İçeriğe geç

SANRI

Bölüm 34 · 2 dk okuma

SANRI

Bölüm 34

BÖLÜM 34

Aylar, aylar geçti. Sanrı, düğün salonunun enkazından kaçırılıp bilinmeyen bir dağdaki karargâha getirilmişti. Burası, ilk esir tutulduğu mahzenden farksızdı; soğuk, karanlık ve işkencenin kokusu sinmişti. Ama bu seferki acı, bıçak yarasından daha derindi: Yiğit'in hasreti. Sanrı, zincirlenmiş bir halde, sadece bir paçavranın üzerinde oturuyordu. Karnındaki dikiş izleri henüz tam iyileşmemişti. Her gün, onu kaçıran adam içeri girer ve yüzüne alaycı bir şekilde bakardı. "Nasılsın, anne?" Bu kelime, Sanrı'nın kalbine saplanan en keskin bıçaktı. "Yiğit'i nerede tutuyorsunuz?" diye tıslardı Sanrı, sesi yıllar önce olduğu gibi kısıktı. Adam elinde küçük bir fotoğraf tutardı. Yiğit'in, tombul yanaklı, Baybars'a benzeyen yüzü. "Oğlun güvende. Onu iyi yetiştiriyoruz. Annesi gibi bir 'Fırtına' olmaması için." Bu, Sanrı'nın dayanma noktasıydı. Gözlerinde ne bir yaş ne de bir teslimiyet vardı. Sadece intikam ve annelik içgüdüsü yanıyordu. Baybars öldü. Rüya öldü. Ama oğlum yaşıyor. Onun için dayanmak zorundayım. Sanrı, fiziksel işkenceye alışkındı. Ancak düşmanlar, onu psikolojik olarak çökertmeye çalışıyordu. Ona düzenli olarak Baybars'ın öldüğünü gösteren sahte raporlar okuyorlar, Rüya'nın katledildiği anın detaylarını anlatıyorlardı. "Sen, her dokunduğunu yakan bir lanetsin, Sanrı. Önce baban, sonra arkadaşın, şimdi de kocan ve kız kardeşi." Bu sözler, Sanrı'nın ruhunu kemiriyordu. Belki de haklılardı. Ben bir felaketim. Bir gece, hücrede tek başınayken, göğsünü sıkan acıyla hıçkırdı. Bu, ilk esaretinde asla yapmadığı bir şeydi. O zamanlar intikam onu ayakta tutuyordu. Şimdi ise, sadece bir boşluk vardı. "Baybars... Neden sözünü tutmadın?" diye fısıldadı. "Bizi bırakmayacaktın..." Aynı zamanda, bir umut kırıntısı da vardı: Baybars'ın cesedini görmemişti. Onun o kurşunlardan sağ çıkıp bir yerlerde saklanıyor olması, delice bir hayaldi. Ama bu hayal, Sanrı'yı hayatta tutuyordu. Sanrı, artık sadece pasif bir esir değildi. Oğlu Yiğit'in güvende olması, onun en büyük zayıflığıydı. Düşmanlar, Sanrı'nın kaçma güdüsünü baskılamak için sürekli Yiğit'i kullanıyordu. Ancak Sanrı, her gün zihninde bir plan kuruyordu. Bu sefer, sadece kaçmak yetmeyecekti. Bu sefer, tüm bu pisliği kökten temizleyecekti. Gözleri, mahzenin kapısına takıldı. Kapı, kalın bir demirdendi. Dışarıda üç nöbetçi vardı. Sanrı, günden güne, nöbet değişim saatlerini, ayak seslerinin ritmini ezberliyordu. Kolunda ve bacağında kalan dikişlerin iyileşmesini bekliyordu. Kasları, hareketsizlikten zayıflamıştı ama zihni, bir fırtına gibi çalışıyordu. Önce çıkış yolunu bulacağım. Sonra Yiğit'in nerede olduğunu öğrenip orayı haritadan sileceğim. Birkaç gün sonra, kapı açıldı. İçeri giren, yüzünde yanık izleri olan, Sanrı'nın öz babası Demir'di. Sanrı, şaşkınlıkla Demir'e baktı. "Senin burada ne işin var?" diye tısladı. "Sana ne zaman affettim ki, karşıma çıkıyorsun?" Demir'in yüzü asıktı. "Kızım... Ben buraya yardım etmeye gelmedim. Ben, seni kurtarmaya geldim." Sanrı'nın kalbi, yine bir umut kırıntısıyla titredi. Ama artık kimseye güvenmiyordu. Tek güvendiği, kendi gücüydü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.