“Bir ölü sevilebilir mi? Ben seviyorum. Ben bir ölüyü seviyorum. Sevgilim… Ben sensiz ölüyorum. Geri dönemeyeceksin, biliyorum. Ben sensiz yapamıyorum…”Şu anki yazdığım not ona yazdığım kaçıncı nottu bilmiyordum. Ben bir ölüyü seviyordum ve o ölüyü sevmek ruhumu çürütüyordu. Ama vazgeçemiyordum işte. Canımdan çok sevdiğim sevgilim Eren’i o trajik kaza sonucu kaybettikten sonra hayatım bir daha hiç rengarenk olmadı. Hayatımın ışıkları söndü ve ben karanlıkta kaldım. O karanlıkta boğuldum. Sonra kabullendim karanlığı. Çünkü ben o karanlığın ta kendisiydim, bunu biliyordum. Ve eski halime dönmek gerekliydi. Ben de hep karanlıkta kaldım. O trajik kaza sonucu ben hem onu hem de belden aşağımı kaybetmiştim. Belimden aşağısı felçti. Belki ömrüm boyunca tekerlekli sandalyeyle gezecektim belki de bir mucize olacaktı ve ben iyileşip tekrar ayağa kalakabilecektim. Ben Damla. Damla Pınar Esen… 21 yaşındayım. Bu da benim hikayem… 1.Bölüm İZ12 Ocak Pazartesi“Damla!”Annemin üçüncü kez adımı seslenişiyle gözümün bir yarısını açtım.“Efendim?” dedim gözümün yarısı açık yarısı kapalı bir şekilde. Sonra kapı açıldı. “Hadi kızım Selma Teyzenler geldi.”Dedi annem kapının oradan. “Tamam.”Gözlerimi ovuşturdum. “Yardım eder misin?” dedim anneme kalkmaya çalışarak. “Geliyorum kızım.” dedi yanıma gelirken ve beni kolumdan tutup kaldırarak tekerlekli sandalyeme bindirdi.Tekerlekli sandalyemi banyoya sürdüm. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra evimizde çalışan Aydan Abla’ya selam verdim.“Günaydın Aydan Abla.”“Günaydın kuzum.”İki katlı dublex bir villamız vardı. Asansörü de benim kolayca inip çıkabilmem için yapılmıştı.Selma Teyzeler geldiği için kahvaltı salona hazırlanmıştı. Patates kızartmaları, sucuklar, pişiler, salatalıklar, zeytinler… Tam bir ziyafet sofrasıydı. Ama benim canım ne bir şey yemek istiyor ne de bir yere gitmek istiyordu. O öleli bir ay olmuştu ve şu bir aydır yaşamak için yaşıyordum. Sırf misafirler geldi diye kalkmıştım o da annem istediği için.“Günaydın hepinize.”Dedim gülümseyerek. “Günaydın yavrum.” Dedi Selma Teyze. Diğerleri de günaydın dedikten sonra annem araya girdi.“O zaman oturalım biz.” dedi. Herkes sofraya oturdu. Ben yanıma bir zeytin, iki salatalık, iki de domates almıştım. Şu bir ayda çok kilo vermiştim. “Kızım, sen fizik tedavine bugün babanla gideceksin.” dedi annem sofra ortasında. “Tamam anne.” “Bu arada fizik tedaviler nasıl geçiyor? Var mı bir gelişme kızım?” diye sordu Şükran Teyze.“İyileşmeye çalışıyorum işte.” dedim keyifsiz keyifsiz.“Rab’bim şifa versin.”“Amin.” dedik hep birlikte. Kahvaltımı yaptıktan sonra kimseye bir şey demeden odama gittim ve üstüme fizik tedavide her zaman giydiğim yeşil bramı ve siyah taytımı giyip çantamı hazırladım. Suyumu da çantama attıktan sonra hazır olduğumu bildiğim için babamı aradım. “Alo baba, ben hazırım.” “Tamam kızım geliyordum ben de zaten şimdi.” “Tamam.” dedim ve telefonu kapadım. “Ben çıkıyorum.” diye içeriye seslendim ve tekerlekli sandalyemle Aydan Abla’dan yardım alarak dışarı çıktım.Bugün yine aynı sıkıcı günlerden biriydi. Kaldırımda babamı beklemeye başladım. Sonunda beyaz arabasıyla geldiğinde kapıyı açtı ve beni kucağına alarak öne oturtturdu. Tekerlekli sandalyemi de bagaja koyduktan sonra şoför koltuğuna oturdu. “Hoş geldin.” dedi babam yanağıma ufak bir buse kondurarak. “Hoş buldum.”