ErdemAy
"Biz temizlik yapıcaksak bizim eve niye temizlikçi geliyor?"
Ali'nin yakınması haklı olsada yarın temizlikçi gelicekti ve evin temiz olması gerekiyordu. O yüzden de akşam, akşam hepimiz temizlik yapıyorduk. Tabi bu temizlik biraz Ahmet'in zoruyla olsa da.
"Temizlikçi kadına ayıp değil mi lan pis ev bırakmak?"elindeki sepette kirlileri toplayarak geldi Ahmet.
"Ayıp olucak diye biz temizlik yapıcaksak çağırmayalım kadını." Salihte, Ali'ye katılıp elindeki villadayı kovanın içine soktu.
"Salih o viladayı iyi sık parke şişer yoksa."
"Ahmet bu yaşta ev kadını olmak istiyorsan sen temizle." Salihin cevabıyla kaşlarım çatılırken olaya bende müdahale olmak zorunda kaldı.
"Ev kadınlarını niye küçümsüyorsun sen. Ev işi yapmak herkesin görevi." Dedim ve perdeleri asmaya devam ettim. Sonuçta evde çocuğuna bakıp ev işi yapan, evine ek gelir olsun diye ev temizliğine giden onlarca kadın vardı.
"Avukat beyde sohbete dahil oldu. Var mı başka savunacak insan bizden hariç?" Salih viladayı sıkıp yerleri silmeye devam etti. Ona bir şey söylemedim. Söylesemde anlamayacaktı zaten
"Ağzınız çalışacağına elleriniz çalışsın. Var mı daha kirliniz." Ahmet'in sorusuyla herkes kafasını olumsuz anlamda sallarken Ahmet çamaşır sepetini alıp yıkamaya götürdü. Bende perdeyi asıp koltuğun başından indim ve odama gidip orayı toplamaya başladım.
🎗️
"İşte Başağında konuştuğu biri varmış."
Ali kardeşinin sevgilisi olduğunu anlatıyordu. Kardeşini kıskanıyordu, kısıtlamıyor ama paylaşmakta istemiyordu.
"Kimlerdenmiş" Salih elindeki cekirdeği çitleyip attı. Sorusunun aslı araştıralım mıydı? Ama bu insan özeline girdiği için çok tercih etmiyorduk.
"Soruşturdum birilerine. Yetimhanede büyümüş. Bir şey de diyemedim öyle olduğu için."
"Erdem sen Edaya sorsana belki tanıyordur." Ahmet yine boş boğazlık yapmasıyla diğerleri bana döndü.
"Sen bu kızla ne iş kardeşim." Dedi Kaan
"Konuşuyoruz öyle."
"Öyle derken! Ciddi düşünmüyorsan ümit falan verme yoksa gebertirim seni." Ali'nin bu konulara ciddi baktığını biliyordum. İnsan kullanmak onun için değildi. Seviyorsan ölümüneydi.
"Yok açılıcam zaten yakında."
"İyi o zaman. Yanlışını görmeyim." Ali'nin uyarıcı attığı bakışlara gülerek kafamı olumlu salladım.
"Yetimhane derken." Salihin aklını kurcalayan soruya diğerleri de cevap beklerken içimden Ahmet'e en güzel küfürlerimi armağan ediyordum.
"Oda yetimhaneye bırakılmış ama iki yıl sonra evlatlık verilmiş hatırlamaz yani."
"Bu kadarda bildiğine göre Eda ile baya ciddisiniz." Dedi Kaan
"Anlatmadı."
"Sen nereden biliyorsun?" Dedi Salih
"Araştırdım. Öyle sorulur mu bu soru?"
"Sana söylemezse?"dedi Ali.
"Söylemesin. İsterse hiç bırakılmadım desin. Ben kızmam ona."
"Ey Aşk be. Sen insana bunları damı yaptırırsın." Ahmet'in hepimizi gazlamasıyla gülerken aklıma Edanın şu an ne yaptığı geldi.
"Ben bı telefonla konuşup geliyorum." Dedim ve masadan kalktım.
"Ara Eda yangemizi hatta selam söyle." Arkamdan bağıran Ahmetle onlar gülmeye başladı.
Mutfağa girdim ve kapıyı kitledim. Mazallah şimdi biri gelir konuşmamın içine sıçar falan hiç gerek yok. Edayı arayıp açmasını bekledim. Çaldı, çaldı, çaldı, çaldı tam kapanıcağını düşündüğüm anda açıldı.
