İçeriğe geç

Satırların Laneti

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Satırların Laneti

Bölüm 5

~4~

Kazandıklarım Bir Zafer Değil, Yenilginin Ardından Kalan Bir Enkazdan İbaret.

Arven Aslaner

Yataktan çıktım, duşa girdim. İyice temiz olduğumdan emin olunca çıktım. Göğsümdeki yara izine baktım. Burnumdan soludum. Aynadaki buğunun ardında kalan damlaları bir süre izledim. Sonra saçlarımı kuruttum, belime havlu sardım. Giyinme odasına geçtim. Neredeyse hepsi birbirinin aynısı olan takımlardan siyah, mat bir takım seçip giydim. Kollarımdaki düğmeleri ilikledim. Ceketimi koluma astım, kol saatimi taktım. Kravatlara baktım ve başımı çevirdim. Lanet olsun…

Ne kadar atarsam, ne kadar yakarsam yakayım, bana aldığı kravat lanet Mirdu’da her gün buraya geri dönüyor. Parfümümü sıktım, ada çayıyla karışık yanık tütsü kokusu. Üç yüz yıldır bu döngü sürüyor. Tek fark, artık kravat kullanmıyorum. Eskisi gibi tek bir parfüme de saplanıp kalmıyorum.

Her şeyim var. En azından öyle görünüyor. Ama benden alınanlar düşünüldüğünde, kazandıklarım bir zafer değil, yenilginin ardından kalan bir enkazdan ibaret. Merdivenlere yöneldim, ağır adımlarla indim. Kahvaltım hazırlanmıştı. Ne hikmetse asla yemem, yine de ısrarla masaya kurarlar. Dışarı çıktım. Gölge diyarının, gölgesiz gölgesine baktım. Derin bir nefes aldım. Güneş olmasa da Mirdu’da gündüzler aydınlık, geceler karanlıktır. Huzursuzum. Yüzyıllardır aynı döngü, aynı problemler. Aynı yüzler, aynı rezil esaret. Kahvemi getiren Kalder’e baktım. Yerinden kıpırdadı, huzursuzdu.

“Sorun ne?” dedim.

Başını hayır anlamında salladı. Sorun yoksa bu tedirginliğinin sebebi neydi?

Cadının mektubunu getiren kâğıttan kuşu elime aldım. İçeri geçtim. Hep yaptığımı yaptım. Kalpli, kırmızı mektubu şömineye attım. Alevlerin içinde yanıp kül oldu.

“Efendim, Şah geldi. Sizi görmek istiyor.” dedi Volder, başı önde.

“Gelsin.” diyebildim.

Bıktım bunların birbiriyle olan kavgalarından. Çok geçmeden koltuğumda oturmuş, şöminenin alevlerini izliyordum. Şah içeri girdi, karşıma geçti, saygıyla eğildi. Bakışlarımdan rahatsız olacak ki konuya hızlı girdi.

“İmparatorumuz, bir duyum aldık.” dedi huzursuzca. Bu sefer kavga yok mu?

Ne duyumu, ne yaptı yine cüce? Konuş der gibi baktım. “Söylentiler doğruysa, cüce diyarına şeytan düşmüş.”

Ne dedi o? Cüce diyarı, şeytan?

Anlık şoku atlattıktan sonra, saçmalık olduğu kanaatine vardım.

“Uydurmadır.” dedim, inanmayarak. Gogor yine cadının dikkatini çekmek istiyor olmalı. Ahmaklar, bu gidişle yeniden Mirdu’da kaos çıkaracaklar.

“Efendim, adının İnci Alkan olduğunu söylemiş.” dedi Şah. Boynumdan başıma doğru karıncalanma hissettim.

“Cüce diyarında mı?” dedim, emin olamayarak.

“Hayır efendim.” Sesi titredi şahın.

Beni kandırdığını hissetmem demek, varlığını sonlandırmam demek.

“Uçlarda, sınırda bir ev belirmiş.” Gözlerini kaçırdı.

“İnsan dünyasına ait eşyalarla dolu.” Başımı olumsuz salladım. Bu bir ispat değil. Mirdu’da insan dünyasına benzer pek çok şey var oluyor. Kaşlarımı çattım. Derin nefes verdi.

“İçinden alınan bazı eşyaların yeri dolmuyor.” Tek nefeste söyleyip derin nefes aldı.

İstemeden şaşırdım. Bana bir isimlik uzattı.

Üzerinde “Yazar İnci Alkan” yazıyordu. Elimde evirip çevirdim, camdan olan isimliğe baktım. Elmas kesim kenarında tüyden bir kalem tasarımı vardı.

“Mümkün değil!” dedim ama sesimdeki kararlılık eksikti.

“Biz de öyle düşünüyorduk, efendim.” dedi Şah.

“Üstelik karakoldan ve otelden kovulmuş.” Gözlerim büyüdü. Elim kıvırcık saçlarımda tarak gibi gezindi. Ayağa kalktım. Bir tur istemsiz salonda volta attım.

“Cadı mı getirdi?” dedim doğru olmamasını umut ederek.

Eğer getirdiyse, bu onu benden güçlü yapardı.

“Bilmiyoruz. Casuslarınız otelden kovulduğunu bildirdi.” dedi Akor. Çenemi sıvazladım. Atlas’a döndüm.

“Şeytanı bana getirin!”

Sizce Arveni korkutan ne?

Sizce kendisini yazanla karşılaşırsa ne olacak?

Bölümleri begenmeyi yorum yapmayı unutmayın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.