Çantamı ayaklarımın arasına alıp oraya varana kadar camdan dışarıyı izledim. Sonunda vardığımızda hastaneye girdik ve resepsiyona adımı verdik.“Damla Pınar Esen.” dedim çıkan cılız sesimle. “Hemen arıyorum.” Birkaç saniye sonra onay geldi.“Buyurun, geçebilirsiniz.”“Ben seni dışarıda bekliyorum bebeğim. İşin bitince gelirsin buraya.” dedi babam. “Tamam, gelirim.” Cam kapı açıldı ve içeriye girdim. Uzun koridorda tekerlekli sandalyemle ilerledim. Sonunda 3. odaya vardığımda yanlış yere gelip gelmediğimi bir kez daha kontrol ettim. Burada benim yaşlarımda bir erkek vardı. “Pardon?..” dedim anlam veremeyerek.“Buyurun? Kimdiniz?”“Damla Pınar Esen ben. Ayşe Hoca’yı arıyordum.“Merhaba Damla. Ben Göktuğ Kızılay. Bundan sonra senin fizik tedavilerini ben göreceğim.” dedi elinin sağ tekini bana uzatırken. Avuç içlerim terledi o an. Ne yapacağımı bilemedim.“Merhaba.” diyebildim titreyen sesimle. Bana hareketleri gösterirken bir yandan sohbet açmaya çalışıyordu. “Kaç yaşındaydın?” “21.”“Sordun sayıyorum ben de 26.” Ondan başka hiçbir erkekle konuşmak istemiyordum. Ondan başka erkekle konuşursam bu ona ihanet olur gibi geliyordu bana. Fizyoterapim bittiğinde babam beni tektrar tekerlekli sandalyeme bindirdi ve aynı şeyler bir daha yaşandı. Babam şoför koltuğuna bindi ve yol aldı. …………………….Akşam yemeğindeyken içimin sıkıştığını hissettim. Bu yüzden rıhtıma gitmek istedim.“Anne.” dedim gözlerim masa örtüsünde elimde kaşıkla tabağa vururken. “Söyle kızım.”“Bugün rıhtıma gidebilir miyim?”“Kiminle?”“Abimle.”Benim bir abim vardı. Adı Onur’du. 32 yaşındaydı. Bizden başka bir evde yaşıyordu. Henüz evlenmemişti.“Olur kızım. Abine sor.”Yemeğimi bitirdikten sonra abimi aradım ve ona gidip gidemeyeceğimizi sordum. Gidebileceğimizi söyleyince telefonu kapadım ve üzerime lacivert kazağımı geçirip altıma mavi kot pantolonumu giydim. Birkaç dakika sonra abim geldiğinde hazırdım artık. Üstüme siyah kabanım, yanıma da siyah askılı çantamı aldım ve abladan yardım alarak tekerlekli sandalyeyle çıktım.Evin önüne çıktığımda kapının orada siyah jipiyle beni bekliyordu.Beni görünce dışarı çıktı ve beni kucağına alıp arabasına bindirdi. Tekerlekli sandalyemi de katlayıp bagaja koydu. Rıhtıma vardığımızda tekrar tekerlekli sandalyemi çıkarttı ve beni ona bindirip yürümeye başladı. “Abi.”“Efendim?”“Bu elektrikli ya, biri sürünce kötü hissediyorum kendimi. Ben giderim bununla tek başıma, sen sürme.”“Sen nasıl istersen abicim.”Biraz gezinirken pamuk şeker ve balon satan bir abi gördük. “Alayım mı sana?” dedi. “Boş ver.” Aslında çok istiyordum. O çocuk ruhumu hâlâ kaybetmemiştim ama parasını boş şeylere harcasın istemiyordum. “Ben bunu onayladın olarak algılıyorum.” dedi ve bana balonla pamuk şeker aldı.Uzun rıhtımda tekerlekli sandalyemle ilerlerken telefonumun titremeye başladığını hissettim. Telefonumu kabanımın cebinden çıkarttım ve aramayı cevapladım.