"Aloo." Küçük bir erkek çocuğunun koonuşmasıyla kaşlarım çatıldı.
"Ben Edayla görüşecektim."
"Halam uyuyor."
"Yanında başka biri var mı?"
"Yok"
"Halanı uyandırır mısın peki?"
"Çok çağırdım ama uyanmıyor."
"Uyanmıyor mu. Ne zamandan beri?"
"Beni okuldan aldığından beri."
"Sen şimdi halanın yanında bekle ben geliceğim tamam mı?"
"Tamam."
Telefonun kapanmasıyla odama girip hızlıca üstümü değiştirdim ve evdekilere çıktığımı seslenerek evden ayrıldım. Edaya bir şey mi oldu, hasta mı, yoksa sadece uyuyor mu bilmiyordum. Kafam allak bullaktı.
🎗️
Geçen sefer Edayı bıraktığım adrese gelip kapıyı çaldım. İçerden sesler geliyordu ama kapı açılmıyordu. Bir kere daha zile bastım. Biraz bekledikten sonra kapıyı üç yaşlarında kumral, siması Edaya benzeyen bir çocuk açtı. Telefonda konuştuğumdan daha küçük görünüyordu.
"Kimsiniz?" Çocuğun tatlı bir şekilde sorduğu soruyla yüzümde gülümseme oldu.
"Telefonda konuştuğun abiyim ben. Edaya bakmak için geldim."Kapıyı sonuna kadar açıp beni içeri almasıyla ayakkabılarımı çıkarttım ve kapıyı kapattım.
"İsmin ne senin?"
"Fırat."
"Erdem bende."
"Siz doktor musunuz?"
"Askerim ben."
"O zaman halamın iyi olup olmadığını nasıl anlayacaksın. Doktor bile değilsin."
"Bakalım bir halana ona göre doktora götürürüz."
"Tamam."
"Nerede halan?"
"Yukarıda odada." Diyerek gitmeye başlamasıyla bende peşinden gittim. Üç yaşında olmasına rağmen akıllı bir çocuktu.
Edanın olduğunu tahmin ettiğim odaya girmesiyle bende peşinden girdim. Çocuk yatağa çıkarak Edanın yanına oturdu. Bende yanına gidip yatağın ucuna oturdum. Elimi Edanın anlına koyup ateşine baktım. Ateşi yoktu uyuyordu ama bu saate kadar hiç uyanmamış.
"Bir şey yiyip içti mi?"
"İlaç içti."
"Ne ilacı?"
Eliyle yanımdaki komidine doğru uzattı. Komidinin üzerindeki ilacı aldım ve reçetesine baktım. Yan etkiler kısmında uyku, kusma, baş dönmesi, kalp çarpıntısı yapabilir yazıyordu. Büyük ihtimalle uyku yapmıştı ve uyanmıyordu.
"İlaç uyku yapmış halana merak etme."
"Ne zaman uyanır?"
"Sabaha uyanır."
"Hiç uyanmaz mı sabah kadar?"
"Bilmem uyanabilir uyanmayada bilir."
"Bekleyelim o zaman uyanmasını."
"Senin karnın aç mı?"
"Değil."
"Gel senle çizgi film izleyelim o zaman."
"Ama halam uyanırsa."
"Uyanırsa gelir zaten yanımıza."
"Tamam o zaman. Çizgi film izleyelim."
Fıratı kucağıma alıp salon indim. Koltuğa ilk Fıratı oturup sonra kendim oturdum ve televizyondan çizgi film açtım.
Bir saat sonra Fırat omzumda uyuyakaldı. Televizyonu kapatıp onu Edanın yanına yatırdım ve kendim de salon koltuğunda uyudum.
Eda Keskin
Gözlerime gelen güneş ışığıyla cama sırtımı döndüm. Yanımda çapraz bir şekilde uyuyan Fıratın başını yastığa koyup üstünü örttüm. Dün akşam başım ağrıyor diye ilaç içmiştim. Ne ara uyudum onu bile bilmiyorum. Fırat güneşten uyanmasın diye kalkıp perdeyi kapattım.
