İçeriğe geç

SANRI

Bölüm 3 · 4 dk okuma

SANRI

Bölüm 3

BÖLÜM 3

İşte o gün, o beyaz, soğuk hastane odasında, kelimelerle ifade edilemez bir acı, göğsüme hançer gibi saplandı. Dünya başıma yıkıldı. Annem ve babam yoktu. Onlar gitmişti. Beni bir kez daha, bu kez sonsuza dek yalnız bırakmışlardı. Tuttukları tüm sözler, bir anda toz duman olmuştu. Büyüdüğümde, "Benim babam kahraman bir polis, annem de öyle," diyeceğim kimsem kalmamıştı. Oysa hep söz verirlerdi; "Seninleyiz," "Bırakmayacağız," derlerdi. Ama şimdi... şimdi neredeydiler? En çok da o akrabalarım... Anne ve babam hayattayken kapımızı aşındıran, bayramda seyranlıkta kucak açan, yüzümüze gülümseyen o insanlar... O felaket gününden sonra, ne bir telefon, ne bir ziyaret. Sanki ben de onlarla birlikte yok olmuştum. Hiç kimse beni istemedi. Sanki bulaşıcı bir hastalığım vardı ve bana dokunan yanacaktı. O iki yıl boyunca, komada yatarken bile kimse bana sahip çıkmamıştı. Sonunda, o acı gerçeği kabullenmek zorunda kaldım. Ailesizdim. Sahipsizdim. Birkaç gün sonra, beni bir polis arabasına bindirdiler. Bilmediğim bir yöne doğru giderken, camdan dışarıya baktım. Şehir, evler, insanlar... Hepsi sanki benimle birlikte yok olmuştu. Nereye götürdüklerini sordum. "Bir yetimhaneye," dediler. İçim burkuldu. Yetimhane... Babamın bir keresinde, "Orası kimsesiz çocukların evi," dediğini hatırladım. Ama ben kimsesiz değildim ki... Ben, ailemin kızıydım. Araba, şehrin dışına doğru, dağın başında, rüzgarlı ve kasvetli bir yere ulaştı. Burası, devasa, eski bir taş bina, etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi. Sanki bir hapishaneydi, çocuklar için kurulmuş bir kale. Arabadan indiğimizde, bahçenin en önünde duran iri yarı, korkunç görünümlü bir adamı gördüm. Üzerinde resmi bir ceket vardı, belki de müdürdü. Gözleri, karanlık ve buz gibiydi. Yüzünün bir tarafında, deriyi tamamen bozmuş, morarmış, kocaman bir yanık izi vardı. O gülümsemesi... Bu, bir insanın yüzünde gördüğüm en korkunç gülümseme olabilirdi. İçim ürperdi, gözlerimi kaçırmak istedim ama bir yandan da bakmaktan kendimi alamıyordum. O, sanki gelişimizi çok uzun zamandır bekliyormuş gibi, beni süzer gibi izliyordu. Arkasında, bahçede oynayan diğer çocuklar vardı. Onlar da aynı müdür gibi, donuk yüzlerle, gözlerinde hiçbir duygu olmadan bize bakıyorlardı. "Demek küçük Sanrı sensin," dedi müdür, sesi kalın ve boğuktu, o yanık yüzündeki ifade daha da korkunç oldu. "Aramıza hoş geldin, Sanrı." O an, içimden bir ses çığlık attı: Ben buraya ait değilim! Müdür, bahçedeki iki kıza işaret etti: "Melek, Aslı, arkadaşınızı alıp odaya götürün. Kuralları anlatın." "Tamam efendim," dediler, sesleri ürkek ama itaatkardı. İki kız, gülümsemeye çalışarak yanıma geldiler. Yüzleri o kadar solgundu ki, gülümsemeleri bile hüzünlü görünüyordu. Buradan gitmek istiyordum. Her yer ürkütücüydü. Beni kollarından çekiştirerek, o devasa binanın içine götürdüler. Dar, loş bir koridordan geçip, küçücük bir odaya girdik. Oda, üç tane ranzayla doluydu. Üçümüz de en alt ranzaya oturduk. "Hoş geldin. Ben Melek," dedi bir tanesi, sarı saçları vardı. "Ben de