“Alo.” “Damla nasılsın?” bu benim en yakın arkadaşım Tuana’ydı.“İyiyim, sen?”“Ben de iyiyim. Yarın akşama bir parti var. Sen de gelsene.”“Bilmem.”“Hadi gel bak hem kafa dağıtmış olursun.”“İyi tamam. Kaçta?”“Sekiz buçukta.”“Tamamdır. Haberleşiriz.”“Tamam hadi öptüm bay.” “Kimmiş?” dedi abim telefon kapandıktan sonra.“Arkadaşım Beren.”“Ne sordu?”“Yarın akşam parti varmış. Ona gelmemi istedi.” “Kim yaptı bu partiyi?”“Abi ıncığını cincığını sormak mı zorundasın her şeyin? Parti işte.”“Tamam abicim kızma. Bunu bilmek benim en doğal hakkım sonuçta.”“Tamam neyse.” dedim geçiştirerek ve manzaranın keyfini çıkardım. …………………………….(Parti günü) Saat 20.15Maşa yaptığım saçlarımı penselerle tutturdum ve makyajımı yaptım. Yüzümde şu an biraz kapatıcı, rimel, allık, higlihter vardı ve dudaklarımda da pembe lipglossum vardı. Gitmeye hazır olduğumda yirmi geçiyordu. Üstümle uyumlu siyah çantamı koluma taktım. Üstümde siyah, hafif taşlı, kısalığı dizi geçmeyen bir elbise vardı. Havanın çok soğuk olmadığını düşünerek üstüme bir şey almadım. “Ben çıkıyorum!” diye seslendim. Ablanın da yardımıyla tekerlekli sandalyemle asansöre bindim. Yarın kapının önündeki tümsek kaldırılacaktı. Böylece ben kendi başıma gidip gelebilecektim. Asansör son katta durdu ve ben elektrikli sandalyemle oradan çıkıp apartman kapısını açtım. Abim beni dışarıda bekliyordu dünki gibi.Beni gördüğünde ayaklandı. Her zaman olduğu gibi aynı şeyleri yapıp şoför koltuğuna oturdu. Bu döngü daha ne kadar devam edecekti bilmiyordum. Beni geleceğim yere bıraktığında otuz üç geçiyordu. Burası büyük bir villaydı. Bahçenin siyah kapısını araladım ve uzunca duran bahçeden geçtim. Sonunda ana kapıya vardığımda heyecandan ve biraz da soğuktan buz kesmiş ellerimle kapının zilini çaldım. Bu havada üstüme bir şey almamak hataydı. Kapı açıldığında beni Tuana karşıladı. “Hoş geldin.” dedi ve içeriye girmeme yardım etti. İçeriye girip partinin asıl yapıldığı yere vardığımızda Tuana beni arkadaşlarıyla tanıştırdı.“Bu Kerim.” dedi kahverengi uzun saçları olan kirli sakallı çocuğu göstererek. “Bu Mert.” dedi saçları siyah sakalları yeni çıkmış çocuğu göstererek. “Bu Beren.” dedi diğer kızı göstererek. Hepsinin teker teker elini sıkıyordum. Beren diye bahsettiği kızın sarı saçları beline kadar uzanıyordu. Ela gözleri ışıkta daha da güzel duruyordu. Yüzüme kırık bir gülümseme yerleştirdim. En sonuncusuna geldi sıra. “Bu da Deniz Efe.” dedi dağınık saçlı, yeşil gözlü, uzun boylu baby face çocuğu gösterirken. “Zaten biliyorsundur. Kendisi şarkıcı.” “Merhaba.” dedim elini sıkarken. Diğerlerinde böyle bir şey deme gereği duymamıştım ama bu çocukta duymuştum. Aslında çocuk da denemezdi. Hepimiz birer adam ve kadın olmuştuk. “Onlar da 21 yaşında.” Dedi Tuan bana. “Ne güzel.” dedim yapmacık bir gülümsemeyle. “Bu da arkadaşım Damla.” dedi Tuana arkadaşlarına beni gösterirken. Birkaç dakika sonra lavaboya gitti. Eğlenip dans ederken sıkıştığımı hissedip dışarıya çıktım. Fazla kalabalık beni bunaltmıştı. Ayrıca bunun, Eren’in ölümüyle de alakası vardı. Onsuz eğlensem ona ihanet olurmuş gibi hissediyordum. Derin nefrsler alırken boynumu tuttum. Birkaç saniye ardından arkamda bir ses duydum.