İçeriğe geç

Satırların Laneti

Bölüm 7 · 10 dk okuma

Satırların Laneti

Bölüm 7

~6~

Kendi Yazdığı Karakter Tarafından Öldürülen İlk Yazar Olacağım

Ejderhaya yalvarışlarım nafileydi. Umursamadı bile, hayvan oğlu hayvan. Öfkeli miyim, yoksa başka bir duygumu bilmiyorum. Arven aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyor.

“Çok geç!” dedi tiz bir kahkahayla.

İki tane birbirinin kopyası kazık kadar herif geldi. Zorlanarak ayağa kalkıp, kaçmaya çalışan beni kollarımdan tutup, sürüklemeye başladılar. Hızla içeri götürüldüm. Çığlıklarım çevrede yankılansa da kimsenin umurunda olmadı. Ana salona doğru sürüklenirken, her şeyi hatırladım.

Her eşyayı, her detayı özenle yazmıştım. Kollarımdan tuttular, zincirlediler beni. Buraya asılanların akıbeti pekte iyi olmuyordu. Kahretsin bunu yazmak zorunda mıydım?

Salonun tam karşısındaki, yuvarlak tepesi olan merdivene bakan kısma sürüklediler. Kaçma girişimim adamlardan birinin ensemden tutmasıyla sonlandı. Ensemin acısı saçlarıma kıyasla hiç gibiydi. Oval tavandan sarkan eski çağ zincirlerini ellerime geçirdiler. Dizlerim üzerine sabitlediler.

Ne oturabildim ne ayakta durabildim.

Etrafta bakışlarımı kaçmak için çaresizce gezdirdim.

Ben çare ararken, adamlar merdivenlerden inip gittiler. Arkalarından bağırsam da fayda etmedi. Sanki onlar için mezbahaya götürülmüş hayvan gibiydim. Duyuramadım vicdanlarına sesimi. Kısa bir süre kasabımı bekledim ellerimdeki zincirlerle.

Ben etrafı izlerken, yavaş yavaş ayak sesleri yaklaştı. Her adımında göğsüm biraz daha daraldı. Karşıma takım elbiseyle salına salına gelen, damarları ve gergin kaslarıyla benden tiksindiği her hâlinden belli olan, adama bakakaldım. Çaresizliğin dibini sıyırdım.

“Bu haksızlık ama,” dedim.

“Hım.” Yüzüme bakmadı bile. Kalbime saplanan korku ve öfke birbirine karıştı. Aynalı bara yürüdü. Sigarasını söndürdü. Boynunu çıtlattı. Ağır adımlarla bana yaklaştı. İki basamak çıkmasına rağmen boyu üzerimde yükseldi. Gözlerine baktığım an nefesim kesildi. Tiksinir bakışları bir an duraksadı. Kaşları kalktı. Hayret bakışları mı o?

Nefesimi düzene koymaya çalıştım.

“Hıh.” Konuşsana adam, hıh ne?

Kara gözleri, kıvırcık siyah saçları, sert yüz hatları… Tehlikeli olduğu kadar tanıdıktı. Psikopat bir sırıtış yerleşti yüzüne. Gözlerimi kapadım.

“Arven Arslaner.” dedim nefesimi tutarak.

“Hı.”

“Iıı, şey Merhaba.” diye fısıldadım.

Yaklaştı. Çenemi tutup başımı kaldırdı. Gözlerimden ruhumu delecek gibi baktı.

“Aptal.” dedi, içimi üşüten bir tonda. Gözlerim doldu, o bana hakaret mi etti?

Zihnim de ipler koptu. Korku yerini öfkeye bıraktı.

“Anlamadım?” dedim. Sesimdeki sorgulayıcılığı umursamadı bile, bu beni daha da öfkelendirirken, onun kin dolu sessizliği beni çileden çıkardı. Bulunduğum konumu göz ardı ettim. “Seni pislik...” burnumdan soludum. “Beni nasıl aşağılarsın?” sesimdeki istemsiz öfke kaşlarını çatmasına sebep oldu. Tepkisizliği insanı delirten cinstendi.

“Seni zengin tasarladım, yakışıklı tasarladım.” Sözlerim ile çenesi kasıldı, yumruğunu sıktığını gördüm ama artık çok geçti ağzımdan dökülenlere engel olamadım.

“Seni aptal bir eşeğe de çevirebilirdim!” dedim.

