Zafer sarhoşluğum kısa sürdü. Ringden sonra, üzerimdeki kan ve ter kokusunu temizledikten sonra bile içimdeki o boşluk hissi geçmemişti. Akşam, Demir'in ofisinden çıktım. "Babalık, ben gidiyorum," dedim. "Nereye gidiyorsun? Akşam oldu," dedi, sesi otoriterdi. "Biraz hava alacağım. Unutuyorsun herhalde, dövüşmeyi biliyorum." "Yağmur yağıyor," dedi, endişeyle cama baktı. "Sen eve git. Beni bekleme, ben kendim dönerim." Cevabını beklemeden mekandan çıktım. Şehir, ıslak ve soğuktu. Yolda yürümeye başladım, içimdeki öfkeyi ve yorgunluğu atmaya çalışıyordum. Bir kafenin önünden geçerken, vitrindeki televizyon ekranı dikkatimi çekti. Alt yazı geçiyordu. Başta ne olduğunu anlamadım, sonra spikerin sesi ve ekrandaki fotoğraf, tüm dünyamı saniyeler içinde paramparça etti. Haberin başlığı: "18 yaşındaki genç kız cesedi Belgrad Ormanı'nda ölü bulundu. Kızın hamile olduğu anlaşılırken, polis cinayetin bebek yüzünden işlendiğini düşünüyor. Yetimhanede kalıyormuş. Polis, kızın kaldığı yetimhaneyi araştırıyor. Kızın adı: A.S." A.S.... Aslı. Yumruğumu sıktım. Bedenim buz kesti. Gözlerim doldu. Yapacağını yapmıştı o pislik. Melek'i aldı, şimdi de son arkadaşımı, son ailemi almıştı. Ona tecavüz ettiğini, Aslı'nın hamile kaldığını ve bu yüzden onu öldürdüğünü biliyordum. Gözümden yaşlar akmaya başladı. Tekrar sözümü tutamamıştım. Geri geleceğim diye yemin etmiştim, ama çok geç kalmıştım. Aslı, beni beklemişti ama ben onu koruyamamıştım. Hızlı hızlı yürümeye başladım, acıdan ve öfkeden ne yaptığımı bilmiyordum. Hızlı yürüdüğüm için, ayağım bir çukura takıldı ve burktum. Dengeyi kaybettim ve yere yığıldım. Şiddetli yağmur, ince kıyafetlerimi sırılsıklam etti. Üşümüyordum; içim yanıyordu. Yere oturup, hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Güçlü Sanrı Karahan, yok olmuştu. Sadece, tüm ailesini kaybetmiş, çaresiz bir kız kalmıştı. Titreyen ellerimle telefonumu çıkardım. Sadece bir kişiyi arayabilirdim. "Demir..." Telefonun diğer ucundan endişeli sesi geldi. "Neyin var, ufaklık? Neden ağlıyorsun?" "Demir... Bu gün... sana çok ihtiyacım var," dedim. Bu itiraf, gururumun son kırıntısıydı. "Yerini söyle hemen geliyorum!" Konumumu attım ve telefon elimden kaydı. Yağmur, yüzümdeki gözyaşlarımla karışıyordu. Üşümek umurumda değildi, içimdeki yangın, dışarıdaki soğuktan daha güçlüydü. Bir an sonra, biri tepemde bir şemsiye tuttu. Başımı kaldırdım. Demir'di. Koruma görevlisi şemsiyeyi tutuyordu. Demir ise, takım elbisesine aldırmadan, önüme diz çöktü. Yağmur, yüzüne damlıyordu. Gözyaşlarımı silerken, sesi derindi ve şaşırtıcı derecede nazikti. "Neden ağlıyorsun, asi kız? Kim üzdü seni?" "Canım çok yanıyor... Sözümü tutamadım. Onu kaybettim! Onu öldürdü! İntikamımı almam lazım..." Demir, omuzlarımı kavradı. "Önce eve gidelim. Hasta olacaksın. Kalkabilir misin?" Cevap vermek yerine, başımı eğdim. Sadece o anda izin verebileceğim tek şeyi söyledim: "Bu gün sadece küçük bir kız olsam olur mu, Demir? Güçlü olmak istemiyorum." Demir'in yüzündeki mafya ifadesi çözüldü. Anladı. Şemsiyeyi korumasına verdi ve beni yerden, kolaylıkla, bir bebek gibi kucağına aldı. Omzuna kafamı yasladım ve tüm acımla, tüm pişmanlığımla ağladım. Hıçkırıklarım, Demir'in ıslak omzuna karışıyordu. O, beni sımsıkı tuttu, tek kelime etmedi. Arabaya geldik. Beni nazikçe koltuğa bindirdi, emniyet kemerimi taktı. O da yanıma oturdu. Arabanın içindeki sıcaklık, dışarıdaki soğukla tezat oluşturuyordu. "Ne oldu? Kim üzdü seni, Sanrı? Söyle bana. Seni üzeni öldürürüm." Başımı kaldırdım. Gözlerimdeki yaşları sildim. İntikam ateşi, gözyaşlarımın altından yeniden parladı. "Kendi intikamımı kendim almak istiyorum... ve bunu yarın yapacağım." Demir, elini nazikçe omzuma koydu. "Konuşmak istediğinde, ben buradayım." Artık Sanrı Karahan, sadece bir dövüşçü değil, yıkılmış bir ruh ve intikam arzusuyla yanıp tutuşan bir silahtı. Ve o gece, yeraltı dünyası, yetimhanenin son kurbanının intikamını alacağına dair yeminini, bir kez daha duymuştu.
Bölüm 15
BÖLÜM 15
