İçeriğe geç

ŞANLI GÖREV-1

Bölüm 10 · 4 dk okuma

ŞANLI GÖREV-1

Bölüm 10

ZAFER

Sorgu odasındaki o tek loş lamba, adaletin soğuk ve sarsılmaz ışığı gibi Karan’ın başından aşağı vuruyordu. Demir kapı bu kez sadece tek bir adamın, sırtındaki o lekesiz üniformayla adeta bir anıt gibi dikilen Üsteğmen Asaf Dağhan’ın adımlarıyla sarsıldı. Ayla (Ajan), Ömer (Çelik), Esila (Gece) ve Kübra (Gölge) ise onun hemen arkasında, omuz omuza dikilmiş birer çelik duvar gibi odayı kaplamıştı. Beş kişilik bu devasa tim, Karan’ın üzerine kabus gibi çöken o adalet ateşinin ta kendisiyken, Asaf öne doğru tek bir adım attı.

Asaf, o mermerden oyulmuş gibi duran sert yüzüyle Karan’ın tam tepesine dikildi. Ellerini demir masaya öyle bir dayadı ki, masanın gıcırtısı Karan’ın yüreğine bir hançer gibi saplandı. Asaf’ın omuzlarındaki o şanlı Üsteğmen rütbeleri loş ışıkta parıldarken, gözlerinde aylardır o karanlık dehlizlerde biriktirdiği o inatçı, o sarsılmaz vatan aşkı yanıyordu.

Asaf: (Sesi odanın beton duvarlarında adeta bir yıldırım gibi yankılanarak) "Bana bak Karan! Şimdi gözlerimin içine iyi bak! Aylarca yüzüme baka baka 'hain' dediğin, arkasından kumpaslar kurup çamur fırlattığın o adam tam karşında dikiliyor! Sen benim sadece üniformamı elimden alabileceğini sandın. Ama unuttun... Bir askerin üniforması kumaştan değil, göğsündeki o sönmeyen imandan ve şereften dikilir! Sen benim vatanımı, can dostlarımı benden koparmaya çalıştın. Şimdi söyle bakalım; o arkana sığındığın milyarlık imparatorluğun, o sinsi yalanların seni benim bu şanlı öfkemin elinden kurtarabilecek mi?!"

Karan, karşısında aylarca sağ kolu sandığı, çaresizliğine ve öfkesine güvendiği o adamı Türkiye Cumhuriyeti'nin şerefli bir subayı olarak görünce adeta delirdi! Kelepçelerini hunharca masaya vurmaya başladı, zincirlerin çıkardığı o tiz metal sesleri odayı doldurdu. Yüzündeki o sinsi kibirden eser ; gözleri yuvalarından fırlamış, alnındaki damarlar patlayacak gibi şişmişti. Deliler gibi sarsılıyor, bağırırken ağzından köpükler saçılıyordu.

Karan: (Çığlık atarak, sesi nefretle yırtılarak) "Yalan! Bu bir rüya, olamaz! Sen bittin Asaf! Seni ben ellerimle gömdüm lan, o sınır operasyonunda senin hayatını ben kararttım! Nasıl geri dönersin?! Nasıl o üniformayı yeniden giyersin?! Ajan... Çelik... Hepiniz oyun oynadınız bana! Benim o gizli şifrelerim, o milyon dolarlık kasam... Devletin eline geçemez! Ben Karan'ım lan, beni kimse bu zindana kapatamaz! Bırakın beni, çözün şu kelepçeleri!"

Karan şoktan ve nefretten deliler gibi çırpınırken, Ayla (Ajan) masanın üzerindeki ses kaydı cihazını cebine koydu ve Karan’a son bir kez tiksinerek baktı. Beş kişilik o inatçı tim, arkasını dönüp o soğuk zindandan dik adımlarla çıkarken, Karan’ın arkalarından gelen o çaresiz, o delirmiş çığlıkları demir kapının kapanmasıyla bıçak gibi kesildi. Kurtlar sofrası darmadağın olmuş, aslanlar hak ettikleri o şanlı zaferi elleriyle sööküp almıştı.