Kontrolünü kaybetti. Çenemdeki eli sıklaştı, hızla bıraktı çenem sarsılıp başım önüme düştü. Hızla başımı geri kaldırıp nereye doğru gittiğini görmeye çalıştım. Gördüğüm ile yutkundum.

O ana kadar fark etmediğim masanın üzerindeki, iki tarafı keskin kampçı bıçağına benzeyen bıçağı aldı. Gözlerimi kapatarak derin nefes aldım. Bana doğru ağır adımlarla geldi. Gözlerimi araladım. Elinde, gözüme sokarcasına çevirdi bıçağını.

“O.” dedim yutkunarak.

“Hı hı.” dedi, üzerime doğru eğilerek gözlerime baktı.

“Öfken abartı.” dedim. Gözlerinden gözlerimi hızla çekerken. Kafasını hafif sola yatırdı, sol kaşını kaldırdı.

“Hım.” keşke konuşsa dökse içini.

“Konuş.” dedim, sesimin titreyişine engel olamayarak.

“Biliyorsun.” dedi gözlerime doğru fısıldar gibi konuşarak.

“Senden bir şey almadım.” Nefes alsam, nefesimi kesecek gibi bakıyor. Kemikli çenesi seğirdi. Gözleri dehşetle açılırken, kaşları daha da havalandı, vücudu kasıldı.

“Emin misin?” dedi çenemi tekrar tutup sıkarak. Durdu, bakışları değişti. Öfkesinin altında gizlenmiş kırılgan yanını kısa bir anlığına göz önüne serdi. Belli ki düşünceleri ona ağır gelmişti. Gözlerine çöken kasvet sonumu net bir şekilde gösteriyordu. Hayatım film şeridi gibi gözlerimden geçmeye başladı. Anılarım zehir gibi, tüm hücrelerimi sarmaya başladı. Kafamı sağa sola sallamaya çalıştım, başım yerinden oynamadı.

Onun sabrı benim ihtimaller dehlizinde yüzmeme sebep oldu. Sessizlik huzur verir yalanını kim uydurmuştu? Adam ruhuma eziyet ediyor. Her geçen saniye iki parmağının arasında olan çenemi daha da sıktı. Gözlerime diktiği keskin bakışları katlanılmaz bir hal alınca, dayanamadım.

“Onların hikâyesi bitti.” dedim. Parmaklarının arasında ki çenemi oynatmakta zorlandım.

Burnu kırıştı. Gözlerinde gördüğüm, elle tutulur öfkesinin yanında hayatta kalmaya çalışıyor gibiydi yorgunluğu. Sanki bir şeyler söyleyecekti ama beni sözlerine layık görmüyor gibiydi. Parmağıyla kendisini işaret etti, dişlerini sıkarak. “Senin,” dedim. Bakışlarını çekince, sustum. Ne diyeceğimi bilmiyordum. O ise bana doğru eğildi gözlerime dikti gözlerini. Dişlerini ısırıyordu. Biraz kafasını sola yatırıp, kulağıma doğru eğildi. Çenesi nefes alışıyla titredi.

“Ölümsüzüm.” Kulağıma doğru söylediği ile ürperdim.

Bunun neyi kötü ki? İnsanlar can atıyor ölümsüz olmak için. Nefesindeki nefreti bedenimi sardı, ürperdim. İrislerinde ihanete uğramışlık vardı. Bu saçmalık. Ölümsüz olmaktan ödül gibi değil de, sanki lanet gibi bahsediyordu.

Sevdiklerini kaybettiği için mi acaba?

“Evet ama bilirsin.” dedim derin nefes aldım, bazı cümlelerimi yuttum.

“Bazı insanlar, bazı hayatlara kısa süreliğine girer.” dedim. Sesini çıkarmadı. Bu durumdan cesaret aldım.

“Hayatına devam edebilirdin! Yakışıklısın, zenginsin.” Cesaretimi artırmak için kesik nefes aldım. İlk gelip karşımda durduğundan beri, ondan garip bir koku geliyordu.

“Beni boşuna suçluyorsun.” Sona doğru istemsiz sesim kısıldı. “Boşuna?” Gözleri kocaman açıldı. Sanki inanamıyordu. Biraz geri çekildi, tiksinir gibi baktı.

“Yani, kısmen.” dedim yutkunarak.

“Mirdu?” dedi nefretle.

