörü Bozok Adin' in tek kızı.
Artık sadece Dora.
Yirmi üç yaşıma gireli bir kaç ay oluyordu. Babamla kutladığım son doğum günümdü. Daha doğrusu son doğum günümmüş. Eğer bilseydim ne yapardım bilmiyordum ama kesinlikle yanından ayrılmazdım onu biliyordum. Belki yıllardır yaptığı boks yüzünden nasır tutup sertleşmiş ellerini öperdim bolca, belki sert yüz hatlarına rağmen tombul olan o yanaklarının öperdim, belki de sarılınca güvende hissettiğim tek yer olan kucağına kafamı koyar saçlarımı sevmesini beklerdim. Ağır erkeksi kokusunu koklardım bolca ya da daha fazla gülerdim onunla. Elinden tutup küçüklüğümde olduğu gibi lunaparka götürürdüm belki de. Yapılacak çok şey vardı. Çok fazla şey... Eğer dünyaya bir kez daha gelme şansım olsaydı kesinlikle Bozok Adin' in kızı olarak gelmek isterdim.
Annem yoktu belki ama babam hem anne hem de baba olmuştu bana. Yıllardır yaptığı boks antrenörlüğünün aksine bana karşı hep yumuşaktı. Hatta sadece bana değil, çoğu kişiye baba olmuştu. Ön sırada ben olsam da benden sonra en çok babalık yaptığı kişi kesinlikle Fatih' ti. Küçücükmüş babam onu bulduğunda. Henüz beş yaşında ve sokaktaymış. Çok anlatmazdı babam ama Fatih dün gibi hatırladığını söylerdi o günü. Yağmur da nasıl ıslandığını, gözleri kapanmak üzereyken babamın gelip onu kucaklamasını ve eve getirmesini... Benden ayırmamıştı onu bende kardeş duygusunu onunla tatmıştım. Ben o zamanlar daha iki yaşımdaymışım. Zaten karısının doğumdaki ölümünden sonra başında bir kız çocuğu varken, Fatih'i eve getirmekte tereddüt bile etmemiş, öyle derdi. Ben ise Fatih'in öz abim olmadığını on beş yaşımda öğrenmiştim. Belki bunun için erkendi belki de geç ti ama yine de benden saklamamışlardı. Fakat bunu öğrenmem Fatih' e karşı olan kardeşlik duygusunu azaltmamış aksine daha fazla sevmeme sebep olmuştu. Çocukluğumdan beri abi dediğim bir insanla kan bağımın olmaması neden değiştirsindi ki düşüncelerimi? Fatih abimdi. Hep te öyle olacaktı. Çünkü küçüklüğümden beri babam ikimizi de boks sporuyla uğraşmamız için eğitmişti ve ikimizde profesyonel olarak maçlara çıkıyorduk. İkimizin de antrenörü babamdı ve yıllardır en iyi olmak, babama yakışır evlatlar olmak için çalışıyorduk. Fakat babam... Babam artık yoktu. Üç kişilik ailemizden bir kişi çıkmıştı. Bir eve ölüm girince matematik bile değişiyordu hayatta. Üçten bir çıkınca sıfır kalmıştık. Babamız ölmüştü. Yanlış, dedi iç sesim. Babanız öldürüldü.
Cenin pozisyonunda olduğum ve yağmur atıştırdığı için hafiften çamurlaşmaya başlamış toprağın üzerinden kalktım. Babandan uzaklaştın Dora. Senin baban toprak artık unuttun mu?
Unutmadım. Unutmayacağım.
Ayağa kalktığımda gözlerimden akan yaşları elimin tersiyle silip üzerimdeki toprağı silkeledim. Üzerindeki her bir toprak tanesi senin baban Dora. Neden senden uzaklaşmasına izin veriyorsun? Derin bir nefes alıp dikleştirdim vücudumu. Yavaşça yutkundum fakat ağladığımdan olsa gerek, tahriş olan boğazımın acısını hissettim. en son ne zaman yemek yediğimi hatırlamıyordum. Son günlerde babamın disiplin kazanmam için verdiği boks antrenmanlarından zaman bulup yemek yiyecek vaktim bile olamamıştı. Daha sonra da tam yemek yiyeceğim sırada babamdan o mesajı almıştım.
''Acilen konuşmamız gerek.''