Aşağıdan sesler gelmesiyle dolapın içine sakladığım silahımı aldım ve Fırata bir şey olmasın diye odanın kapısını kilitleyip sessizce aşağı indim. Salona indiğimde seslerin mutfaktan geldiğini farkettim. Mutfağa girip hızlıca silahımı kaldırdığımda Erdemi kahvaltı hazırlarken buldum. Oda anın etkisiyle elindeki bıçağı bana kaldırdı. Birimiz de silah birimiz de bıçak çok etkileyici bir sahneydi şu an.
"Erdem ne yapıyorsun sen?"
"Yavrum asıl sen ne yapıyorsun?"
"Ne işin var evimde?"
"Dün aradım Fırat çıktı telefona. Seni çağırmış çağırmış uyanmamışsın. Bende geldim bir şey mi oldu diye."
"Niye uyandırmadın beni?"
"Fırat çağırmış o kadar uyanmamışsın ben çağırdımı uyanacaktın. Uyuyan güzel misin sen öpünce uyanacak?"
"Şimdi ne işin var burada?"
"Sana bir şey olur evde çocuk var. Hiçbir şey yapamaz o yüzden kaldım."
"İndirecek misin bıçağı?
"Sen indirecek misin silahı?" O bıçağı masaya bırakırken bende silahı bırakmıştım. Erdemin karşısındaki sandalyeye oturdum.
"Bu kadar korkacağını bilseydim dudaklarından öpüp uyanmanı bekleridim."
"Korkmadım."
"O yüzden mi yüzün bembeyaz oldu?"
"Erdem sabah sabah sinir etme beni. Ben ne sapıklar, ne katillerle uğraşıyorum. Bir hırsızdan mı korkucağım!"
"Tamam bir şey demedim. Fırat'ı çağır da kahvaltı hazırlayalım."
"Sen mi hazırladın hepsini?" Masaya baktığımda patates kızartması, krep, yumurta, domates, salatalık, peynir, zeytin, helva, reçel gibi gibi bir sürü şeyle doluydu.
"Evet, Fırat ne yer bilemedim?"
"Seni alan yaşadı desene."
"Öyle, öyle herkese nasip olmaz benim gibi biri."
"Ben Fıratı uyandırayım da bu muhteşem kahvaltıyı bir de o görsün."
Mutfaktan çıkıp Fıratı uyandırmaya odama gittim. İlk. Önce aldığım silahı yerine koydum ve daha on dakika geçmeden üzerini açmış deli dana gibi yatan yeğenime baktım. İlk önce uyansın diye perdeleri açtım ama yüzüne güneş gelmesiyle mırıldanarak arkasını döndü. Bu çocuk aynı bendi ya. Yatağa çıkıp Fıratı gıdıklamaya başladım.
"Ya hala bırak uyuyacağım."
"Aşkım kahvaltı yapıcağız ama."
"İstemiyorum."
"Erdem abin seni bekliyor ama."
"Gitmedi mi o?"
"Gitmemiş. Hadi kalk elini yüzünü yıka aşağı gel."
"Offf tamam."
"Oflanmaz halaya."
"Öf hala."
"Öflenmezde halaya ."
Fırat tuvalete gidip elini yüzünü yıkarken bende telefona gelen mesajlara bakıyorudum.
Kutay: Günaydın bal böceği
Siz: Günaydın bok böceği
Kutay: Bugün şirkette işlerim var.
Kutay: Fıratı şirkete getirsene
Kutay: Hem Emirde yeğenimi özledim diye ağlıyo sabahtan beri başımda
Siz: Getiririm abi.
Kutay: Dün olay çıkardı mı Fırat?
Siz: Tablet krizi tuttu yine ama hallettim.
Kutay: Nasıl hallettim.
Siz: Baban haftaya alıcakmış sen model seç dedim.
Kutay: Eeeeee
Siz: Bizde tablet modeli seçtik.
Siz: Gelince begendiğini sana ağlar.
Kutay: Sen varya iyi görünümlü şeytanın tekisin.
Siz: Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım.
Kutay: Biliyorum.
Kutay: Bal böceği
Siz: Geçen sefer benim başıma yollamayacaktın paten için
Siz: Bok böceği
Kutay: Lan alt tarafı paten sürdürücektin.
Siz: Senin çocuğun sen ilgilen
Kutay: Sen halasın hala baba yarısı
Siz: Sus bok böceği
Siz: Oğlunun yapması gereken bir kahvalyı var.