Niye bu avanaklar Mirdu’yu benim yaratmadığımı anlamak istemiyorlar?

Of sakin ol İnci, neticede hayatın tehlikede.

“Bu neden benim suçum ki?” dedim, Mirdu ile benim alakam yoktu ki. Benden uzaklaştı. Uzun bir sessizlik oldu.

Sessizlikten sıkıldım derin nefes aldım.

“Hayatına devam etseydin.” Masaya vurdu, tüm işkence aletleri yerinden havalanıp masaya tekrar düştü. Sesim içime kaçtı. Cesaretimi kaybetmeme ramak kaldı.

“Ucubelerle?” dedi, dehşet içinde bana dönerek. Bakışları kalbime suçluluk dolduruyordu.

“İyi tarafından bak!” Sesim fısıltıdan farksız çıktı, gözleri beni buldu ne diyeceğimi bekliyordu, sanki kötü bir şey söylesem anında gözleriyle beni küle çevirecek gibi bakıyordu. “Yaşıyorsun. İsteseydin yalnız kalmazdın.”

Tekrara düşmem gözlerinde hayal kırıklığını büyüttü. Gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı.

“Pişkin.” Yumruklarını sıkıyordu. Yine mi ya? Cadıda demişti, of.

Son cesaret kırıntımla, “Beni bıraksan?” dedim.

Gözleri gözlerimi delip geçti. Boğazıma düğüm atılmış gibi sustum. “Ölmek için çok gencim.” Dedim kendi kendime konuşuyor gibi. Kafasına diktiği bardağı ayaklarımın dibine fırlattı, param parça oldu. Ağır adımlarla bana doğru geldi.

“Yaşlanabilirdin.” Ucu açık kelime ile bana daha da yaklaşarak, yüzüme doğru eğildi. Panikle savunma mekanizmamı çalıştırdım.

“Sakin, hop dur. Kadın cinayetlerine hayır!” dedim kesilen sesimle. “Ayrıca seni kadınlara zarar vermeyen biri olarak tasarladım. Benim ahlaki standartlarıma göre.” Sözlerim, alaylı gözlerle küçümsemesine sebep oldu.

“Mirdu’da!” sözlerinin aksine gözleri alev alevdi. Korkuyla yutkundum.

“Beni öldüremezsin.” Sesim benden bir adım uzaklaşmasını sağladı.

“Bu doğana aykırı.” Cesaretimden etkilendi mi yoksa aptal olarak gördüğünden mi tiksintiyle bana baktı. Biraz daha yaklaştı yüzüme doğru eğildi.

“Senin ahlak kanunların burada işlemez.” En uzun cümlesi buydu. Sanki yüzüme karşı lanet okuyor gibi oldukça yavaş tane tane fısıltı şeklinde çarptı yüzüme kelimeler.

Yüzünü çekti, bıçağı gözlerime yaklaştırdı, sonra hafifçe geri çekti. Hareketleri öfkesine rağmen fazlaca kontrollüydü.

Bu onun öfkeli tavırları değil.

Onu gerçekten tanıdığım adam mı?

Bunu öğrenmenin tek yolu var.

“İçinde birazcık insanlık olmalı?” dedim, dayanamayıp son yaşam kırıntılarıma tutunarak. Kolumda ki saat kalp ritmimin yüz ellileri aştığının haberini verircesine ötüyordu. Kısa bir an gözleri saate takıldı, sağ kaşı havalandı.

“İnsanlık!” sorgusu cevabın ta kendisiydi, sesindeki tını demirin soğukluğuyla içime sığmayan benliğimi sarsıyordu.

O ise kindar bir tavırla, bıçağı yüzüme sürterek yaralamadan ilerliyordu.

Bıçak yüzümde gezinirken Arven’in ışığı metale yansıyor, gözümü alıyordu.

“Sormayacak mısın neden yalnız olduğunu?” dedim, nefesimi zorlayıp kalp atışlarımı sakinleştirmeye çalışarak.

Dilini damağına vurdu çenemi tuttu, yüzümü kaldırdı.

“Ama…” Zaman kazanmaya çalıştığımı anlamıştı. Gözlerini üzerime sabitliyor, sanki içimde bir şey arar gibi derin derin bakıyordu. Kaşları sakinlikle kalktı. Birkaç adım uzaklaştı. Etrafımda bir tur döndü.

