İhanetten sonraki ilk sabah en zor olanıydı.
Çünkü dünya durmamıştı.
Güneş doğmuştu.
Arabalar yollardaydı.
İnsanlar işe gidiyordu.
Ve Daphne'nin kalbi kırılmış olsa bile kimsenin umurunda değildi.
Saat sabah yedide gözlerini açtığında birkaç saniye boyunca her şey normal geldi.
Sonra hatırladı.
Dan.
Brenda.
Yatak odası.
Üç ay.
Doksan gün.
Daphne yatağın kenarına oturdu.
Boğazında sert bir düğüm vardı.
Telefonu çalmaya başladı.
Ekranda Dan'in adı yanıyordu.
Telefonu susturdu.
Birkaç saniye sonra tekrar çaldı.
Sonra tekrar.
Sonra tekrar.
Yedinci aramadan sonra cihazı tamamen kapattı.
Sessizlik.
Nihayet.
Ama yalnızca iki dakika sürdü.
Kapı çaldı.
Daphne'nin bütün bedeni gerildi.
Bir daha.
Bir daha.
Sonra Dan'in sesi duyuldu.
"Daphne!"
Sessizlik.
"Daphne lütfen."
Daphne hareket etmedi.
Kapının diğer tarafında birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra tekrar.
"Lütfen konuş benimle."
Daphne gözlerini kapattı.
Ne kadar aptalcaydı.
Onu aldatan adam şimdi kapısında ağlıyordu.
"Ben hata yaptım."
Kapının ardından gelen ses çatlamıştı.
"Daphne, sadece konuşalım."
Dakikalar geçti.
Sonunda ayak sesleri uzaklaştı.
Ama içindeki huzursuzluk gitmedi.
Çünkü Dan'i tanıyordu.
O kolay vazgeçen biri değildi.
...
Takip eden günlerde Dan her yerdeydi.
Mesajlar.
Aramalar.
Çiçekler.
Özür mektupları.
Bir keresinde iş yerinin önünde bekledi.
Daphne onu görünce yönünü değiştirmişti.
Ama Dan peşinden gelmişti.
"Daphne!"
Durmadı.
"Bir dakika dur."
Durmadı.
Sonunda Dan kolundan tutunca aniden döndü.
"Dokunma bana."
Dan eli yanmış gibi geri çekildi.
Sokağın ortasında birbirlerine bakıyorlardı.
İnsanlar yanlarından geçip gidiyordu.
"Daphne, lütfen."
"Hayır."
"Bir açıklamama izin ver."
"Ne açıklayacaksın?"
Dan sustu.
"Üç ay boyunca neden yalan söylediğini mi?"
"Daphne..."
"Brenda'yla neden birlikte olduğunu mu?"
"Daphne dinle."
"Hayır sen dinle."
İlk kez sesini yükseltti.
Dan'in yüzü gerildi.
"Ben bittim."
"Deme öyle."
"Bittim."
"Hayır."
Bu tek kelime Daphne'nin dikkatini çekti.
Çünkü Dan'in sesinde yalvarmadan çok başka bir şey vardı.
Öfke.
Kontrolünü kaybeden birinin öfkesi.
"Sen beni seviyorsun."
Daphne birkaç saniye ona baktı.
Sonra acıyarak gülümsedi.
"İşte sorun da bu."
"Ne?"
"Sen hâlâ bunun senin kararın olduğunu sanıyorsun."
Dan'in yüzü bembeyaz oldu.
"Daphne, pişman olacağın kararlar vermemelisin..."
"Pişman olduğum tek şey sana harcadığım zamandı Dan."
"Beni kızdırıyorsun Daphne. Seni incitmek istemiyorum. Bu saçmalığa bir son ver ve konuşalım."
"Midemi bulandırıyorsun Dan."
Ve yürüyüp gitti.
Bu kez peşinden gelmedi.
Ama Daphne onun bakışlarını sırtında hissetti.
...
Koca bir yıkımla biten ayrılığın ve Dan’in ısrarlarının üstünden iki hafta geçmişti. En son
Daphne kapıya dayanan Dan için polis bile çağırmak zorunda kalmıştı. Tüm bunların
yaşandığı haftalardan sonra her şey durulmuştu. Artık Dan de anlamış olmalıydı. Sakin geçen
hafta sonunun ardından pazartesi işinin başındaydı her zamanki gibi. Daha masaya
yerleşmemişti ki telefona bir çağrı geldi.
Müdür onunla görüşmek istiyordu.
Daphne müdürün odasına girerken içindeki kötü his geri dönmüştü.
Masanın diğer tarafında Bay Harrison oturuyordu.
Normalde göz teması kuran adam bugün masasındaki dosyalara bakıyordu.
"Daphne."
"Evet?"
