İçeriğe geç

Sakıncalı Aşk

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Sakıncalı Aşk

Bölüm 2

İhanet

"Kahrolmadan ikimiz,

Bitmeli bu sevgimiz,

Bu bizim kaderimiz,

Dayan, yüreğim, dayan."

Şafak sökmüştü, Aziz, gözlerinden akıp giden yorgunluk mücadelesi ile marşa bastı. Kara camaro'nun soğuk motoru ilk defa bu kadar hiddetli gürlüyordu.

Camaro'nun farları sabahı aydınlattığında, Güneş'in tatlı sıcağı o pürüzsüz yüzünü yalarken, Sultan, yan koltukta uyanıverdi o hiddetli gürültüden dolayı.

"Ne oluyor Aziz?" diye sordu uykulu sesiyle Sultan.

"Sultan-ı Azizimi evine bırakmak boynumun borcudur Sultanım."

Ve hafifçe gaza bastı ardından, Aziz hayatıyla kumar oynadığını çok iyi biliyordu. Fakat o buna değerdi, onun o kumral, ipek gibi saçları, mis taze tarçın kokusu her şeye değerdi.

Aziz, Sultan’ı mahallesinin sapa bir köşesinde indirdi. "Burada bekle beni" dedi, sesindeki o titremeyi gizlemeye çalışarak.

Sultanın sesi ile beraber vücudu da tir tir titriyordu: "Ya dönmezsen..."

Aziz, ceketitini çıkartıp Sultana verdi. "Söz" dedi, "Söz ,senin için döneceğim."

Sultan arkasını döndü ve ardına bile bakmadan ağlayarak koştu. Aziz ise o binadan içeri girinceye kadar orada öylece onu seyretti.

Sultan binaya ilk adımını attığı anda gaza basabildiği kadar şiddetli bastı Aziz Efe. Lastiklerin patinaj izleri mahallede yankılandı. Birkaç saniye sonra Camarodan geriye lastik izleri kaldı o mahallede.

Malikaneye gidebildiği kadar hızlı gidiyordu, o mu ölümünü kovalıyordu yoksa ölüm mü onu kovalıyordu? Kim bilir belki ikisi birden, belkide hiçbiri.

Sonunda o görkemli malikanenin o keskin demir kapıları gözüktü uzaktan, Camaro, demir sürgülü kapının önünde ani bir fren yaptı. Ardından kornaya basabildiği kadar sert bastı.

Aslında Aziz, araba kornalarını hep ölümün müziği bellemişti yıllarca. Belkide bu yüzden kullanmamıştı bunca zamandır o kornayı.

Ağır sürgülü kapı yavaşça açılmaya başladı, malikanenin dev bahçesi karşıladı ilk önce onu, daha sonra bahçede kurulan darağacı dikkatini çekti.

Klasik babasının klasik tipleri diye düşünürken, babası darağacının yanında altın kaplama tabancasını çekmiş onu bekliyordu.

Demir kapı tam olarak açıldığında Camaro hızla darağacının tam önünde durdu. Aziz arabadan indi ve kapıyı sertçe kapadı, kapının sesinden bahçedeki tüm kuşlar bir yerlere uçuşuverdiler.

"ooo beyimiz teeşif etmişler sonunda" dedi Haşmet buz gibi sesiyle, ardından Aziz'in gömleğinin yakasındaki ruj lekesi dikkatini çekti. "Bakıyorum da geceniz güzel geçmiş Aziz Efe bey."

"Karıcığımdan güzel olmasın kıskanırım." Diye cevap verdi Aziz Efe alaycı bir tonla.

Haşmet, altın kaplama tabancasının namlusuyla Aziz’in gömleğindeki ruj lekesine hafifçe dokundu. "Bu leke," dedi sesi gür bir öfkeyle, "sadece bu pahalı kumaş parçasını kirletmiyor, Kadiroğlu soyadını, şerefimizi, namusumuzu ve içeride gözü yaşlı bekleyen karını da kirletiyor."

Aziz, babasının gözlerinin içine, o namlunun ucuna bakar gibi dik dik baktı. "Şeref dediğin şey sevmediğin bir kadına mahkum olmaksa, ben o şerefi Sultan’ın saçının bir teline değişmem baba. İstersen çek tetiği, zaten ruhum o Camaro’nun içinde kaldı."

Haşmet sinirle Azizin suratına sert bir tokat attı, "Ulan hadsiz köpek! Sen kim olacaksın da benim emirlerine karşı geleceksin!?"

"Yaşadığım, senin hayatın mı? Yoksa benim hayatım mı?"

"Hayatın içerideki gözü yaşlı hanımının iki dudağının arasında, git, karının dizlerine çök, yalvar, affet beni de. Karın seni affederse paçayı kurtarsın demek, şayet affetmezse bu darağacı senin ölümünü bekliyor olacak."

Aziz sinirden ellerini yumruk yaptı, babasının bu sözleri onun beyninin içinde yankılanıyordu. Babasının yüzüne bile bakmadan içeri girdi, merdivenlerden çıkarken ayakkabılarının sesi yankılanıyordu koridorlarda.

Bir hışımla odasına daldı, evli olduğunu unutmuştu bir anlığına. Odada evlendiği karısını yatağın yanında yerde gelinliğiyle oturmuş bir vaziyette buldu.

Elinde Aziz'in fotoğrafı vardı, ağlamaktan göz pınarları kurumuş, yüzü kireç kesilmişti. Boş gözlerle Aziz'e baktı. "Demek kocam sensin" dedi hıçkırarak, "çok bekledim seni."

"ve sende Simay olmalısın, ayrıca ben senin kocan falan değilim."

Simay'ın gözleri doldu yine, "O da ne demek?"

"Bak güzelim, kimsesiz olman beni zerre kadar ilgendirmiyo, geç kaldın, yani, sahipliyim anlayacağın."

Aziz, artık ağlamaktan bithap düşmüş olan Simay'a acınası gözlerle baktı. Onu sevmiyordu, sevmeyecekti de. Arkasını dönüp girmeye hazırlanmıştı ki;

Simay, Aziz'in ceketinin bel kısmını tutabildiği kadar sıkı tuttu, "Babanın seni öldürmesini istemiyorum, seni seviyorum."

"Korkak gibi kaçacağıma aslan gibi kaderime razı olurum."

Dedi Aziz, ardından Simay'ın tuttuğu yerden yırttı gömleğini, arkasına bile dönmeden çıktı gitti odadan. Geriye Simay ve yırtık gömlek parçası kalmıştı.

Gömleğin yırtık tarafını kokladı Simay, kokladı ve içine çekti, bu gün hiçbir zaman bitmeyecek gibiydi...

...

Bölüm sonu

3 yorum