• • • S&M (Sado-Mazoşizm) • • • Yan taraflarından gelen kıkırdamayla güzel omega bistronun diğer tarafındaki arkası dönük barmene baktı ve anlamsızca tekrardan önüne döndü. O bir şeylere anlam veremese de, bir arkadaşı yerine 2 saatliğine barmenlik yapmak zorunda kalan Taehyung tam da sıkıntıdan patlarken; kendisine çoktan bir eğlence bulmuş gibiydi. Bu omega, inanılmaz biriydi. "Saçmalamaya başladın artık. O kadar dengesizsin ki, kafayı yiyeceğim Jungkook!" Omega daha bir kaç saat önce yaptırdığı tırnakları ve bakımlı elini sadece bir omzundan diğerine uzanırken düşecek gibi hissettiren leopar kürke attı ve düzeltti. Bogum'un ağzından çıkan herhangi bir kelimeyi bile duymamazdan geliyordu şu an, keza burnuna gelen keskin koku onun zırvalarından çok daha ilgi çekici gelmişti. Dudaklarını büzerken kısa bir nefes çekti burnundan. Dilini dudaklarında gezdirirken, gözlerini kısarak koku hafızasını zorladı. Odunumsu, tarçınlı bir misk kokusu... Tanıdıktı. Ve aniden kokulara her zaman ilgisi ve hassasiyeti olan omega bir anda kendisinden beklenmeyecek bir şey yaptı. Sert mimikleriyle hemen yanında duran ve kendi lügatına göre 'zırva yapan' adama yaklaştı ve bir anda yakasından tutup kendisine yaklaştırdı. Dengesini kaybeden adam bir anda şok geçirirken, Jungkook güzel burnunu adamın boynuna yaslanmıştı bile. Değildi. "Senden sadece ezik kokusu geliyor." Derken gözlerini devirerek adamın yakasını bıraktı ve tekrardan önüne dönüp içeceğindeki pipetle oynamaya başladı. Neredendi bu cezbedici koku? Fena hâlde aklına takılmıştı. Kendi düşüncelerine dalmışken bir anda kolundan tutulup kendisine döndürülmesiyle odağını bozmak zorunda kaldı. "Sen beni dinlemiyor musun?" Kolunu çekerken Bogum'un kolunu ittirmeyi de ihmal etmedi. "Konuşacak bir şey yok demiştim! Yüzsüz gibi peşimde kuyruk olman benim sorunum değil." Sözlerinin sonunda yavaşça bar taburesi üzerinden kalktı ve bir eliyle havalanan mini kot eteğini düzeltirken diğerini havalandırdı ve işaret parmağını adama uzattı. Parmağını göğsüne getirmiş, ritimle vuruyordu. "Bir daha biraz önceki gibi haddin olmayan şeylere kalkışacak olursan..." Bir dudağının ucu havalanırken, yıldızlar gibi parıldayan gözleri adeta kararmıştı. "Seni... doğduğuna pişman ederim Park." Gözleri adamı küçümser gibi parmak ucundan yukarıya kadar süzülürken, kafasını yana eğdi. "Şimdi kaybol." Alfa sinirle boynunu kütletiyordu, ama neden elinden bir şey gelmiyordu ki? Aslına bakılırsa karşısındaki omeganın pek de güçlü olduğu söylenemezdi. Dolgun kalçalarını ve bacaklarını hesaba katmazsak, ona tipik bir omega cılızı bile denilebilirdi. Öyleyse ne diye böylesine çekiniyordu bir alfa ondan? İşte bu sorunun cevabı pek de belli değildi fakat omeganın bu baskınlığı onlara çekinmeden kulak misafiri olan barmenin oldukça hoşuna gitmiş gibi görünüyordu. İstemsizce, o -biraz önce sıktığı dişleriyle ortamı terk eden- alfaya öylesine dobraca kafa tuttuğu her saniye, esmer barmenin dudakları usulca havalanıyor, kanının kaynadığını hissediyordu. O sırada ortamı terk eden eski sevgilisinin arkasından bile