İçeriğe geç

Sancağın Gelini

Bölüm 15 · 8 dk okuma

Sancağın Gelini

Bölüm 15

14: Çatlak

14: Çatlak

Mardin sabahı, Sancak konağına her zamankinden daha soğuk ve gri bir ışıkla doğdu. Avludaki o uğursuz sessizlik, sanki taşların arasına sinmişti. Karan, bütün geceyi avludaki o küçük masada, elinde soğumuş bir kahve fincanıyla geçirmişti. Yukarıdaki odanın penceresine her baktığında, Narin’in o hareketsiz siluetini görüyordu. Narin orada, dünyayla bağını tamamen koparmış, kendi yasını tutuyordu.

Zeliha abla sabah erkenden odaya girdiğinde, tepsiyi tam olarak dün akşam bıraktığı gibi buldu. Narin, gece boyunca bir lokma bile yememiş, bir yudum su içmemişti. Zeliha, korkuyla aşağıya, avluya koştu.

"Ağam," dedi Zeliha, elleri titreyerek. "Narin Hanım... Hiçbir şeye dokunmamış. Taş kesilmiş sanki. Ne ses veriyor ne bakıyor."

Karan’ın yüzündeki o yorgun ifade, bir anlığına sert bir öfkeye dönüştü. Ayağa kalktı, sandalyeyi arkasında devirdi. Hiçbir şey demeden merdivenleri ikişer ikişer çıktı.

Odanın kapısına geldiğinde duraksadı. İçerideki o mutlak sessizlik, Karan'ın kendi içinde büyüyen o endişeyi daha da körüklüyordu. Kapıyı açtı ve içeri girdi. Narin hâlâ aynı yerde, pencerenin önündeydi. Omuzları çökmüş, gözleri uzaklara dalmıştı.

"Narin," dedi Karan, sesi çatallıydı. Narin başını çevirmedi bile. "Narin dedim."

Karan, Narin’in yanına gitti ve sertçe kolundan tutup kendine çevirdi. Narin, cansız bir bebek gibi Karan’ın elinin ağırlığıyla döndü. Gözleri, Karan’ın gözlerine çarptı ama o gözlerde ne bir öfke, ne bir korku ne de bir tepki vardı. Sanki karşısındaki adamı bir yabancıymış gibi, hatta bir hayaletmiş gibi süzdü.

"Seninle konuşuyorum!" dedi Karan, sesi odanın içinde yankılandı.

Narin, dudaklarını araladı ama ses çıkmadı. Sadece bakışları, yavaşça Karan’ın eline kaydı. O kadar uzun süre, o kadar anlamsız baktı ki, Karan kendi elinin ağırlığından utandı. Narin, yavaşça kolunu Karan’ın tutuşundan kurtardı ve hiçbir şey demeden yatağa doğru yürüdü, üzerine yorganı çekip arkasını döndü.

Karan, odanın ortasında, kendi gücünün Narin’in sessizliği karşısında nasıl eridiğini izledi.

O sırada kapının önünde, Süreyya Hanım’ın gölgesi belirdi. İçeriye adım atmadı, sadece kapının pervazına yaslanıp o keskin sesiyle araya girdi: "Açlık, kadının dilini bağlar, aklını bulandırır Karan. Eğer o yemek yemiyorsa, ona yedirmesini biliriz. Kendi inadı kendi sonu olacak."

Süreyya, kapının pervazında dikilip Narin’in sırtına bakarken, odadaki hava bir anda ağırlaştı. Karan, annesine dönmedi bile. Sırtı gerilmişti, elleri yanlarında yumruk olmuştu. "Çık dışarı ana," dedi Karan, sesi bir uçurumun dibinden geliyormuş gibi boğuktu. "Burası benim odam, benim mahremim."

"Senin mahremin mi?" diye güldü Süreyya, sesi alaycı ve acımasızdı. "Karının yaptığına 'mahrem' diyorsan, yazıklar olsun o Sancak soyuna. Açlık, inatla birleşince insanın gözünü karartır. Yarın öbür gün bebeğe bir şey olsa, hesabını kime vereceğiz? Sen mi vereceksin, yoksa bu 'kurban' rolü yapan karın mı?"