Kutay: İyi bal böceği
Kutay: Afiyet olsun size
Fıratın banyodan çıkmasıyla yanıma gelip boynuma sarıldı. Bu onun dilinde beni taşıydı. Onu kucağıma alıp aşağı kata indim. Mutfağa girdiğimizde Erdemi tabakları yerleştirirken buldum. Sandalyeye Fıratla oturdum.
"Fıratcım günaydın."
"Günaydın Erdem abi."
"Siz tanışmışsınız çoktan."
"Hı hı Erdem abi çoooook bilgili biliyor musunun hala."
"Ne konuda?"
"Doktor değil ama senin neden hasta olduğunu hemen anladı."
"Eeee başka."
"Sonra benimle upuzuuuun bir süre çizgi film izledi."
"Asker bey çizgi filmde izlermiş."
"Yaptıp öyle bir şey." Erdem bana göz kırpıp Fıratlaa ilgilenmeye başladı.
"Eee aslan parçası ne yemek istersin."
"Krep."
"Bal mı reçel mi?"
"Reçel." Erdem krepin içine reçel sürüp Fırata yedirdi. Bende o sıra tabaktaki patates kızartmasını kemiriyordum.
"Bak ben her zaman beklerim böyle kahvaltı"
"Aynı evde yaşasak her gün ama maalesef aynı evde değiliz."
"Sana taşınmayı düşündüm desem."
"Evim sana her zaman açık desem."
"Hmmm güzel o zaman."
"Hala ben doydum."
"İyi ellerini yıka sonra çizgi film izleyebirsin."
Fırat kucağımdan inip gittikten sonra Erdeme baktığımda o zaten bana bakıyordu.
"Çok bakma aşık olursun."
"Maalesef oldum bile."
"Tüh çok geç desene."
"Hı hı." Erdem dalmış gibi sadece beni izlerken onun bu haline gülmeden edemedim.
"Ne geçiyor o kafanın içinden?"
"Sen ben çocuklarımız." Erdemin cümlesiyle kalakalmıştım. Çocuklarımız mı demişti. O, ben ve çocuklarımız mı.
"Çocuklarımız mı?"
"Bir kız, bir erkek. Erkek ilk olsun ama."
"Niye erkek ilk?"
"Kız kardeşini korusun kollasın."
"Niye kız olunca kendini koruyamıyor mu?"
"Korur da benim bir abim var demek farklı olur."
"Bana fark etmez iki kız iki erkek de olabilir."
"Niye iki çocuk. Üç değil."
"Üç fazla, iki ideal. Doğumda alınan kilolar zor veriliyor zaten. İki çocuk peş peşe olur. Bende hemen forma girerim."
"Ben seni formun bozulsada severdim."
"Bı zahmet çocuk tek yapılmıyor sonuçta."
"He yani benden çocuğun olsun isterdin?" Biz ne ara bu konulara gelmiştik. Erdemden çocuğum olsun ister miydim? Bilmiyorum. Çocuğum olsun istiyor muyum onu da bilmiyorum? Bu konu bana sadece bilinmezlik.
"Öyle bir şey demedim."
"Yani benimle gönül eğlendiriyorsun?"
"Öyle bir şeyde demedim."
"O zaman bana aşıksın."
"Erdeeeem."
"Efendim Eda."
"Senin işin gücün yok mu gitsene?"
"Beni kovuyor musun?"
"Hayır. Başka zaman yine gelirsin. Ya da ben gelirim temelli bilemezsin."
"Beklerim."
"Kahvaltıyı hazırlarsan gelirim."
"Senin istediğin kahvaltı olsun. Sen iste ben sana neler neler yaparım."
"Neler yaparsın mesela." Erdemin yüzüne eğilerek söylememle oda benim yüzüme yaklaştı.
"Karım mesela." Erdemin nefesini yüzüme üfleyerek cümlesini bitirdi. Bu romantik anı ise Fıratın bağırması bozdu.
"HALAAAAAAAA" Fıratın bağırmasıyla Erdemden uzaklaşıp sofradan kalktım ve koşarak Fıratın yanına gittim. Koltukta elinde telefonla görmemle içime su serpilirken hâlâ ona bir şey olmuş mu diyede bakıyordum.
"Biyerine bir şey mi oldu aşkım."
"Hayır. Emir Amcam arıyor."
Fıratın elinden telefonu aldım ve cevapladım.
"Efendim abi."
"Ne zaman geliyorsun balım?"
"Gelirim bir kaç saate."
"Özledim yeğenimi."
