İçeriğe geç

Sana Teslim Oluyorum

Bölüm 1 · 22 dk okuma

Sana Teslim Oluyorum

Bölüm 1

Komutan

3 Yıl önce...

Üç arkadaş, omuzlarında ki iki fırfırı gururla taşıyarak, İzmir'in sokaklarında birbirlerine caka satarak, ellerini ceplerine iliştirip, güzel kızlara göz atarak ilerledi. Suratlarında ki anlamsız ama sahici gülümseme, gençliklerini haykırıyordu. Üçü de yakışıklıydı. Üçü de heyecanlı ve delikanlıydı. Gelecekte ne tür savaşlara gireceklerinden, ne tür acılar göreceklerinden bihaber gibiydiler. Ama göreceklerini biliyorlardı.

Harp Okulu son sınıf öğrencisiydi hepsi. Bu sene mezun olup, o zorlu hayata adım atacaklarını biliyorlardı. Ama korkuları sanki bedenlerinden alınmıştı. Bu vatan için savaşmaya, insanları korumaya ant içtikleri ilk senelerinden itibaren, ruhen buna hazırdılar.

İçlerinden en hayat dolusu seslendi. "Tugay, şu kızlar bize bakıyor.""

Tugay soğukkanlılıkla gözlerini bahsettiği kızlara çevirdi. "Bizden çok üniformalara bakıyor gibiler."

Çetin, "Hakkımızı yeme," dedi. "Bizim de elimiz yüzümüz düzgün."

Tugay arkadaşlarına göz ucuyla baktı. Oldukça yakışıklı çocuklardı. Özellikle Çetin. Onun yanında Tugay oldukça sade kalıyordu. Hatta kemikli çenesi, küçükken kırılmış burnuyla ikisinde daha kaba ve korkunç görünüyor olabilirdi. Bahsi geçen kızlar onlara selam verirken, Tugay'a çekingence selam verip kaçıştığında görüşü doğrulandı. Genelde yüzüne bakan onunla kolay iletişim kuramıyordu. Diğer arkadaşı Ramazan'a göre, gözleri de buna etkendi. Karşısındakini "Dövecekmiş" gibi bakmaktan vazgeçmesini istiyordu.

Çetin üniformasıyla sahil kenarında bir banka oturdu. İlkbahar sabahıydı. Meltem tatlı, hayat sanki daha güzel olamazmış gibi umutlu görünüyordu. Üç arkadaş, aynı baka oturdu. Boyları, fizikleri hemen hemen yakındı. Ayaklarında ki bot, açan güneşe karşı görevlerini onlara hatırlatıyordu.

"Sizce bu son böyle rahat oturuşumuz mu?" diye sordu Tugay, yüzünü göğe çevirip, bankta geriye yatarak. Avuçlarını birbirine birleştirip tatlı tatlı gerindi. Bu halini gören Albay olsaydı, ensesine sıkı bir tokat yer, dışarıda da Asteğmen olmaya devam etmesini söylerdi.

"Belki... İlk senemizde hepimiz doğuya düşeceğiz muhtemelen."

"İyi yerlerde var," diye bildirdi Ramazan. "Van'a düşeriz belki. Küçükken gitmiştim, oranın sahili ve kalesi, eşi benzeri görülmemiş güzellikteydi."

"Ben sınıra gideceğim," diye duyurdu Tugay. "Ne olursa olsun. Bu göreve yemin ederken, işin içinde olmak istediğim için ettim. Köşede oturup haberleri seyretmekten yoruldum."

"Tek başına koca bir örgütle savaşamazsın." Çetin ona yan yan baktı. "Bu ordunun işi. Sen sadece ordunun içinde bir Komutan olacaksın."

"Amaç sadece komuta etmek olmamalı. Benim amacım işin içinde olmak."

"Bence sen işin içinde olmasan da, işin içine sokarsın kafanı." Çetin alayla Ramazan'a omuz attı.

Çetin'in sesi ansızın kesildi. Ramazan sahile baktığı için, Tugay bu garipliği tek fark edendi. Çetin kolay kolay susmazdı. Onun baktığı şeye göz attı. O şey her neyse, Çetin'in dili boşboğazından çekilmişti. Mavi gözleri parıldamış, çenesi ilgiyle havaya kalkmıştı.

Tugay, her ne görmeyi bekliyorsa, o bu değildi. Bu... Bu farklı bir şeydi. Çetin'in asla alaka duymayacağı tipte bir kız... Bu kız muhafazakar giyimli, gökteki bulut kadar taze ve su kadar berrak görünüyordu. Yanında ki arkadaşına her ne anlatıyorsa, kız onu büyük bir dikkatle dinliyordu. O Duru kız, havada süzülüyormuş gibi yükselen elleriyle hayali bir şeyler çiziyordu. Arkadaşı da onu büyük bir dikkatle dinliyordu. Tugay yalan söyleyemezdi. Kendine değil. Eğer ona da böyle anlatsaydı, onu saatlerce, hatta günlerce dinleyebilirdi.

Düşüncelerinin saptığı yönden ürkerek kaşlarını çattı. Ondan beklenilen bu değildi. Görevini, mezuniyetini düşünmeliydi. Üstelik annesi onun "Böyle" bir kıza baktığını görse, muhtemelen kalp krizi geçirirdi. Onun hayalinde ki gelin tanımına pek uymuyordu.

"Gelin mi?" diye sordu zihnine. Bu hayalden ürkerek kıza yeniden göz attı. İmkansızlığına neredeyse kahkaha atacaktı. Onu başkası alabilirdi. Tugay için asla bir "Gelin" olmayacaktı.

"Şuna bak," diye huşuyla fısıldadı Çetin. "Adım gibi eminim, anlattığı her neyse her kelimesini ağzımı açarak dinlerdim."

Ramazan bahsi geçen kıza baktı. "Sana bakmaz," derken o kadar kendinden emindi ki, Tugay meraklandı.

"Onu tanıyor musun?"

Ramazan omuz silkti. "Ortak arkadaşlarımız var. Geçen sene, bir çocuğu acımasızca reddedişini gözlerimle gördüm. Üstelik, diğer kızlar gibi ailesini işin içine katmaktan utanmıyor."

"Nasıl yani?" Çetin soruyu Tugay'ın ağzından aldı.

"Duyduğum kadarıyla, babası hapisteymiş." Kafasını eğerek fısıldadı. "Üstelik hapsi boylamasını sağlayan kişi de, öz ağabeyi. Onun peşini bırakmayanlar, bir süre sonra ondan öyle bir uzaklaşıyor ki, herkes bunun arkasında ağabeyi olduğunu düşünüyor."

