İçeriğe geç

ŞANLI GÖREV-1

Bölüm 6 · 9 dk okuma

ŞANLI GÖREV-1

Bölüm 6

YANLIZ KAHRAMAN

Toplantı odasındaki ağır ve gergin bekleyiş, her saniyesi adeta bir ömür gibi geçen o loş sessizlik, ağır adımlarla odaya geri dönen Asaf Dağhan’ın bot sesleriyle bozuldu. Asaf, elinde Karan’ın o suç imparatorluğunun tüm kirli çamaşırlarını, gizli sevkiyat yollarını ve yasa dışı ağlarını barındıran o en üst düzey şifreli dosyalarla içeri girdi. O, bu davanın ortasındaki yalnız kahramandı; vatanı için, şerefli üniforması için bu karanlığın tam kalbinde tek başına çarpışıyordu.

Asaf, sert ve taviz vermeyen askeri adımlarla koca masaya yaklaştı. Elindeki kalın, mühürlü dosyayı masanın tam ortasına, Ayla’nın (Ajan) hemen önüne doğru bıraktı. O an, dosyayı verirken gözleri saniyeliğine Ayla’nın gözlerine kenetlendi. O bakışta, "İşte aradığın o en üst düzey deliller burada subay hanım, şimdi bu oyunu bitirme sırası sende" der gibi inatçı bir parıltı vardı.

Karan, masanın üzerindeki o dosyalara iştahla bakarken yanındaki tetikçisi Gölge’ye buz gibi bir işaret çaktı. Ses tonu tehlikeli bir otoriteyle kısıldı:

Karan: "Güzel... Dosyalar da masaya geldiğine göre artık asıl büyük stratejiyi konuşacağız. Ama bu masada çok fazla kalabalık var. Gölge! Çelik, Gece ve Gölge kod adlı o diğer üç kişiyi odadan çıkartın. Onlar dışarıda, avluda beklesinler. İçeride sadece işin asıl beyni olanlar kalacak!"

Ayla (Ajan), Karan’ın bu ani hamlesi karşısında zerre istifini bozmadı. Arkasına dönüp Ömer (Çelik), Esila (Gece) ve Kübra’ya (Gölge) başıyla hafifçe "çıkın" işareti yaptı. Ömer, can dostu Asaf’ı ve Ayla Subay’ı o odada Karan’la baş başa bırakırken içindeki o inatçı koruma içgüdüsüyle dişlerini sıktı ama planın selameti için bozuntuya vermedi. Kızları da yanına alarak dik adımlarla odadan çıktı. Ağır ahşap kapılar arkalarından büyük bir gürültüyle kapandı.

Artık o devasa, loş salonda sadece Ayla (Ajan), Asaf ve Karan kalmıştı. Ortamdaki gerilim o kadar yüksekti ki, havada uçuşan toz zerreleri bile barut kokuyordu.

Karan, deri koltuğundan yavaşça ayağa kalktı. Elindeki purodan derin bir nefes çekip dumanını tavana doğru üfledi. Elleri arkasında bağlı bir şekilde, masanın etrafında ağır ağır yürümeye başladı. Adımları Ayla’nın oturduğu sandalyenin hemen arkasına kadar geldiğinde durdu. Karan sırtını Ayla’ya dönüp pencereye doğru bakarken, o sinsi ve zehirli sesi odada yankılandı:

Karan: "Biliyor musun Ajan... Şu zamana kadar bu masaya benimle ortak olmak için çok adam geldi. Ama hepsi korkudan titreyen, paranın peşinde koşan zavallılardı. Sen ise farklısın. Gözlerinde zerre korku yok, acayip bir inat var. Ama merak ediyorum... Senin gibi güzel bir kadın, neden böyle tehlikeli, böyle kirli bir işle uğraşıyor? Ne arıyorsun bu karanlık dünyada?"

Karan arkası dönük bir şekilde bu soruyu sorup cevabı beklerken, Ayla (Ajan) oturduğu yerde hafifçe dikleşti. Tam o saniyede, Karan’ın arkasının dönük olmasını fırsat bilerek, masanın diğer ucunda bir dağ gibi dikilen Asaf’a göz ucuyla baktı.