Babamın mesajını alır almaz ofisine gitmiştim ama gördüğüm şey... Gördüklerim zihnimden çıkmıyordu. Babamı masasının yanındaki koltuklarında yatan kanlar içindeki cansız bedeni.
En fazla yarım saat diye geçirdim içimden. En fazla yarım saat sonra geldim o mesajdan. Nasıl? Kim? Neden?
Hep özendiğim keşke ona çekseydi dediğim mavi gözleri tavana bakıyordu. Hafif kırlaşmaya başlayan gri ve siyah karışımı gür saçları kandan gözükmüyordu. Tam olarak o an seçememiştim ama sonrasında otopsi sonucunda çıkmıştı sağ şakağından giren kurşun. Boylu boyunca uzandığı kahverengi deri koltuk kan gölüne dönmüştü. Elinin biri gevşek biçimde koltuktan aşağı düşmüştü, diğeri ise karnındaydı ve o da gevşemişti. Fakat yine de elinde tuttuğu silahı düşürmemişti. O an da bile şokla babamı kimin öldürdüğünü düşünmüştüm. İntihar etme ihtimali o an da bile aklıma dahi gelmemişken otopsi sonucu bunu gösteriyordu. Daha sonra da magazin siteleri...
SON DAKİKA! ÜNLÜ BOKS ANTRENÖRÜ BOZOK ADİN OFİSİNDE ÖLÜ BULUNDU! BAŞTA MİLLİ SPORCU BARLAS KANDEMİR'İN VE GÖKALP ÖZCAN'IN DA ANTRENÖRÜ OLAN GENELDE SPORCULARINA KARŞI GÖSTERDİĞİ BABACAN TAVIRLARI İLE BİLİNEN BOZOK ADİN'İN CENAZESİNDE MAGAZİN YASAĞI GETİRİLMESİ KAFALARDA SORU İŞARETİ BIRAKTI. MİLLİ ANTRENÖRÜN OFİSİNDE ÖLÜ BULUNMASINA İLİŞKİN OTOPSİ İNCELEMESİ İLE ADİN'İN İNTİHAR ETTİĞİNE DAİR BULGULAR BULUNDUĞU ORTAYA ÇIKTI ! ÜNLÜ ANTRENÖRÜN AİLEVİ SEBEPLERDEN DOLAYI İNTİHAR ETTİĞİ KONUSU GÜNDEMDE! HABERİN DETAYLARI İÇİN TIKLAYIN...
İsterse babam mezardan çıkıp 'ben intihar ettim' desin yine de inanmayacaktım. Babamın kendi canına kıyması için hiç bir sebep yoktu. Hatta hayatında hiç bir sorun yoktu. Fatih' le de benimle de her şeyini paylaşmazdı evet ama onu ölüme götürecek kadar büyük bir sorunu olsaydı bizimle kesinlikle konuşurdu. Çözüm odaklı bir insandı her zaman. Yapmazdı. Bunu ne kendine ne de bana yapmazdı. Buna emindim. Babam yaşamayı severdi. Her ne kadar disiplinli, düzenli ve maraton bir hayatı olsa da eğlenmeyi bilirdi, gülmeyi severdi. Neden yapsın bu adam kendine bunu? Mantıksız, dedi iç sesim. Çok mantıksız.
Tekrar derin bir nefes aldım ve arkamı dönüp arabaya doğru ilerledim. Kapısını açıp oturduğumda ellerimi sert bir şekilde direksiyona yasladım. Kontağı çalıştırdım, sıkıca kavradığım direksiyonu sağa kırıp düz otobana çıktım. Yolda araba olmamasını fırsat bilerek gaza daha çok yüklendim. Arabadan bir ses gelince kaşlarımı çattım ve gözlerimi saliselik olarak kırmızı ışığın yandığı merceğe çevirdim.
''Siktir...'' dedim kısık sesle. Arabanın benzini bitmek üzereydi ve ben şehir merkezinden çok uzaklaşmıştım. En yakın benzinciye kadar dayanabilir miydim bilmiyorum. Gaza daha fazla yüklenerek gidebildiğim kadar gitmeyi seçtim. Tek elimle direksiyonu tutarken diğeri elimde yan koltukta olan telefonumu aldım. Gözlerimi yoldan ayırmamaya dikkat ederek telefona düşen bildirimlere baktım hızlıca. Çoğu başın sağ olsun temalı tanıdığım ya da tanımadığım bir çok insandan gelmişti. Fakat aralarında telefon numarama gelen yabancı bir numara gördüm. Kaşlarım çatılırken kim olduğuna bakmak için bir kaç saniyeliğine gözlerimi yoldan ayırmıştım ki arabanın arkasından gelen sert bir çarpma etkisiyle göğsüm sertçe direksiyona yapıştı ve son anda telefonu yere atıp iki elimle direksiyon hakimiyetimi sağladım. Gözlerim otomatik olarak dikiz aynası ve yan aynalara kayarken arkamda markasını bilmediğim fakat lüks ve siyah bir aracın olduğunu gördüm. Kaşlarım istemsizce daha çok çatıldı. Bomboş yolda gerçekten bana mı vurmuştu bu denyo?