"Nasıl bir saçmalık?" Tugay öfkeyle öne çıktı. "Ne yapacak, altın kafese mi kapatacak?"

Ramazan onun çıkışına şaşırarak ellerini havaya kaldırdı. "Ben duyduğumu söylüyorum. Onu tavlayacak adam, anasının karnından çıkmadı henüz."

"Heh," dedi Çetin. "Ben onu görmeden önceydi."

Tugay, hafif bir mide bulantısı hissetti. Bunu İzmir'in hafif kokulu sahiline yordu ama öyle değildi. Çetin ayaklanınca daha da çoğaldı. Hızla kalkıp, Çetin'i omzundan tuttu.

"Bu oyun değil."

Çetin meydan okuyan mavi gözlerini ona dikti. "Sen geride kalabilirsin. Ben bu hayatı yaşayacağım."

Ramazan, "Ağabeyi seninle aynı fikirde olmaz," diye bildirdi. "Yaşayayım derken, o gaddar ellere kurban olma."

"Abartmayın," kaşlarını kaldırdı. "Sadece kimsenin dokunamadığı o çiçeği biraz koklayacağım. Namımız yürüsün değil mi?"

Tugay onu yeniden çekmeye çalıştı. Çocuk gibi didişiyormuş gibi görünmeye başlayınca, kızlar dönüp onlara baktı. Tugay yerinde sallandı. Normalde, üçü bir arada olduğunda kızlar hep ilkin Çetin'e bakardı. İkinci olarak Ramazan'a. O hep en son olurdu. Bakıldığında da, kızlar ürkerek kaçardı.

Hepsi değil, diye düşündü. Bazıları, tehlikeli görüntüsünden hoşlanıyordu. Konuştuklarında da, ses tonunu beğenenler olurdu. Ses tonunu sık duyurmasa da... Komutanı ona hep aynı şekilde takılırdı.

"Bir radyo sunucusu olabilirdin. Reklam da sunabilirdin."

Tugay, renklerini tam seçemediği o gözler gözlerine çarpınca, kalbinde bahsi geçen radyolardan çok bilindik ama ismini hatırlayamadığı, sevdiği bir şarkı çalıyormuş gibi hissetti. "Neydi, neydi," diye düşünürdü ya hani... Onu bulana kadar devamlı aklını kurcalardı.

Bu kız ona baktığında, daha önce hissetmediği ama aşinaymış gibi gelen bir duygu içini deşti durdu. Anlatırken dakikalar sürüyordu değil mi? Kız sadece bir kaç saniye baktı ve hemen gözlerini kaçırdı. Diğerlerine bakmamıştı bile. Tugay, elini yüzüne attı. Sakalları tıraşlıydı. Yüzünde görünürde dikkat çekecek bir şey de yoktu.

Çetin, onu düşüncelerinden sıyırarak bir dizini kızların oturduğu taşların hemen üstünde ki yükseltiye attı. Omuzlarında sallanan zincirleri, parlak botlarıyla adeta caka satıyordu.

"Selam," dedi kızlara. İkisi de şaşırdı. Çetin omzunun üzerinden oturdukları bankı gösterdi. "Şuraya oturuyorduk. Sizi gördük ve bir selam verelim dedik."

Açık saçlı kız, arkadaşının gözlerine telkinle bakıp iç çekti. Bu gibi durumlarla hep karşılaşıyorlar gibiydiler. Tugay ellerini tedirgince ceplerine iliştirdi. Terliyordu. Kızın sesini duymayı bekledi ama arkadaşı konuştu.

"Verdiğinize göre," dedi yol verir gibi. Çetin alınmış gibi elini kalbine iliştirdi. "İkinize verdim."

Kafasını eğdi ve bahsi geçen kız baktı. Kız, uğraştığı her neyse ondan gönülsüzce başını kaldırdı. Çetin'e öyle soğuk, öyle donuk bir bakış attı ki, Tugay bile titredi.

"Aleyküm Selam." Sonra orada vızıldayan bir sinekmiş gibi, elinde ki işe geri döndü. Tugay, Ramazan'nın kafasından iyi göremediği için hafifçe ayakları üstünde kalktı. Elindeki bir tür resimdi. Demek buraya çizim yapmak için geliyordu. Mesleği bu muydu? Yoksa sadece hobi miydi?

"Eee," Çetin çaresizce Ramazan'a baktı. Ramazan yılgınca iç çekti ve bahsi geçen kızın arkadaşına bakıp konuştu.

"Arkadaşımın kusuruna bakmayın. Aslında hepimiz buranın yabancısıyız. Burada okuyoruz, arkadaşlık kurmak için de tek fırsatımız hafta sonları."

Daha aklı başında, diye düşündü Tugay. "Ben Ramazan," diyerek el uzattı. Kız arkadaş bir Ramazan'a, bir uzattığı ele baktı. Yenilgiyle elini sıktı. "Fulya," dedi iç çekerek. "Bu da arkadaşım Yüsra."

Ramazan, neyse ki akıllı bir hareket yapıp kıza el uzatmadı. Tugay bir kaç sene önce böyle bir hata yapmıştı. Annesi ve arkadaşları böyle şeyleri umursamadığı için, tesettürlü bir teyze onu tatlı tatlı paylamıştı. Onların örtüsü korunmak içinde. Bu, bir erkeğin teninden korunmayı da kapsıyordu.

Yüsra...

Tugay kızın ellerine baktı. Boğazında bir düğüm oluştu. Sapkın yanı, onun daha önce hiç bir erkeğe dokunmamış olmasından haz aldı. Alnından akan teri elinin tersiyle sildi. Güneşe baktı. O kadar da parlak değildi. Genç adam neden yanıyordu?

"Teklifinize teşekkür ederim ancak arkadaşım bugün-yarın dönecek. Bugünü kendimize ayırdık."

"Eve mi dönüyorsunuz Yüsra Hanım?"

Çetin, Tugay'ın bile hayran kaldığı bir cesaretle başını eğip, Yüsra'ya baktı. Yüsra, sanki kendisiyle muhatap olunmasına şaşırıyormuş gibi kaşlarını kaldırdı.

Sarı, diye düşündü Tugay. Kaşları o kadar sarıydı ki, beyaz gibi duruyordu. Gözleri de renkliydi. Hangi renk olduğunu seçemeden, kız yeniden elinde ki resme baktı. Yanaklarının kızardığını fark etti Tugay. Birden omurgasında bir huzursuzluk hissetti. Çetin'e alaka mı duymuştu?

