Kumarbaz Avukat paltosuna sıkı sıkıya sarılmış bir halde Hakim Bey'in evinin yolunu tutmuştu.
"Aptal Herif, kalın kafalı! Besbelli sana yem atıyor sen de gelip bir güzel yiyorsun!"
Homurdanarak yürüdüğü uzun caddenin ardından yan yola sapmıştı. Burası Kumarbaz Avukatın eski oturduğu gösterişli, soylu kesimin kanat saldığı mahalleydi. Adeta başka bir evrene çıkıyordu burası. Köydeki tahta evler yerine özenli tuğlalar ile dizilip çiçeklendirilmiş bahçeli evler vardı. Her evin önü özenle süpürülmüş, ağaçlar budanmış, çitler yeni onarılmış gibi sağlamdı. Kumarbaz Avukat başını eğerek paltosuna iyice gömüldü yolda yürürken.
"Tanrım ben ne büyük bir günah işlemişim meğer. Kendi hayatımı mahvettiğim yetmedi karımın da hayatını kararttım. Onun yerinde olsam bir dakika... hayır hayır bir saniye bile durmazdım, kaçardım! Ah güzel tatlım, canım benim biricik karım beni terk etmedi bile. Ancak söz veriyorum eskisinden bile güzel yerlerde yaşatacağım onu!"
Kumarbaz Avukat kendi kendine konuşurken kafasını kaldırdığında çoktan Hakimin evinin önüne gelmişti bile. Bir süre etrafa bakındı ardından ellerini ceplerinden çıkartıp kapıya doğru yürüdü. Tam kapıya vuracakken bir an durdu ve düşündü. 'Benim ne işim var burada? Niçin o ahmak avukata uyup buraya kadar geldim? Hadi geldim kapıyı çaldım Hakime ne diyeceğim? Yok yok olmaz ben en iyisi evime geri döneyim. Basbayağı beni yemledi o hıyar herif! Evet, evet ben en iyisi dönüp gideyim buraya geldiğimden de kimsenin haberi olmasın.' Kumarbaz Avukat geri çekilip paltosuna yeniden gömüldü. Ağır ağır karşı yola geçip ilerledi. Tam o sırada Hakimin kapısı açıldı. Hızlı bir atakla yanında bulunan ağacın arkasına sıvışmıştı. 'Tanrım ya beni görmüş ise? Rezil oldum! Kesin beni görmüştür!' diye içinden geçirdi. Biraz sonra kapıda Hakim belirdi ve hemen onun arkasından bir kadın çıktı. Kadın tam gidecekken dönüp Hakime sarıldı ve birbirlerini öptüler. Meraklı Kumarbaz Avukat gözlerini bile kırpmadan onları izliyordu. Az sonra kadın Hakimin kollarından ayrıldı ve kürküne sarılarak hızlı adımlarla sokakta yürümeye koyuldu. Kumarbaz Avukata yaklaştıkça kadının yüzü daha da çok belli oluyordu. Toplu bir yüz, koyu kahve bukleler, narin bacaklar...
"Tanrım..."
diye mırıldandı Kumarbaz Avukat.
"Bu doğru değil, bu doğru olamaz. Canım, sevgili eşim, can yoldaşım..."
dedi durgun bir ses ile. Kadın, Kumarbaz Avukatın karısından başkası değildi. Uzun süre yerinden kıpırdamadan öylece bekledi. Başından aşağı kaynar sular dökülüyor, vücudu titriyor, kalbi sıkışıyordu. Kendine geldiğinde yarım saat kadar geçmişti. Yavaş adımlarla kendini en yakın bara attı ve cebindeki tüm parayla bira alıp hepsini kafaya dikti. Başı dönüyor, dengesi şaşıyordu ancak kafasındaki görüntüyü bir türlü silemiyordu.
"Ben bunu hak edecek ne yaptım Tanrım... Ne olur bu bir rüya olsun ne olur bu hiç yaşanmamış olsun ki sevgili eşim, biricik karım bu günahı işlememiş olsun."
Gece tüm kasvetiyle çökmüş, evlerin ışıkları bir bir sönmüştü. Sokakta yalnızca Kumarbaz Avukatın ayak sürtme sesleri duyulur olmuştu. Uzun uzun düşündü, mırıldandı kendi kendine hem gülüp hem de ağladı. Eve geldiğinde karısı çoktan yatmıştı. Kapı eşiğindeki kürke baktı. Kürkten hoş bir parfüm kokusu yayılıyordu. Kumarbaz Avukat daha fazla dayanamadan salondaki koltuğa attı kendisini ve daha önce hiç olmadığı kadar derin ve bir o kadar kasvetli uykusuna daldı.
