Sınav haftasında olmamıza rağmen peş peşe iki ders yapacağını söyleyen ve bu derslerin sınavla ilgili olduğunu belirterek bütün öğrencilerini toplamaya başaran hocanın, iki ders arasında verdiği on beş dakikalık molayı başımıza bela açarak doldurmuştuk. Saltık'tan kaçabilecek bir yer yoktu maalesef, biz de okulun bir nevi yöneticileri olan öğretmenlerin yanında kalarak kendimizi güvenli alana çekmiş olduk. Lezbiyen kızlar ile Ebren'i, misafir arkadaşlarımız olarak tanıtarak, sınıfına dersini alan öğrenciler dışında kimseyi sokmayı istemeyen hocayı ikna edebilmiştik. Sadece bir saat sürecek bir güvenlikti ama o bir saate bile ihtiyacımız vardı.
Bir şekilde, başımıza bela açmayı başarıyorduk. Ya Devrim Kütüphanesi ile Kaptan Morgan'ın mekanındaki gibi kovuluyorduk, ya da Rektörü şirin babaya çevirmemiz, mafya lideri adayını vişne reçeline döndürmemiz gibi ağır belaları üzerimize çekiyorduk. Bir yerden sonra uslanır, oturaklı, düzgün, örnek genç olmak için çabalarız diye düşünüyordum ama ertesi günü, çok şükür bugün de ölmedik diye dua ederken buluyordum kendimi. Daha düne kadar Rektör'ün bizi okuldan atma ihtimali hayatımın en kötü olayıydı ama artık, Saltık'ın bizi öldürme olasılığı varken okuldan atılmak nanay geliyordu kulağıma. Saltık'ın yan kesici tipli arkadaşları bizi julien julien doğrayacak, insan salatası haline çevirecekti, o zaman kim al sana kan kana kana iç diyecek durumda olacaktı? Bu konuda da bütün sorumluluğu Hesila'ya yüklemiştim, hepsi onun suçuydu ve evet, benim sorularımın bir ağırlığı yoktu.
En arkada yerimizi almıştık, Hima ile ben yan yana oturuyorduk, bizim bir önümüzde ise Katherina ile İmer vardı. Bizim bulunduğumuz sıra dizisinin en önünde, Öğretmen kürsüsünün hemen önündeki sırada Tunga ile Roza bulunuyordu, onların bir arkasında Ebren ile Hesila ve onların arkasında da lezbiyen kızlar oturuyordu. Onlar ile bizim aramızdaki sıralarda, tanısam da pek muhatap olmadığımız sınıf arkadaşlarımız vardı ve görüş açımı kapatıyorlardı.
Okulda, bütün hakimiyet öğretmenlerdedir, bu yüzden bir öğretmen sınav haftası olmasına rağmen ders işleyebiliyor. Ya da bizi böyle kandırarak sınıfa topladı çünkü, kapıdan giren peş peşe beş polis, bu ders işleme yalanının altında bambaşka gerçeklerin saklı olduğunu söylüyordu. İkisi kadın, üçü erkek beş mavi üniformalı polis tahtanın önüne geçerek yan yana dizildi.
"Herkes çantasını açsın, arama yapılacak!" diye duyurdu en baştaki erkek olan. Diğerlerinin genç görüntüsünün aksine, kıdemli olanın kendisi olduğunu belirten orta yaşlarında gibi görünen biriydi.
İlk bakışta, polisin sınıfa girmesi Saltık'ın bir oyunu gibi düşündürse de, arama yapılacağının bildirilmesi olayı farklı yönlere çekiyordu. Arama yapma olayı lisede kalması gereken bir eylem olmasına rağmen, tam da herkesin sınıfta toplandığı bir vakitte bu aramanın yapılması art niyetli düşünmeme sebebiyet veriyordu. Belki de, hocanın ders yapacağım bahanesiyle herkesi sınıfa toplaması baştan sona tıkır tıkır ilerleyen bir planın parçasıydı.
"Arama izniniz var mı?" diye sordu Roza. Bu işin ehli olduğunu sorduğu soruyla bile belli ediyordu.
"Ben iznin ta kendisiyim," diyerek karşılık verdi kıdemli olduğunu düşündüğüm polis.
"Arama kararını göstermezseniz çantamı arayamazsınız."
"Böyle konuştuğuna göre sakıncalı şeyler saklıyor olmalısın." Başıyla hemen yanındaki kadın polise, git anlamında işaret verdi. "Aramaya ondan başlayın."
"Bok saklıyorum gel bak," dedi Roza gülerek.
Burada sınıfın ikiye bölünmüş durumdaydı, çabuk aransın çabuk bitsin diye düşünenler Roza'nın zorluk çıkaracağını düşünerek laf atıyor, söylenip duruyor, gözlerini deviriyorlardı. Aramanın saçma olduğunu düşünenler de söyleniyorlardı, liseli ergen miyiz diyerek haklı isyanlarını iletiyorlardı. Ben ise endişeliydim, Roza hep çantasında hükümetin sakıncalı bulduğu, belki tutuklanmasına bile neden olabilecek şeyler saklayabilirdi. Belki yasaklanan bir kitabı vardı belki de protesto yürüyüşlerinde kullandığı pankartlardan biri.
"Kızım siktir git!" diye bağırdı Roza, çantasına uzanan polise. Çantasını kucağına aldı. "Arama emrini göstermeden kimse çantama bakamaz."
Kadın polis oldukça sakin karşıladı onu. "Lütfen zorluk çıkarmayın, biz de işimizi yapıyoruz mecburen."
Polis sakinleşince Roza da sakinleşti. "Ben de onu diyorum, buna yetkiniz var mı gösterin bana."
