İçeriğe geç

Saudade

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Saudade

Bölüm 1

1.Bölüm

İntikam...

Yedi kelime. üç hece, sonsuz hırs...

Yumruklarımı sıktım, belki de hayatımdaki milyonuncu sıkışımdı bu. Çoğu zaman kendimi savunmak için sıkardım. Hayata karşı, insanlara karşı, duygulara karşı... Bu hepsi içindi. Bu sefer herkese karşıydı. Bu sefer kime olduğunu bilmiyordum. Ama bildiğim tek şey, bunların hiçbiri kader değildi.

Engellenebilir her ölüm cinayettir demişti bana bir keresinde. O an tam olarak ne demek istediğini anlamıştım ama şuan çok iyi anlıyordum. Hatta anlamakla kalmayıp bizzat yaşıyordum.

Öldürüldü, dedi içimden bir ses. Ölmedi.

Öldürüldü.

Bana uzatılan küreği aldım yavaşça. Gözyaşlarımın akmaması için derin bir nefes aldım. Sağ tarafta üst üste dizilen topraktan biraz doldurdum küreğe ama atamadım tahtaların üstüne. Atarsam öleceğini kabullenecekmişim gibi hissediyordum. Bekledim bir kaç saniye. Omzumda bir el hissedince istemsizce irkildim. Dönüp baktım kim olduğuna. Ağlamaktan şişmiş gözler, günlerdir uyumadığı için mosmor olmuş göz altları, dağılmış saçlar, sinirle çatılmış kaşlar fakat altındaki gözlerde hüzünlü bir bakış.

Fatih.

Yıllarca aynı adama baba demiştik onunla. Şuan toprak altında yatan cansız bedene yani. Gözlerindeki hırs, en az benimki kadardır. Çünkü onunda babamdan başka kimsesi yoktu. Annesi, babası, kardeşi kimdi, neredelerdi, yaşıyorlar mıydı kimse bilmiyordu. Umursamıyordu bunu Fatih. Çünkü baba figürü belliydi. Fuat hocaydı. Bir de ben. Beni kardeşi bilmişti, babamı da babası. Şimdi ikimizin acısı da ortaktı. İkimizin duyguları da aynıydı. Göz göze gelince ne demek istediğini anladım. Gözlerini sıkıca yumdu ve tekrar açtı. Babamın alfabesinden bir kelimeydi bu. Buradayım demekti, korkma demekti, yanındayım kendine güven demekti. Bende gözlerimi onun gibi kapatıp açtım. Bu da biliyorum demekti. Konuşmadık. Ama anlaştık.

Derin bir nefes aldım. Dolu küreği tahtaların üzerine attım. Sonra bir daha. Toprak attıkça kalbime inen yumruğu hissediyordum. Bu hayattan silinirken bende buna yardımcı oluyordum. Toprakların altında kalmasına yardım ediyordum. Her attığım toprak tanesi yalnızlığımı gözler önüne seriyordu.

Daha fazla yapamadım. Arkamı dönüp herhangi birine verdim küreği. Elimle ağzımı kapattım. Gözlerimden istemsiz bir yaş aktı. Başımdaki siyah eşarbın omuzlarıma düştüğünü hissediyordum. Umursamadım. O kadar fazla yük vardı ki artık omzumda, bir eşarbın lafı bile olmazdı. Geri çekildim. Sırtımı Fatih'in olduğuna emin olduğum göğsüne yasladım. Kollarıyla sardı hemen bedenimi. Kulağıma fısıldadı.

''Git.''

Başımı iki yana salladım. Gidemezdim, onu yalnız bırakamazdım.

Artık yalnız olan sensin, dedi içimdeki ses. Artık yalnız olan sensin. Kimsen yok diye bağırıyordu içim. Hayır dedim. Fatih var.

Şuan, dedi yine o ses. Fatih te şuan var. Gitmez dedim tekrar. Fatih beni bırakmaz. İçimdeki sesler kavgam vardı sürekli. Histerik bir gülüş attı sanki. Baban da gitmezdi, ya Fatih te böyle gitmek zorunda kalırsa?

Hızla Fatih'in kolları arasından çıkıp mezarlığın çıkışına koştum. Arkamdan bana baktıklarını hissediyordum ama umursamadım. Çıkışa geldiğimde nefes nefese kalmıştım. Arkama bakacak cesaretim yoktu. Oradaki kalabalığa bakacak gücüm yoktu. Yürümeye başladım. Ellerimi cebime attım arabanın anahtarını bulmak için. Keşke dedim yine. Keşke elimi atınca onu da bulabilsem hemen. Ama artık yoktu. O artık yoktu. Gözlerim siyah Audi arabamı buldu. Elimdeki anahtarla açtım ve hızlıca sürücü koltuğuna yerleştim. Kontağı çalıştırıp gaza bastım.

Dar yoldan geçerek hızla uzaklaşırken, benim arabamın aynısından bir araba geldiğini gördüm karşı taraftan. Camları filmli olmasına rağmen yanımdan geçerken azıcık açık olan camından sürücüsünün kim olduğuna baktım. Tanıdık bir sima ile karşılaştım. Daha doğrusu bir kaç gün önce adını öğrendiğim bir adamdı karşımdaki kişi.

Barlas Kandemir.

Siyah gözleri, sert bakışları ve üç numara saçlarıyla gayet sert bir görünüm veriyordu. Hızla yanımdan geçerken saliselik bakıştık. Gözlerimi tekrar yola çevirdiğimde yan aynadan baktım arkama. Arkasında bıraktığı toz bulutu hariç bir şey gözükmüyordu. Gözlerimi tekrar yola çevirdim. Gaza daha fazla yüklenirken aklımdaki sorulara mantıklı cevaplar bulmaya çalışıyordum.

Mesela babamı kim öldürdü?

Ya da polis neden soruşturmanın üstünü hemen kapatmıştı?

Neden ölmeden bir kaç dakika önce babamdan '' Acilen konuşmamız gerek '' mesajı almıştım?

Ama en çok aklıma takılan şuydu.

Neden Barlas Kandemir ' le yıllar sonra yaptığı gizli telefon konuşmasından üç saat sonra öldürülmüştü babam?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.