Uzun süre eli saçlarının kıvırcığında dolandı durdu. Huzursuzca kıpırdandı. Elini çenesinin altından çekti, bana doğru eğildi.

“Seni böyle hayal etmemiştim.”

Omzumdan sarkan saçıma dokundu. Nefes alışı derinleşti. Gözlerine bakmamaya özen gösterdim. Beni öldürebileceğini biliyordum, onu benden iyi tanıyan yoktur.

Kahretsin, gözlerindeki sakinlik çok tanıdık. İstemsiz dudağımın kenarını ısırdım.

“Hayalindeki kadar güzel değilim diye kusura bakma ama lütfen.” Sesim kırıldı. Titreyen dudaklarımla derin bir nefes çektim.

“Beni öldürme.” Kaşları çatıldı. Nefesim kısık ve sık olmaya başladı.

“Evime dönebilirsem seni yalnızlıktan kurtarırım.” Küçümser bir ifade takındı. Zinciri tutup kaldırmasıyla, ayaklarımın üzerine bastım. Gözlerini kısıp bakınca ensemden giren ürperti vücuduma yayıldı.

Sakinleşmesi için, “Sana bir aşk…” Cümlemi bitirmeme müsaade etmedi. Sıktığı çenemi, sertçe bıraktı.

“Hayır.” Gözlerime baktı, tutuğu zinciri savururcasına bıraktı. “Kader bitti.” Sesindeki otorite dengemi bozdu.

Sessizlikte kısa bir an düşündüm.

“Tamam.” Kabullenmenin ağırlığı sesime yansıdı. Yüzüme düşen saçı üfleyerek uzaklaştırdım. Dikkati saçlarıma çekildi. “Yeter ki öldürme beni.” Çenesini sıvazladı.

“Öleceksin.” Tonu kalbime saplanan keskin acıya dönüştü.

Yalvaran gözlerime aldırmadan kaşlarını çatıp beni süzmeye devam etti.

Etrafımda adımladı. Her adımında çıkan ses ile yüreğime endişe tohumları ekiliyordu. Elimi zincire götürüp tuttum, soğukluk iliklerime işledi. Önümde durdu.

İstemsiz bakışlarımı kaldırdım, o tanıdık irislerde merhamet kırıntısı aradım

“Başkaları da olmayacak.” Sesindeki tiksinti bakışlarına tezat oluşturuyordu. Cümlesi zihnimde yankılandı.

Ne demek istiyordu?

“Başkalarını kurtarmaktan mı bahsediyorsun?” Kafasını hafif yana yatırdı.

“Ahmak.” Ses tonu ölümün habercisi gibiydi. Nefesim boğazıma takıldı, öksürdüm.

“Ama içinde iyilik var, değil mi?” dedim. Gözlerini devirdi.

“Zeki bilinirdin.” Sol kaşını başparmağıyla kaşıdı.

Kimler tarafından, ne zaman? Ne anlatıyordu bu adam.

“Orta yolu bulsak?” Sesimle gözlerini bileklerimdeki zincirden çekti. Üzerimde gezinen bakışları yüzümde durdu. Bana doğru eğildi, gözlerini kıstı.

“Yaşamayı seviyorum.” Son kelimemde sesim içime kaçtı. Gözyaşlarımdan rahatsız olmuş olacak, gözlerini kaçırdı. Kahretsin sürekli aynı şeyleri adama söyleyip duruyorum. Savunma desen değil, merhamet talebi değil.

Çok geçmeden yeniden baktı yüzüme, az önceki rahatsızlığından eser yoktu. Panik hızla bedenimi sararken, yapabileceklerini kafamda tarttım.

“Bana işkence edecek misin?” Sol yanağına doğru dudağı kıvrıldı.

“Zaman kaybı.” Yüzünü masaya doğru çevirdi. Başımı diğer tarafa çevirdim. Ona bakmayı reddettim.

“Yaşamak istiyorum.” dedim ağlamaklı bir tonda, bana çevirdi gözlerini, biliyorum der gibi bakıyordu. Ağzını açtı, geri kapattı. Beynim olası ölüm senaryolarıyla meşgul oldu.

“Benden bilgi almaya çalışıyorsun.” dedim gülümsemeye kendimi zorlayarak. Kasları gerildi.

“Başka bir şey döndüğünü biliyordum.” dedim kendimden emin bir üslupla.

