İçeriğe geç

ŞANLI GÖREV-1

Bölüm 8 · 3 dk okuma

ŞANLI GÖREV-1

Bölüm 8

SESİZ KUMAR

Operasyon bölgesinin üzerindeki gökyüzü, fırtına öncesi o sessiz karanlığa bürünmüştü. Asaf, Esila (Gece), Kübra (Gölge) ve dışarıda bekleyen diğer özel harekat ekibi, adeta görünmez birer ruh gibi binanın etrafını sarmıştı. Asaf’ın liderliğinde, binanın dışındaki tüm tetikçiler ve nöbetçiler tek bir ses, tek bir mermi sesi bile çıkmadan, sessizce teker teker aşağı alındı. Dışarısı tamamen bizim ekibin kontrolündeydi.

İçeride ise zaman, Karan için geriye doğru sayıyordu.

Ayla (Ajan) ve Ömer (Çelik), Asaf’tan aldıkları o gizli odanın koordinatları ve kasanın özel şifresiyle koridorda adeta birer gölge gibi ilerlediler. Ömer, belindeki susturuculu silahını kavramış, Ayla’nın arkasında sarsılmaz bir duvar gibi dikiliyordu. Ayla, Karan’ın o lüks, loş ışıklı ofisinin ağır ahşap kapısının önüne geldiğinde durdu. Derin bir nefes aldı, o inatçı ve sarsılmaz subay duruşunu takındı. Kapıyı hiç zorlamadan, sanki evine giriyormuş gibi büyük bir soğukkanlılıkla açtı ve içeri adımını attı.

Karan, masasının arkasındaki büyük deri koltuğunda oturmuş, önündeki sahte haritaları inceliyordu. Kapının açılma sesiyle başını kaldırdı. Karşısında Ayla’yı ve arkasında bir dev gibi dikilen Ömer’i görünce şaşkınlıkla kaşlarını çattı. Gözlerinde ani bir şüphe belirdi.

Karan: "Ajan? Çelik? Sizin bu saatte burada ne işiniz var? Asaf nerede? Ne oluyor burada?!"

Karan tam oturduğu yerden doğrulup elini masanın altındaki gizli alarma doğru uzatacakken, Ayla’nın dudaklarının kenarında o zafer kazanmış, inatçı subay gülümsemesi belirdi. Gözlerinin içine bakarak, buz gibi bir tonla o tarihi cümleyi fısıldadı:

Ayla (Ajan): "Görüşürüz Karan... Tabii bir daha uyanabilirsen!"

Karan daha "Ne diyorsun sen?" diyemeden, o ne olduğunu bile anlayamadan her şey saliseler içinde gerçekleşti. Ayla, arkasındaki Ömer’e saliselik bir baş işareti çaktı. Ömer (Çelik), eski bir askerin o muazzam hızı ve profesyonelliğiyle öne doğru fırladı. Karan’ın masasının üzerinden adeta bir panter gibi atlayarak adamın arkasına sızdı. Güçlü kollarını Karan’ın boynuna doladı ve şah damarına yaptığı o milimetrik askeri baskıyla, Karan’ın tek bir çığlık bile atmasına müsaade etmeden adamı anında bayılttı. Karan’ın gözleri kaydı ve kafası masanın üzerine yığıldı. Binada tek bir alarm bile çalmamıştı!

Ayla vakit kaybetmeden masanın arkasındaki gizli tabloyu yana doğru kaydırdı. Altından çıkan o çelik gömme kasanın dijital paneline, Asaf’tan aldığı o gizli şifreyi tek tek girdi. Klik sesiyle kasanın kapağı açıldı!

İçerisi ağzına kadar o milyonlarca kaçak parayla, devletten çalınan gizli arşiv dosyalarıyla ve bizim onlara yem olarak verdiğimiz o sahte planlarla doluyordu. Ömer, sırtındaki büyük askeri çuvalları açtı. Ayla ile birlikte kasanın içindeki her şeyi, o kirli paraları ve belgeleri tek bir kuruş bırakmadan çuvalların içine doldurdular. Karan’ın maddi gücü de, suç imparatorluğu da şu an o çuvalların içindeydi.

Ömer, devasa çuvalları omuzlarken; Ayla da baygın haldeki Karan’ı kolunun altından kavradı. Koridorlardaki tetikçiler zaten Asaf ve kızlar tarafından sessizce temizlendiği için yol tamamen boştu. Binanın o hiç bilinmeyen gizli arka kapısına doğru ilerlediler.

Ağır demir kapı aralandığında, dışarıda ağaçların arasına gizlenmiş, motoru sessizce çalışan siyah askeri araç onları bekliyordu. Başkomutan Kemal Kaya’nın özel timi kapıları açtı. Ömer o milyon dolarlık çuvalları bagaja fırlatırken, Ayla da Karan’ı askeri aracın arka koltuğuna, zindana doğru giden o yolculuğa doğru sertçe itti.

İni kendi başlarına yıkmışlardı. Tek bir silah patlamamış, tek bir damla kan dökülmemişti ama kumarı aslanlar gibi bizim ekip

kazanmıştı!

Bölüm sonu

2 yorum