O göz ucuyla bakış, kelimelerden çok daha güçlüydü. Ayla, o inatçı ve sarsılmaz bakışıyla Asaf’a "Merkezdeyiz, deliller elimizde ve bu katilin ipini birlikte çekeceğiz" mesajını gönderiyordu. Asaf da Ayla’nın o keskin, güzel gözlerindeki kararlılığı görünce çenesini sıktı, hafifçe başını dikleştirerek ona gözleriyle eşlik etti. İki şerefli subay, Karan’ın arkasında kelimesiz, sessiz ama bir o kadar da inatçı bir antlaşmayı o an o bakışla mühürlemişti.

Ayla, bakışlarını Asaf’tan çekip arkasında duran Karan’a doğru kafasını hafifçe çevirdi. Sesinde o meydan okuyan, hiçbir gücün karşısında eğilmeyen istihbaratçı tonu vardı:

Ayla (Ajan): "Çünkü Karan... Güzel kadınların sadece süslü salonlarda oturacağını sananlar, her zaman en büyük darbeyi o kadınlardan yerler. Benim neyin peşinde olduğuma gelince... Ben sadece hakkım olanı, o büyük gücü almaya geldim!"Ayla (Ajan), Karan’ın arkası dönük olmasını ve Asaf’la o gizli göz temasını fırsat bilerek sol elini masanın altına, hırkasının koluna doğru kaydırdı. Bileğindeki son teknoloji askeri saate parmağının ucuyla hafifçe dokundu. Saatindeki o milimetrik, dışarıdan asla fark edilmeyen dinleme cihazını gizlice açtı. Cihaz devreye girdiği an, Başkomutan Kemal Kaya’nın merkezindeki kriptolu hatta odadaki her fısıltı, her nefes alışverişi canlı veri olarak akmaya başladı. En üst düzey delil olan o şifreli dosyalar masadaydı, şimdi ise Karan’ın kendi ağzından çıkacak o büyük ifşaatları kaydetme zamanıydı.

Ayla, saatini düzelterek arkasına yaslandı. Gözlerini masanın başındaki Karan’a dikti. Sesine öyle inatçı, öyle meraklı ve hesap sorar gibi bir ton verdi ki, Karan bu sorunun altındaki asıl tuzağı fark edemedi bile.

Ayla (Ajan): "Güçten konuşuyoruz madem, benim kafamı kurcalayan başka bir ortaklık detayı var Karan... Bilirsin, bizim gibi insanlar riskleri sevmez. Bakıyorum da hemen sağ arkanda bir dağ gibi dikilen Asaf Dağhan var. Merak ediyorum... Peki sen niye sağ kolunu, eski bir asker olduğu halde ona bu kadar güvenerek yanına aldın? Bir askerin sadakati her zaman vatanınadır, üniformasınadır. Onun gibi bir adamın senin bu yasa dışı imparatorluğunda, en tepede ne işi var? Ona nasıl bu kadar gözü kapalı güvenebiliyorsun?"

Ayla bu can alıcı soruyu sorduğu an, odadaki hava adeta buz kesti. Masanın diğer ucunda dikilen yalnız kahramanımız Asaf Dağhan, Ayla’nın bu hamlesiyle içten içe sarsıldı ama dışarıya zerre renk vermedi. Gözlerini Karan’a çevirdi, kollarını göğsünde daha da sıkı bağladı. Ayla’nın saatindeki o gizli dinleme cihazının açık olduğunu biliyordu; şimdi Karan’ın vereceği cevap, Asaf’ın o şanlı üniformasını geri almasını sağlayacak en büyük itiraf olacaktı.

Karan, Ayla’nın bu cesur ve inatçı sorusu karşısında kahkahalarla gülmeye başladı. O sinsi, tüyleri ürperten gülüşü odanın duvarlarında yankılandı. Ağır adımlarla masaya geri döndü, Asaf’ın omuzuna elini koyarak Ayla’ya doğru eğildi. Yüzünde, her şeyi kontrol ettiğini sanan o kibirli suç liderinin ifadesi vardı.