Bıçak hızlı bir rüzgâr gibi tahtaya saplandı. Nefesim kesildi. Boynumu milim sıyırdı. Gözlerimi yumdum.

Kural bir; asla onun sınırlarını test etme.

“Özür dilerim.” Kafamı dikkatle çevirdim, gözlerimi açtım. Yansımamı bıçakta gördüm. Gözlerimdeki yaşlarla oldukça aciz görünüyordum. En son babamın ölümünü öğrendiğimde görmüştüm gözlerimde aynı acizliği.

Sessizlik uzadı. Dayanamadım. Konuşacağım sırada gözlerini saçlarımdan çekip bana doğru geldi. Merdiven basamağını çıktı. Elini saçlarımın arasından geçirip yüzümü kaldırdı. Kulağıma doğru eğildi, sanki bir sır veriyordu. Boynuma nefesi değdi, huzursuzluk sardı bedenimi.

Tam ağzımı açtım ki, tek kelimelik bir cümle kurdu.

“Anlat!”

Sesi tüm hücrelerimi alarma geçiren bir dalgaya dönüştü. Damarlarımda kan yerine akan duygudan dilim tutuldu. Ben titrerken o ise doğruldu, elindeki bıçakla oynamaya başladı.

Uzun süre konuşmayınca bıçağı masaya attı.

“Anlat.” Sesi yankılandı, göz ucuyla bakmaya cesaret ettiğimde, “Kafamdaki profiline uy!” bağırdı. Sesindeki ima kalbimden geçip ruhuma değdi.

“Profil?” diyebildim, bana ait çıkamayan sesimle. Kısa bir an düşündü gözlerini bana çevirdi.

“Aşağılık.” derin nefes aldı. Sesini algılamamla istemsiz burnumda sızı belirdi.

“Aşağılık değilim. Ben…” Gözlerimden akan yaşlara engel olamadım.

Uzun süre ağzımı açıp geri kapattım. Acı sessizlikte beni sardı. Karanlığa karışan gözyaşlarım nihayet dindiğinde.

“Aşağılık değilim. Çirkin de değilim.” Tekrar titreyen sesime engel olamadım. Gözlerimden akan yaşlara aldırış etmedim.

Artık güçlü durmanın bir anlamı yoktu.

“Cık.” Gözlerini kapattı, iç çekti.

“Fazla şeysin.” dedi hafif elini sallayarak. Bir iki adım attı bana doğru, eli ensesine gitti.

“Yani güzelim.” dedim umutla. Benden bir adım uzaklaştı, kara gözlerine baktım. Sırtı bana dönüktü, yan profilinden bana baktı. Bir süre sessizce izledi. Yanıma geldi yüzüme baktı. Sol yanağımdan hafifçe yüzümü kaldırdı.

“Cesedin, nefes kesici görünecek.” Sözleriyle değil de, bakışlarıyla ruhuma işkence ediyordu.

Elini çekti yüzüm boşluğa düştü. Keskin bir nefes alıp hızla başını çevirdi. Hızlı adımlarla masasına doğru gitti. Eline aldığı yeni bardağa doldurup kafasına dikti.

Uzun süre sigarasını uzaktan içip, beni göz hapsinde tuttu.

Bu bana düşünmek ve kendime gelmek için zaman tanıdı.

“Sen ölümsüzsen, ben de ölümsüz değil miyim?” dedim merakla.

“Deneyelim!” Acımasız tonu ruhumu titretti.

“Ya ölürsem?”

Bıçağı ani bir hareketle masadan alıp fırlattı. Boynumun sol yanına saplandı. Gözlerinde gördüğüm nefretle yutkundum. Eline bir bıçak daha aldı.

“Öl.”

Kısa bir süre sonra durdu. Bar masasına doğru gitti, bardağını doldurdu içti. Her içtiği bardağı duvara fırlatıyordu. Her fırlattığı bardak duvarda tuzla buz oluyor yere saçılıyordu.

Onu izlerken, aklıma gelen ile nefes alamadım. İstemsiz ellerimin bağlı olduğu zinciri çekiştirmeye başladım.

“Kendi yazdığı karakter tarafından öldürülen ilk yazar olacağım.”

Sizce Arven İnciyi öldürecek mi?

Sizce arvenin öfkesi haklı mı?

Oylamayı ve fikirlerinizi yorumlarda yazmayı unutmayın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.