İçeriğe geç

SANRI

Bölüm 32 · 3 dk okuma

SANRI

Bölüm 32

BÖLÜM 32

İki gün sonra tim döndü. Koşarak dışarı çıktım ve helikopterden inecekleri anı bekledim. Ancak kalbim sıkıştı. Timdeki herkesin yüzü asıktı, kafaları yerdeydi. Üzgünlerdi. Yanlarına yürüdüm. Sesim korkuyla titriyordu. "Ne oldu? Baybars nerede?" Kimse konuşmadı. Yüzüme bakmıyorlardı. Öfkeyle bağırdım. "BAYBARS NEREDE DEDİM?!" Güney, zorlukla konuştu: "Komutanım..." "Lütfen söyleyin, nerede?" "Komutanım... Suriye'de kayboldu. Her yeri aradık ama bulamadık." Bedenim dondu. "Neden döndünüz? Neden siz döndünüz?!" Gözlerimdeki yaşlar öfkeye dönüştü. "Suriye'ye gideceğim, onu bulacağım! O beni bırakamaz!" Askerler panikledi. "Komutanım, sakin olun!" İnanamadım, kabul edemedim. Baybars'ın yokluğu, tüm geçmiş acılarımı tetikleyen bir sinir krizine dönüştü. Bilincimi kaybettim ve bayıldım. Günler, haftalar geçti. Ben, her gün karargâhın bahçesinde, Baybars dönsün diye bekledim. Umudumun son kırıntılarına tutunuyordum. Rüya, arkamdan yaklaştı ve titreyen omzuma dokundu. "Yenge, yapma. Abim seni böyle görse çok üzülürdü. Bebeği düşün. Hava çok soğuk." Gözlerim yaşlıydı. "Bana söz verdi. 'Döneceğim' dedi. Sözünü tutmak zorunda! Biz evlenecektik!" Rüya, sessizce ağlıyordu. "Yenge... Bir ay oldu. Abim dönmüyor. Şehit oldu..." Başımı iki yana salladım, inatla. "Hayır! Sus! O şehit olmadı, dönecek! Biliyorum!" Sekiz ay geçti. Karnım burnumdaydı. Doğurmak üzereydim. Baybars dönmedi. Yavaş yavaş ümidimi yitirmeye başlamıştım. Bahçeye çıktım, temiz hava alıyordum. Uzaktan, yavaş yürüyen, eli yüzü kan içinde, yorgun ve yaralı bir figür göründü. Kalbim durdu. Gözlerimi kıstım. Hemen tanıdım. Bu Baybars'tı! Sekiz ay sonra, bana geri dönmüştü. "Baybars!" Hemen ona doğru koşup sarıldım. İkimiz de yere çöküp hıçkırarak ağlamaya başladık. Yüzündeki yara izleri, çamur ve kan; içim parçalanıyordu. "Döndün... Tanrım, döndün!" "Döndüm, güzelim..." Sesi fısıltı gibiydi. Baybars, karnıma baktı. Gözleri şaşkınlık ve sevgiyle doluydu. "Büyümüş..." "Büyüdü! Oğlumuz! Seni bekledi, babası." "Oğlum mu olacak?" Kafa salladım. Baybars, titreyen elini uzattı, şişmiş karnımı okşadı. Tam o anda, oğlumuz tekmeyi attı. Arkadan timimiz, sevinç çığlıklarıyla bizi izliyordu. Baybars'ın yüzündeki o son mutluluk ifadesi yerini yorgunluğa bıraktı ve kucağımda bayıldı. "Aşkım!" Tim hızla gelip onu kaldırdı. Tam o anda benim de sancılarım başladı. İkimizi de hastaneye yetiştirdiler. Baybars'ı ameliyata soktular, beni de hazırlamak için odaya aldılar. Rüya, odaya girdi. "Rüya, Baybars nasıl?" "İyi olacak, Yenge. Kendini düşün, şimdi. Bebeğin geliyor." Beni de ameliyata aldılar. Oğlumu doğurdum. Gözümü açtığımda, lohusa odasındaydım. "Oğlum nasıl?" "Çok iyi, Sanrı. Sapasağlam." "Ya Baybars?" "Ameliyattan çıktı, odada. Dinleniyor." "Onu görmek istiyorum." "Daha yeni doğum yaptın. Biraz bekle." Bir ay sonra... Bugün düğünümüz vardı. Sonunda, karanlık geçmişimi bir kenara bırakıp eğleniyorduk. Sonunda, ben de mutlu olacaktım. Babam (Demir) odaya girdi. Yüzü yanıklarla doluydu ama gözleri sıcaktı. "İyi misin, kızım?" "İyiyim, baba. Sonunda mutlu olacağım." "Bu senin hakkın, Sanrı. Çok şey yaşadın." Babam, beni odadan çıkardı ve Baybars'ın yanına götürdü. Baybars, üniformasıyla bekliyordu. Beni görünce gülümsemeye başladı. "Çok güzel olmuşsun, güzelim," dedi, sesi hâlâ biraz kısıktı. Nikâh memuru geldi. İkimize de sordu. İkimiz de kararlı bir şekilde "Evet" dedik. İmzalarımızı attık. Ayağa kalktık. Baybars beni kendine çekti ve uzun, tutkulu bir öpücükle dudağımdan öptü. "Seni çok mutlu edeceğim, gülüm," diye fısıldadı. "Biliyorum," dedim, gözlerim doluydu. Sanrı Karahan, 'Fırtına' lakabıyla, tüm yaraları ve geçmişiyle, Yüzbaşı Baybars ile yeni bir hayata yelken açmıştı. Artık o, sadece bir asker değil, bir eş ve bir anneydi. Oğlu Yiğit, onlara hayatın en büyük mucizesini sunmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.