"Dönem derslerimi verdim," diye bildirdi. Sonra yeniden resmine döndü. Daha demin arkadaşının yanında ki o hayat dolu kız neredeydi? Neden erkeklerle konuşurken, her an biri onu parçalayacakmış gibi davranıyordu? Üstelik neden kızarmaya devam ediyordu?

Çetin iç çekti. "En azından dönem sonu olduğunu öğrendim. Geri döneceksiniz yani?"

Yüsra elini defterini üstüne koydu ve derin bir nefes alıp kafasını kaldırdı. "Küstahlık etmek istemem. Küstahlıktan hoşlanmam da ancak şuan günümüzü arkadaşımla geçirmek istiyorum. Daha önce de bu üniformalarla gezinen, kendi deyimleriyle 'Ava çıkan' gençlerle karşılaştık. Hanımların sizlerle vakit geçirmesini hoş buluyorsunuz, bazı hanımlar da sizinle vakit geçirmekten hoşlanıyor olabilir ancak benim içimde öyle bir heves yok. Zamanınızı ziyan etmeyelim biz."

Çocukların nutku tutuldu. Tugay, birden dudaklarının kıvrıldığını hissetti. Kolay kolay gülmezdi. Bu kız adamdan anlıyordu.

Çetin elini kalbine iliştirdi. "Kalbimi kırdınız ama vazgeçtim sanmayın."

Yüsra bir şeyler mırıldandı. Fulya, onun sözcüsü gibi yine lafa girdi. "Bunu önermem." Gözlerinde haylaz bir pırıltı oluştu. Belli ki bahsi geçen ağabey tehdidini hatırlatıyordu. Nasıl bir adam kız kardeşine bu kadar zorbalık yapardı? Tugay o adamdan şimdiden nefret etti.

Çetin vazgeçmeden, "Şimdilik veda ediyoruz," dedi sırıtarak. Gururu zerre kırılmamıştı. Hatta daha da hırslanmış gibiydi.

Onlara davet eden bir baş hareketi yaptı. Ramazan hemen peşine takıldı. Tugay, sanki ayakları yere çakılmış gibi orada durdu. Çocuklar gelmediğini fark etmedi bile. Tugay gözlerini kızın çizim yapan ellerinden güçlükle kopardı. Kısa bir an, öyle kısa bir andı ki Tugay hayal sandı, kızın kanat çarpan kirpikleri ona çarptı ve kaçındı. Tugay orada merak gördü.

Fulya, "Sen gitmeyecek misin?" diye ona seslendi. Tugay sersemledi ve adeta utanarak adımladı. Sırtında bir ürperti hissederek yürümeye devam etti. Onun kendine baktığını hissetti ama arkasını dönmeye cesaret edemedi. Korktuğu neydi? Kızın yeniden gözlerini kaçıracak olması mı? Yoksa kendine baktığında hissettiği bu sarsıcı his mi? Hem ona niye bakıyordu ki? Madem, alaka duymaya müsaitti, Çetin en iyi seçenekti. Üçü yanyanayken ona kimse alaka duymazdı. Zorlukla yutkundu. Belki de sebep başkaydı. Elini burnuna götürdü, sonra çenesini yokladı ve en sonunda, adem elmasını kaşıdı. Bir erkeğin görünebileceği en sert görünüme sahipti. Kız ondan ürkmüş olmalıydı.

Ellerini ceplerine iliştirdi ve düşüncelerini susturmak için Çetin'in alaycı sesini dinledi. "Şuraya yazıyorum. Sene sonunda onunla yemeğe çıkacağım."

Ramazan homurdandı: "Bu defa abartıyorsun. Kız sana sinekten hallice davrandı."

Çetin güldü. "Bu daha cazip hale getiriyor ya. Daha önce böyle zorlusuyla uğraşmamıştım."

"Onun inançları var." Ramazan'nın sesi aksi geliyordu. "Muhtemelen kendini eşine saklıyordur. Eğer bir gönül macerasına girecekse, bu evlenmeye uygun bir adayla olur."

Çetin burnundan bir homurtu çıkardı. "İnançları benim umurumda değil. Onunla işim bittiğinde, onun da umurunda olmayacak."

Tugay titremeye başladı. Yumruk atma isteğini bastırdı. Onu alakadar etmezdi. Çetin'di bu. Hep yaptığı şeyi yapıyordu. Ama daha önce sınırı böylesine aşmamıştı. Üniforması ona fazlasıyla özgüven vermişti.

"Sen ne dersin Tugay?" diye sordu. "Sen de başaramayacağımı mı düşünüyorsun?"

Öyle umuyordu. Bunun için onunla iddiaya girmemek için omuz silkti. Çünkü bu Çetin'i daha da körüklerdi. Kalbi boşluğa düşüyormuş gibi hissettiğinde, Dönüp sahilin ucuna baktı. Artık oldukça silik görünen siluetler uzaklaşıyordu. Tugay geri dönmek ve konuştukları her şeyi geri almak istedi. Kızı uyarmak istedi. Çetin'den uzak durması için ona yalvarmak istedi.

"Sayım saatine az kaldı," diye bildirdi Ramazan. "Şu saçmalığı sonra konuşuruz. Önce bir yemek yiyelim."

Üçü de iyi bir yemek yiyip, ranzalarına uzandı. Aynı odayı paylaştıkları için, onlarla bugün hakkında konuşmak istemeyen Tugay battaniyenin altına gömüldü ve kulaklığını taktı. Her akşam dinlediği radyo frekansını açtı. Mükemmel ezgi, kulaklıktan kulaklarına sızdı ve onu bu iki adamla uyuduğu odadan alıp, o derin kenarına götürdü. Ellerinin işleyişini seyrettiği o ana...

Huzursuzca gözlerini daha sıkı yumdu. Onun gibi kızlara asla ilgi duymazdı. Şimdi neden aklından çıkaramıyordu? Gözlerini anımsayınca yatağında kıvrıldı. "Gözleri yüzünden," diye düşündü. "Renklerini merak ettiğim için."

...

Bir ay sonra, Tugay çok sevdiği plakları incelerken hiç ummağı bir anla karşı karşıya geldi. Eski aletleri satan bu dükkanda her hafta sonu kendi başına vakit geçirirdi. Sık sık plak satın alırdı. Adam onun için her hafta yenisini sipariş verirdi. Burası onun yaşam alanı gibiydi.