Sabah olduğunda tüm köylü erkenden uyanmış acele ile öğleden önceki işlerini hallediyordu. Herkesin ağzında bugünkü mahkemenin sonuçları çalkalanıyor; berberinden öğretmene, öğretmenden ayakkabıcıya herkesin ağzı köpürürcesine bugün olacaklar hakkında lak lak edip duruyordu. Saat öğlen on ikiyi vurduğundan kilisedeki çan sesi her yeri talan etti. Tüm köylü mahkeme salonuna koşar halde içeriye girmeye çalışıyordu. Yarım saatin sonunda Hakim ve avukatlarda yerlerini almıştı. Az sonra ise iki polis tarafından Bahçıvan getirilmişti. Uğultuların durması için Hakim tokmağını bir kez vurdu.
"Hanımlar ve Beyler bugün burada Pederin cinayetinin suçlusunu bulmak için ikinci defa toplandık. Daha fazla bu konuyu uzatmamak için direkt olarak sözü avukatlara bırakıyorum. Lütfen başlayınız."
Genç Avukat neşesini saklamayacak bir halde yerinden kalkıp ceketini çıkarttı. Ardından salonun ortasına geçip Bahçıvanın Karısına döndü.
"Dün size sorduğum soruyu hatırlıyor musunuz Hanımefendi? Henüz bu konu hakkında net bir cevap vermediniz. Şimdi herkesin önünde bu soruyu size yeniden soracağım. Kocanızın alkollü bir halde kafası karışmış bir şekildeyken bu cinayeti işleyip işlemeyeceği hakkında kesin görüşünüz nedir?"
Kadın yavaşça ayağa kalkıp dik bakışlarını Genç Avukata kilitledi.
"Dün size bu hususta gayet net bir cevap vermiştim Bayım. Ancak siz cevaptan tatmin olmadığınız için beni sıkıştırmış ve zorla ağzımdan laf almaya çalışmıştınız. Dün ne cevap verdiysem bugün aynı cevabı yeniden vereceğim. Kocam katil olamaz!"
"Sürekli olarak aynı sözleri tekrar edip duruyorsunuz ancak cevaplardan siz bile tatmin değilsiniz ki gözlerinizle avukatınıza bakıp duruyorsunuz. Ancak merak etmeyin bugün avukatınız araya girmeyecektir ve sizi konuşturmamı engelleyemeyecektir. Neticesinde dün biraz lafladık ve aynı tarafa geçtiğimizi herkes önünde belirtmek isterim. Bu saatten sonra avukatınız olmayacaktır."
Kadın şaşkın bakışlarla gözlerini Kumarbaz Avukata çevirdi.
"Bu ne demek oluyor böyle? Duyduklarım doğru mu Bayım? Gerçekten bizi savunmayı red mi edeceksiniz?"
Kumarbaz Avukat yerinden bile kıpırdamadan yalnızca yere bakmayı sürdürüyordu. Çökmüştü, yaşlanmıştı. Sanki bir gün içinde amansız bir hastalığa yakalanmış gibi baygındı tüm vücudu. Ölü gibi bakışları aynı noktaya sabitti ve üstü başı dağılmış bir haldeydi.
"Boşuna kendinizi yormayın Hanımefendi. Dediğim gibi ben ve avukatınız dün aynı karara vardık. Lütfen sizde daha fazla uzatmadan itiraf edin de rahmetli Pederin ruhu huzura kavuşmuş olsun."
"Yalancı, yalancı Herif! Kandırdın bizi! Ne diye bize umut verdin hergele! Pislik Herif hani yardım edecektin bize?! En başından anlamıştım sana güvenilmeyeceğini ama ah aptal kafam umut ettim kocam için belki dedim içimden belki olur ya bir kişi çıkar göz etmeksizin yardım eli uzatır dedim. Aşağılık kumarbaz! Söyle kaç kağıt paraya satın aldı seni?!"
Mahkemede sesler yükselirken Bahçıvanın Karısı ağlamaya başlamıştı. O sırada Bahçıvan öne atıldı.
"Daha fazla karımın ve çocuklarımın bu durumda kalmasına göz yumamayacağım. Pederi ben öldürdüm! Evet evet ben öldürdüm!"
Bu şaşılacak itiraf karşısında köylülerden büyük bir 'Aaa!' sesi yükseldi. Hakim hızla tokmağını savurup herkesi susturdu.
"Beyefendi tüm şahitler önünde lütfen bir kez daha yanıtlayın. Pederi siz mi öldürdünüz?"
"Evet Hakim Bey, doğru her şey doğru ben öldürdüm Pederi!"
"Yalan! İnanmayın asla ve katta inanmayın! Yalan söylüyor görmüyor musunuz?! Yerinde durmayacak bir sarhoş nasıl olur da geri gelip Şapelin kapısını açıp Pederi öldürür!"
