İçeriğe geç

SANRI

Bölüm 17 · 3 dk okuma

SANRI

Bölüm 17

BÖLÜM 17

O sabah, her şey farklıydı. İçimde ne korku ne de heyecan vardı; sadece çelikten bir kararlılık. Artık Sanrı Karahan, bir silahtı ve şimdi onu yaratıldığı yere, o lanet yetimhaneye, her şeyi sonlandırmak için götürecektim. Kıyafetlerim siyahtı. Cebimde bıçağım, ceketimde Demir'in bana öğrettiği gibi hızla kavrayabileceğim bir silah vardı. Demir, kapıdan beni izliyordu. Gözlerinde, sevdiği birini savaşa gönderen babanın derin, acı dolu hüznü vardı. "Emin misin?" diye sordu. "Eminim." Yanına yürüdüm ve ona sımsıkı sarıldım. Bu, aramızdaki tüm duygusal duvarları yıkan, sessiz bir vedaydı. O, benim babamı öldüren adam olabilirdi; ama o aynı zamanda, beni küllerimden yaratan tek kişiydi. "Benim için yaptığın her şeye teşekkür ederim. Bunu kimse yapmazdı," diye fısıldadım. "Ve intikamımı almama yardım ettiğin için..." Kafamı öptü. "Dikkatli ol." "Eğer geri döne—" Sözümü kesti. Sesi emredici ama titrek çıktı. "Sus, Sanrı. Bana geri döneceksin. Söz ver." Başına yaslandım. "Tutmayacağım sözler vermem, Babalık. Şimdi gidiyorum." Motoruma atladım. Motorun gücü, içimdeki intikam arzusuyla birleşmişti. Gazı kökledim. Hız, acıyı unutturuyordu. İşte o lanet yere geldim. Burası, çocukluğumun mezarıydı. Motordan indim, kaskımı çıkardım. Soğuk, rutubetli hava, hemen yetimhanenin kendine özgü iğrenç kokusunu burnuma taşıdı. Kapıda, tanımadığım, iri yarı bir güvenlik vardı. Yüzü asıktı. "Hey, kadın! Kime geldin böyle? Göremezsin!" Göz ucuyla baktım. Ona arkamı dönmeden, sinirle elimle parmak hareketi yaptım. Tam onu görmezden gelip yürüyecektim ki, omzuma dokundu. "Sana haddini bil dedim!" O dokunuş, bardağı taşıran son damlaydı. Yetimhanedeki o iğrenç dokunuşlar, rüzgar gibi esti. Omzumdaki elini yıldırım hızıyla yakaladım, ters çevirdim ve adamı tek bir hareketle yere serip bayılttım. "Bir daha bana dokunma," diye fısıldadım, yüzüne doğru. "Bana bir şey yapmadığın için, sana bir şey yapmıyorum." İçeri girdim. Soğuk hava ve sessizlik karşıladı beni. Gördüğüm ilk iki hizmetliyi, hiç tereddüt etmeden, Demir'in öğrettiği soğukkanlılıkla vurdum. Artık Sanrı Karahan, bir katildi. Müdürün odasına çıktım. Kapıyı tekmeleyip içeri daldım. "Kim bu hadsiz?!" diye bağırdı müdür, masasından kalkarken. "Benim. Ecelin." Yüzü bembeyaz oldu. "S... Sanrı!" Korkuyla kekelediğini gördüğümde, gülümsedim. Bu, daha çok sinirlenmeme sebep oldu. Bu pisliğin korkması yetmezdi. "Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin, piç kurusu! Melek için, Aslı için... ve benim için!" Yalvarmaya çalıştı. "Lütfen, öldürme beni!" "Öldürdüğün bütün kızlar, taciz ettiğin bütün masumlar böyle yalvardı! Ben sana neden acıyayım?" "Bir hata yaptım..." "Hata..." Gözlerimden nefret akıyordu. "Sen buna hata mı diyorsun? Tecavüz hata değildir! Cinayet hata değildir! Hata bir kere olur!" Adamı boynundan tutup kaldırdım ve yere fırlattım. Tekmelemeye başladım. Her tekme, çocukluğumdan çaldığı bir anın intikamıydı. "Seni öldürdüğümde, hiç pişman olmayacağım. Dünya, bir pislikten kurtulacak!" Tekmelemeye devam ettim. Sonra üstüne çıktım. Cebimdeki bıçağımı çıkardım. Yüzüne yaklaştım. "O pis gözlerine ihtiyacın yok. Hiç iyi şeyler için kullanmıyorsun." Gözlerim yaşarmıştı ama bu kez acıdan değil, öfkeden. Bıçağı, tek tek, iki gözüne de sapladım. Kan, fışkırarak yüzüme geldi. Adam, çığlık atarak altına işedi. "Altına mı işedin, gerçekten? Biz küçükken korkudan işediğimizde bizi döverdin. Şimdi ne oldu? Aynı şeyi sen de yapıyorsun!" "Sanrı, affet beni! Yalvarırım!" "Affetmem. Asla affetmeyeceğim." Onu, defalarca bıçakladım. Öldüğünü anlayınca bıraktım. Elim yüzüm kan olmuştu ama ruhumda, ilk kez bir rahatlama hissettim. Sıra, zorba kızlardaydı. Odalarına girdim. İçerideki kızlar bana baktı. Biri sordu: "Sende kimsin?" Kaskımı çıkardım. Yüzüm, kan ve intikamla kaplıydı. "Ne o, beni tanımadın mı?" "Sanrı!" "Ta kendisi. O küçük, ezik kız büyüdü." Silahımı çekip, eski zorbaların çoğunu vurdum. Ama aralarındaki liderleri, Nida'yı sağ bıraktım. Saçından tutup sürükledim. "Sana daha farklı bir planım var." "Bırak beni, pislik!" "Korkunu hissediyorum, Nida," dedim, sesi cılızdı. "Unuttun mu? Korku zayıflıktır." Kızı bodruma, o karanlık cezaevine getirdim ve fırlattım. Bana korkuyla bakıyor, geri geri gidiyordu. Eski yaptıklarını hiç unutmamıştım. "Bana ne yapacaksın?" "Seni öldürmeyeceğim. Ölmekten beter edeceğim." Yanına gittim. Onu yumrukladım. Sonra, yetimhanenin mutfağından aldığım kızgın sisi (tencere kulpunu) alıp, yüzüne bastırdım. Nida'nın çığlığı, bodrumun duvarlarında yankılandı. "O çirkin yüzüne zaten ihtiyacın yok. Zorbalık için kullanıyordun." Yüzünün bir kısmını yaktım. Acı çığlıkları, ruhumdaki yaraları bir anlığına dindirdi. Onu sürükleyerek bahçeye çıkardım ve bıraktım. Geri içeri girdim. Çevredeki her yere, büyük bidonlardan benzin döktüm. Zeminlere, duvarlara, ranzalara... Bir kibrit yaktım. Yetimhanenin sonuna gelmiştik. "Artık utanç içinde yaşayacaksın, Nida. Bu yüzünden utanacaksın." Nida, yerde kıvranarak son nefesiyle bağırdı: "Allah belanı versin!" Kibriti yere attım. Alevler anında yükseldi. Tüm bina, intikam ateşiyle yanıyordu. "Amin," dedim. Motoruma bindim ve alevler arkamda yükselirken, hızla oradan uzaklaştım. Sanrı Kara'nın intikamı, yetimhaneyi küle çevirmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.