Bu sebepten, rafları gezerken kapıdan giren kızı gördüğünde, sersemleyerek orada çakılı kaldı. Onu burada görmeyi asla ummazdı. Ayrıca oldukça farklı görünüyordu. Sırtında kendi boyu kadar bir seyahat çantası vardı. Gözünde daha önce takmadığı gözlük, sol elinde de bir bez çanta vardı. Sıcaktan kaçınırmış gibi içeri girdi ve derin bir nefes verdi. Koca çantasını çıkardı.

"Şuraya koyabilir miyim?" diye sordu köşeyi göstererek. Yaşlı adam sevecen bir tavırla elini kaldırdı. Kız çantasını yerleştirdi ve sanki beli ağrımış gibi nefes vererek doğruldu. Bunca dakika onu seyreden Tugay, ansızın gözleriyle karşı karşıya geldi.

Hızla bakışlarını kaçırdı ve elinde ki plağı incelemeye devam ediyormuş gibi yaptı. Boğazını temizledi ve yüzünde hissettiği gözlere bakmamak için çenesini kastı. Kız, dükkanın içinde adımlamaya başladı. İçeride yeni bir ezgi yükseldi. Yaşlı adam, muhtemelen Tugay'la aynı zevklere sahipti. Müzeyyen Senar'ın huzurlu sesi ortamı doldurdu.

Kızın ayaklarına gözleri kaydı. Bileklerine kadar uzanan tuniğinin altında, bol bir pantolon giyinmiş. Bu sebepten ayakkabılarının sadece uçları görünüyordu. Adımları sanki melodiye eşlik ediyordu. Ellerini arkasında bağlamıştı, raflara çenesini kaldırarak bakıyordu.

Tugay arkasını döndü ve gümbürdeyen kalbine kaşlarını çatarak baktı. Dudakları kurumuştu. Plağı tutan elleri titriyordu. Dükkanın sonuna doğru hızla ilerledi ve raflara görmeyen gözlerle baktı. Yine terlemeye başlamıştı. Klimanın önünde bir süre durdu ve serinlemeye çalıştı. Sonra yoluna devam etti, ama aklı diğer taraftaki kızdaydı. Köşeyi döndüğünde, onun yukarıda bir taraf uzanmaya çalıştığını gördü. Boyu ortalama olsa da, raf oldukça uzundu. Tugay, daha ikinci defa düşünmeden uzandı ve kız için istediği objeyi aldı. Ona vermeden önce, gözleri bu nesneye takıldı. Küçük, şirin bir radyoydu.

Titreyen eliyle onu kıza uzattı. Tek laf edemedi. Gözlerine bakakaldı. Kızınkiler şaşkındı, kendininkiler kim bilir ne haldeydi. Tugay nefes bile almadan "Ela," diye düşündü. Ne yeşil, ne mavi ne de kahverengi. Hepsinin karışımı gibi bir ela...

"Teşekkür ederim," diye mırıldandı kız. Onu tanımış mıydı? Muhtemelen nefret ettiği arkadaşlarıyla aynı olduğunu mu düşünüyordu?

"Rica ederim." diye mırıldandı Tugay, sesi öyle gür çıkmıştı ki, kendi bile irkildi. Pes ses tonu sanki göğsünde bir titreşim varmış gibi çıkardı. Paslı, derdi arkadaşları ses tonuna. Paslı ama oldukça gür bir ses tonu. O sebepten hep en önde istiklal marşını o söylerdi. Komuta ederken bağırma görevi ona verilirdi. Bayrağı önde taşırdı.

Kız, onun ses tonuyla irkilince özür dilemek istedi. Sonra utanarak gözlerini kaçırdı ve yeniden radyoya baktı. Bu sefer ses tonuna mani olmaya çalışarak, daha kısık bir sesle fısıldadı. "Şirin radyo."

Kız, onun kendisiyle konuşmasına şaşırıyormuş gibi bir süre elinde ki radyoya baktı ve hafifçe tebessüm etti. "Daha büyüğü var. Bu yolculuk için."

Tugay heyecanlanarak söze karıştı. "Sık sık dinliyor musun? Bu zamanda radyo dinleyenlerle pek karşılaşmıyorum."

"Dinlerim," dedi kız huşuyla. "Onun verdiği tat hiç bir seste yok..." Birden sustu ve Tugay'ın elinde ki plağa baktı. Sonra gülerek tamamladı. "Gerçi kime anlatıyorum. Sen en kaliteli sesi bulmuşsun."

Tugay plağı kaldırdı. Müzeyyen Senar'ın hiç bulamadığı orjinal albümüydü. "Dinler misin?" diye sordu. Sonra yanlış anlayacağını düşünerek sözüne devam etti. "Plak yani."

"Dinlerim," diye nefes verdi kız. "Saatler boyu. Bazen onu dinlerken uyurum."

Uyumaktan bahsedince, ansızın ikisi de sustu ve derin sessizlikte, Tugay onun utandığına kanat getirdi. Ama bu muhabbeti sonlandırmak istemedi. İçinden onu deşmek, sürekli soru sormak geliyordu. Onun gibi bir adam için ilkti. Genelde pek muhabbet kurmazdı.

"Benim koleksiyonum var. Ayrıca iki ayrı pikabım."

Kız hayranlıkla, "Bakabilir miyim?" diye elinde ki plağa uzandı.

Tugay, annesine bile dokundurmadığı plağını kızın eline bıraktı. Kız huşuyla orjinal kutunun üstündeki yazıları okudu. "Annemin vardı dedi."

Tugay, kızın ses tonunda buğu hissetti. Henüz dökülmeye hazır gözyaşları gibi boğazında bekleyen o buğuyu...

"Vardı?" diye sordu korkarak. Kız sulu gözlerini kısa süre kaldırdı ve onun gözlerine baktı. Tugay, düşen çenesine ve çekilen kanına engel olamadı.

"Annem vefat edeli çok oldu," dedi bir çırpıda.

Tugay, onu rahat bırakması gerektiğini biliyordu. O arkadaşları gibi değildi. Bu kızın sınırları olduğunu biliyordu. Onu deşemezdi. Ona ümit veremezdi. Gerçi, kızın kendine alaka duyması olanaksızdı ancak Tugay, eski bir dostla karşılaşıyormuş gibi hissetmekten kendini alamadı.

"Çocukken kulağı dolunca daha çok özlüyor insan."