Bahçıvanın Karısı artık çıldırmış bir halde bağırıyordu.
"Lütfen inanmayın ona! Yalan söylüyor kocam yalan!"
Genç Avukat hızla öne atılıp Bahçıvanın önüne geçti.
"Bayım o halde nasıl yaptığınızı açıklayın! Pederi nasıl öldürdüğünüzü niçin öldürdüğünüzü tek tek anlatın!"
Bahçıvan alnındaki teri silerek yavaş yavaş düşünmeye başladı.
"Ben şey... şey işte yani... bıçağı aldım öldürdüm o kadar!"
"Hangi bıçakla, bıçağı nerede buldunuz, nereye bıraktınız?"
"Ben şey... cebimde elma soymak için çakı taşırım... yani şey bilmiyorum o gün de cebimde çakı olmalı oradan bulmuş olmalıyım."
"Peki Pederi niçin öldürdünüz? Sizi işten kovduğu için çok mu sinirlendiniz? Ondan nefret mi ettiniz?"
"Evet... sanırım öyle oldu. Evet evet öyle olmuştur!"
Hakim tokmağı indirip araya girdi.
"Avukat Bey siz niçin hiçbir şey söylemiyorsunuz? Sanığınız bülbül gibi şakıyorken siz niçin tek bir kelime dahi etmiyorsunuz?"
Kumarbaz Avukat uzun bir süre bekledi. Ardından kısık ancak net bir sesle konuştu.
"Palavra..."
"Anlayamadım Efendim ne dediniz?"
"Palavra!"
Diye haykırarak yerinden fırladı Kumarbaz Avukat.
"Bu meslek, insanlar, aşk, sevgi, adalet her şey birer palavra!"
Herkes korkmuş gözlerle Kumarbaz Avukatı süzüyordu şimdi.
"Siz Bayım, sizden nefret ediyorum. Sizin yüzünüzden oldu her şey! Ben... ben mutluydum. Eşim ile mutluydum her şey yolundaydı. Ancak siz sinsi yılan! Siz bana dediniz git gör diye! Size kanmayacaktım böyle bir hata yapmayacaktım!"
Kumarbaz Avukat hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Onu sakinleştirmek için geldiklerinde birden cebinden silahı çıkarttı ve Hakime doğrulttu.
"Demek siz adaletten sorumlu bir adamsınız Hakim Bey? O halde söyleyin bana kocası olan bir kadını koynuna almak ne oluyor?! Konuşun pervasız herif susmayın! Evet size söylüyorum! Birinin karısına göz dikmek, onunla ilişki yaşamak sonra da pişkin pişkin insanların karşısına dikilip adaletin babası olmak nasıl bir duygu söyleyin!"
Hakimin yüzü patlıcan moruna dönmüştü. Gözleri kocaman açılmış, ellerini havaya kaldırmış bir halde tabancaya bakıyordu. O sırada bir ses yükseldi.
"Burada sorguya çekilecek birisi varsa şayet o da benim!"
Kumarbaz Avukat kendini Hakimin önüne atan karısına şaşkınlıkla baktı.
"Çekil önümden! Yoksa seni vuracağım!"
"Vur o halde katiyen düşünme! Çünkü ben ona aşığım! Onu öldürürsen beni de öldürmüş olacaksın."
Kumarbaz Avukatın ağzından bir hıçkırık daha kopmuştu.
"Neden? Neden bana bunu yaptın ha? Ben seni bu kadar seviyorken bana bunu nasıl yapabildin?"
Artık kadın da ağlıyordu.
"Ben...elimde olmadan bir günah işledim. Gönlüm onu görünce alev alev tutuştu anlıyor musun? Ben ona deliler gibi aşık oldum. Seni hep sevdim ancak kumar aramıza girdiğinde hayatımız yıkıldı. Yine de seni çok sevdim, aşıktım bırakmadım seni. Ama sen... sen kendini affetmedin. Her gece kendinden öyle bir nefret ettin ki beni bile kendinden mahrum bıraktın. Kalbimdeki alev sönüp küle dönüştü taa ki onunla tanışana dek."
"Söyleyin bana o halde...ne zamandan beri birliktesiniz? Ne zamandan beri beni bu alçak oyununuza dahil ettiniz... Susmayın! Konuşun!"
Karısı Hakimin yanına geçip elinden tuttu.
"Yaklaşık altı ay oluyor. Köydeki şenliği hatırlıyor musun? Sen içip sarhoş olmuştun. Ağlayarak eve gittiğiniz vakit orada tek başıma kaldım. Sonra... sonra..."
"O gelip seni benden aldı."
Kumarbaz Avukatın sesi oldukça tok çıkmıştı. Tetiği çekip Hakimin göğsüne doğru tuttu. O sırada karısı Hakimin önüne geçti. Bir yandan korkup kaçmak isteyen köylüler ise meraklarına yenik düşüp olayı seyretmeye devam ediyorlardı.
