İçeriğe geç

Sancağın Gelini

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Sancağın Gelini

Bölüm 3

2: Fısıltılar

2: Fısıltılar

Mardin’de geceler, gündüzlerden daha çok şey anlatırdı.

Gündüzleri taş duvarların ardında hayat devam eder, insanlar işlerine koşar, avlularda kahveler pişer, sofralar kurulur, büyükler söz söylerdi. Ama gece olduğunda herkes sustuğunda, o eski taş konaklar sanki içlerinde sakladıkları her şeyi anlatmaya başlardı.

Yıllardır nice sevince, nice ayrılığa şahitlik eden Aslanbey Konağı da o gece sessizdi.

Avlunun ortasında duran eski taş çeşmeden akan suyun sesi, gecenin karanlığında daha belirgin duyuluyordu. Hafif esen rüzgâr, dut ağacının yapraklarını sallıyor, konağın yüksek duvarlarına çarpıp geri dönüyordu.

Ama o gece konağın içinde uyuyamayan biri vardı.

Avşin Aslanbey.

Genç kadın, odasının penceresinin önünde durmuş, avluyu izliyordu. Üzerinde gün boyu hazırlıklar için giydiği elbise vardı. Saçları omuzlarına dağılmış, yüzündeki eski neşeden eser kalmamıştı.

Herkes onun yaklaşan düğününü düşündüğünü sanıyordu.

Herkes onun heyecanlı olduğunu zannediyordu.

Ama kimse Avşin’in kalbinde taşıdığı ağırlığı bilmiyordu.

Elini karnının üzerine götürdü.

Gözlerinden süzülen yaşları silmeye çalıştı.

“Ben ne yaptım Allahım?” diye fısıldadı kendi kendine.

Sesi o kadar kısıktı ki kendi bile zor duydu.

Bir insan bazen yaptığı hatadan değil, o hatanın başkalarının hayatını nasıl değiştireceğinden korkardı.

Avşin de korkuyordu.

Kapısına hafifçe vuruldu.

“Abla?”

Narin’in sesiydi.

Avşin hemen kendini toparladı. Gözyaşlarını sildi ve pencerenin önünden ayrıldı.

“Gel güzelim.”

Kapı açıldı.

Narin elinde ince işlemeli bir örtüyle içeri girdi.

“Bunu salonda unutmuşsun. Annem görmeden getireyim dedim.”

Avşin örtüyü alırken kardeşine baktı.

“Sen her şeyi düşünmek zorunda mısın Narin'im?”

Narin şaşkınlıkla gülümsedi.

“Ne yaptım sanki?”

“Bilmiyorum.."

Avşin derin bir nefes aldı.

“Sen hep böyleydin. Herkesin eksiğini tamamlayan, herkes üzülmesin diye kendi üzüntünü saklayan…”

Narin yatağın kenarına oturdu.

“Sen de benim ablam olduğun için ben böyleyim ya hani akıllım”

Avşin’in gözleri doldu.

Narin bunu fark etti.

“Ablacım…”

“Efendim güzelim?”

“Sen gerçekten mutlu musun?”

Avşin başını çevirdi.

Bu soru, beklemediği kadar ağır gelmişti.

“Niye böyle bir şey sordun ki şimdi?”

“Çünkü seni tanıyorum.”

Narin’in sesi yumuşaktı.

“Sen mutlu olduğunda böyle bakmazsın. Gözlerinin içi gülerdi, ” Yatağın üzerine bıraktığı örtüyü başıyla işaret ederek "Bu örtüyü salonun ortasında unutmazdın."

Avşin cevap vermedi.

Çünkü bazı cevaplar söylendiği anda geri dönüşü olmayan kapıları açardı.

“Narin'im”

“Efendim ablacım?”

“Bazen insan doğru olanı yapmakla, istediği şeyi yapmak arasında kalır.”

Narin ablasına baktı.

“Neden böyle konuşuyorsun ablacım, neyin var?”

Avşin zoraki bir gülümseme yaptı.

“Boş ver. Düğün telaşı işte.”

Ama Narin inanmadı.

Yine de ablasını zorlamadı.

Çünkü bazı insanların anlatması için zamana ihtiyacı vardı.

Ertesi sabah Aslanbey Konağı her zamanki gibi erkenden hareketlendi.

Mutfaktan gelen kahve kokusu bütün konağa yayılmıştı. Zehra Hanım, çalışanlara yapılacak işleri anlatıyor, kadınlar düğün hazırlıkları için kumaşları ayırıyordu.

Narin, annesinin yanında sessizce yardım ediyordu.

“Anne, şu örtüler de tamam.”

Zehra Hanım kızına baktı.

