İçeriğe geç

SAKLI MAÇ

Bölüm 24 · 2 dk okuma

SAKLI MAÇ

Bölüm 24

Bölüm 24

Fayanslara çarpan suyun boğuk şırıltısı ve yoğunlaşan sıcak buhar, ikisinin etrafında dış dünyayı tamamen silen puslu bir perde oluşturmuştu.

Poyraz sırtını duvara yaslamadı, tek bir adım geri de atmadı. Islak sarı saçlarını eliyle geriye doğru tararken su damlaları kirpiklerinden süzülüyordu. Karşısında, aralarında sadece bir adımlık mesafeyle duran Pars’a baktı. Bu kez sahadaki o kaskatı öfke ya da koridorlardaki alaycı sırıtış yoktu yüzünde; sadece yorgun, savunmasız ve suyun altında daha da berraklaşan yeşil gözleri vardı.

Pars musluğu hafifçe kıstı. Su artık omuzlarından daha sakin, ince bir çizgi halinde dökülüyordu. Uzun, ıslak siyah saçları yüzünün bir kısmını örtse de koyu renk gözlerindeki o karanlık dinginlik net bir şekilde seçiliyordu. Bakışları Poyraz’ın ensesindeki kızarıklığa, oradan da boynunda suyla parıldayan gümüş kolyeye indi; fakat bu defa dişlerini sıkmadı, yumruklarını kavramadı.

"Canını çok yakıyor mu?"

Pars’ın sesi, buharın ve su sesinin arasında neredeyse boğulacak kadar alçak, fısıltıdan hallice çıktı. İlk defa ses tonunda zehir, tehdit ya da üstünlük kurma çabası yoktu. Sadece yalın, pürüzsüz bir soru vardı.

Poyraz bu beklenmedik sakinlik karşısında bir an afalladı. Savunma zırhını kuşanmaya, ters bir cevapla karşılık vermeye hazırdı ama Pars’ın gözlerindeki o savunmasız ciddiyet kelimelerini boğazına düğümledi. Elini kaldırıp ensesine hafifçe dokundu, parmak uçları sızlayan yaraya değdiğinde derin bir nefes verdi.

"Alışkınım," dedi Poyraz usulca. Sesi kavgadan uzak, duruydu. "Sahada olan sahada kalır sanıyordum. Ama senin derdin sadece futbol değil, değil mi Karaca?"

Pars başını hafifçe eğdi, soluk elmacık kemiklerinden süzülen bir su damlası çenesinde birikip yere düştü. Poyraz’ın gözlerinin en derin noktasına baktı. Aralarındaki o tek adımlık sınırı aşmadı, uzanıp ona dokunmadı; fakat o mesafeyi korumak ikisi için de fiziksel bir acı kadar ağırdı.

"Bilmiyorum," dedi Pars, ilk kez dürüst ve çıplak bir kabullenişle. Sesi göğsünden kopup gelen boğuk bir itiraf gibiydi. "Geçen seneki maç bittiğinde senden sadece nefret ediyordum. Basitti. Ama buraya geldiğimizden beri... kafamın içinde susmayan bir gürültü var."

Poyraz gözlerini kırpmadan onu dinledi. Pars’ın dudaklarından dökülen her kelime, kendi içinde bastırmaya çalıştığı o tanımsız fırtınanın birebir yansımasıydı. Su ikisinin arasından akıp giderken, aralarındaki sessizlik ilk defa bir tehdit değil, paylaşılan sessiz bir ateşkes oldu.

"Benim de," diye fısıldadı Poyraz. Bakışları bir anlığına Pars’ın soluk dudaklarına kaydı ama hemen ardından yeniden o karanlık gözlere döndü. "Nedenini çözemediğim bir şey var. Ve bu beni deli ediyor."

İkisi de aralarındaki o son santimi kapatmadı; dokunmadılar, birbirlerine doğru tek bir hamle bile yapmadılar. Fakat o buharlı duş alanında, ilk kez birbirlerinin gözlerinin içine nefretin sahte maskesi olmadan baktılar. Bu sakin yüzleşme, sahadaki en sert çarpışmadan çok daha derin bir yara gibi ikisinin de göğsüne kazındı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.