İçeriğe geç

SAKLI MAÇ

Bölüm 54 · 2 dk okuma

SAKLI MAÇ

Bölüm 54

Bölüm 54

Metal dolap kapağı, Poyraz’ın öfkeyle çarpan elinin altında tiz bir sesle sarsıldı. Gri tişörtü hırsla kafasından geçirmişti ama kumaş ıslak omzuna dolandığı için sinirinden soluk soluğa kalmıştı. Dişlerini sıkarak tişörtün eteklerini çekiştirirken tek bir saniye bile arkasına dönmüyordu; fakat ensesindeki tüyler, arkasındaki havanın nasıl bir anda ağırlaştığını çoktan haber vermişti.

Çıplak ayakların ıslak zemindeki hafif, sessiz adımları tam arkasında durdu.

Poyraz fermuarını çekmek için eşofmanına uzanmıştı ki, iki iri el iki yanından uzanıp metal dolabın kapaklarına dayandı. Pars, Poyraz’ı dolapla kendi göğsü arasında kusursuz bir kafese aldı.

Gövdesi Poyraz’ın sırtına değmiyordu ama aralarındaki o birkaç santimlik boşluktan buram buram yayılan sıcaklık ve nemli ten kokusu, Poyraz’ın nefesini göğsünde kilitledi. Pars başını hafifçe öne eğdi; ıslak siyah saçlarından damlayan tek bir damla su, Poyraz’ın çıplak ensesine tıp diye düştü.

"Dolapla kavgan bittiyse..." diye fısıldadı Pars. Sesi boğuk, alçak ve buram buram eğlence doluydu; dudakları neredeyse Poyraz’ın kulağının kıvrımına çarpıyordu. "...biraz da benimle ilgilenirsin sanıyordum Aksoy."

Poyraz kaskatı kesildi. Geriye çekilmemek için avuçlarını dolabın içine bastırdı ama başını çevirip ona bakmayı kesinlikle reddetti. "Çekil önümden Karaca," dedi buz gibi bir sesle. Fakat sesindeki o hafif titreme, içindeki fırtınayı ele vermeye yetmişti. "Git tabağını bitirmeden sevgilinin yanına yetiş. Bekletme kızı."

Pars’ın göğsünden derin, titreşimli bir kıkırtı yükseldi. Poyraz sırtında o kahkahanın yarattığı hafif sarsıntıyı hissettiğinde sinirleri bir kat daha gerildi.

"Sevgilim?" Pars bir elini dolabın kapağından ayırdı. Uzun parmakları usulca Poyraz’ın çenesinin altına kaydı; teni serindi ama dokunuşu ateşe değmiş gibi bir etki bıraktı. Çenesini nazik ama itiraz kabul etmez bir kararlılıkla kavrayıp Poyraz’ın yüzünü omzunun üzerinden hafifçe kendine doğru çevirdi.

Poyraz’ın yeşil gözleri alev alev parlıyordu; burnundan soluyarak Pars’ın yüzüne baktı. Pars’ın koyu kahve gözlerinde ise tek bir suçluluk kırıntısı yoktu; aksine, karşısında bu derece kıskançlıktan gözü dönmüş bir Poyraz görmenin getirdiği o sınırsız, şımarık memnuniyet parıldıyordu.

"Demek içeriden her kelimeyi dinledin..." dedi Pars, dudaklarının kenarı hafifçe seğirerek. Parmak uçları Poyraz’ın çene çizgisini okşayarak aşağıya, köprücük kemiğine ve oradan da boynundaki gümüş zincire doğru indi. "Ve fena halde sinirlendin."

"Ne sinirleneceğim be?" dedi Poyraz, yüzünü hızla kurtarmaya çalışarak ama Pars’ın parmakları kolyenin halkasına takıldığı için fazla kımıldayamadı. "Kiminle ne yapıyorsan yap, umurumda değil! Ama erkekler soyunma odasının ortasında elalemin kızına kendini elletirken beni o kabinde nefessiz bırakamazsın!"

Pars’ın gözleri bir ton daha koyulaştı; yüzündeki o alaycı tebessüm bir anda tehlikeli, fazlasıyla tatmin olmuş bir karanlığa büründü. Başını bir santim daha yaklaştırıp Poyraz’ın dudaklarının tam dibinde durdu. Sıcak, kesik nefesi Poyraz’ın öfkeden kızarmış yanaklarını yaladı.

"Onun dokunduğu yeri mi dert ettin..." diye mırıldandı Pars. Elini kaldırıp kendi çıplak göğsünü, az önce Selin’in parmaklarının gezindiği yeri işaret etti; ardından Poyraz’ın bileğini sertçe kavrayıp onun avucunu tam o noktanın üzerine bastırdı.

Poyraz’ın avucu, Pars’ın ıslak ve sıcacık göğüs kaslarına gömüldüğünde kalbinin o delicesine atan ritmi elinin altında güm güm vurdu.

"...o zaman sil Aksoy," dedi Pars, sesi bir meydan okuma kadar cüretkâr, bir itiraf kadar derindi. "Buranın kime ait olduğunu en iyi sen biliyorsun. O izi tenimden silene kadar dokun bana."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.