Narin, yorganın altında kaskatı kesilmişti. Süreyya’nın "bebek" kelimesini her kullanışı, Narin’in karnında bir bıçak gibi dönüyordu.

Karan, hızla kapıya yöneldi, annesini odadan çıkarmak için değil, ona kafa tutmak için. "O bebek benim kanımı taşıyor" dedi Karan, Süreyya’nın tam gözlerinin içine bakarak. "Narin’in yediği lokmanın, attığı nefesin hesabını ben veririm. Sen bu kapının önünden çekil."

Süreyya, Karan’ın bu sert duruşu karşısında geri çekilmedi. Sadece gözlerini kıstı, zehirli bakışlarını yatağın üzerindeki o sessiz, hareketsiz gölgeye dikti. "Pekala," dedi Süreyya, sesi bu kez çok daha tehlikeliydi. "Sen koru onu. Ama unutma Karan; sabrım sınırlı. Eğer o kadın bu konağın kurallarına uymazsa, kuralları uygulatmasını bilirim. Yarın öğlen, konağın hanımlarıyla bir araya geleceğiz. Narin o masada olacak. İsterse bir lokma bile yemesin, isterse hiç konuşmasın. Ama o masada oturacak."

Süreyya arkasını dönüp gittiğinde, koridorda yankılanan ayak sesleri bir idam mahkumunun son adımları gibiydi.

Karan, kapıyı yavaşça kapattı. Odada tekrar o boğucu sessizlik hakim oldu. Narin, yorganın altından yavaşça çıktı. Saçları karmakarışıktı, gözleri şişmişti ama yüzünde şimdi o boşluğun yerini alan, belli belirsiz bir nefret vardı.

"Duydun değil mi?" dedi Narin. Sesi, günlerdir suskunluğun verdiği bir pasla kaplıydı. İlk defa Karan’la göz göze gelmişti. "Beni bir kukla gibi o masaya oturtacaklar. Senin annen, senin ailen... Beni herkese 'itaatsiz gelin' diye sergileyecekler."

Karan, Narin’in konuşmasıyla irkildi. Aylardır beklediği, o "duvarların yıkılması" anı buydu belki ama bu geliş şekli, bir zafer değil, bir yıkımın habercisi gibiydi.

"O masaya oturmak zorunda değilsin," dedi Karan, ona bir adım daha yaklaşarak.

Narin, yatağın kenarına doğruldu. Ayakları yere değdiğinde, omuzlarını dikleştirdi. "Oturacağım," dedi, gözlerinde ilk defa o kaçtığı geceki gibi bir parıltı vardı. "Oturacağım ki, senin ailen o masada sadece beni görmeyecek. Kendi yarattıkları o cehennemin, nasıl bir gün onları da yakacağını görecekler."

Karan, Narin’in bu kararlılığında tehlikeli bir şeyler seziyordu. Narin artık sessiz değildi; suskunluğunu bir kalkan gibi kullanıp, saldırıya geçmeye hazırlanıyordu.

Karan odadan çıkıp gitmişti, ancak geride bıraktığı gerilim odanın havasını ağırlaştırmıştı. Narin, pencerenin önünde dikilirken, Süreyya’nın tehdidinin yarattığı o soğuk rüzgar ensesinde esiyordu.

Kapı yeniden aralandı. Bu kez gelen Karan değildi. Süreyya Hanım, elinde bir bardak ılık sütle içeri girdi. Odanın içindeki o hırçın havaya aldırmadan, Narin’in yanına, pencere kenarına kadar yürüdü. Narin bakışlarını kaçırsa da Süreyya'nın varlığı, odanın tüm oksijenini emiyordu.

"İç bunu," dedi Süreyya, sütü masaya bırakarak. Sesi, az önceki o sert tonundan sıyrılmış, tuhaf, yaşanmışlıklarla dolu, nasırlı bir tona bürünmüştü. "Bebek senin nazını beklemez."

Narin cevap vermedi, sadece çenesi sıkılı bir şekilde uzaklara baktı.

