İçeriğe geç

Şapkasız Filozoflar

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Şapkasız Filozoflar

Bölüm 5

İlk Mola

5. Bölüm

İlk Mola

Şehir arkalarında kalmaya başladıkça arabanın içindeki hava da değişti. İlk dakikalardaki o kısa sessizlik dağıldı. Yerini yarım kahkahalar, arkadan öne uzanan cümleler, radyoyla tartışan parmaklar, camdan dışarı bakarken kurulan anlamsız yorumlar aldı. Direksiyonda Kaan vardı. Yüzü ciddi görünüyordu, fakat bu ciddiyetin altında o da uzun zamandır hissetmediği bir hafiflik taşıyordu. Yol çizgileri önlerinde uzarken, arabanın içindeki beş kişi ilk kez aynı ritme kapılmış gibiydi. Gidecekleri yer hâlâ tam anlamıyla kesin değildi, yine de gitmenin kendisi yeterince gerçekti.

Serhat ön koltukta oturmanın bütün ayrıcalıklarını sonuna kadar kullandı. Radyonun aç-kapa düğmesine neredeyse her beş dakikada bir dokunuyor, bir şarkıyı sonuna kadar dinletmeden başka birine geçiyor, sonra durup aniden sesi kısıyordu. Bir ara “şimdi kısa bir sessizlik molası alalım” dedi. On saniye geçmeden kendi sesiyle o sessizliği yine kendisi bozdu. Burak arkada başını cama yaslamış gökyüzüne bakarken, hâlâ gerçekten yolda olduklarına inanamadığını söyledi. Böyle planların genelde son anda dağıldığını, bu kez ise ilk defa kimsenin geri adım atmadığını anlattı. Alper öne doğru eğilip, artık iptal edebilecekleri bir yer kalmadığını söyledi. Şehrin onları çoktan bıraktığını ekledi. Cümlenin içindeki gerçek, şakaların arasından çıkıp bir an görünür oldu.

Eren başını çevirmeden konuştu. Gece uzun yol varsa uyuyacağını, arabada da uyuyacağını, ateşin başında da uyuyacağını söyledi. Bu kadar net konuşması bile tek başına komikti. Serhat kahkahayla karşılık verdi. Eren’in sessizliğinin başlı başına bir meditasyon olduğunu söyledi. Kaan, sapaktan dönerken aynadan arkaya baktı. Direksiyonu her gün kendisinin kullanmayacağını, sürüşün mutlaka dönüşümlü olacağını açıkça ilan etti. Burak bu cümleye hemen atladı. Mola yerinde direksiyona dönebileceğini, uzun yolda ise yokuş yüzünden heyecanlandığını söyledi. Alper bunun heyecan değil, dümdüz kaybolma içgüdüsü olduğunu söyleyince araba bir anda kahkahaya boğuldu. Şakalaşmaların arasında yol kısalıyor gibiydi.

Radyoda hafif tempolu bir şarkı çalıyordu. Ses normaldi. Serhat aniden düğmeye uzanıp sesi yükseltti. Nakarata bağıra bağıra eşlik etmeye başladı. “Yol bizi götürsün, nereye gidiyorsa,” diye bağırırken sesi arabanın içini bütünüyle doldurdu. Kaan gözlerini devirdi. Yolun onları götürmesinden çok, kendilerinin yolu bilmesinin daha önemli olduğunu söyledi. Burak gülmekten başını öne eğdi. Eren bile dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle camdan dışarı bakmayı sürdürdü. İçeride dolaşan gürültü, dışarıdaki yol kadar canlıydı. Hiçbiri bunu yüksek sesle söylemedi, fakat hepsi uzun süredir ilk kez bir yere aitmiş gibi hissediyordu.

İlk mola yeri bir benzin istasyonuydu. Araç durur durmaz Serhat kapıyı açtı, dışarı çıktı, kollarını iki yana açtı. Yolun rüzgârının insanı adam ettiğini ilan etti. Burak hemen arkasından indi. Klimanın kendisini hasta ettiğini söyleyerek cevap verdi. Eren sessizce tuvaletin yerini sordu, fakat o an kimse onu duymadı. Alper markete doğru yürüdü. Kapüşonunu başına geçirdi, küçük defterini çıkardı, raflara bakarken sanki ürün değil cümle seçiyordu. Tatilde olduklarını, yine de kendilerinden hiçbir yere gidemediklerini söyledi. Bu cümle, marketin soğuk ışıkları altında gereğinden fazla gerçek durdu.

Burak çok geçmeden üçlü cips ve gazlı içeceklerle geri döndü. Kollarında taşıdığı şeyler, sanki bir yol hazırlığı değil de çocukça bir kutlama gibiydi. Alper ona bakıp bu beslenme düzeniyle sahile değil, doğrudan acile gideceğini söyledi. Burak hiç bozmadı. Acilde wi-fi varsa sorun olmadığını söyledi. Kaan bu sırada yakıt alıyordu. Pompacıyla gereğinden uzun bir sohbete girmişti. Adam nereye gittiklerini sorunca, önce kendilerine, sonra da bir koya gideceklerini söylemişti. Pompacı yalnızca başını sallayıp uzaklaşmıştı. Bu cevap, dışarıdan bakıldığında tuhaf duruyor olabilirdi. İçlerinden bakınca hepsine fazlasıyla doğru geliyordu.

Yeniden yola çıktıklarında araba ilk halinden daha gürültülüydü. Şarkılar daha yüksekti. Camlar yarıya kadar açıktı. Rüzgâr içeride bir karakter gibi dolaşıyor, konuşmaların arasına karışıyor, saçları dağıtıyor, tişörtlerin yakasını hafifçe titretiyordu. Burak ellerini havaya kaldırıp başını ritme göre sağa sola salladı. Onu doğaya bırakırlarsa belki ağaç olabileceğini söyledi. Serhat anında karşılık verdi. Olsa olsa kuru, gürültülü, kıymeti bilinmeyen bir çalı olacağını söyledi. Alper arkadan bu tanımın mükemmel olduğunu ilan etti. Eren gözlerini açmadan bunun doğrudan kitap adı yapılabileceğini mırıldandı. Araba bir kez daha kahkahaya boğuldu. Yol uzuyordu, gün ilerliyordu, şehir geride kalıyordu. Hiçbiri henüz bilmiyordu ama ilk mola, aslında yalnızca benzin almak için değil, gerçekten yola çıktıklarını birbirlerine göstermek için verilmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.