"Evet!" diye bağırarak ayaklandı Hesila. "Belki polis bile değilsiniz, nereden bileceğiz? Yetkililer dışında kimse bakamaz çantama." Ebren, Hesila'yı sakinleştirmek ve kolundan tutarak yerine tekrar oturtmaya çalıştıysa da başarılı olamıyordu.
"Durduk yere nereden çıktı bu arama? En azından nedenini bilmeye hakkımız var." Diğerlerine ayak uydurarak Tunga da ayağa kalktı. Sınıfımızın devrimci gurubu olarak birbirlerine destek çıkıyorlardı.
"Al bunların hepsini!"
Kıdemli olduğunu düşündüğüm polisin emriyle birlikte, tahtanın önünde sıraya dizilen polisler hareketlendi ve bütün karşı koymalara rağmen, onların ellerini arkadan birleştirerek tahtanın önüne getirdiler. Roza, Hesila ve Tunga, onlara karşı koymaya çalışıyor, haklarının olmadıklarını söyleyerek kuralları çiğnedikleri için bedelini ödetecekleri yönünde tehditler savuruyordu. Hesila, Tunga ve Roza, çantalarına bakmalarına müsaade etmemek için kucaklarına almışlardı.
Bir yanım, sakıncalı bir şey taşımıyorlarsa çantalarına baksınlar ve bu iş bitsin diye düşünüyordu. Çantalarının içinde yasaklı şeyler olduğundan da şüphelenmeye başlamıştım ama bu şüphemi anında savuşturdum. Bu onların davasıydı, haklarını savunmak, gerekirse çantalarına bakmalarına bile engel olmak onların davasının bir parçasıydı. İzinsiz çanta karıştırmayı kendine hak gören hükümetin, donunuzun rengine bakmayı da hak görürler şeklinde düşünce yapılarına sahiptiler.
Az önce, Roza'nın çantasını aramaya kalkışan kız, teker teker çantalarımızı açmaya başladı. Roza, Hesila ve Tunga üçlüsü dışında zorluk çıkaran olmadığı ve kimsenin çantasında sakıncalı şeyler bulunmadığı için işini hızlı yapabiliyordu.
Sıra bana geldiğinde, fermuarını açtığım çantamı masanın üzerine koydum. Eğer, Rektörün düşürdüğü mültecilerin yazılı olduğu listeyi evde saklamış olmasaydım bu kadar rahat olmaz, hatta Roza kadar kargaşa çıkarabilirdim. Çantamı açtı polis hanım, günlerdir çantamda taşıdığım benimle bir o yana bir bu yana giden ama çantamdan çıkarıp da eve bırakmaya üşendiğim, bırak okumayı kapağını açmaya dahi vakit bulamadığım kitabı çıkardı.
"Özgülüğün Hükümet Engeli!" diye bağırarak kitabın adını söyledi Polis Hanım.
Kıdemli olduğunu düşündüğüm, orta yaşlarındaki polis düşündü önce. Daha sonra, "Al onu da," dedi.
"Tahtanın önüne geçin lütfen," diyen Polis Hanım, beni kolumdan tutarak kaldırdı.
Şaşkınlığımın etkisiyle, beni kolumdan çekip götüren polise karşı koymadım. Şaşkındım çünkü, okumadığım bir kitap yüzünden, hatta uzaktan yakından ilgimi çekmeyen siyasetin saçma unsurları yüzünden yargılanacaktım. Sinirliydim de, bana bu kitabı Roza vermişte ve okursam aydınlanacağımı söylemişti, aydınlanmak yerine yargılanacaktım ki üstelik okumadan bunlar oluyordu.
Polis Hanım, kitabı kıdemlisine verirken Roza'nın yanında yerimi aldım. Artık susuyor, hakkını aramıyordu çünkü arkasındaki polis, onu ellerini arkasında birleştirmiş tutuyordu.
"Bana güvenebilirsin demiştin," diyerek ona olan kızgınlığımı belli ettim.
Şaşkınlık ve üzgünlüğü bir arada yaşıyordu. "O kitap yasaklar listesinde değil, seni boşuna alıyorlar."
"Sana zarar vermeyecek tek kişiyim diyordun."
"Önen hala öyle, sana asla zarar vermem. Onların amacı ne anlamıyorum, yasaklanan bir kitap değil."
Ona olan güvenimin kırılmasından korkuyor gibiydi. Benim için hala güvenilir biriydi ama istemediğimi bilmesine rağmen bana vermişti bana bu kitabı, biraz kırılmış olabilirdim. Sırtımı, şüphesiz dayayabileceğim dostlarımdan biriydi, ondan bana asla zarar gelmezdi, bu yüzden kitabı alırken biraz çekingen davransam da bana veren o olduğu için kabul etmiştim. Başkası olsa kabul etmeyeceğim bir kitaptı.
"Yasaklı değilse bile sakıncalı demek ki, belki yasaklamaya falan hazırlanıyorlar. Neden verdin ki?"
"Özür dilerim, seni almalarına hakları yok, benim yüzümden seni alıkoymalarına izin vermem."
Ona trip attığımı belirtircesine, burnumun ucunda kayan gözlüğümü düzelttim ve ona sırtımı döndüm. Belki, hapishane Saltık'tan kurtulabileceğim güvenli bir alandır diye düşünerek kendimi avutmaya çalıştım. İki gün içinde, uğramadığım olumsuzluk kalmamıştı. Rektöre ufak bir suikast düzenlemiş, mafya lideri adayına kafa tutmuştuk, şimdi ise göz göre tutuklanıyordum.