İçeriğe geç

SAKLI MAÇ

Bölüm 9 · 2 dk okuma

SAKLI MAÇ

Bölüm 9

Bölüm 9

Gölün üzerine çöken akşam serinliğiyle birlikte Derin’in zihninde birden paslanmış bir kapı aralandı.

Poyraz’ın parmaklarının arasındaki elini gevşetti. Gözleri Poyraz’ın profiline takılı kalmışken, hafızası onları yıllar öncesine, lisenin ilk dönemlerine savurdu. O zamanlar Poyraz, kim olduğunu, nasıl bir bağ aradığını ve geleceğini sorguladığı sancılı bir dönemden geçiyordu. O günlerde hayatında adı hiçbir zaman açıkça konmayan, kimseye anlatılmayan ama Poyraz’ı tamamen içine çeken gizli ve fırtınalı bir yakınlaşma olmuştu. O bağ aniden koptuğunda, Poyraz haftalarca tam da şu anki gibi içine kapanmış, her şeye ve herkese karşı yakıcı, tekinsiz bir öfkeye bürünmüştü.

Ve Derin’in nefesini kesen asıl ayrıntı o an zihnine bir şimşek gibi çaktı.

O dönemki silüet... Omuzlarına dökülen koyu renk saçları, soluk beyaz teni, keskin elmacık kemikleri ve karanlık bakışlarıyla neredeyse Pars’ın birebir kopyasıydı.

Poyraz o günleri, yaşadığı o kırılmayı belleğinin en ücra köşesine itmiş, bir daha hiç bahsetmeyerek çoktan unutmuş gibi davranmıştı. Derin yutkundu; göğsüne oturan ağırlık bir anda iki katına çıktı. Şimdi bunu Poyraz’a sormanın ya da hatırlatmanın sırası değildi; böyle bir yüzleşme Poyraz’ı tamamen raydan çıkarabilirdi. Kafası karmakarışık bir halde yavaşça ayağa kalktı.

"Ben... kızların yanına geçeyim," dedi Derin, sesindeki hafif titremeyi gizlemeye çalışarak. "Koreografi listesini gözden geçirmemiz lazım."

Poyraz başını kaldırıp ona baktı, hafifçe gülümsedi. "Tamam, sonra görüşürüz."

Derin adımlarını hızlandırarak kamelyalara doğru uzaklaşırken, çimlerin üzerinden Poyraz’a doğru yaklaşan iri bir gölge belirdi. Güney Fırtınası’nın savunmadaki en güvendiği ismi, Poyraz’ın sahadaki sağ kolu ve en yakın arkadaşı Barış yanına geldi.

"Naber kaptan?" Barış, Poyraz’ın omzuna dostane ve sert bir yumruk atıp hemen yanındaki çimlere çöktü. Poyraz’ın yüzündeki o gergin, donuk ifadeyi hemen fark etmişti. Kolunu Poyraz’ın omzuna atıp onu kendine doğru çekti, fısıldarcasına konuştu: "Bütün gün suratın asıktı. O Karaca piçiyle aynı odaya düşmen canını sıktı biliyorum ama takma kafana. Yarın sahada dersini veririz."

Poyraz, Barış’ın omzundaki koluna ve bu yakın tesellisine hafifçe gülümsedi; biraz olsun rahatlamaya çalışarak başını salladı.

Fakat yüz metre ötede, bu sahneyi izleyen bir çift göz için o an cehennemden farksızdı.

Pars, ahşap kamelyanın gölgesinde donup kalmıştı. Poyraz’ın Derin’den ayrılışını, hemen ardından Barış’ın gelip kolunu Poyraz’ın omzuna atışını, Poyraz’ın da buna hiç itiraz etmeden başını eğip ona yaklaşmasını saniye saniye izledi.

İçinde aniden öyle kontrolsüz, öyle yakıcı bir öfke dalgası kabardı ki, tırnakları avucunun içine battı. Nedenini bilmiyordu, neden o sarışın çocuğun omzuna dokunan her elin kendi sinir uçlarını ateşe verdiğini anlayamıyordu; ama o yakınlık görüntüsü Pars’ın göğüs kafesini sıkıştıracak kadar ağır geldi. Kıskançlık mıydı, nefret miydi, yoksa adını koyamadığı o tekinsiz takıntı mıydı, kestiremiyordu.

"Pars, nereye?"

Selin’in sorusuna cevap bile vermedi. Hışımla ayağa fırladı, masadaki plastik bardağı devirerek orman yoluna, tesisin arkasındaki ıssız patikaya doğru hızlı ve sert adımlarla uzaklaşmaya başladı. O kalabalığın, o kahkahaların ve en çok da Poyraz’ın bir başkasına bu kadar kolay dokunmasına izin verişinin görüntüsünden kaçmaktan başka çaresi yoktu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.