İçeriğe geç

SARMAŞIK

Bölüm 5 · 6 dk okuma

SARMAŞIK

Bölüm 5

4 Bolum

Dodan-Oğul

Pilli bebek- Haram Geceler

Acılar asla karşılaştırılmamalıdır. Ancak peki evlat acısı? Var mıdır ondan öte bir acı? Mutlu bir aile tablosuna baktığımızda, ilk sevgisi insanın anneden başlar. Anne kokusuna muhtaç olarak doğardu insan. Bir kız çocuğunun ilk aşkı babası olur, oğlan çocuğu ise hayran kalır babasına hayatı boyunca. Zaman bir kum saatinin çevrilişini andırırcasına hızla geçip gider. Yaşa doldukça karşısına bir insan çıkar, sevdayı tadar. Gözlerini karanlık bir perde değil, güneşin parlaklığını kıskandıracak bir ışık kör eder. Aşık olur, sevdaya tutulur. Bu sefer bir çocuk doğar aşklarının, sevdalarının bir nişanesi olarak. Gözlerinin önünde gün geçtikçe iyisiyle kötüsüyle, düşlerle, korkularla, aşkla büyür bebek. İlk gülümseyişiyle, hayata yeniden doğar anne, baba. Bir süre sonra tek varlıkları o can olur. İlk sevgiside, ilk aşkıda, önceliğide o can olur. O can yitip gidince koca bir hiçlik kalır geride. Hayalleri biter, gözlerindeki gülüş biter, gözleri ölümün sessizliği ile bakardı.

O gün Ceyhun gözlüklerini takmış, eski kanepesinde oturmuş, tesbih hazırlıyordu her zamanki gibi. Saçlarındaki aklara her geçen gün birisi daha ekleniyordu. Biriciğinin ölümünden sonra onun için hayat bitmişti. Sadece yaşamak için yaşardı. En azından oğulları bir babasının olduğunu bilsin diye. Oya ölünce ayrı bir eve çıkmak istemişti ama tek bir şartla izin vermişti Alkan. Ceyhunun kardeşi Helin her gün gelecek ve abisine yardım edecekti. Alkan ve Yiğit haftada bir kez gelirdi babalarının yanına.

Yağmur hala şiddetle devam ederken, Yiğit morga götürülmüştü. Bu sefer Alkan babasının yanına tek gidecekti. Hiç alışık değildi bu duruma. Peki nasıl söyleyecekti? Annesinin ölümüyle darmadağın olan babası oğlunun ölümüne dayanacak mıydı? Tahta kapının önünde durduğunda elini yavaşça kaldırmış kapıyı çalmıştı. Kapının kulpu içerden açılmış, karşısında teyzesini görmüştü.

"Hoşgeldin oğlum." dedi Alkanı gördükten sonra endişeli bakan gözleriyle. Etrafa kısa bir bakış atmış Yiğiti görememişti. "Oğlum ne bu halin? Yiğit nerde?" diye sordu Alkanın kolundan tutup içeriye sokarken. Helin onların annesi öldüğünde Alkana da, Yiğite de annelik yapmıştı. Yıllarca önce evlenmiş, bir kızı olmuştu. Kocası tarafından şiddete uğruyordu gençliyinde. Abisinin yardımıyla o bataklıktan çıkmış ve boşanmıştı. Yiğiti de Alkanı da çocuğu bilir, öz kızından ayırmazdı. Alkan cevap vermemiş, bakışlarını yerden kaldıramamıştı. Nasıl söyleyecekti? O daha kendisi kabullenememişken nasıl bunu dile getirecekti?

"Babam nerde teyze?" dedi sesi titrerken. Teyzesinin gözlerindeki korkuyu seze biliyordu.

"İçerde, tesbih hazırlıyordu. Bir şey mi oldu Alkan? Hele bir söyle bakiyim bana yavrum." dedi son bir umutla. Hissediyordu bir şeyler vardı. Alkan eskimiş evin salonuna doğru ilerledi. Babasını pencerenin önünde kanepede tesbihini yaparken gördü. Gözlerindeki hüzün asla eksilmiyordu. Yarın kardeşi gömülecekti. Evlat acısına dayanacak mıydı babası? Yanına ilerledi yavaş adımlarıyla. Ceyhun adım sesleri işittiğinde kafasını kaldırmış ve oğlunu görmüştü karşısında. Kalbi tekledi Alkanın görüntüsü karşısında. Kapıyı kaydı bakışları bekledi Yiğitin kapıdan içeri girmesini. Sonra bakışlarını oğlunun gözlerine dikti.