“İyi misin?”Arkamı döndüğümde bu Deniz Efe’den başkası değildi.“Sen de mi çıktın?”“Kötü hissettiğini gördüm. Konuşmak ister misin?”“Sorun değil aslında. Yani içime atsam da olur. İnsanların başını şişirmek istemiyorum.” “Pinhani’nin bir şarkısında bir söz vardır bilir misin?”“Neymiş?” dedim anlam veremeyerek.Mırıldandı.“Başından geçeni anlat, masaldır benim için…”İstemsizce güldüm. Yanına yakalştım ve yaslandığı evin duvarına tekerlekli sandalyemi yasladım. Başımı göğe çevirdim. O an bir yıldız kaydı. “Dilek tut.” dedi bana. “Tuttum.” “Ne tuttun?”“Söylersem gerçekleşmez ki. Sen neyi tuttun?”“Söylersem gerçekleşmez.” dedi ve gülümsedi. Sessizlik sarıp sarmaladı sonra bizi. Kendi çığlıklarımızı dinledik sanki o an susuşlarımızın ardındaki. “Hayatım boyunca birilerinden hep dert dinledim.” diye söze girdi. “Ama kimseye derdimi anlatabilen olamadım.”“Anlatmak ister misin?”“Zamanı geldiğinde anlatacağım.” dedi. “Sen bilirsin.” “Bu yüzden insanlardan dert dinlemek artık bana masal gibi geliyor.” “Geçmişinden hiç kaçtın mı?”Dedim sonra.“Hayır, Damla. Bir şeyden ne kadar çok kaçarsan o şeye o kadar çok bağlanırsın.”“Ama…”“Ama ne?”“Ama bu sefer o şey seni himayesi altına alır.”“Acını göğüsle Damla, acının ta kendisi ol.” Bu cümle beni derinden etkilemişti. “Bilmiyorum…” dedim. O an titrediğimi hisettim. “Üşüdün mü?” “Yok…” dedim dudaklarım titrerken. “O yüzden mi titriyorsun?” dedi dalga geçerek. Sonra üstündekini çıkarttı ve bana verdi.“Al bunu.” “Yok, ben alamam.”“Alır mısın?”“Üşümüyorum.” desem de montunu zorla omuzlarıma astı. Burnum güzel bir kokuya ev sahipliği yaptı. “İkimize kokteyl getireyim mi?”“Olur.” dedim. “Hayır Damla, onu aldatmıyoruz, onu aldatmıyoruz…” “O zaman ben kokteylleri alıp geliyorum.” dedi ve gitti. Birkaç dakikanın ardından geri geldi. “Buyurun.” dedi. Gülümsedim.“Teşekkürler.”“Alkolsüz değil, değil mi bunlar?”“Sormayı unuttuğum için alkol koymadım. İstersen değiştirebilirim.”“Yok, iyi yapmışsın. Ben alkol kullanmıyordum zaten.”Ben kokteylimden bir yudum almışken içeriden bir kadın çığlığı sesi geldi. “Ne oluyor?” dedim korkuyla Deniz Efe’ye bakarak.“Bilmiyorum. Sen burada bekle.” Ama ben onu dinlemedim. Onunla birlikte içeri girdim. Herkes bir yerde toplanmıştı. İnsanları itekleyerek tekerlekli sandalyemle oraya vardım. O an tüm dünya durdu bir an benim için. Ellerim titredi, kalbim tekledi, gözlerim doldu. Donup kaldım. En yakın arkadaşım, kardeşim gibi gördüğüm Tuana’nın çıplak bedeni kanlar içinde yerdeydi. Bir çığlık attım. “Tuana!”Ve bir çığlık daha. “Tuana!”Deniz Efe beni oradan uzakalaştırmaya çalıştı. Omuzlarımdan tuttu, gözlerimin en içine baktı. “Gidelim buradan. Onlar ambulansı arar.” Donmuş bir şekilde gözlerinin içine bakıyordum. “Deniz Efe…” dedim ağlayarak. “Gidelim buradan…” “Gel…” dedi beni kolumdan tutarken. “Gel biraz temiz hava alalım.” Beni sandalyemle dışarı çıkardı. Sonra gözümün karardığını hissettim. Buz kesmiş ince, uzun, kemikli elleri kolumdaydı. “İyi misin?”Sonra gerisi koca bir karanlık
Bölüm 1
Başlangıç
