Mahzenden çıkalı üç gün oldu. Yorgunluk, dikiş yerlerimdeki sızı ve uykusuzluk yüzünden vücudum iflas etmek üzereydi. Ama duramazdım. Ayaklarımı hareket ettiren tek şey, Yiğit'in kokusuydu. Demir'le birlikte, arazi aracına binmiştik. O, direksiyonda, soğuk ve mesafeliydi. Ben ise arka koltukta, bıçağım elimde, her an ona saldırmaya hazırdım. Bu yolculuk, iki düşmanın zoraki ittifakıydı. "Ne kadar kaldı?" diye sordum, sesim çatlak ve kuru çıktı. "Yaklaşıyoruz. Gece yarısına kalmaz, yetimhane denen o lanet yere ulaşırız." "Lanet yer..." diye fısıldadım. "Benim hayatım, o lanet yerden çıkıp, daha büyük bir lanetin içine girmekle geçti." Demir, dikiz aynasından bana baktı. Gözlerinde ne acıma ne de alay vardı; sadece soğuk bir kabul. "Bizim gibi insanlar, Sanrı, lanet yerleri kendi elleriyle inşa eder. Masumiyet, senin kumaşında yoktu." Gözlerimi kapattım. Belki de haklıydı. Masumiyetim, Aslı'nın cesediyle birlikte yetimhanenin çukurunda kalmıştı. Ama Baybars... Baybars, o masumiyeti benden çalmamıştı; o, içimde kalan son kırıntıyı sevmişti. Yolculuk sırasında, Baybars'ın intikamını nasıl alacağımı düşünmekten başka bir şey yapmıyordum. Saldırının 'eski bir hesaplaşma' olduğunu söylemişti Demir. Bu, Baybars'ın masum bir kurban olmadığı anlamına geliyordu. O, benim geçmişimin bir uzantısı yüzünden mi öldü? Tam o anda, Demir'in telefonu çaldı. Ekrana baktı, yüzü ciddileşti. "Buyur, Efendi." Demir, telefonu açar açmaz arabadaki gerginlik arttı. Konuşması şifreli, kısa ve emir doluydu. "Anlaşıldı. Önce o parçayı alacağım... Hayır, Fırtına güvende. Onu getireceğim." Telefonu kapattıktan sonra ona döndüm. "Kimdi o? Kiminle hesaplaşıyorsun?" "Seni ilgilendirmez. Unutma, ben seni çıkarmak için sana ait bir şeyi feda ettim. Artık benim borcum bitti. Senin borcun başladı." "Benim tek borcum, oğluma ve kocamın intikamına," dedim, bıçağımı biraz daha sıkarak. "Bana ait olan neyi feda ettin? Benim Baybars'tan başka bir şeyim kalmadı!" Demir yavaşça başını salladı. "Yanılıyorsun, Sanrı. Sana ait olan bir miras var. Ve sen, farkında olmadan o mirasın parçası oldun." Onun gizemli konuşmaları beni sinirlendiriyordu. Ama önemli olan Yiğit'ti. Her şeyden önce, oğlum. Gece çökmüştü. Önümüzde, Suriye sınırında, terk edilmiş gibi görünen taş bir yapı belirdi. Yetimhane. Adeta bir hayalet gibi, geçmişimden fırlayıp gelmişti. Demir, aracı durdurdu. "Burası. Oğlunun tutulduğu yer." Kalbim göğüs kafesimi zorladı. Sekiz aydır görmediğim, benden zorla çalınan küçücük bir hayat. Bir asker olarak yüzlerce mermiye göğüs germiştim ama şimdi, bir annenin korkusuyla titriyordum. "Plan ne?" diye fısıldadım. "Senin içeri sızmanı sağlayacağım. İçerideki kargaşayı yaratmak, seni almak kadar kolay olmayacak. Ama oğlunu bulduğunda, arkana bakma. Dışarıda seni bekleyeceğim." Ona güvenmedim. Ama Yiğit'in hemen yakınımda olduğu gerçeği, tüm mantığımı alt ediyordu. "Eğer beni satarsan, Demir..." "Biliyorum," diye kesti sözümü. "Ölüm, senin elinden tatlı olur." Arabadan indim. Soğuk kum ayaklarıma değdi. Üzerimde eski askeri pantolonum, ellerimde bıçağım vardı. Baybars'ın son öpücüğünü hatırladım. Dönmek zorundaydım. Şimdi dönmek zorundaydım. Yetimhaneye doğru ilerlerken, Sanrı'nın karanlık geçmişi ve Baybars'ın aydınlık sevgisi, ruhumda bir çatışma yaratıyordu. Ben, artık sadece Baybars'ın eşi değil, Yiğit'in annesiydim. Ve bir anne, çocuğuna ulaşmak için cehennemden bile geçebilirdi.
Bölüm 37
BÖLÜM 37
Bölüm sonu
Sonraki bölüm kilitli
38. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.