“Allah senden razı olsun kızım. Sen olmasan bu evin işi zor.”

Narin gülümsedi.

“Ne demek anacım, benim ablamın düğünü sonuçta"

O sırada avluya Baran girdi.

Saçları dağınıktı.

“Narin abla.”

Narin dönüp baktı.

“Ne oldu yine?”

Baran mutfağa doğru bakıp kaşlarını kaldırdı.

“Kahvaltı var mı?”

Narin gülerek başını salladı.

“Senin derdin hiç değişmiyor.”

Baran omuz silkti.

“Açken kimseyle uğraşamam valla. Bana sataşıp durma ”

Zehra Hanım istemsizce gülümsedi.

“Allah sizi birbirinizden ayırmasın.”

Narin ve Baran birbirlerine baktılar.

Onlar bilmiyordu.

Bazı dualar insanın en çok ihtiyaç duyduğu anda sınanırdı.

Aynı saatlerde Sancak Konağı’nda da gün başlamıştı.

Büyük avluda herkes kendi işiyle uğraşıyordu.

Sultan Hanım mutfakta hazırlıkları kontrol ederken, Zeliha Hanım salonları dolaşıyordu.

“Gülsüm kızım, şu vazoları dikkatli koy.”

“Tamamdır Hanımım.”

Gülsüm hemen işine döndü.

Melek ise elindeki örtüleri düzenlerken sessizce etrafı izliyordu.

Bu konakta herkesin bir yeri vardı.

Kiminin sözü geçerdi.

Kimi ise sadece gördükleriyle kalırdı.

Zeliha Hanım yıllardır bu evdeydi.

Karan’ı çocukluğundan beri tanıyordu.

Onun sert görünüşünün altında nasıl bir yalnızlık olduğunu bilen birkaç kişiden biriydi.

Karan Sancak, babasının odasında karşısında oturuyordu.

Cevdet Bey her zamanki gibi ciddi bir ifadeyle oğluna bakıyordu.

“Karan.”

“Buyur baba.”

“Düğün yaklaştı biliyorsun oğlum.”

“Biliyorum baba.”

Cevdet Bey oğlunun sakin tavrını izledi.

“Bu sadece bir evlilik değil, bizim için önemli bir adım.”

Karan sessiz kaldı.

“Bu iki ailenin bağıdır.”

Karan başını salladı.

“Ben üzerime düşeni zaten yapıyorum baba."

Cevdet Bey bu cevaptan memnun görünse de oğlunun gözlerindeki uzaklığı fark etmişti.

“Karan, bir gün bu konağın başına sen geçeceksin. Duygularınla değil, aklınla hareket etmen gerekir oğlum.”

Karan’ın yüzü değişmedi.

“Ben bunu yıllardır yapıyorum zaten baba.” Cevdet bey oğlunun cümlesinden sonra başını ağır ağır sallayıp, ayağa kalktı. Gitmeden tekrar uzun uzun oğlunun bahar gözlerine baktı, lakin hiçbir şey demeden odadan çıktı.

Cevdet Bey çıktıktan sonra Karan uzun süre odada tek başına kaldı.

Öğleden sonra Berfin, annesi Hacer Hanım ile avluda oturuyordu.

Hacer Hanım kızının yüzündeki ifadeyi görünce dayanamadı.

“Berfin.”

“Efendim ana?”

“İçinde tuttuğun şeyi görüyorum kızım, kendini kimse için yıpratma.”

Berfin sustu.

Hacer Hanım kızının elini tuttu.

“Her istediğimiz her zaman nasip olmaz kızım.”

Berfin gözlerini yere indirdi.

“Ben hiçbir şey istemedim, isteyemedim ki anne.”

Hacer Hanım kızının bu sözündeki kırgınlığı hissetti.

Ama ikisi de gerçeği biliyordu.

Berfin yıllardır aynı avluda büyümüştü.

Ve kalbi de yıllardır aynı avluda kalmıştı.

Akşam olduğunda iki konakta da aynı konu konuşuluyordu.

Düğün.

Aslanbey Konağı’nda Avşin gözyaşlarını saklıyordu.

Sancak Konağı’nda Karan kaderini kabul etmeye çalışıyordu.

Berfin ise kaybetmekten korktuğu şeyi daha hiç sahip olamadan kaybetmenin acısını yaşıyordu. Biricik Karan'ını başkasına kaptırmıştı.

Narin ise hâlâ hiçbir şey bilmiyordu.

Ablası için üzülüyor, onun yeni hayatını hayal ediyordu.

Oysa kader, çoktan onun için bambaşka bir yol çizmişti.

Ve Mardin’in eski taş duvarları…

Bir sırrı daha sessizce saklamaya devam ediyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.