İçeriğe geç

Saklı Geçmiş

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Saklı Geçmiş

Bölüm 2

Kızıl Gece

Hoş bir melodi çalıyordu, fakat sarhoş insanların anlamsız gürültüsü, müziğin naif ezgilerini bastırıyordu.

Havanın bunaltıcı sıcağı ve bütün gece dans eden bedenlerde yayılan ter kokusu,mekânnın içinde ağır bir örtü gibi çökmüştü. Gecenin karanlığı hâlâ hüküm sürüyordu ve güneşin doğmasına saatler vardı. Kimsenin acele etmeye niyeti yoktu.

İnsanlar kahkahalar atıyor, dünyadan bihaber eğleniyorlardı.Ama bir kişi,o kalabalığın arasında, diğerlerinden farklıydı.Köşedeki loş masada oturan yabancı,herkesi tek tek süzüyordu.

Zihninde tek bir düşünce vardı;hepiniz öleceksiniz.

Keyfi yerindeydi;yaklaşan vahşetin heyecanı gözlerinde pırıltıya dönüşmüş,dudaklarına sinsice yayılan bir gülümsemeye sebep olmuştu.Kendine bile itiraf edemediği bir zevk,damarlarında dolaşıyordu...

Derken kapılar bir gürültüyle açıldı.Tüm bakışlar,içeri giren kadına çevrildi.Kadının hali herkesi bir an donup kalmaya zorladı.

Üzerindeki çamur, bir zamanlar ihtişamını sergileyen alev kızılı saçlarını mat bir karmaşaya çevirmişti. Çekik, yeşil gözleri,şamanlar soyunun asilliğini ele verse de içinde saklanan küçücük umut parıltıları dahi sönmek üzereydi.

Kadın, gözlerini odadaki herkesin üzerinde gezdirdi. Tanrı’ya dua ediyordu; korktuğu şeyin gerçekleşmemesi için yalvarıyordu. Ancak Tanrı bu gece merhamet gösterecek gibi durmuyordu...

Yabancıyla göz göze geldiği an, yüzündeki tüm renk çekildi. Çaresizliği ve korkuyu saklayamadığı gözlerinde titrek bir ışıltı belirdi. Salondaki hava bir anda buz kesti. Müzik susmuş, konuşmalar yerini mutlak bir sessizliğe bırakmıştı. Herkes olacakları bekliyordu.

Yabancı ağır adımlarla yerinden kalktı. Salondaki nefesler tutuldu. Zaman adeta durdu; her hareket ağır çekimdeymiş gibi hissediliyordu. Kadına doğru yaklaşırken yabancının yüzündeki alaycı ifade, izleyenlerin yüreğine korku salıyordu.

Kadın dizlerinin üzerine çöktü. Titriyor, nefes almayı bile unutmuş gibi sessizce ağlıyordu. Ölüm hiç bu kadar yakın hissettirmemişti.

"Y-y-yalvarırım..." diye kekeledi kadın. Ama sözü yarıda kaldı. Yabancı, öfkeyle suratına bir tekme attı. Kadının bedeninin sertçe yere serilmesi, salondaki herkesin içinde yankılanan bir korku çığlığı gibiydi.

Yabancı, soğuk bir sesle fısıldadı:

“Seni zavallı cadı… Midemi bulandırıyorsun. Sahiplerin seni yalnız göndermekle büyük bir hata yaptı.”

Kadın tekrar yabancının ayaklarına kapanarak ağlamaya başladı. Çamura bulanmış ayakkabılarını öptü. Gururundan eser kalmamıştı. Yabancı, kadının saçlarından tutup yüzünü yukarı kaldırdı. Göz göze geldiklerinde öfkesi daha da büyümüş gibiydi.

“Hepinizin en acımasız şekilde ölmesi için elimden geleni yapacağım!” diye bağırdı yabancı.

Kadının saçlarını sertçe bırakıp salondaki kalabalığa dönerek bakışlarını gezdirdi.

Kimse hareket etmeye cesaret edemedi. Kadının çaresiz çığlıkları, vahşetin başlangıcı olmuştu. Salondaki herkesin sonunun geleceğini biliyorlardı.

Kadına döndü yabancı,sadece tek bir bakış...Kadın nefes alamıyor gibi boğazını tutup çılgınca kaşıyordu,morarıyor maviye çalıyordu teni...boğazını kapatana kadar hiç düşünmeden kesiyordu ağzı açıktı,damarları belirginleşmişti,uvuzları şişiyordu...gittikçe bedeni derisini zorlamaya başlıyordu...Ve bir zamanlar yemyeşil olan canlı gözleri donuklaştı...

Her kesin kurmasına ve yerlerde yürünemeyecek hale gelmesine neden olacak o son nokta ve kadının vücudu patladı,evet cidden patlamıstı bütün kan,parçalanmış organlar her şey etrafa sıçradı,mekanda öğürme sesleri her yerden duyuluyordu....

Yabancı, yüzündeki korkutucu bir gülümsemeyle yavaşça salondan çıktı. Arkasında sadece çığlıklar, kan ve ölüm bırakmıştı. Karanlık gökyüzünde yankılanan çığlıklar, yerini aniden sessizliğe bıraktı.

Mekân, bir kan gölüne dönmüştü.

Yabancı, geceye bakarak derin bir nefes aldı ve kendi kendine mırıldandı:

“Bu sadece başlangıç...”

Gökyüzü, sanki bu vahşeti hissetmiş gibi kızıla bürünmüştü. Kargalar etrafta çığlık atarak uçuşuyor, haberciler gibi kasabayı terk ediyorlardı. Doğa yas tutuyordu. Genç cadının ölümü, dengeleri değiştirmişti. Ormanda yankılanan büyülü ve hüzünlü bir melodi giderek şiddetleniyordu.

Bu melodi, bir savaşın habercisiydi.

Kasaba halkı, dehşet içinde kapılarını ve pencerelerini kilitlemişti. Herkes orman halkının öfkesini ve intikam arzusunu biliyordu. Hayvanlar bile bu karanlığı hissederek yuvalarına çekilmişti.

Orman halkı,yas içindeydi.Ölen Genç cadının intikamını almak istiyorlardı.Melodi giderek daha şiddetli bir hal alıyor ve sanki ölen ruhların çığlıklarına dönüşüyordu,kan dökülmesini talep ediyorlardı...

Saray halkı ise çoktan uyanmıştı. Telaşla planlar yapılıyor, önlemler alınıyordu. Ancak yapılabilecek tek şey, Tanrı’ya dua etmekti. Ne yazık ki Tanrı pek merhametli sayılmazdı.

Artık her şeyi zaman gösterecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.