"Getiricem ya ofise Kutay söylemedi mi?"
"Yok söylemedi. Onda bı haller var ama çözemedim."
"Dün içmiştir. Bugün de salaklaşmıştır."
"Ben toplantıya giriceğim. Geldiğinde çımazsam odama git takıl."
"Tamam abi görüşürüz."
"Görüşürüz balım."
Telefonu kapatıp Fırata geri verirken Erdemin ceketini giydiğini gördüm.
"Çıkıyor musun?"
"Nöbetim var. Seninde işlerin var galiba?"
"Hı hı. Görüşürüz o zaman."
"Görüşelim."
Kapıyı kapattıktan sonra mutfağı topladım ve Fıratla hazırlanmaya başladım.

Eda_kskn: Cilt bakımı zamanı💅
Kutay_Kskn: Çocuğuma sürme şunları bal böceği
Eda_Kskn: Sürdüm bile bok böceği
Emir_Kskn: Kaç saat oldu gelemediniz
Eda_Kskn: Konuşalı 10 dk olmadı
Sude_Kskn: Maşşallah kuzularıma
Kaan_Kskn: Her halinizle güzelsiniz
Eda_Kskn: Yaaa baba
Erdem_Ay: Kalbimin sahibi
Eda_Kskn: Kalbimin sahibi
Bay_Burakım: Akşama yanınızdayım
Aras_Kskn: Biz bunu ne ara kardeş diye aldık her akşam bizde.
Bay_Burakım: İşte kimileri istek kimileri hata
Aras_Kskn: Bana seni istemeden yaptılar mı dedin sen???
Bay_Burakım: Ne anladıysan
Aras_Kskn: Akşama görüşüceğiz
Eda_Kskn: Defolun hesabımdan
Oğuz_Kskn: Kalın giyinin dışarısı soğuk.
Eda_Kskn: Sen bizi mı düşünüyorsun
Oğuz_Kskn: Başka kimi düşüneceğim bal böceği
Eda_Kskn: Yaaaaaa abimmmm
Demir_Kskn: Soğuksa ben sizi bırakayım abimmm
Oğuz_Kskn: Kıskanç
Eda_ksksn : Gerek yok abimm. Biz geziceğiz hem.
Demir_Kskn: Bir şey olursa bir telefon uzağındayım.
Oğuz_Kskn: Sen konumunu at ben ben bir saniyede yanındayım.
Emir_Kskn: Hiç yorulmayın zaten benim yanıma geliyor. Ben bir nefes uzağındayım.
Erdem_Ay, Emir_Kskn, Sude_Kskn, Bay_Burakım ve 6.582 kişi beğendi.
🎗️
"Babaaaaa." Fırat, Kutaya sanki yıllardır görüşmüyormuş gibi sarılınca yüzümde gülümseme oluştu. Alt tarafı benle bir gün kaldı. Ne bu özlem ya.
"Babamm."
"Seni çok özledim."
"Bende seni özledim." Kutay Fıratı kucağına alıp saçlarına öpücük kondurarak sarıldı. Onun bu halini gülerek izleyen Emir abimde kolunu omzuma atıp saçlarıma öpücük kondurdu.
"Bu gün baba oğul günü yapalım mı?" Kutay abimin büyük bir heyecanla söylemesiyle Fırat hemen tav oldu.
"Yapalımm."
"Lunapark ve pizza."
"Oleyyyyy lunapark."
"Bune ya bütün gün ben bakayım sefasını sen sür."
"Babasıyım ben onun herhalde oğlumla eğleniceğiz."
"Bende halasıyım onun ama her zaman evde oturuyoruz." Dedim.
"Senin aklına uyupta oğlumu tehlikeye atamam."
"Aşk olsun. Ne zaman tehlikeye attım ben Fıratı."
"Alla halla çocuğu kay kay pistine götürüp salak salak hareketler öğreten de bendim çünkü."
"Bı kere gayette eğlendik demi halacım."
"Evettttt kay kay." Fıratın ellerini yukarı kaldırıp bağırarak cevap vermesi e ben gülerken Kutay göz devirdi
"Yok oğlum sana bir daha kay kay."
"Yaaaa baba."
"Sus babaya cevap verilmez."
"Ama halaaaaaa ."
"Gideriz bebeğim."
"Yok siz ıslah olmazsınız." Kutay daha fazla baş edemeyeceğini anlayıp Fıratı yere bıraktı.