Sürücüsünün kim olduğuna dikkat etmeye çalıştım fakat garip bir şekilde simsiyah giyinmişti. Asıl olan siyah giyinmesi değildi, sadece gözleri görülebilecek kadar yüzünü siyah bir şeyle kapatmıştı.
''Kimsin sen lan?'' diye bağırdım arabanın içinde. Daha sonra bana vurmasının kasten olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Tekrar arkadan yaklaşıp bana çarptığında sarsıldım. Direksiyon hakimiyetimi korumaya çalışıyordum fakat virajlı yollar buna pek yardımcı olmuyordu. Gözlerim günlerdir kendimi sıkmaktan ve az önce ağlamamdan dolayı acıyordu. Kıpkırmızı olduklarını hissediyordum bu nedenle de tam olarak konsantre olamıyordum. Arkamdaki araba beni sıkıştırmayı bırakıp, yanımdan hızla geçip giderken derin bir nefes verdim. Neydi şimdi bunun amacı? Neden beni daha fazla hızlandırıp gitti ki?
Düşüncelerimin arasından sıyrıldım ve yere düşen telefonumu tek elimle hızlıca alıp acil aramalar kısmındaki Fatih'in numarasına bastım. İkinci çalıştan sonra açtı.
''Alo Dora? Neredesin sen, herkes baş sağlığı için seni soruyor, iyi değil falan diye geçiştirdim ama araban da yok burada nereye gittin sen?'' diye tek nefeste konuştuğumda gözlerimi devirdim.
''Hava almaya çıktım ama peşimde biri vardı onu atlattım yani daha doğrusu arkadan çarptı arabaya bir kaç kez sonra da bastı gitti '' dedim gayet sakin bir sesle.
''Ne!? Ne diyorsun kızım sen kimdi görebildin mi?'' dedi panik olmuş sesle. Net bir cevap verdim. ''Hayır.''
''Eee sen nasılsın peki bir kaza falan olmadı değil mi?'' dedi Fatih. ''Sadece arabada ufak bir hasar var sanırım bende bir şey yok '' dedim.
''Kim niye böyle bir şey yapsın kızım sana?''. Sesindeki üzüntü ve sinir karışımı ton şaşırtmadı. Ben bir şey yok desem bile uyumadan önce uzun bir süre düşüneceğine emindim. Başıma bir şey gelmesinden hep korkardı ama bu sefer hayatındaki en önemli varlıklardan birini daha yeni kaybetmişti ve bu yüzden de ekstra bir tedirginlik vardı üzerinde bunu hissedebiliyordum.
''Kaza yaptırmak istiyor desem o da değil, vurdu ve gitti ama bilerek yaptı bomboş yolda nasıl çarpsın adam bana? Tek yaptığı hızlandırmaktı'' dedim sinirle. Fakat Fatih'in hızla nefes alıp vermesi ürpermeme sebep oldu.
''S-seni hızlandırmak için mi yaptı?'' diye bir soru yönelttiğinde çatık olan kaşlarım daha da çatıldı. ''Niye sordun, ne alaka hız yapmak?'' dedim yutkunarak.
''Dora''. Fatih' in tedirgin sesiyle daha çok gerildim. ''Frene basar mısın bi?''
Bastım.
H-hayır. Basamadım.
Tekrar bastım. Hayır. Yine hızı azalmadı. Allah kahretsin...
''F-fatih..'' dedim kısık bir sesle ama cümlemin devamını getirecek kadar cesaretim yoktu.
''D-dora sakin ol panik yapma'' derken sesindeki panik bile tüylerimi diken diken etmeye yetmişti. Ensemdeki soğuk teri hissettiğimde dudaklarımı araladım.
''Frenler tutmuyor...''