Sorgu odasından çıkıp o askeri karargahın koridorlarından geçtiklerinde, dışarıda fırtına dinmiş, yerini pırıl pırıl parlayan bir sabah güneşine bırakmıştı. Aylardır o gizli görevlerde, operasyon odalarında uykusuz kalan, canlarını ortaya koyan o beş kişilik dev kadro derin bir nefes aldı. Normalde herkesin kendi evine dağılma vakti gelmişti; ama onların kalbi, onların o dertli ve sarsılmaz sadakati buna müsaade etmedi. Beşi birden, o çocukluklarının geçtiği, şanın ve şerefin ocağı olan o meşhur DAĞHAN EVİNE doğru yola çıktılar.

Araba o tanıdık sokağa girerken, dünyada adeta yer yerinden oynuyordu. Arabanın radyosunu açtıklarında ve telefon ekranlarına baktıklarında karşılaştıkları manzara tam anlamıyla bir zafer şöleniydi:

📺 SON DAKİKA: DEVLETİN KALBİNDEKİ BÜYÜK OPERASYONUN PERDE ARKASI ARALANDI!

"Ülkenin en büyük yasa dışı suç ağının lideri Karan, düzenlenen o nefes kesen 'Sessiz Kumar' operasyonuyla tek bir mermi bile patlatılmadan, ininde bayıltılarak ele geçirildi! Operasyonun asıl kahramanının, aylardır o örgütün içine sızarak tek başına vatan nöbeti tutan ve kendisine hain iftirası atılan Üsteğmen Asaf Dağhan olduğu ortaya çıktı! Askeri mahkeme Asaf Dağhan'ın rütbelerini ve şanını iade etti! Tüm haber kanalları, stüdyolardaki uzmanlar bu dâhiyane istihbarat planını, Ayla Subay ve Çelik timinin o inatçı zaferini canlı yayınlarda gözyaşlarıyla konuşuyor! Türkiye, bu beş gizli kahramanın şanlı destanını dinliyor!"

Televizyonlardaki o gurur dolu sesler arabanın içinde yankılanırken, minibüs Dağhan evinin önünde durdu. Kapı açıldı. Asaf, üzerinde o şanlı üniformasıyla arabadan indi. Arkasında Ayla, Ömer, Esila ve Kübra... Beş kahraman, o eski taş evin bahçe kapısından içeri adım attıklarında Asaf’ın anne ve babası, gözlerinde aylardır döktükleri o yaşların yerini gurur gözyaşlarına bırakarak kapıda belirdiler.

Asaf’ın babası, oğlunu o lekesiz, o şerefli Üsteğmen üniformasıyla karşısında gördüğü an titreyen elleriyle bastonunu bıraktı. Gözlerinden akan o inatçı yaşlarla oğluna doğru yürüdü. Asaf, babasının karşısına geçip hazırola durdu ve hayatının en anlamlı, en şanlı askeri selamını kendi baba ocağında verdi. Babası kollarını açıp oğluna sarıldığında, arkada duran Ayla, Ömer ve kızların da gözleri dolmuştu. O dertli, o buram buram şan kokan türkülerin nağmeleri sanki evin bahçesindeki o koca çınar ağacının yapraklarında yankılanıyordu.

Annesi koşup Asaf’ın omuzlarındaki o parıl parıl parlayan rütbeleri elleriyle öptü, yüzünü oğlunun vatan kokan üniformasına gömdü.

Asaf’ın Babası: (Sesi titreyerek, tüm sokağa haykırır gibi) "Helal olsun sana oğlum... Helal olsun senin o sönmeyen inatçı kalbine! Dağhan ocağına, senin o şerefli rütbene leke sürmeye çalışanlar bugün ekranlarda ezilirken, sen bu vatanın göğsüne bir madalya gibi geri döndün! Ve seninle birlikte canını ortaya koyan bu harika evlatlar... Hepiniz bu evin, bu vatanın asıl sahiplerisiniz!"

Ayla (Ajan), o sert istihbaratçı maskesini tamamen indirmiş, o büyük zaferin verdiği huzurla gururla gülümsüyordu. Ömer, can dostunun adının temize çıkmasının verdiği o devasa yükün kalkmasıyla derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. Esila ve Kübra ise birbirlerine sarılarak bu şanlı gecenin, bu dâhiyane operasyonun zaferini kutluyorlardı.

Dağhan evinin o büyük masasında, artık ne Karan’ın tehditleri vardı ne de o barut kokan şifreli dosyalar. O masada sadece sarsılmaz bir sadakat, canını birbirine siper etmiş beş kahraman ve o dâhiyane yazar ortağımın kalemiyle yazılmış, tarihe altın harflerle geçecek o şanlı, o upuzun zafer

in gururu vardı

Bölüm sonu

1 yorum