🎗️
"Urfalıyımm e zelden. Urfalıyımm e zelden gönlüm geçmez güüüüzelden. Gönlüm geçmez güüüzelden vay vay." Demir abimin şeytan kostümüyle hem çiğköfte yuğurup hemde şarkı söylüyordu. Tabi şu ana ne olduğunu tam olarak anlatmak gerekirse;
Aras abim onu korkutmamızın öcü olarak Demir abime şeytan kostümüyle çiğköfte yoğurtturuyor. Burak tavşan kostümüyle halay çekiyor, Emir ve Oğuz abimse bebek kostümüyle onunla beraber halaya devam ediyorlardı.
Ben ve Aras abimse bay ve bayan ördek olarak oturmuş onları izliyorduk.
"Biriniz kalkında tabak getirin bu çiğköfteleri nereye koyucam."Demir abimin bağırmasıyla Oğuz abim halaydan ayrılıp mutfağa gitti.
Tabi şu an annemle babam evde olmadığı için rahattık. Ama annem geldiğinde evin bu dağınıklığını görürse bizi mahvedecekti.
"Tavşancık ben bu şarkıyı beğenmedim. Şeytana söyla başka bir şey çalsın." Aras abim oturduğu yerden komut vermeye devam ederken Burak halayı bitirdi.
"Demir abi başka bir şey söyle." Burak elindeki mendili atıp koltuğa oturunca Emir abimde yanına oturdu.
"Ben o ördeği yahni yapmazsan benim adım da Demir değil." Demir abimin söylenmesiyla Aras abim uğraşmaya devam ediyordu.
"Bir şeymi dedin şeytancım."
"Yok ördek beycim hangi şarkıyı söylesem diye düşünüyordum."
"Neyse söyleme daha. Anladık şeytansın kötüsün ama sesin senden de kötü."Demir abim tam laf söyleyecekti ki Oğuz abim içeri girdi.
"Abi bu olur mu?" Elindeki borcamı evirip çeviren Oğuz abimin elinden çeken Demir abim çiğköfteleri sıkmaya başladı."
"Acaba tavana atsak tutar mı?" Arasın sorusuyla hepimiz Demir abime döndük
"Benim çiğköfteme laf atmayın lan."
"Abi bı tavana atalım mı?" Burakın sorusuna cevap olarak tabiki demek çoook isterdim ama canımı seviyom.
"Aklınızdan bile geçirmeyin. Annem çok kızar."
"Salça lekesi çıkmaz." Demir abim zamanında şarapla yanlışlıkla duvarı boyamasından sonra bir de salça lekesiyle uğraşmazdı.
"Abi çok acı bu?" Aras abimin çiğköfteyi ağzına atıp sonra gözlerinden yaşlar boşalmaya başlamasıyla Demir abimin Aras abimin acı yiyemediğini bilerek acı yaptığını anladım.
"O kadar acı atmış mıyım ya?" Demir abim hiç bilerek yapmamış gibi çiğköfte sıkmaya devam etti.
"Suuuuuu!" Aras abimin bağırmasıyla Emir abim ona şu doldurdu.
"Şu bir şeye yaramaz. Aras kalk dolaptan yoğurt ye." Oğuz abim suyu daha Aras abim alamadan Emir abimin elinden alıp konuştuktan sonra birde lıkır lıkır içti. Aras abim acıya daha fazla katlanamayarak koşarak mutfağa gitti. Tabi biz o an onun bu haline kahkahalara boğulmuştuk bile.
"Demir abi alemsin ya." Burakın çiğköfte ağzında konuşmasıyla Demir abim zafer gülüşünü attı.
"O kadar şey yapıp bir de bize kostümlü çiğköfte partisi verdirebileceğini zannediyor salak."
"Abi o değilde bundan sonra dilinden düşmeyiz artık." Oğuz abimin haklı isyanına kafa sallarken bir çiğköftede ağzıma ben attım.
"Çiğköfte güzel olmuş ama." Bir tane daha çiğköfte ağzıma attım.
"Sen değilde Aras evlatlık olabilir mi. Adam Mardinli daha acı yiyemiyor?" Emir abimin tespitine hak verirken içeriden Aras abimin sesi duyuldu.
"Yoğurt bittiiiiiii. Ben hala yanıyoom. Abi sen beni yaktın Allah da seni yaksınnnnnn!"