Bazen zamanın durmasını istersin, eskide kalan bir anını düşünür ve keşke o anda kalabilseydim dersin. Belki de o anı yaşarken fark edersin güzelliğini, bir daha böyle bir an yaşayamayacağını düşünürsün ve o anda kalmayı dilersin. Ama zaman acımaz kimseye acımadığı gibi sana da acımaz. Ve sana kalan geçmişi yad edip o anıyı kendine hatırlatmak olur. Düşün, zamanı durdurmak istediğin an var mı?
İnsanları düşün, onları izler misin yoksa onlara katılıp oynar mısın? Hayatın sahnesinde rol alır mısın ya da almamak için elinden geleni mi yaparsın? Bazı anlar vardır boğazını düğümler, bu ya bir anıdır ya da kişidir. Konuşamazsın o anda konuşmak da istemezsin zaten çünkü kelimeler yetmez o anları anlatmaya. Boğazını düğümleyen yarayı düşün kapanmış mı ya da hala zorluyor mu kalbini, boğazını? Yaraya dikiş attın mı yoksa onu öylece çürümeye mi bıraktın?
Belki zayıf olduğunu düşünüyorsunuz, ben de hissederim çoğu zaman ama sonra bak derim kendime aynanın karşısına geçer dağılmış ve bir o kadar bitkin olan yansımama bakar ve hala nefes aldığımı görürüm. Eğer zayıf olsaydın zayıf olsaydın bu satırları okuyamaz soğuk toprağın altında çürütmek için elinden geleni yapardın. Ama hala buradasın hiçbir şey bitmiş değil, evet dağılmışız çokça ama hala umudumuz var biz gömsek de defalarca kez filizlenen bir umut var içinde nefes almanı sağlayan.
Şimdi geçmişe dön ve sana acı veren bir anıyı hayal et zihninde. Eğer şimdiki sen olsaydın o zamanda yine bu kadar çok etkilenir miydin? O anda neler hissettiğini düşün gözünden akmak isteyen yaşları gözlerindeki duyguları ve o anın sende açtığı yarayı düşün. Geçmişteki senin yanına gitsem ne yaparsın, düşün küçük sen karşında ne derdin ona? Kendini affeder ve bağrına mı basardım yoksa ondan nefret mi ederdin. Muhtemelen birçok şeye acımışsındır o an kendine de acır mıydın?
Peki bunu hiç düşündün mü, eğer o anıyı yaşamasaydım, yaranın ruhuna kazınmasına izin vermeseydin şimdiki sen olur muydun? Olmazdın çünkü sen artık yaraların birleşiminden oluşan biri oldun, şimdi yara alsan geçmişteki kadar etkilenmezsin çünkü daha önce yaşamışsındır bu da seni geçmişe göre daha güçlü kılar. Bu yüzden kendine acımamalısın onunla gurur duymalı ve senin şimdiki halini oluşturduğu için gurur duymalısın. Seni sen yapan değerlerden vazgeçme, kalbin bile kırıldıktan sonra başkası tarafından tamamen olmasa da birleştirilebilir ama gururun onu kimse yapıştıramaz sen dahil.
Onu çiğnemek yapacağın son şey olmalı, gururun ruhunu temsil ediyordur bedenini iyileştirebilirsin ama ruhun aldığı yaralarla kalır ne görülür ne de duyulur. Sen ruhunu unuttum değil mi? Seni yaşatanı unutup ruhunun kapısına kalbine odaklandın, o kapıdan girmek yerine kapının önünde oturup ağladın. O odaya girmediğini için göremedin ruhunu onun çığlıklarını kapının arkasından dinledin ve belki de kendinden korktun. Çünkü sen bile kendini tanımıyordun seni kim tanıyabilir ki?
Çığlıkları bastırma gir o kapıdan ve kendinle yüzleş, geçmişteki senin hıçkırıklarda boğulmasına yalnız kalmasına izin verme, onun sadece sana ihtiyacı var. Onu acılarından arındıramazsın ama göğsüne yatırıp en çok istediği şeyi yapabilirsin saçlarını okşayıp sarılabilirsin. Onunla beraber ağlayabilirsin, ve uzunca bak ona bir yıldıza bakar gibi onu anlayarak ve hissederek. Ona hayallerini verebilirsin ona umut bahşedebilir yaşaması için sebep sunabilirsin, onu geleceğe taşıyabilirsin. Unutma bunların olabilmesi için kapıyı aralamalı ve adımını atmalısın.
Ruhun gülüşü gözlerin parlamasıdır
Gözündeki bir damla yaş
Aslında ruhundan akan kandır
Ruhunun parça parça senden ayrılmasıdır
Önemli olan gözlerinin gördüğü değil
Kalbin hissettiğidir
Kalbine güven, kendine inan
Mantığınla kalbini bir tutmaya çalış
Ruhunu unutma, bir insan olduğunu
Mutluluğu unutma, ruhunla gülebileceğini
Kalbini unutma, sadece kalbinle sevebileceğin.