"Daha fazla bu onursuzluk ile yaşayamam! Kendimi öldürmeden önce bir iyilik yapıp sizin onurunuzu da temizleyeceğim! Şanslıysanız kurşun başınıza gelir ve acı çekmeden ölüp gidersiniz."
Karısı Hakimin ellerinden tutup beline doladı. Ardından hazır olduğunu belli edercesine başını yana çevirip gülümser bir vaziyette Hakime dikti gözlerini. Birbirlerine o denli aşk ve şehvetle bakıyorlardı ki Kumarbaz Avukat daha fazla dayanamadı. Silah bir anda ateşlendi ve karısını alnından vurdu. Hemen ardından da Hakime ateş etti o da göğsünden vurulmuştu. Mahkemede çığlıklar koparken Kumarbaz Avukatın silahı şimdi Genç Avukata dönmüştü.
"Sen... Kendini beğenmiş, züppe, ahlaksızlığı karakter edinmiş pislik adam! Sana bakmak bile midemi bulandırıyor. Sen adaleti savunmayı hak etmiyorsun. Senin tek düşündüğün şey kazanma arzusu. Sen ve senin gibiler bu mesleğin kara lekesisiniz... Madem kendim gibi vicdanı hür bir adalet destekçisini öldüreceğim o vakit eşitlik olması adına senin gibi bir adiyi de yanımda götürmem gerekecek."
Genç Avukat korkulu ve ağlamaklı gözler ile af dilemeye başladı hatta yere uzanıp yalvardı. Ancak Kumarbaz Avukatın gözü çoktan dönmüştü. Tetiği çekip Genç Avukatı da oracıkta öldürdü. Son olarak köylülere dönüp haykırdı. Köylülerin çığlıkları mahkeme salonunda yankılanırken iki polis Kumarbaz Avukata silahlarını doğrultmuş anı kolluyorlardı.
"Pederi öldüren kişi Bahçıvan olamaz! Çünkü Peder elma çakısı ile değil bir balta ile öldürülmüştür! Dün gece gittiğim bir barda sarhoş bir oduncunun bizzat Pederi öldürdüğünü söylediğine şahit oldum. 12. Sokağın hemen başındaki barda gece yarısı gerçekleşti bu olay. İnanmıyorsanız oradaki barmene de sorabilirsiniz. Pederi öldüren kişi Bahçıvan değildir aksine o ayyaş domuz yalnızca ailesini daha fazla üzmemek adına ahmaklık edip işlemediği suçu üstlenmiştir!"
Ardından Bahçıvana dönüp buruk bir gülümseme ile baktı.
"Başından neler geçti bilmiyorum sevgili kardeşim. Ancak şunu unutma hala seni seven bir karın ve çocukların varken bağımlılığın için onları bir kenara itme. Beni görüyorsun, şu an ne halde olduğumun farkındasın. Çok geç olmadan sevgili kardeşim, bugünün keyfini çıkart ve karınla yeni bir başlangıç yapmayı dene. Emin ol seni affedecektir sadece iyi bir koca olma, iyi bir baba da olmayı dene. Çok geç olmadan sevgili kardeşim... Çok geç olmadan. Şimdi sizlere elveda demek zorundayım. Bırakın kendi pisliğimi kendim temizleyeyim. Kendinize iyi bakın dostlarım, beni unutmayın olur mu? Ha birde bundan böyle arkamdan 'Kumarbaz Avukat' diye bahsetmeyin. Yalnızca 'Avukat' deyin bana... Hoşça..."
Birkaç saniye içinde büyük bir patlama daha oldu. Polislerden birisi tetiği çekip ateş etmişti. Her şey bitmişti artık. Pederin katili bulunmak üzere diğer polis hızla mahkemeyi terk ediyor bir diğeri cesetlerin başında durup not alıyordu. Köylülerin hepsi hızlı bir şekilde mahkeme salonunu boşaltırken Bahçıvan, karısı ile uzun bir süre ağlaşıp sarıldı.
''Özür dilerim... çok özür dilerim''
diyerek kekeledi. Bahçıvanın Karısı gözleri yaşlı bir halde başını sallayıp duruyordu.
''Biliyordum.. biliyordum... sen olmadığını biliyordum!''
Mahkemede gerçekleşen bu olay sonrası Pederin katili bulunmuş, ruhu huzura kavuşmuştu. Bahçıvan ise tekrardan ailesinin yanına dönmüş ve bir daha alkol içmeyeceğine dair kilisede yemin etmişti.
Ve bu hikaye Pederin ölümü ile başlarken Avukatın ölümü ile son bulmuştu...
SON