Süreyya iç çekti, ellerini beline koydu. Bakışları, Narin’in genç, henüz çiçeği burnunda ama hırpalanmış yüzünde gezindi. "Bana öyle bakma," dedi Süreyya, acı bir tebessümle. "Zannediyorsun ki ben bu konağa bir kraliçe olarak geldim ve bu yaşa kadar el bebek gül bebek yaşadım. Yanılıyorsun gelin."

Narin ilk defa başını yavaşça Süreyya’ya çevirdi. Gözlerinde saf bir şaşkınlık vardı.

"Zamanında ben de bu eve görücü usulü getirildim," diye devam etti Süreyya. Sesi, geçmişin tozlu raflarından gelen bir yankı gibiydi. "Karan’ın amcasından, babasından yediğim dayakların haddi hesabı yoktu. kocam, o zamanlar evin Ağa’sıydı ama tek bir kelime edip de 'yapma' diyemedi. Sessizce izledi, sırtını döndü, gitti. Dayak yediğimle, üzerimdeki morluklarla kaldım."

Süreyya, Narin’in omzuna, o ana kadar hiç yapmadığı bir şekilde hafifçe dokundu. Parmakları soğuktu. "Sen dua et ki Karan, ne babası ne de amcası gibi değil. Onun öfkesi büyük olabilir ama merhametide, vicdanı da bir o kadar büyük. Seni korumak için benimle bile göğüs göğüse geliyor. Ben, o dönemde yanımda duran tek bir el bile bulamadım."

Narin, Süreyya'nın gözlerinin içine baktı. Kadının hikayesinde, onun neden bu kadar taşlaşmış birine dönüştüğünü; sevgiyle değil, acıyla yoğrulmuş bir karakterin, neden kendisini de aynı çarktan geçirmeye çalıştığını anlar gibi oldu. Ama bu anlayış, Narin'i yumuşatmıyordu; aksine, bu evin içinde sadece "hayatta kalmak için zalimleşen" kadınların hikayesi olduğunu fark etmesi, içindeki o öfkeyi daha da büyütüyordu.

"Siz," dedi Narin, sesi fısıltıdan hallice ama keskin bir bıçak gibi, "Şahin amcadan, Cevdet babadan dayak yerken, başkalarının da sizin gibi olmasını mı istediniz? Sizin çektiğiniz o acıların bedelini, benden mi çıkarıyorsunuz Süreyya Hanım?"

Süreyya’nın yüzündeki o hüzünlü maske bir anlığına çatladı. Sertleşti, tekrar o konağın sarsılmaz matrisi oldu. "Bedel çıkarmıyorum Narin," dedi, sesini tekrar yükselterek. "Ben bu konağın geleceğini koruyorum. Acı, her kadının nasibidir burada. Önemli olan o acının seni bitirmesine mi izin vereceksin, yoksa o acıdan bir zırh mı öreceksin? Yarınki masada zırhını giyinmiş ol. Zayıflığını, acılarını, gözyaşını o kapının dışında bırak. Çünkü burada acı, zayıflık demektir."

Süreyya arkasını dönüp giderken Narin, masadaki süte baktı. Süreyya'nın anlattıkları, Narin için bir "anlayış" değil, bir uyarıydı. Bu konakta mutlu olamazsın, ya zalim ol ya da yok ol.

Narin, süt bardağını eline aldı. İçmeyecekti. Ama bardağı pencereden aşağıya, avlunun soğuk taşlarına boşaltırken, gözlerindeki o sönmeyen parıltı çoktan yerini almıştı. Yarınki masada, kimse onun zayıflığını göremeyecekti. O, zırhını gözyaşından değil, öfkeden örmeye karar vermişti.

Ertesi gün, konağın salonunda o meşhur kabul için hazırlıklar yapılmıştı. Süreyya Hanım, Mardin’in hatırı sayılır ailelerinin kadınlarını bir araya toplamış, Narin’i de tam karşısına oturtmuştu. Masanın üzerinde gümüş şamdanlar, pahalı kumaşlar ve ikramlar vardı; ama salonun havası bir düğün davetinden çok, bir mahkeme salonunu andırıyordu.