"Çok küçüktüm," diye fısıldadı kız. "Hatırlamayacağımı sanırdım ama en belirgin anılarımdan biri. Annem pikaba takar, ev kanun sesiyle dolardı. Saatlerce onu dinleyerek çizim yapardı."

"Çizim mi?" Tugay omzunu ahşap rafa yasladı. Eşyalara zarar gelmemesi için oldukça dikkatliydi. Kollarını bağlayınca, iri omuzları daha çok ortaya çıktı. Kızı ürkütmemek için daha yumuşak bir sesle sordu. "Sen de yapıyorsun değil mi?"

O günden bahsedilince kız irkildi. Tugay tedirgince bekledi. Onu başından savmasını bekliyordu. Çetin'e yaptığı gibi... Sahi, neden öyle yapmıyordu?

"Arkadaşların biraz ısrarcı tiplerdi," deyince, Tugay şaşırarak onu başından kovmayacağını anladı.

Tugay: "Bana mı anlatıyorsun?" diye iç çekti.

Kız merakla ona baktı. "Ama sen pek konuşkan değildin."

Tugay omuz silkti. "Genelde değilimdir." Kızın yanakları kızarınca, Tugay aklından geçenleri merak etti. "Seni yeterince rahatsız etmiştik."

Kız omuz silkti. "Sen etmedin."

Tugay şaşırarak duruldu. Olabilir miydi? Bu bir ay boyunca, onu düşünmeden uyduğu bir gün olmamıştı. Kendine itiraf edemese de, her hafta sonu o sahil kenarına, onun oturduğu taşın üstüne oturuyor ve her an bir yerden çıkacakmış gibi onu görmeyi umuyordu. Görünce ne yapacağını bilmiyordu. Uygun olmadıklarını biliyordu. Ama ne için uygun? Bu kızla sadece konuşamazdı. Yapamazdı işte. Ama içine söz geçiremeden sordu. Sesi nefes nefeseydi.

"Öyle mi?"

Kız gözlerini kırpıştırdı ve boğazını temizledi. "Konuşmadın bile benimle."

"Dediğim gibi, rahatsız etmekten korktun."

Kız, "Bu yaptığım çok yanlış," diye mırıldandı ve radyosunu kucaklayarak arkasını döndü. Tugay onu takip etti. Kız aceleyle ödemesini yaptı. Tugay da, aynı hızla parasını verip, para üstünü bile almadan kapıdan çıkan kızın peşine düştü. Çantasını güçlükle kaldırıyordu.

"Müsaade et," diye mırıldandı kız itiraz etmeden, çantayı omzuna geçirdi.

"Bu uygun değil," diye mırıldandı kız.

Tugay, bir bahane bulduğu için şükrederek, "Sadece yüküne yardım ediyorum," dedi.

"Ne yani, bu süre zarfında benimle konuşmayacak mısın?" Alaylı, tatlı sesi kemiklerini titredi.

"Sen istemezsen konuşmayız. Sadece yürürüz."

"Sesin," Aniden sustu ve yeniden yanakları kızardı. "Neyse," dedi.

Tugay, somurtarak söze karıştı. "Biraz kaba bir ses tonum var kabul ediyorum."

"Hayır, ne münasebet," diye kızdı kız. Tugay eğlenerek güldü. Onun sesini neden kayırıyordu? "Sesin..." İç çekerek teslim olurmuş gibi fısıldadı. "Sanki elinde tuttuğun plaktan konuşuyormuşsun gibi geliyor."

Tugay bunun bir iltifat olduğunu anladığında sersemledi. Onun ketum olduğunu nasıl düşünmüştü? Kızın ağzının süzgeci yoktu. Kalbinden geçeni dürüstçe söylüyordu.

"Bir ay önceki kıza benzemiyorsun," dedi istemsizce. Kız anlamamış gibi bakınca açıkladı. "Azarlayan, ketum ve sınırları olan."

"Benim halen sınırlarım var." Yanakları yeniden kızardı ve fısıldadı. "Belli ki bu sınırlar senin için geçerli değil."

Tugay, duyduğu kelimelerle takılıp düşmek üzereydi. Kalbini güçlükle bastırdı ve yürümeye devam ettiler. "Buraya bırakabilirsin," dedi sahilin öte tarafında bir balıkçı iskemlesini göstererek. Ahşap ufak masaları, kısacık iskemleleri olsa da, sıcak bir mekandı. Yanı başlarında yanan közden nefis balık ve deniz kokusu geliyordu.

Çantayı koydu ama orada dikilmeye devam etti. Kız, kendine balık söylemek için ağzını açtı sonra susup ona baktı. "Gitmeyeceksen aç mısın bari, onu söyle."

Tugay, bu buyurgan tavra gülümsedi ve başıyla onayladı. "Genelde aç olurum."

Kız gözlerini devirdi. Tugay, kirpiklerine dokunmak istediği için kendini azarladı. Kız tabureye kuruldu. Tugay, koca bedenini tabureye güçlükle sığdırdı ve ayaklarını uzattı. Muhtemelen kızın yanında, "Güzel ve Çirkin," romanında ki koca bedenli, lanetli prensi andırıyordu. Kız gülümseyince kaşlarını kaldırdı.

"Benim gibi adamlar için yapılmamış," dedi omzu silkerek. Kız daha çok güldü. Tugay, onun tebessümüne karşı tebessüm etti.

"Hay Allah," diyen kızın yanakları kızarmıştı. "Bu bir gülümseme miydi? Ben senin asla gülümsemeyen biri olduğunu düşünmeye başlamıştım."

Adam utanarak kafasının arkasını kaşıdı. "Genelde öyle derler."

Balıklarını beklerken, ansızın ikisi de sustu ve sokaktan geçen süs köpeklerine baktılar. Balıkçının nidaları sessizliği bölüyor, uzaktan gelen deniz sesi ortamı yumuşatıyordu. Başlarının üstünde hışırdayan kocaman bir ağaç vardı. Yeni yeni meyve vermeye başlayan ağaçların kokusu etrafı kuşatıyordu.

Tugay boğazını temizledi. Kız nefesini içine çekti. Tugay yan gözle kıza baktı. Kız balıkçının hareketlerini izliyordu. Onu inceledi. Kendisinin haşin yüz hatları nasıl bir erkeğin en sert halini yansıtıyorsa, kızın yumuşak hatları o kadar bir kadını hatırlatıyordu. Kendini onun yanında hayal edemiyordu. Henüz gökyüzünde parıldayan bulut kadar tazeydi.

