Olanlara aklım ermiyordu. Bertholdt un arkadaşım dediği kişi meğerse Erenmiş. Bu nasıl bir tesadüf anlamakta zorluk çekiyordum. Sofrada sürekli erenle bakışlarımız buluşuyordu. Arsız gözlerimiz sürekli kavuşuyordu. İçim heyecanla kaplı olduğu için yemek bile yiyemiyordum. Ben elimdeki çiğ köfteyi yer gibi yaparken bakışlarım Levi ye kaydı. Adeta beni bakışlarıyla yiyor gibiydi. Anlaşılan bizi fark etmişti. Bu çocuk çok çakal. Tabi Bertholdtan alışkın olduğu için garibim. Fazla dikkat çekmemek için yemeğin bitmesini bekledim. Sonunda yemek bitmiş herkes köşesine çekilmişti. Bertholdt erene bir şeyler anlatıyordu. Erenin umursamaz bakışları etrafta gezerken dinliyormuş gibi yapıyordu. Umutsuz bir şekilde eren'e baktıktan sonra kahve yapmak için mutfağa geçtim. Elim yukarıdaki fincanlara yetişmiyordu. Fincanlara yetişmeye çalışırken birinin nefesini boynumda hissettim. Arkamı döndüğümde erenin yüzüyle karşılaştım. Fincanları tezgaha özenle indirdi. Bakışlarımı çekemiyordum ondan. Erenin de bakışları beni bulunca bu kadar yakın olduğumuzu yeni fark ediyordum. Bir an durup bekledikten sonra yakınlığımızı o da fark etmiş olacak ki geriye doğru adımladı.
"Su içecektim." dedi kekeleyerek. Sanırım etkilenen bir tek ben değildim.
"Tabi vereyim hemen." diyerek bir bardak suyu ona uzattım.
"Kolun nasıl oldu?" dedi bardağı bana uzatarak. Bardağı almak için elimi uzatınca ellerimiz buluştu. Elektrik çarpmış gibi elimi hemen geri çektim.
"İi iyi, o gün için teşekkür ederim." dedim panikle aklım o kısacık temasla allak bullak olmuştu.
"İyi olduğuna sevindim."
"Atkıyı getireyim ben." Elini omzuma koyarak
"Sende kalsın." dedi.
Neden böyle diyordu? Sormalı mıydım? Bilmiyorum heyecandan hiç bir şey diyemiyordum.
"Şeyy.." lafımın devamını getirecekken bakışlarım kapıdaki Levi yi buldu. Dudaklarım sanki mühürlenmişti tek kelime edemiyordum. Tüm konuşmamızı duymuş muydu? Önceden tanıştığımızı anladı mı acaba? Aklıma bir sürü soru doluştu birden. Offf ne yapacaktım ben şimdi...