Adam boğazını temizledi.
"Şirket yeniden yapılanmaya gidiyor."
Daphne'nin midesi düğümlendi.
Hayır.
Hayır.
Bu olamazdı.
"Pozisyonun kaldırıldı."
Sessizlik.
"Dolayısıyla bugün son günün olacak."
"Ne? Yapılanma mı ama ben bununla ilgili bir mail falan..."
Aniden durdu, anlamıştı.
Daphne birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra tek bir soru sordu.
"Bu onun yüzünden değil mi? Dan…"
Adamın gözleri ilk kez ona kalktı.
Ve sonra tekrar kaçtı.
Bu cevap için yeterliydi.
Daphne başını salladı.
"Anladım."
"Daphne..."
"Boş verin."
Ayağa kalktı.
Eşyalarını toplaması yarım saat sürdü.
Onun için ayrılan masaya son kez baktı.
Dört yıl.
Dört yıl boyunca çalıştığı yer.
Bir adamın egosu yüzünden bitmişti.
...
Asansör kapısı açıldığında kalbi duracak gibi oldu.
Dan oradaydı.
Sanki onu bekliyormuş gibi.
Daphne'nin yüzü anında buz kesti.
Tek bir kelime bile söylemeden bindi asansöre.
Dan hareket etmedi.
"Duydum."
"Ne?"
"İşten çıkarıldığını."
Daphne'nin gözleri daraldı.
"Sen tam bir pisliksin."
Dan'in yüzü değişti.
"Ne demek istiyorsun?"
"Şunu demek istiyorum."
Bir adım yaklaştı.
"Bana tekrar sahip olamadığın için benim sahip olduklarımı elimden aldın. Öyle değil mi?"
Dan birkaç saniye sustu.
"Tanrım."
Daphne geriye doğru bir adım attı.
Gerçekten yapmıştı.
Dan'in sesi yükseldi.
"Ben seni korumaya çalışıyordum."
Daphne kahkaha attı.
Gerçek bir kahkaha değil.
İnançsız bir kahkaha.
"Koruyor muydun?"
"Evet."
"İşimden attırarak mı?"
"Daha fazla strese girmeni istemedim."
İşte o an.
Daphne onu ilk kez gerçekten tanıdı.
Bu sevgi değildi.
Bu sahiplenmekti.
Kontrol etmekti.
"Sen hastasın."
Dan'in yüzü düştü.
"Daphne..."
"Hayır."
Gözleri doldu.
"Bir daha beni arama."
Ve asansör kapıları kapanırken son gördüğü şey Dan'in yüzündeki çaresizlik oldu.
...
O akşam kapısı tekrar çaldı.
Bu kez Tess'ti.
Elinde pizza kutusu.
Diğer elinde market poşeti.
Daphne kapıyı açar açmaz arkadaşının yüz ifadesi değişti.
"Tanrım."
"N'oldu?"
"Sen berbatsın."
"Tess."
"Cidden berbatsın."
İlk kez günler sonra istemsizce güldü.
Tess içeri girip kutuyu masaya bıraktı.
"Tamam."
"Neye tamam?"
"Şimdi bana her şeyi anlatacaksın."
"İstemiyorum."
"Harika."
"Neden harika?"
"Çünkü ben de istemiyorum."
Daphne kaşlarını çattı.
Tess kanepeye oturdu.
"Pizzayı ye."
"Tess."
"Pizzayı ye."
Daphne iç çekti.
Bir dilim aldı.
Tess onu izliyordu.
Bir anne gibi.
"Brenda'dan haber var mı?"
Başını salladı.
"Yüzlerce mesaj."
"Sil."
"Sildim."
"Harika."
"Dan'den de yüzlerce mesaj."
"Onları da sil."
"Sildim."
"Harika."
Sessizlik oldu.
Sonra Tess yavaşça konuştu.
"Peki şimdi?"
Daphne ilk kez cevap veremedi.
Çünkü gerçekten bilmiyordu.
Hayatı ilk kez tamamen durmuş gibiydi.
Tess onu uzun süre izledi.
Sonra sessizce sordu:
"Peki ya göl evi?"
Daphne'nin nefesi durdu.
Bir anda çocukluğu gözlerinin önüne geldi.
Şakayıklar.
Babası.
Veranda.
Gölün üzerindeki sabah sisi.
Yıllardır gitmediği ev.
Yıllardır düşünmediği anılar.
Tess bu kez daha yumuşak konuştu.
"Belki kaçmak değildir."
Daphne sustu.
"Belki eve dönmektir."
O gece uzun süre uyuyamadı.
Ama sabah olduğunda kararını vermişti.
Los Angeles'tan gidecekti.
Ve henüz bilmiyordu.
Ama bu karar hayatını sonsuza kadar değiştirecekti.