Sabahın erken saatlerinde spor akademisinin otoparkı, metal kramponların asfalta vuran sert sesleri ve bagaj kapaklarının gürültüsüyle yankılanıyordu. Sezon öncesi hazırlık kampı için kiralanan büyük tur otobüsünün önünde iki farklı formanın renkleri çoktan keskin bir sınır çizgisi çekmişti.
Bir tarafta okulun köklü şampiyonu Kuzey Parsları, diğer tarafta son iki yıldır zirveyi zorlayan hırslı Güney Fırtınası.
Poyraz, sırt çantasını tek omzuna asmış, sarı saçlarını karıştıran rüzgâra aldırmadan otobüsün basamaklarının hemen yanında duruyordu. Yüzündeki kendinden emin gülümseme, etrafındaki takım arkadaşlarının şakalaşmalarına eşlik ediyordu. Hemen yanında duran sevgilisi Derin, amigo takımının koreografi listesini incelerken Poyraz’ın omzuna hafifçe yaslandı. Poyraz kolunu Derin’in beline doladı ama bakışları otoparkın giriş kapısına takılıp kalmıştı.
Girişte beliren silüet, havadaki gürültüyü bir anda bıçak gibi kesti.
Pars, siyah spor çantasını omzuna atmış, yavaş ve ağır adımlarla yaklaşıyordu. Omuzlarına dökülen dağınık koyu saçları, soluk beyaz tenini ve keskin elmacık kemiklerini her zamanki gibi gizemli bir gölgede bırakıyordu. Sevgilisi Selin, kusursuz görünümü ve canlı adımlarıyla onun hemen bir adım gerisindeydi, Pars’ın koluna girmeye çalışıyordu; ancak Pars’ın dikkati tamamen başka bir yerdeydi.
Pars, otobüsün önüne geldiğinde durdu. Koyu renk gözleri, doğrudan Poyraz’ın açık yeşil gözlerine kilitlendi. İki kaptanın arasındaki rekabet sadece sahadaki sayılardan ibaret değildi; geçen sezon finalinde Poyraz’ın son saniye pasını Pars’ın havada sert bir darbeyle bloke ettiği günden beri aralarında konuşulmayan, havayı titreten bir gerilim vardı.
"Hâlâ ikinci sırada oturmaya alışamadın mı, Aksoy?" dedi Pars, ses tonundaki soğuk alayla.
Poyraz dudak bükerek bir adım öne çıktı, Derin’in eli belinden kaydı. "Sahanın tozunu yuttuğunda kimin nerede oturacağını göreceğiz, Pars. Bagajını düzgün yerleştir, yolda kaybetme."
"Sahada göreceğiz," dedi Pars kısık bir sesle. Gözlerini Poyraz’dan bir saniye bile ayırmadan otobüsün dar basamaklarına yöneldi.
Otobüsün içi ikiye bölünmüştü: Ön koltuklar amigo takımı ve antrenörlere, arka sıralar ise iki rakip takımın oyuncularına ayrılmıştı. Pars koridordan geçerken omuzları Poyraz’ın omzuna hafifçe çarptı. İkisi de geri çekilmedi; aksine o temas anında aralarındaki görünmez elektrik tüm koridoru sardı.
Pars arka sıralarda cam kenarına geçip kulaklıklarını taktı. Selin hemen yanına oturdu, bir şeyler anlatmaya başladı ama Pars duymuyordu. Başını cama yasladığında, dikiz aynasından ona doğru bakan Poyraz’ın keskin, meydan okuyan bakışlarıyla yeniden karşılaştı. Yol kilometrelerce uzanırken, ikisi de bu kampın sadece bir şampiyonluk mücadelesi olmayacağını içten içe biliyordu.