"Bana neden öyle bakıyorsun?" diye mırıldandı kız gözlerini balıkçıdan çekmeden. Hissetmişti. Tugay gibi odamı aralarında ki kimyayı hissediyordu?

"Sana bakarken hissettiklerime anlam vermeye çalışıyorum."

Yüsra, bu açık sözlülüğe şaşırmış gibi gözlerini kırpıştırdı. Omuzlarından üzerinden ona hafifçe göz attı. Hisleri arasında bir alışveriş oldu. "Ben de," diyordu sanki kız. "Ben de anlam veremiyorum."

"Kimsin sen?" diye sordu kız.

Tugay da bir çok kez kendine bunu soruyordu. Sadece herkesin bildiklerini söyledi. "Tugay Öncü. Üniformamdan gördüğün kadarıyla, Subaylık öğrencisi son sınıfım."

"Nerelisin?"

"Muğla. Sen?" Heyecanla öne eğildi. Kız yeniden kızararak hazırlanan yemeğe baktı. "Kayseri."

"Daha önce hiç gitmedim," diye duyurdu genç adam. "Havacı arkadaşlarım orada eğitim görüyor."

"Bir keresinde paraşütle uçuş yapmıştık. Onları orada görmüştüm."

"Göründüğünden daha cesursun ha?" Genç adam kollarını bağladı ve gözlerini onun üzerinden çekme zahmetine bile girmedi. Ne de olsa kız ona bakmıyordu. Doyasıya bakabilirdi.

"Bugün arkadaşların sana eşlik etmiyor mu?" Yüsra'nın sesinde alay vardı. "Hep üçlü geziyormuşsunuz gibi gelmişti."

"Onlar muhtemelen asla alaka duymayacağım eğlencelerle meşguller. Benim içimde yaşlı bir adam var. Onlar bu adamdan çok sıkılır."

Kız ellerine baktı ve yan döndü. Ondan uzak durmaya çalışır gibiydi. Huzursuz hali Tugay'ı eğlendirdi. Yanında rahat edememesi demek, onun içinde hisler uyandırıyor demekti.

"Ben de bazen böyle düşünürüm. Daha önce yaşamadığım geçmişin özlemini duyarım."

"Sobalı bir evde oturduğumu hayal ederim," diye sözlerini sürdürdü. "Ayaklarımın dibinde eski dokuma halı. İçeride turuncu bir ışık ve eskinin o yoğun kokusu."

"Dışarıda kütük kırma sesleri." Tugay, kızın kaldığı yerden devam etti. "Avuçlarım acıyana kadar kırdığım kütüklerin sesi. Ayaklarımda eski ama sağlam deri botlarım. Odunun ham kokusu etrafımı sarmış. Öyle soğuk ki, yanaklarım yanıyor..." Kız ona baktığında sözlerine öyle haşin bir sesle devam etti ki, kendi bile ürktü. "İçeri giriyorum sıcak bir soba, sıcak halı, sıcak aş beni bekliyor. Evimi ısıtmak için kütüklerden sobaya atıyorum..." Sustu ve asla söyleyemeyeceği o sözleri söyledi. "Karımı ısıtmak için."

Kız nefes nefeseyken, balık ekmeklerini getiren delikanlı sözcüklerini yarıda kesti. Kız acilen parasını ödemek için elini cebine attı. Tugay buna müsaade etmedi ama kız, "Bu sefer benden olsun," deyince, kelimelerin sarhoşluğuyla arkasına yaslandı. Kız balık ekmeğini eline alınca, genç adam yılgınca kafasını iki yana salladı ve güldü. Hiç bu kadar güldüğünü anımsamıyordu.

"Arkadaşlarım bunu duysa..."

"Ne, bir kızın yemek ısmarladığını mı?" Kafasını yana eğdi. "Erkekler ve saçma gururları. Ben de çok şükür stajımdan kazanıyorum. Üstelik ağabeyim yüklü harçlıklarıyla beni boğuyor."

Tugay, bahsi geçen ağabeyi hatırlayınca kaşlarını çattı. "Çok korumacı gibi."

"Korumacıdır." Kız, hiç beklemediği şekilde burukça gülümsedi. "Bunun için sebepleri var."

"Bunalmıyor musun?"

"Aksine, buna ihtiyacım var. Kendi kararlarımı kolay veremem."

Tugay sersemledi. Bunu itiraf eden insan sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. "Ama şimdi kuralları yıkıyorsun."

Dilini ısırdı. Kız muhtemelen ona haddini bildirecekti. Yüsra ekmeğinin üstünden ona göz attı. Lokmasını bitirene kadar bekledi. İç çekerek, "Evet," dedi. "Allah biliyor, ne yaptığımı ben de bilmiyorum."

Tugay sabırsızlandığını ve terlediğini hissetti. "Üstüme alınmalı mıyım?"

Kız yutkundu. Neredeyse sesli. Ona baktı ve yeniden yanakları pembeleşince, Tugay avcunu orada gezdirmek istedi. "Konuşmazken daha sevimliydin."

"Sevimli mi?" Tugay kaşlarını kaldırdı ve omuzlarını kaldırdı. "Hakaret ediyorsun. Benim sevimli tek bir kemiğim yoktur. Genelde görüntümden ürkerler."

Kız umursamazca omuz silkince, Tugay öne eğilip fısıldadı. "Konuşmadığım anları hatırlıyor musun?"

Kız ona baktı. "O güne dair hatırlatığım tek şey o anlar."

Genç adam bu anın gerçek olmadığına kanaat getirdi. Rüya olmalıydı. Bir düşün kollarında kıvranarak uyanmaktan ürktü. "Ne hatırlıyorsun?" Sesi çatladı.

Kız kısık bir sesle mırıldandı. "Bana baktığını."

"Sen de bana baktın," dedi adam. Bu ömrümün en güzel anıydı, diyemedi.

"Sağ ol. Suratıma vurman iyi geldi."

"Ondan değil." Adam utanarak kafasını kaşıdı. Kız sözlerine devam ederken sesi adeta içine doğru çekiliyordu.

"Genelde bakmam."

"Onu fark ettim." dedi Tugay.

Kız susamıyormuş gibi sözlerine devam etti. "Arkadaşın vızıldarken senin konuşmanı bekledim durdum. Anlamsız bir şekilde ses tonunu merak ettim. Belli ki bana alaka duymadığın için konuşmuyordun."