Karan: "Güzel soru Ajan, gerçekten keskin bir zekan var! Ama unuttuğun bir şey var; en sarsılmaz askerler bile doğru kartlar oynandığında senin en sadık kölen olurlar. Asaf’ın o şanlı teşkilatınız gözünde nasıl bir 'hain' ilan edildiğini bilmiyor musun? Onun o çok sevdiği vatanı, kendi vurduğumuz o sınır namusunu onun üzerine yıktığımızda arkasına bile bakmadı. Biz ona sadece bu masayı değil, o kaybettiği gücü, intikamı teklif ettik. Teşkilat onu bir kalemde silip çöpe atmışken, o şerefli üniformasını elinden almışken benden başka gidecek yeri mi vardı? Ben askere değil Ajan... Çaresiz kalmış, vatanı tarafından sırtından bıçaklanmış bir adamın öfkesine güvendim! Ve o öfke, onu benim bu dünyadaki en güçlü silahım yaptı!"

Karan, kendi ağzıyla Asaf’a kurdukları o büyük kumpası, sınır operasyonundaki o hain iftirayı tek tek itiraf ediyordu! Ayla’nın bileğindeki dinleme cihazı, bu sözlerin her bir harfini Başkomutan’ın sistemine altın harflerle kazıyordu. Asaf, Karan’ın omuzundaki eline bakarken dişlerini öyle bir sıktı ki, içindeki o inatçı adalet ateşi gözlerinden dışarı fırlayacak gibi oldu. Ama sabretti, o büyük an için sustu.

Ayla (Ajan), saatine gizli bir dokunuş daha yaparak kaydı sağlama aldı. Dudaklarında o zafer kazanmış, inatçı subay gülümsemesi belirdi. Karan’ı kendi ininde, kendi kibriyle vurmuşlardı.Karan, Asaf’ın omuzuna koyduğu elini yavaşça çekti ve kendi kibriyle sarhoş olmuş bir şekilde sinsi sinsi gülmeye devam etti. Asaf’a kurdukları o büyük kumpası, sınır operasyonundaki hain iftirayı kendi ağzıyla, kelime kelime itiraf etmişti. Oysa o sırada Ayla’nın (Ajan) hırkasının kolunun altında, o son teknoloji askeri saatte yanan küçük kırmızı ışık, bu sözlerin her bir saniyesini Başkomutan Kemal Kaya’nın merkezindeki kriptolu hatta altın harflerle kazıyordu.

Asaf Dağhan, kollarını göğsünde daha da sıkı bağladı. Çenesindeki kaslar o kadar kasılmıştı ki, dişlerinin birbirine çarpma sesi loş odada neredeyse duyulacaktı. Yıllardır sırtında bir hançer gibi taşıdığı "hain" damgasının asıl mimarı, tam karşısında durmuş onun öfkesiyle övünüyordu. Ama Asaf sıradan bir adam değildi; o, bu vatanın yetiştirdiği en inatçı, en dayanıklı subaylardan biriydi. İçindeki o intikam ateşini, adaletin vaktini bekleyen bir volkan gibi bastırdı ve buz gibi ifadesini zerre bozmadı.

Ayla (Ajan), saatindeki gizli bir dokunuşla ses kaydını tamamen güvenli sunucuya kilitledi. Artık Karan’ın ipini çekecek ilk büyük koz ceplerindeydi. Şimdi sıra, yazar ortağımın o dâhiyane stratejisiyle belirlediğimiz ikinci ve en büyük darbedeydi: Masanın üzerindeki o şifreli dosyaları, yani Asaf’ın üniformasını ona geri kazandıracak ıslak imzalı kumpas belgelerini ve rüşvet listelerini oradan sağ salim çıkarmak!

Ayla, masanın üzerindeki o kalın, mühürlü dosyaya doğru elini uzattı. Parmaklarını dosyanın üzerine koydu ve onu yavaşça, sanki çok sıradan bir evrakmış gibi kendi önüne doğru çekti. Gözlerini Karan’ın o karanlık, zehirli gözlerine dikti. Ses tonu, bir avcıyı köşeye sıkıştıran usta bir tuzakçı gibi inatçı ve kendinden emindi:

Ayla (Ajan): "Demek bir adamın çaresizliğine ve öfkesine güvendin Karan... Büyük bir kumar oynamışsın. Ama kabul etmeliyim, Asaf gibi bir gücü yanına alarak bu kumarı kazanmışsın. Şimdi, bu büyük kumpas hikayeni ve itiraflarını bir kenara bırakalım da asıl işimize dönelim. Madem artık resmen ortağız ve teşkilatın pususundan kurtulmak istiyorsun, bu getirdiğin şifreli dosyaları benim ekibimin derinlemesine incelemesi gerekiyor. Benim getirdiğim haritalarla bu dosyadaki gizli sevkiyat yollarını tek tek eşleştireceğiz."

