Akşamın çöküşüyle birlikte dağ havası keskin bir soğuğa bürünmüş, kampın ana yemekhanesindeki sarı fenerler tek tek yanmaya başlamıştı. Uzun ahşap masalar, antrenmanın yorgunluğunu üzerlerinden atmaya çalışan sporcular ve yüksek sesle müzik dinleyen amigo kızlarla doluydu.
Poyraz, Barış ile birlikte tepsisini alıp cam kenarındaki masaya doğru ilerledi. Üzerine geçirdiği gri kapüşonlu, saçlarının hâlâ nemli olduğunu gizleyemiyordu. Derin masada oturmuş, önündeki deftere koreografi notları karalıyordu. Poyraz’ın geldiğini görünce kalemi bıraktı; gözleri anında Poyraz’ın boynuna, kapüşonlunun kenarından hafifçe taşan o kızarıklığa kaydı ama tek bir kelime dahi etmeden hafifçe yana kayarak ona yer açtı.
"Nasılsın?" diye sordu Derin, Poyraz yanına oturduğunda elini usulca onun dizine koyarak.
"İyiyim," dedi Poyraz, tepsisini masaya bırakırken. "Koçla da konuştuk sayılır... Sorun yok."
Tam o sırada yemekhanenin ağır kapısı bir kez daha aralandı. İçeri Selin ve Pars girdi.
Selin, Pars’ın koluna sıkıca girmişti; yüksek sesle bir şeyler anlatıyor, yüzünde her şeyin yolunda olduğunu kanıtlamak istercesine kusursuz bir tebessüm taşıyordu. Pars ise siyah bir kazak giymişti; elleri ceplerinde, uzun siyah saçları dağınık bir halde yürüyordu. Yüzündeki o soluk, mermerden oyulmuş gibi duran ifadesizliği bozmadan etrafı süzdü ve bakışları anında cam kenarındaki masayı buldu.
Yemekhanedeki neredeyse tüm masalar doluydu; tek boş yer, Poyraz ve Derin’in tam karşısındaki iki kişilik alandı.
Selin bunu bir fırsat bilerek adımlarını o tarafa yöneltti. "A, bakın burada yer var! Pars, buraya geçelim."
Poyraz’ın çatala uzanan eli havada dondu. Başını kaldırdığında, Pars’ın tam karşısına geçip oturduğunu gördü. Masadaki hava, sanki birisi pencereyi açıp içeriye kış ayazını salmış gibi bir anda buz kesti.
Barış homurdanarak geriye yaslandı, Derin’in ise bakışları temkinli bir kedi gibi kısıldı. Selin neşeyle konuşmaya başladı: "Poyraz, sahadaki o son hareket gerçekten çok korkunçtu. Demir Hoca’nın sesini tesisin öbür ucundan duyduk. Umarım yarın daha medeni bir antrenman izleriz, değil mi hayatım?"
Selin bu soruyu sorarken elini masanın üzerinden uzatıp Pars’ın elinin üzerine koydu; parmaklarını Pars’ın parmaklarına kenetledi.
O temas gerçekleştiği anda masadaki sessizlik daha da boğucu bir hal aldı.
Pars elini Selin’in parmaklarının arasından çekmedi ama gözleri Selin’e de dönmedi. Koyu kahve gözleri, masanın üzerinden doğrudan Poyraz’ın yeşil gözlerine saplandı. Poyraz ise dudaklarını birbirine bastırmış, Selin’in Pars’ın elini okşayan parmaklarına ve Pars’ın buna sessizce izin verişine bakıyordu.
Duşta yaptıkları o taze anlaşma, aralarındaki o sessiz ateşkes masanın ortasında görünmez bir ip gibi gerildi. İkisi de tek kelime etmiyordu; fakat bakışlarında, duştaki o çıplak kabullenişin hemen ardından gelen zehirli bir meydan okuma alevlenmişti.
Poyraz çatalını tepsisine sert bir sesle bıraktı; masanın altından yumruklarını sıktığını sadece hemen yanındaki Derin fark etti.