"Saçmalık!" Tugay, kendi hararetli sesine şaşırdı. "Sana alaka duymamak olanaksız. Ben sadece... Sadece..." Ne? Ona uygun olmadığını mı düşünmüştü? İkisinin, dünyanın iki ucunda ki cambazlar olduklarını ve asla ortada buluşamayacaklarını mı? Kızın ondan ürkeceğini mi?

Ama şimdi burada oturmuş, ruhları birbirini tamamlıyormuş gibi hissederken hiç bir şey imkansız gelmiyordu. İmkansızlıkları Tugay elinin kenarıyla iterdi. Omuzlarını bu kızla önünde duran her şeye geçirirdi. Bu sebepten, "Çetinden uzak kalmanı istiyorum," dedi.

Kız şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdı. "Emir vermek için erken değil mi komutanım?"

Tugay ne kadar ciddi olduğunu belli etmek için daha ağzını sürmediği ekmek arasını masaya koydu ve öne eğildi. "Ciddiyim. O avanak senin gibi bir incinin dokunulmazlığını cazip buluyor ve bu uğurda her iddiaya girer."

"Benim gibi bir incinin, dokunulmaz olduğunu sen de düşünüyor musun?"

Genç adam bu soruya hazırlıksızdı ve zorlukla sordu. "Bunu neden merak ediyorsun?"

Kız gözlerini kaçırınca, Tugay adeta ayakları boşalarak masaya ellerini dayadı. Tutunacak bir yer arıyordu. Hayalden bile güzel bu anı benimsemeye çalıştı. Kızın ondan gerçekten hoşlanmış olması mümkün müydü?

"Bunu ilk kez yapıyorum," diyen kızın sesi netti. "İlk kez sınırları aşıyorum. Eğer bir bariyer ördüysen, bunu söyle ki, zaten zorlukla girdiğim bu yoldan kolay dönebileyim."

"Dönme!" dedi genç adam alelacele. "Yani. Sersemliğimi mazur gör. Genelde kadınların dikkatini çeken biri değilimdir. Çetin varken, bana bakmazlar."

"Kadınların?" Kız kaşlarını kaldırdı. Genç adam kendini tokatlamak istedi. "Ayrıca arkadaşını ne kadar hoş bulduğunu önemsemiyorum. Benim için basit kabuklu biri." Genç adama yandan bir bakış attı. "Yalnızca benim fark etmediğime eminim ama bu izlenimi vermek hoşuma gitti. Belli ki sen pek kabuğunun kırılmasına izin vermiyorsun. O kabuğu kırıp benim gibi içini görebilselerdi..." Sustu. Tugay bu iltifatlara nasıl yaklaşacağını bilemedi.

Kız ekmeğini bitirince, kendi de lokmasını hızlı hızlı yedi. Çantasını omzuna takmak için girişti ama kız itiraz eden bir ses çıkardı. "Artık evime gideceğim. Bundan sonra benimle gelmen uygun olmaz."

Bu zamanda böyle sözler duymak kolay değildi. Tugay, gerçekten eskiden yaşıyorlarmış gibi hissederek alaylı bir edayla başıyla selam verdi. Genç kız, "Allah'a emanet olun Komutan," dediğinde Tugay içinde bir telaş hissetti.

"Yüsra!"diye seslendi. Kız arkasına bakınca genç adam telefonunu çıkardı. "Numaranı vermek istemezsen anlarım ama seni bir daha nasıl görürüm bilmiyorum. Bir aydır hiç karşılaşamadık. Bir ay daha bekleyemem."

Kız utanarak telefonu aldı ve numarasını girdi. "Bir ricam olacak," dedi kendini çaldırıp, o da Tugay'ı kaydederek. "Komutan," yazması genç adamı gülümsetti. "Benim sınırlarıma saygı göstermelisin."

"B-ben... Denerim."

Kız kafasını iki yana sallayarak güldü. "Kendine iyi bak," dedi.

Tugay veda etmek istemediği için, "Yeniden görüşene kadar," diye sözlerini tamamladı.

Kız gözden kaybolana kadar izledi. Arkasında neyse ki bir ağaç vardı. Oracığa çökmekten kurtuldu. Göğsüne baktı ve salak gibi güldü. İçinde koşma isteği vardı. O da koştu. Sahil boyunca koşup, insanların onun deli olduğunu sandığı şekilde şarkılar mırıldandı. Yazın ilk günlerinde, İzmir'in orta yerinde, Ege denizi onlara eşlik ederken, henüz gençliğinin en güzel çağlarında aşık olmuştu. Tüm imkansızlıklar, imkan varmış gibi görünüyordu. Genç adam deli bir fikirle, gerekirse bu kızla evleneceği düşündü. Onu sadece bir kaç saattir tam anlamıyla tanıyordu ama iliklerine kadar kendinin eşini bulduğunu hissediyordu. Annesi, babası, görevinin zorluğu önemini yitirmişti. O kıza duyduğu aştan başka her şey önemini yitirmişti.

Mecnun böyle mi hissetmişti? Çöllere düşüren bu sarhoşluk onu da ele mi geçirmişti? Durdu ve daha önce kızın oturduğu taşın üstüne çıktı ve denize karşı kollarını açtı. Tatlı meltem suratını okşadı.

"Aşık oldum," diye duyurdu genç adam. "Körkütük aşık oldum."