"Alkan, Yiğit nerede?" diye sordu yüreğindeki endişeyle. Alkan babasına nasılsın diye sormazdı. Bilirdi çünki hep aynıydı babası. Yaşamak zorunda olan bir bedendi. Gözlerini yerden kaldırdı ve babasının bakışlarını en derinlerinde hissetti. Gardını daha fazla tutamadı Alkan. Dizlerinin üzerine çöktü tam babasının ayaklarının dibine. Gözlerindeki yaşları kalbine sığamadı. Ceyhun o an bir kez daha öldü. "Alkan, Yiğit nerede?" diye sordu bağırarak.

"Yiğit gitti baba. Annemin yanına gitti." dedi başını babasının dizlerine yaslarken. Helinin feryadı bir annenin feryadından farkı yoktu. Ceyhunun elinde tuttuğu tespih yere düşmüş paramparça olmuştu. Ellerini sıkı bir şekilde yumruk yapmış artık tamamen hayattan kopmuştu. Alkan bakışlarını kaldırmış ve babasının mosmor olan dudaklarını, iç çekişlerini duymuştu.

"Baba bana bak. Baba hayır, sende beni bırakamazsın. Hayır. Teyze ambulansı çağır." diye bağırdı. Defalarca ilk yardım mudahelesi yaptı. Başaramadı. Ceyhunun zaten yarım kalan kalbi bu haberle beraber tamamen bitmişti. Ceyhunda Yiğit gibi Alkanın kolları arasında son nefesini verdi.

Ertesi sabah Alkan kendi elleriyle gömdü, hem babasını hem abisini. Kalbindeki kor aleve bir tutam daha eklendi.

🌙

"Şu ortada ışıl ışıl gülümseyen, gözlerinde yaşam sevincini en somut haliyle gördüğün kişi benim abim. Tam 5 yıl önce öldü uyuşturucu sebebiyle." dedi gözlerime bakarak. Kalbime bir taş oturduğunu hissettim o an. Belki de bu yüzdendi gözlerindeki hissizlik. "Kullandığı madde elimde vardı ve araştırdım. Ne tür bir zehir olabileceğini öğrendim. Ülke dışında satışı yok. Hatta ülkenin içindede sınırlı bir şekilde mevcut. Madde tek bir kullanımda hayatını mahvedecek şekilde tasarlanmış. Gördüğün bu masada her bir mafya bozuntusu farklı bir işle meşgul ama hepsinin tek bir ortak özelliği var. Uyuşturucu." Onun hazırladığı şemada bizimkinin aksine her bir kişinin adı mevcuttu. Yalnızca en yukarıda duran soru işaretinden başka. "Masadan hiç kimse yukarıda oturan kişiyi tanımıyor. Eskiden bu masada daha çok kişi vardı ama infaz emirleri verilince kendilerini öldürdüler. Geriye kalan puştları ben öldürdüm hepsini birer birer. Çok farklı işkence yöntemleriyle masanın başındaki adamı sordum. Hiç biri tanımıyor. Bende o puşta yakınlaşmak için yolumun üzerinde kim varsa öldürdüm. Yalnız değilim bu planın içinde ama başkalarına da ihtiyacım var. Mesela sizin gibi. Hedefinizin Altay olduğunu öğrendiğimde işime yarayacak kişiler olduğunuza karar verdim." dedi.

Söyledikleri karşısında nutkum tutulurken kafamda bir şeyleri tartmaya çalışıyordum. Oturduğum yerden kalktım ama o hala yerinden kıpırdamıyordu. "Ne söylediğinin farkında mısın sen? Delirdin mi? Bizde belirli emirler doğrultusunda hareket ediyoruz. Bugüne kadar yakalanmaman, yakalanmayacağın anlamına gelmez. Saçmalama bizide de bitireceksen, kendinide." dedim sesimi yükselterek. Sinirden, heyecandan bedenimin titrediğini hissediyordum. Dudaklarının arasında bir şey mırıldandığını duydum, 'saçmalık'. Ayağa kalkıp bana doğru yaklaştığında bir adım geriledim.