​Narin, odaya girdiğinde üzerindeki o tozlu, solgun kıyafetlerin yerine Süreyya’nın kendi zevkiyle seçtiği ağır, koyu renkli bir elbise giymişti. Ancak Narin’in o elbiseyi giyişinde bile bir başkaldırı vardı; sanki bir kefen giymiş gibi dimdik, ifadesiz ve soğuktu.

​Süreyya, misafirlerine Narin’i göstererek, "Gelinimiz biraz yorgun," dedi, sesinde sahte bir endişe tınısı vardı. "Kendi dünyasına fazla dalıyor. Ama evlat, bu konağın bereketidir. Değil mi Narin?"

Masadaki kadınlar, meraklı gözlerle Narin’i süzmeye başladılar. Hacer ve Berfin, hemen Süreyya’nın yanında, Narin’in bir hata yapmasını bekleyen yırtıcı kuşlar gibi bekliyorlardı.

Konağın salonu, misafirlerin fısıltılarıyla doluydu. Süreyya, Narin’i köşeye sıkıştırmak için her türlü imayı yapıyordu. Masadaki kadınlar, Narin’in sessizliğini bir "zayıflık" olarak görüp, kendi aralarında küçümseyen bakışlarla fısıldaşıyorlardı.

​Süreyya, elindeki kahveyi yavaşça masaya bıraktı. "Narin," dedi herkesin duyabileceği bir tonda. "Kızım, bu kadar durgunluk hayra alamet değil. Biraz neşelen, misafirlerimize Sancak ailesinin bir gelini olduğunu, bu konağın yükünü taşımaya hazır olduğunu göster."

​Narin, masadakilere tek tek baktı. Bakışlarında en ufak bir titreme yoktu. Dün Süreyya’nın anlattığı o dayaklar, o sessiz izlenişler zihninde yankılanıyordu. Ancak Narin, Süreyya’nın kendi acılarını bir silah gibi kullanmasına izin vermeyecekti. O acıları, Süreyya’nın en büyük zayıflığı olarak saklayacaktı.

Narin, masadaki şerbetten bir yudum aldı, bardağı yavaşça masaya geri koydu. "Hazırım Süreyya Hanım," dedi, sesi o kadar huzurlu ve sakindi ki, Süreyya bir an duraksadı. "Bu konağın yükünü taşıdığımın farkındayım. Sizin zamanınızda olduğu gibi..."

​Narin bir an sustu, Süreyya’nın gözlerinin içine derin bir anlamla baktı. "Sizin bana anlattığınız o zorlu günlerin, bu evin temellerini nasıl ayakta tuttuğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Herkesin bir sınavı varmış, değil mi?"

Süreyya, Narin’in "sınav" vurgusuyla irkildi. Narin aslında ona “Senin acılarını biliyorum ve bunu bir koz olarak kullanabilirim” mesajını, kimsenin anlamayacağı bir nezaketle vermişti. Süreyya’nın rengi soldu, beklediği o "itaatsiz gelin" performansı yerine, karşısında kendi diliyle konuşan, kendi geçmişini bir ayna gibi tutan bir Narin bulmuştu.

​"Herkesin sınavı ağır olur," diye ekledi Narin, gülümseyerek. "Benimki de bu. Ama merak etmeyin, ben sadece sınavı geçmeye çalışıyorum."

​Masadaki kadınlar, bekledikleri o "skandalı" göremedikleri için hayal kırıklığıyla birbirlerine baktılar. Narin, Süreyya’yı mahcup etmemişti; tam tersine, ona karşı üstünlük kurmuştu. Süreyya, Narin’in artık onun "eski, dayak yiyen, sinen" haline benzemediğini, aksine kendi yaşadığı o karanlık dehlizlerden beslenerek güçlendiğini ilk kez o an anladı.

​Narin ayağa kalktı. "Müsaadenizle," dedi misafirlere başıyla selam vererek. "İstirahate çekilmem gerekiyor. Bebeğin de huzura ihtiyacı var."

​Narin odasına doğru yürürken, Süreyya’nın ellerinin titrediğini fark etti. O, kapıyı kapatıp odasına girdiğinde, sadece bir savaşı kazanmamıştı; Süreyya’nın o "hükmetme" arzusunu, onun kendi silahıyla, yani sakinlik ve gizemle etkisiz hale getirmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.