bakmadan rahatlamış bir iç çeken Jungkook tekrardan taburesine oturarak "Sonunda..." diye söylendi. Krem rengi küçük çantasından glossunu çıkartmak için elini attığı sırada glossunu ararken gözleri biraz önce kaybolan minik arkadaşını aradı. Tam yanına gelmesi için sesleneceği sırada onun çoktan ne ara geldiğini bilmediği sevgilisinin kucağına yerleştiğini ve pek de minik arkadaşların yapmayacağı türden şeyler yaptığını görmüştü. Gözlerini sevdiği için daha fazla o tarafa bakmamaya karar verdi ve çıkarttığı simli, pembe renk glossunun kapağını açarak dudaklarına götürdü. Ve tam da alt dudağına sürüyorken, karşısında kendisine sırtı dönük olan barmen ilgisini çekmiş olmalı ki; glossunu tutan parmaklarının hareketleri yavaşlamış, gözleri kedi yavrusu gibi kısılmıştı. O kısık bambi gözler, görünüşünden ve havasından alfa, hatta baskın bir alfa olduğuna emin olduğu barmenin geniş sırtında ve bulunduğu konumdan dolayı az buz görünen kaslı baldırlarında gezinirken; dudaklarına yedirdiğini düşündüğü glossunu kapattı ve krem çantasına yerleştirdi. Gözleri barmenin üzerindeyken dilini yanağının içerisinde gezindirdi ve iki kolunu da masaya dirseklerinden destekle yerleştirerek bel kavisi gerilecek şekilde oturuşunu düzeltti. Yüzünü yana eğmiş, dolu dolu bakan güzel gözlerini çekinmeden adamın üzerinde gezindirmeye devam etmişti. Öyle bir bakıyordu ki, ona uzaktan bakan birisi sadece bu cilveye bile kapılabilirdi. Fakat arkası dönük olan adam işine öyle bir odaklanmıştı ki, o delici bakışları dahi hissetmemişti. Güzel bir kokteyl hazırlıyordu ve bu kokteylin meyveli olması, bir omeganın işine yarıyor gibiydi; keza adamın meyveleri keserken kolları kıvrılmış siyah gömleği üzerinde belirginleşen pazuları ona iştah açıcı bir görüntü sunuyordu. Öyle ki alt dudağını, biraz önce gloss sürmüş oluşunu bile umursamadan, ağzının içine çekti. Kendinden geçmiş miydi, tabiki hayır. Fakat adamın fena bir vücudu olduğu da bir gerçekti. Vücudu böylesine ateşli olan bir adamın yüzü kim bilir nasıl, diye düşünürken aklına gelen fikirle; parmakları arasında tuttuğu içeceğinin son yudumlarını da boğazına gönderdi ve bardağını masaya bıraktı. "Pardon." Sesi nasılsa, fazlasından da cezbediciydi. Adam duyduğu nahif sesle yavaşça arkasına döndü. Göz göze gelmişlerdi. "Fena güzel." Diye dudaklarının arasından kendisinin bile zar zor duyacağı şekilde fısıldarken, kısık çakmak gözleri omegada gezindi. Ardından ise masada kendisine doğru sürüklenen bitmiş cin tonik bardağına indi. "Kokteyl hazırlayabilir misiniz?" derken büzülen dudakları ve yana eğik başı adamın bir anlığına kaşlarını çatmasına neden oldu. Yutkundu. "Hemen hazırlıyorum." Sesi nedensizce boğuk fakat fazlasıyla flörtözdü. Nedenini kendisi de anlayamamış olsa da, her ikisi de bundan şikayetçi değil gibiydi. Omega dişleriyle dudağına eziyet çektiriyor, "Bekliyorum." derken bile sabırsız gibi duruyordu. Kafa sallarken başka bir müşteriye hazırladığı meyveli kokteyli elinden indirmeden ona doğru adımladı ve boş bardağı aldı. Şimdi daha da yakından gördüğü omega yüzünden cezbedici