Bölüm sonu

29 yorum

  • O kadar iyiydi ki en yakından izlemişim gibi eline emeğine sağlıık

  • https ://discord.gg /SJtpHRWMFF Merhaba🌺3600+ üyeli yazar ve okur topluluğu adına buradayım. Sizi Discord'ta sohbet eğlence,oyun,dil sohbet (Native Ingilizlerle), kitap, vote, AI resim/sohbet botları temelli "Yazarlar Ansiklopedisi" isimli, tüm gün aktif sunucumuza davet ediyorum.Sunucumuzda özenle seçilmiş yazarlar ve okurların içinde sizi de görmeye mutlu oluruz.Sunucumuz keşfedilmemiş ve gelişmekte olan yazar ve okurlardan oluşuyor.Haftanın 5 günü sırayla bir yazarın kitabının 3 bölümü okunur yorumlanır,sunucuda isteğe bağlı iki tur var; "eleştiri ve destek"turları,eleştiri turunda yazarın nerede eksiği olduğunu ve iyi olduğunu söylüyoruz.Destek turu ise fazla vakti olmayan,sınavlara hazırlanan üyelerimiz içindir.Bu turda okuma zorunlu değildir ve görevleri fazla zaman almayan görevlerdir Etkileşimi az olan yazarlar için en iyi koşulları oluşturmaya çalışıyoruz.Sunucumuzda yarışmalar düzenliyor,bu yarışmaları kazananlara yorum,vote gibi ödüller veriyoruz.Sunucuda etkinlikler hazırlıyoruz.Bundan başka sunucumuzda 🏆Ayın Yazarı🏆 yarışmasıda geçirilmekte ve kazanana yorum vote ödülleri verilmektedir. Ilave bilgi için yazabilirsiniz Gruptan da bahsedeyim.Şu an 3600+ üyeye sahip her daim aktif. Sunucumuzda 13 yaşından 50 yaşına kadar her yaştan yazar ve misafir üye var. Her gün sosyalleşme etkinlikleri yapıyoruz.Bunlar role play, tiyatro gibi etkinlikler.Oyun kanallarımızda ise üyelerle lol, valorant, mafya,vampir köylü,cinayet çözme, gartic, among us gibi oyunlar da oynuyoruz.Eğlence için owo,satranç,kelime türetmece,adam asmaca gibi oyunlar da var.Her gece üyeler seslide toplanarak müzik dinliyor, sesli sohbet ediyoruz. Sunucumuza girmek için burada yukarıdaki linktedi boşlukları bırakmadan oluşturup kopyalayın.Sonra discorda, Instagram'da ya da burada yoruma atın ve üzerine tıklayarak dahil olun. Anlamazsanız bana sorun.Bu linkin süresi asla geçmiyor ve her zaman dahil olabilirsiniz. Linke panomdandan da tıklayabilirsiniz.

  • https://discord.com/invite/M2PUn4GY2q Merhaba🌺 2500+ üyeye sahip yazar ve okur topluluğu adından sizi Discord'ta sohbet eğlence, kitap, vote, dil sohbet (Native Ingilizlerle), AI sohbet/foto bot, oyun(lol, gartic, valorant), temelli "Yazarlar Ansiklopedisi" isimli tüm gün aktif sunucumuza davet ediyorum. Sunucumuzda özenle seçilmiş yazarların ve okurların arasında sizi de görmekten mutluluk duyarız. Sunucumuz gelişmekte olan yazarlardan ve nitelikli okurlardan oluşuyor.Haftanın beş günü sırayla bir yazarın kitabının üç bölümü okunur yorumlanır, sunucumuzda isteğe bağlı iki tur vardır " eleştiri ve destek" turları, eleştiri turunda yazarın nerede eksiği olduğunu ve nerede iyi olduğunu söylüyoruz. Destek turu ise fazla vakti olmayan üyelerimiz içindir. Bu turda okuma zorunlu değil.Sunucumuzda yarışmalar düzenliyor, yarışmaları kazananlara yorum,vote gibi ödüller veriyoruz. Ve sunucumuzda 🏆Ayın Yazarı🏆yarışmasıda geçirilmekte. Şu an 2500+ üyeli her daim aktif sunucumuzda 13 yaşından 45 yaşına kadar her yaştan yazar var. Tabi çoğunluk 13-45 yaş arası. Oyun kanallarımızda ise toplu mafya, vampir köylü, cinayet çözme role play, tiyatro gibi oyunlar da oynuyoruz ve farklı bot oyunlar da var. Her gece üyeler seslide müzik dinliyor, sohbet ediyoruz. Sunucumuza girmek için yukarıdaki linke tıklamanız yeterlidir. Unutmayın bu linkin süresi asla geçmiyor ve her zaman dahil olabilirsiniz. Linke panomdandan da tıklayarabilirsiniz.

  • https://discord.com/invite/M2PUn4GY2q Merhaba🌺 2500+ üyeye sahip yazar ve okur topluluğu adından sizi Discord'ta sohbet eğlence, kitap, vote, dil sohbet (Native Ingilizlerle), AI sohbet/foto bot, oyun(lol, gartic, valorant), temelli "Yazarlar Ansiklopedisi" isimli tüm gün aktif sunucumuza davet ediyorum. Sunucumuzda özenle seçilmiş yazarların ve okurların arasında sizi de görmekten mutluluk duyarız. Sunucumuz gelişmekte olan yazarlardan ve nitelikli okurlardan oluşuyor.Haftanın beş günü sırayla bir yazarın kitabının üç bölümü okunur yorumlanır, sunucumuzda isteğe bağlı iki tur vardır " eleştiri ve destek" turları, eleştiri turunda yazarın nerede eksiği olduğunu ve nerede iyi olduğunu söylüyoruz. Destek turu ise fazla vakti olmayan üyelerimiz içindir. Bu turda okuma zorunlu değil.Sunucumuzda yarışmalar düzenliyor, yarışmaları kazananlara yorum,vote gibi ödüller veriyoruz. Ve sunucumuzda 🏆Ayın Yazarı🏆yarışmasıda geçirilmekte. Şu an 2500+ üyeli her daim aktif sunucumuzda 13 yaşından 45 yaşına kadar her yaştan yazar var. Tabi çoğunluk 13-45 yaş arası. Oyun kanallarımızda ise toplu mafya, vampir köylü, cinayet çözme role play, tiyatro gibi oyunlar da oynuyoruz ve farklı bot oyunlar da var. Her gece üyeler seslide müzik dinliyor, sohbet ediyoruz. Sunucumuza girmek için yukarıdaki linke tıklamanız yeterlidir. Unutmayın bu linkin süresi asla geçmiyor ve her zaman dahil olabilirsiniz. Linke panomdandan da tıklayarabilirsiniz.

  • Aradığınız detektif, fantastik romanlar sayfamda (karşılıklı beğeni, gt varr)

  • Böyle saçma bir program görmedim kaldığım yerde bulamıyorum sürekli hikayeyi başa atıyor ooumaktan soğudum her seferinde ayar yapıyorum

  • Yorumum bu platform hiç kullanışlı değil. Hikayeyi bildiğim için ona yorum yapmama gerek yok süper

  • Ellerine sağlık yazarcim betimlemeler diyaloglar çok güzel hiç absurd durmuyor.👏

  • Merhabalar kitabın çok güzel.Yazmaya yeni basladım.O yüzden fikirlerinize ihtiyacım var rica etsem kitabıma bakar mısın.Teşekkürler.🫀

  • Merhabalar kitabın çok güzel.Yazmaya yeni basladım.O yüzden fikirlerinize ihtiyacım var rica etsem kitabıma bakar mısın.Teşekkürler.🫀

  • Diğer uygulamada beklemek de çok zordu burada da çok bekler miyiz ki acaba