Aslı," dedi diğeri, onun da koyu renk saçları vardı. "Memnun oldum... Ben Sanrı," dedim, sesim çatallaştı. "Güzel isim," dedi Aslı. Sessizlik, odanın içinde asılı kaldı. Sonra, içimdeki merak ve endişeyle sordum: "Siz neden buradasınız? Neden burada kalıyorsunuz?" Melek'in yüzündeki gülümseme soldu. "Kimsemiz yok... Ailemiz yok." Aslı başını salladı. "İkimiz de bebeklikten beri buradayız. Ben küçükken, ailemin beni istemediğini söylediler." "Benimkiler öldü... Hiçbir akrabam da sahip çıkmadı," diye fısıldadı Melek, gözleri boşluğa bakıyordu. Onların hikayeleri, içimde bir acı fırtınası estirdi. "Üzüldüm," dedim, bu kelime, o anki hislerimi ifade etmeye yetersizdi. "Peki, sana ne oldu? Nasıl buraya düştün?" diye sordu Aslı. Nefesimi tuttum. O anı tekrar yaşamak zordu ama içimdeki öfke, korkunun önüne geçiyordu. "Annem ve babam polislerdi. Arabayla eve dönerken... başka bir araba çarptı. İkisi de öldü... Ama ben bunun bir kaza olduğuna inanmıyorum. Kasıtlı yapıldığını biliyorum." Melek'in gözleri büyüdü. "Nasıl biliyorsun?" "Bayılmadan önce... arabadan inen bir adamın sesini duydum. 'Öldüler mi?' diyordu. Sanki... sanki kontrol ediyor gibiydi." Aslı'nın yüzü bembeyaz oldu. "Ah, bu çok korkunç! Onların düşmanları mıydı acaba?" "Bilmiyorum..." Yutkundum. Ama içimde büyüyen o his, bir tohum gibi filizleniyordu: intikam. "Ama büyüyeceğim. Güçleneceğim. Ve ailemi öldürenlerden... intikamımı alacağım." Melek'in sesi titrek çıktı. "Ya sana bir şey olursa? Ya sen de ölürsen?" "Ölmeyeceğim," dedim, gözlerim kararlıydı. "İntikamımı almadan ölmeyeceğim." Kızlar, yüzlerindeki korkuyla birbirlerine baktılar. Sonra Melek, fısıldayarak odanın kurallarını anlatmaya başladı. Her kelime, bir darbe gibi iniyordu: "Burada çok katı kurallar var. Sabah erkenden, güneş doğmadan kalkıp topluca duşa gireriz. Saat altıda kahvaltı yapılır. Eğer geç kalırsan, akşama kadar yemek verilmez. Yatağı işemek yasak. Gürültü yapmak, ağlamak, gereksiz konuşmak, kavga etmek... hepsi yasak." Aslı araya girdi, sesi neredeyse fısıltı halindeydi. "Eğer bunları yaparsan... seni karanlık, soğuk bodruma atarlar. Bazen günlerce kalırsın." Melek devam etti, sesi daha da kısılmıştı. "Ve eğer buradan kaçmaya çalışırsan... bu en kötüsü. Çırılçıplak soyup kırbaçlarlar. Sonra buzlu bir küvetin içine koyarlar. Şanslıysan yaşarsın. Böyle ölen çok kız oldu... Ama bunları dışarıdan kimseye söyleyemezsin. Yoksa... seni öldürürler." Donup kalmıştım. Burası bir yetimhane değil, bir hapishaneydi. Belki de daha kötü. "Bu... Bu nasıl bir yer? Resmen hapishane!" diye fısıldadım. Melek eliyle ağzımı kapattı. "Sessiz ol! Sakın böyle konuşma! Her yerde kamera var." "Kamera mı?" Şaşkınlıkla etrafa baktım. Küçücük bir odaydı ama gözüm bir köşede küçük bir lensin parladığını gördü. Aslı'nın sesi de korku doluydu. "Evet... Banyoda, tuvalette ve odada da var. Her yerimizi izliyorlar." "Bu... Bu resmen sapıklık!" diyebildim sadece. İçim, soğuk bir buz parçasıyla dolmuştu. Annemi ve babamı kaybetmiştim, şimdi de bu cehenneme düşmüştüm. Ama içimdeki intikam ateşi, bu soğuğu bile yakıp geçmeye hazırdı.

Bölüm sonu

1 yorum