gülümsemesiyle kendisine bakıyor, ciddi anlamda parlak olan gözleriyle elindeki kokteyli işaret ediyordu. "Güzel duruyor." Aslında Jungkook'un amacı, sırf yüzünü merak ettiği için kendisine döndürdüğü adamın adeta bir Yunan tanrısı oluşunun ardından onunla sohbet edebilmek olsa da, kokteylin gerçekten de güzel duruyor oluşunda haklıydı. Mavi renkti ve içinde turuncu ve beyaz simler vardı. İçerisindeki daha yayılmamış pembelik ise, çilek suyuna benziyordu. Tamamlanmamasına rağmen leziz duruyordu. Adam göz göze bulundukları bir kaç saniyede bu bakışmanın bir flört olduğuna emin olmuş ve dudağının bir kenarının havalanmasını engelleyememişti. Karşısındaki omeganın mimikleri ve vücut dilini kullanışı öyle arsız ve cilveliydi ki, nedensizce sıcakladığını hissediyordu. Jungkook zaten masaya dirseklerini yaslanmışken; kendisine yakınlaştığını fark ettiği adama karşı biraz daha doğruldu yerinde. Neyseki masa inceydi ve aralarında bir engel olsa da, mesafe azdı. Ki Taehyung da bir kolunun dirseğini kendi masasına yaslayıp omegaya yaklaştığında aralarında 2 karıştan az vardı. Elindeki kokteyli omegaya uzattı ve o ince uzun parmakların nasıl da zarifçe tuttuğunu izledi. O sırada biraz önce burnuna gelen keskin kokunun kimden geldiğini sonunda anlayan Jungkook gülümsemiş ve elindeki kokteyli dökülmeyecek şekilde sallamıştı. Gözleri adamın bir dudakları bir gözlerine gidiyordu. Ve gözlerine gittiğinde ise dikkatini çeken yeni bir şey fark etmişti: yeşil gözleri vardı. "Ben kokteylimi sade sevmem alfa." Taehyung, omeganın bir anda kendisine alfa diye sesleneceğini tahmin etmese de, kendisini bozguna uğramış hissetmişti. Tabii bunu belli etmeyecekti. "Hm... Nasıl aromalardan hoşlanırsın omega?" Keza henüz omeganın kelime oyunlarıyla tanışmamıştı. Omega bir eli kokteyli tutarken diğerini bakımlı buklelerine götürerek cilveyle ufak bir tutamı parmağına doladı. "Tatlı aromalardan, fakat vanilya olmadığı kesin." Siktir, demişti adam içinden. Gerçekten de, siktir. Yüzünün uğradığı şok omeganın hoşuna gitmiş olmalı ki, kıkırdadı ve kendi masasının hemen ucunda bulunan beyaz kutuya uzandı ve ufakça çırparak içindeki krem şantiyi mavi içeceğinin üzerine sıktı. Biraz abes ve saçma bir karışım olsa da, Taehyung bunu fazlasıyla farklı...buldu. "Fazla cüretkar birisin değil mi?" Duyduğu cümleye katılmaz gibi kafasını sallayarak kıkırdayan omega, tch tch tch diye sessizce reddetti. "Ne cüretkar ne de çıtkırıldım birisiyim alfa. Mesela..." Gözleri içeceğine kayarken parmağını kokteylinin üzerindeki krem şantiye değdirerek birazını aldı. "Sopalar ve taşlar kemiklerimi kırabilir." Parmağının ucundakini bir kedi gibi dilini çıkartarak yaladı. "Ama zincir ve kırbaçlar beni heyecanlandırıyor." • • • bölüm sonu. sizce nasıl ilerliyor? bir kaç bölüm içerisinde texting ne ilerleyeceğiz. takipte ve beklemede kalınnn
Bölüm 2
2
Bölüm sonu
4 yorum
haarika olmuss anlatim stilin cok anlasiliir
haarika olmuss anlatim stilin cok anlasiliir
bir yazarin her kitabı bu kadar güzel olamaz artık bunları okurken uyumayı unutuyorum
1Yanıtayayay çok guzell