"Benimle dalga mı geçiyorsun sen? Ben işimden vazgeçtim bunun için. O kişinin işini bitirmek için emir almayacağımdan emindim çünki. Ama istihbarat öyle değil. Kimleri ortadan kaldırdığınızı bilmediğimi mi zannediyorsun? Sizler ekip olarak karar verirsiniz hedefinizi. Şimdi ya benimle birlikte çalışmaya başlayacaksınız ya da.." dedi bir adım gerilerken. "İyi şeyler olmayacak Asena." dedi. Gözlerinin içine baktım korkumu gizlemek adına. Cebinden benim telefonumu çıkarmış ve bana vermişti. "Poyrazı ara gelsin bakalım. Tek bir açığını yakalarsam acımam. Beni de, kendini de zor durumda bırakmak istemezsin diye umuyorum. Yalnız gelsin." dedi. Telefon tek çalışta açılırken, kulaklarımı Poyrazın endişe dolu bağırışı doldurdu.

"Asena nerdesin? Nerdesin sen? Telefonunu neden açmıyorsun? Allahım delirmek üzereyim. İyi misin?" dedi tek nefeste. Ben ise karşımdaki adamın hareketlerine dikkat kesilmiştim.

"İyiyim. Öncelikle sakin ol. Sana bir konum atacağım ve kimseyi almadan, yalnız gel." dedim sesimi sakin tutmaya çalışarak.

"Asena.." dediğini duydum ve telefonu kapattım.

"Güzel, çok iyi. Aferim." dedi hafifçe gülümseyerek. Bakışlarım istemsizce yanağındaki gamzeye takıldı.

"İstihbarata nasıl ajan yerleştirdiğini gerçekten merak ediyorum." dedim gözlerimi kısarak. Başını sağ omzuna doğru eğmiş, tıpkı benim onu izlediğim gibi dikkatle beni izliyordu.

"Sana zarar vermek istemiyorum ama küçük bir oyun oynamamız gerekli diyelim." diyerek bana doğru yaklaşmaya başladı. Ben aynı şekilde onu izlerken gerilememek için kendimi zor tutuyordum. "Sonuçta birilerine ikna etmem gerekli." diyerek bileğimden kavramış, az önce oturduğum sandalyeyide bir eliyle kavrayarak içeriye doğru götürüyordu. Yanımdan uzaklaşarak masadan bir ip aldığını, ve bana doğru ilerlediğini gördüm.

"Ne yapmaya çalışıyorsun sen?" dedim kalkmaya yeltenerek. Benim hizamda eğilerek beni bağlamaya çalıştığını gördüğümde ona tekmeler savurmaya kurtulnaya çalışmıştım ama nafileydi. Kollarımı, ayaklarımı, vücudumu iple bağladığında artık elimden bir şey gelmeyince yüzünü tükürmüştüm. Bir nebze rahatlamadım desem yalan olurdu. Gözlerini kapatmış, derin bir nefes almıştı.

"Pislik herif çöz beni hemen." diye avaz avaz bağırırken o ayağa kalkmış, yeniden içeriye doğru geçmişti. Bir kaç dakikanın ardında elinde bantla bana doğru ilerlediğini gördüm. Gözlerim genişçe açılırken, "Sakın. Aklının ucundan bile geçirme." derken artık her şey icin çok geçti. Siyah bir bantı dudaklarımın üzerine kapatmış karşımda dikilmişti. Ben onu nefretle izlerken, gözlerini gözlerimden asla çekmiyordu. Simsiyah gözlerine zıt şekilde beyaz bir teni vardı. O an bir şey daha farketmiştim. Sol kulağının altından, boynuna doğru kırmızı bir leke vardı ve giysisinin altına doğru ilerliyordu. İstemsizce merak uyandırmıştı bu bende.

"Bekleyelim bakalım Poyraz Karahan'ı."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.