Aşağı indiğimde yemeğe başlamışlardı. ben de oturup tabağımı önüme çektim.
konuşmalarından toprağın babasıyla babamın işten arkadaş olduklarını anlamıştım. ama fazla samimilerdi hatta babam onunla benimle olduğundan daha samimiydi. ciğerime doğru gelen ağrıyı görmezden geldim. biz babamla bir kez bile böyle konuşmamıştık. kıskanmalı mıydım? ya da kıskanmış mıydım? anlayamadım. boş verip yemeğime odaklandım ama bir yandan da onları dinliyordum. "işte babam da öyle deyince yapacak başka bir şey kalmadı."
"anladım. ee Rüzgar sizinkiler nasıl annen uzun zamandır gelmiyor buraya."
"valla çağıran yok ki gelsin. çağırsanız gelir aslında." annesi mi geliyordu? "hem Neriman teyze gün yapmayı bırakmış niye gelsin şimdi?" hepsi birlikte güldü. yemeğimi bitirmiştim. yerimden kalkıp odama çıktım. Gökçeyle kafede buluşacaktık. hazırlandım ve aşağı inip dışarı çıkacağımı söyledim. "bekle oğlum beraber çıkın hem toprak bırakıverir gideceğin yere. yollarda sürünme boşuna." bu ilgili baba ayakları neydi şimdi böyle. "gerek yok" dedim. "yürüme mesafesinde."
"olsun olsun. toprak oğlum bırakırsın değil mi?"
"lafı mı olur fatih amca bırakırım tabii ama bekleyin arabamı alıp geleyim." babam başını salladı. boşuna yoruyordu toprağı çünkü en az 15 dakikalık yoldu gideceğim yer.
kimseyi dinlemeden evden çıktım. kulaklıklarımı takıp telefonumdan bir şarkı açtım.
"Mmm, yeah!
Tonight, I want to give it all to you
In the darkness, there's so much I want to do
And tonight, I want to lay it at your feet
'Cause girl, I was made for you
And girl, you were made for me"
yürürken aynı zamanda şarkıya hafiften eşlik ediyordum. sonunda kafeye vardığımda gökçe masalardan birine oturmuş beni bekliyordu. geldiğimi fark ettiği gibi kalkıp bana sarıldı. "hoş geldin askımmm"
"hoş buldumm askım" birbirimizi sosyeteler gibi öptükten sonra masaya oturduk. iki kahve siparişi verdikten sonra gökçeye sabah yaşadıklarımı anlatmaya başladım.
"nasıl yani o piçle tanışıyorlar mıymış şimdi?" başımı salladım. o sırada gökçe arkamda bir noktaya kaşları çatık bir şekilde bakmaya başladı. ben de arkamı döndüğümde aras, toprak ve rüzgar kapıdan içeri giriyorlardı.

Gökçe

