Bir cumartesi gününde evde kahvaltı hazırlama telaşı vardı. annem sucukları tavaya dizerken evde ekmek olmadığını fark etti "güneş oğlum hadi koş bakkala da ekmek alıp gel." oflaya oflaya sıcacık yatağımda doğrulup "anne ben gidemem şimdi ya." dedim bakkal daha iki sokak aşağıdaydı. "ben mi gidiyim yani bunu mu istiyorsun" diye çığırdı resmen kadın. mecbur yatağımdan kalkıp kurabiyeli pijamalarım üstümde ayakkabılarımı giydim. evden çıkıp yürümeye başladım. dışımdan da sessizce şarkı mırıldanıyordum. "saatim yok tam olarak bilemem biraz bira biraz şarap önceydi. nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken yıllar hayatlar geçiyorrr. kayıp bir bavul gibiyim havaalanında ya da boş bir yüzme havuzu sonbahardaa." bakkala vardığımda iki ekmek abi dedim. adam verip uzattı. almak üzereyken arkamdan biri "güneş?" dedi.
rüzgardı bu. "aa selam." diğer ikisi de buradaydı. "seni buralarda daha önce görmemiştim. buralarda mı oturuyorsun?" nasıl görmemiştin ya hep geldiğim bakkaldı. "evet iki sokak üstteyim." "ne güzel biz de şu sokaktayız hemen" deyip eliyle bakkalın önündeki düz sokağı gösterdi. başımı sallayıp diğer ikisine baktım. üstümü süzüp hafifçe sırıtmışlardı. ne yani ilk kez mi şort giyen erkek görüyorlardı. rüzgarında üzerimi özellikle bacaklarımı süzdüğünü görünce arkamı dönüp hemen bakkaldan çıktım. dümdüz evime doğru yürümeye başladım. arkamdan geliyorlardı. adını bilmediğim çocuk bana yetişip "evine kadar eşlik edelim sana" dedi. ona sertçe baktım ve "adın ne senin?" dedim. anında "Aras" dedi ve hemen arkasındaki ikisinden de yapılı olanı işaret edip "bak o da toprak" dedi. bir şey demedim ve yürümeye devam ettim. nedense onlarla pek konuşasım yoktu. evime vardığımda yanımda dikiliyorlardı. "gitmeyecek misiniz artık?"
"bekle biraz güzelim. acelen ne?" dedi toprak. güzelim demesiyle yüzümü buruşturdum. "nerden güzelin oluyorum ben senin? kes sesini."
"ooo kedicik sinirli." dedi rüzgar. arasta "biraz gerginiz sanırım" diye ekledi. onları umursamadan zile bastım ve annemin kapıyı açmasını bekledim. kapıyı annem değil de babam açmıştı. bizi görünce "ooo çocuklar siz mi geldiniz? hoş geldiniz" diye karşılaması şaşırmama sebep oldu. toprak hemen öne atıldı ve babamın elini tutup öptü. "hoş bulduk fatih amca güneşi bakkalda görünce eşlik edelim dedik." dedi. "iyi etmişsiniz. hadi içeri gelin." babama garip bir bakış atıp içeri geçtim. diğerleri de arkamdan girdiler. ekmeği masanın üzerine koyup yukarı üstümü değiştirmeye çıktım. bakışlarından yeterince rahatsız olmuştum zaten.