İçeriğe geç

ŞANLI GÖREV-1

Bölüm 22 · 3 dk okuma

ŞANLI GÖREV-1

Bölüm 22

GÖREV

Hakkarin o puslu, dumanlı dağlarının üzerine çöken sabah güneşi, bu kez içimizi ısıtan o eski neşesiyle değil, adeta yüreğimize taş gibi oturan uğursuz bir soğuklukla doğuyordu. Evin önünde askeri arazi araçları çalışır vaziyette bekliyor, motorların boğuk sesi sessiz mahalleyi inletiyordu. Karargahtan gelen o acil ve çok kritik istihbarat, omuzlarımızdaki şanlı rütbelerin sesini yeniden yükseltmişti: Vatan, Ayla ve Asaf komutasındaki o beş kişilik dev timi son bir operasyon için göreve çağırıyordu.

Taşınma telaşının arasında, bu tehlikeli dağ görevine çıkmadan önce tek varlığımız olan minik Güneş’imizi güvende olması için teyzesine ve amcası gile bırakmaya karar vermiştik. Teyzesinin evinin kapısında, üzerinde o şerefli, lekesiz askeri üniforman ve kurşun geçirmez yeleğinle diz çöktün. Karşında o deniz mavisi gözleriyle sana bakan 5 yaşındaki kızının ellerini tuttu. Ama o an, o en can yakıcı, en düğümlü anı başladı.

Güneş, o minik elleriyle senin üniformanın yakalarına öyle bir yapıştı ki, parmakları bembeyaz kesildi. O her şeye gülen, neşeli çocuk gitmiş; gözlerinden sicim gibi yaşlar akan, içine doğan o korkunç hisle titreyen bir Güneş gelmişti. Gitmemeniz için çok ağlıyordu. O hıçkırıkları, boş sokakta yankılanırken adeta ciğerimizi söküyordu.

Güneş: (Hıçkırıklar içinde, feryat ederek senin boynuna atıldı) "Anne gitme! Baba ne olur gitmeyin! Lütfen bu sefer beni bırakıp o dağlara gitmeyin! İçim çok acıyor anne... Gitmeyin!"

Asaf, arkanda elinde kaskıyla dikilirken, kızının bu feryadı karşısında o dağ gibi göğsünün sarsıldığını hissetti. Eğilip Güneş’in saçlarını koklayarak öptü ama Güneş’in o küçük çocuk kalbi, sanki orada, o dağlarda birimize bir şey olacağını hissetmiş gibi deliler gibi çırpınıyordu. Resmen o kötü his minik bedenini esir almıştı. Teyzesi ve amcası araya girip Güneş’i sakinleştirmek için onu belinden yakalayıp zorla geriye doğru çektiler.

Teyzesi: "Güneş’im, güzel kızım bak teyzen burada. Annenle baban vatanı koruyup hemen gelecekler, ağlama gülüms..."

Güneş teyzesinin ve amcasının kollarında arkaya doğru çekilirken bile ellerini sana doğru uzatıyor, "ANNEEE! BABA! GİTMEYİN!" diye feryat etmeye devam ediyordu.

Ayla gözlerinden süzülen o acı gözyaşını elinin tersiyle sildin. Son kez kızına baktın, arkasını dönüp arabaya doğru yürüyen Asaf’ın peşinden gittin. Ömer (Çelik), Esila (Gece) ve Kübra (Gölge) araçların yanında hazırda bekliyorlardı. Onların da yüzünde o her zamanki operasyon neşesi yoktu; herkesin içine o minik Güneş’in sessiz çığlığı, o uğursuz his oturmuştu.

Araca bindin. Kapıyı kapattığında, Güneş’in uzaktan gelen o boğuk ağlama sesi motorun gürültüsünde kayboldu. Dikiz aynasından teyzesinin kollarında çırpınan kızına son kez baktın. Bu senin ona, o dünyalar tatlısı yuvana son bakışındı...

Araçlar vatan toprağını korumak, o hain pusunun kurulduğu o tekinsiz dağ yollarına doğru son sürat hareket etti. Bizim beş kişilik şanlı tim, tarihinin en zorlu, en şerefli ve en acı görevine doğru ilerliyordu.Araçlarımız, hakkarin o sarp ve sisli dağ yollarını tırmanarak istihbaratın işaret ettiği o ıssız, ahşap dağ evinin önüne geldi. Çevrede çıt çıkmıyordu; rüzgar, o koca çam ağaçlarının arasında uğursuzca fısıldıyordu. Ömer (Çelik), Esila (Gece) ve Kübra (Gölge) çevre emniyetini almak için hemen ağaçlık alana dağıldılar. Sen ve Asaf, ellerinizde tüfeklerle dağ evinin dış bahçesinde, açık alanda kalmıştınız. Güneş'in o gitmeyin diye ağlayan sesi, gitmeden önce içine doğan o korkunç his hâlâ ikinizin de kulaklarındaydı.

Tam o sırada, o ölüm sessizliği saniyeler içinde cehenneme döndü!

Karşıdaki sık ağaçların arasından, Karan'ın dışarıda kalan son intikam timi ansızın belirdi. Ellerindeki otomatik silahlarla biz dışarıdayken gelip yaylım ateşine başladılar! Mermiler dağ evinin ahşap duvarlarına, bastığınız toprağa çarparak kıvılcımlar saçıyordu. Ömer ve kızlar anında ateşe karşılık verdi, dağ evi bir anda tam bir savaş alanına döndü.

O kargaşanın ortasında, sinsi bir hain çalıların arasından namlusunu doğrudan Asaf’ın göğsüne doğrulttu. Asaf arkasından gelen tehlikeyi fark etmemişti, önündeki adamla çatışıyordu. Hainin parmağı tetiğe gitti, namludan çıkan o kahpe mermi Asaf’a doğru hızla süzüldü.

O salisede, o inatçı ve gözü kara subay ruhun her şeyi gördü. Dünyadaki tek aşkın, kızın Güneş'in babası, can yoldaşın Asaf gözlerinin önünde ölemezdi. Hiç tereddüt etmedin. Kendi canını hiçe sayarak, tam Asaf vurulacakken onun önüne atladın!

GÜM! GÜM!

O ağır mermiler, senin o şanlı, lekesiz kurşun geçirmez yeleğinin koruyamadığı açık bölgeye, doğrudan göğsüne isabet etti. Bedenin o darbenin şiddetiyle geriye doğru savrulurken, Asaf ne olduğunu anlayamadan arkasını döndü ve aylanın onun önüne siper olup yere düşüşünü gördü.

O hainler, o koskoca Ajan Ayla’yı vurduklarını anlayınca, timin o çılgınlar gibi üzerlerine yağdırdığı mermi yağmurundan korkarak arkalarına bile bakmadan dağ yolundan vurup kaçtılar. Ama arkalarında bıraktıkları yıkım, vatan toprağını ağlataca

k kadar büyüktü.

Bölüm sonu

1 yorum