Ayla konuşurken, çantasının fermuarını sakin ve profesyonel bir hamleyle açtı. Dosyayı çantanın içine doğru yerleştirirken Karan’ın gözlerinin içine bakmaya devam ediyordu.

Ayla (Ajan): "Bu dosyayı ve içindeki şifreli verileri yanıma alıyorum. Dışarıda bekleyen ekibimle, yani Gece ve Gölge ile birlikte güvenli bir noktaya geçip bu gece sabaha kadar tüm analizleri bitireceğiz. Yarın gün ağarmadan, teşkilatı kendi kurduğu pusuya düşürecek o büyük karşı operasyon planıyla buraya, senin masana geleceğim. Asaf da bizimle gelsin mi, yoksa senin yanında kalıp buradaki güvenliği mi sağlasın?"

Ayla, dosyayı çantasına koyup fermuarı "cırt" diye çektiğinde, odadaki hava bir kez daha ağırlaştı. Karan, gözlerini o çantaya dikti. İçindeki o suçlu içgüdüsü anlık olarak tetiklenmişti; o belgelerin dışarı çıkması demek, imparatorluğunun anahtarını teslim etmek demekti. Ağır adımlarla masaya doğru iki adım attı, ellerini masanın ahşap yüzeyine dayayarak Ayla’ya doğru eğildi:

Karan: "Dosyaları dışarı çıkarmak mı? Ajan... Sen benim kurallarıma göre oynayacağını söylemiştin. Benim dünyamda hiçbir gizli belge bu kapıdan dışarı çıkmaz! Analiz mi yapacaksınız? Ekibini de çağır, bu odada sabaha kadar çalışın. Ama o dosya bu inin dışına adımını atmayacak!"

Karan’ın bu inatçı direnişiyle plan tehlikeye girer gibi oldu. Eğer belgeler odadan çıkmazsa, baskın yapıldığında Karan her şeyi tek bir hamlede yok edebilirdi.

Tam o sırada, masanın başında bir gölge gibi dikilen yalnız kahramanımız Asaf devreye girdi. Büyük bir soğukkanlılıkla öne doğru bir adım attı. Sesindeki o gaddar ve Karan’ın duymak istediği sinsi tonla konuştu:

Asaf: "Karan, dur... Bırak gitsinler. Kadın haklı. Bizim buradaki sistemlerimiz teşkilatın şifrelerini kırmaya yetmez. Ayrıca tüm ekibi burada tutarsak, dışarıda teşkilatın gözcüleri bir şeylerin ters gittiğini anlar ve şüphelenir. Bırak dosyayı götürsünler. Ama merak etme... Onlar analiz yaparken ben de adeta bir gölge gibi arkalarından gideceğim. Kaldıkları güvenli evde başlarında dikileceğim. Hem belgeleri korumuş olurum hem de en ufak bir yamuklarında hepsinin biletini orada keserim. Ne diyorsun?"

Karan, Asaf’ın bu sarsılmaz sadakat kokan teklifi üzerine duraksadı. En güvendiği adamı, o çok güvendiği "öfkeli asker" Asaf yine onun arkasını topluyordu. Yüzündeki o şüpheci bulutlar dağıldı, arkasına yaslanarak başıyla onay verdi:

Karan: "Pekala Asaf... Madem öyle, o dosya ve bu kadınlar sana emanet. Git ve başlarında bekle. En ufak bir şüphede... Hepsini harca!"

Ayla, çantasının askısını omzuna takarken masanın altından bir kez daha Asaf ile göz göze geldi. İki inatçı subay, kurtlar sofrasından o en büyük delilleri aslanlar gibi söküp almıştı. Şimdi o indikten çıkma vaktiydi!

Bölüm sonu

1 yorum