İçeriğe geç

ŞAKAYIĞIN KALBİ

Bölüm 1 · 4 dk okuma

ŞAKAYIĞIN KALBİ

Bölüm 1

KIRIK BAŞLANGIÇ

Los Angeles sabahları her zaman biraz yalan söylerdi.

Güneş parıldar, palmiyeler rüzgârda salınır, insanlar kahvelerini alıp işlerine giderdi. Şehre dışarıdan bakan biri burada yaşayan herkesin mutlu olduğunu düşünebilirdi.

Daphne eskiden öyle düşünürdü.

Şimdi ise mutfak tezgâhına yaslanmış, kahvesini karıştırırken pencereden aşağıdaki sokağı izliyordu.

Arkasından gelen kollar beline dolandı.

"Bu sabah neden bu kadar ciddisin?"

Dan'in sesi hâlâ uykuluydu.

Daphne istemsizce gülümsedi.

"Bilmiyorum."

"Yalan."

"Ne?"

"Sen bir şey düşünüyorsun."

Dan çenesini omzuna yasladı.

Daphne gözlerini devirdi.

"Her şeyi bilmek zorunda mısın?"

"Evet."

"Niye?"

"Çünkü çok yakışıklıyım."

Bu kez kahkaha attı.

Dan hemen zafer kazanmış gibi iki elini kaldırdı.

"İşte bu."

"Nedir?"

"Güldün."

"Sen gerçekten aptalsın."

"Ve sen bana bayılıyorsun."

Daphne başını salladı.

Ne yazık ki doğruydu.

İki yıldır birlikteydiler.

İki yıl boyunca Dan onun en yakın arkadaşı, sevgilisi, sırdaşı olmuştu.

En azından Daphne öyle sanıyordu.

...

Öğleden sonra Brenda da onlara katıldı.

Şehrin merkezindeki küçük bir kafede buluştular.

Brenda masaya oturur oturmaz güneş gözlüğünü çıkardı.

"Bu şehir beni öldürecek."

Dan kahvesinden bir yudum aldı.

"Hayır."

"Neden?"

"Çünkü sen çok konuşuyorsun."

"Bu bir iltifat mı?"

"Hayır."

Daphne ikisini izleyip güldü.

Bu görüntü ona hep huzur vermişti.

Dan.

Brenda.

Hayatındaki en güvendiği iki insan.

O an dünyanın birkaç saat sonra paramparça olacağını bilseydi ne yapardı acaba?

Belki daha dikkatli bakardı.

Belki bazı şeyleri fark ederdi.

Belki Brenda'nın gözlerini kaçırdığını.

Belki Dan'in telefonunu sürekli ters çevirdiğini.

Belki...

Ama insan yaklaşan felaketleri genellikle sonradan fark ederdi.

...

Gece saat on biri geçtiğinde Daphne evde yalnızdı.

Dan mesaj atmıştı.

*Sevgilim yine toplantı var. Muhtemelen sonsuzluk gibi sürecektirLLL Eve geçeceğim beni bekleme:*

Toplantı. Bu sıralar sıklaşan toplantılar…

Saatine baktı. Ona güzel bir lazanya pişirip toplantı sonrası yorgunluğu için leziz bir sürpriz yapabilirdi.

Lazanya ve kendi hazırlığı 1 saat içinde bitmişti. Arabanın anahtarını kaptığı gibi çıktı daireden.

Arabaya bindi, telefonunu eline aldı.

Dan’e bir mesaj: *Bu kadar gece mesaisine seni CEO yapmalılarJ*

Cevap gelmedi.

“Ne toplantı ama…” diye mırıldandı Daphne.

Kontağı çalıştırdı ve küçük sürprizine doğru sürdü.

...

Arabayla Dan’in apartmanına yaklaşırken arabasını fark etti. Ondan önce gelmiş olmasına

canı sıkıldı. Bu eve geldiğinde görmesini istediği bir sürprizdi. Ama sorun değil anahtarı

vardı. Sessizce girip yapacaktı bu sürprizi.

Asansöre bindi.

Sekizinci kata çıktı.

Koridor boyunca yürüdü.

Ve kapının önünde durdu.

Anahtarı kilide soktu.

Kapı açıldı.

İlk duyduğu şey gülüşme sesi oldu.

Sonra bir kadın sesi.

Sonra Dan'in sesi.

Daphne'nin dünyası o anda yavaşladı.

Adımları istemsizce ilerledi.

Yatak odasının kapısı aralıktı.

İçeri baktı.

Ve gördü.

Dan.

Brenda.

Kendi yatağında.

Kendi çarşaflarında.

Bir an kimse konuşmadı.

Brenda'nın yüzündeki renk çekildi.

Dan dondu kaldı.

Daphne hiçbir şey hissetmedi.

Tek hissettiği elindeki ılık lazanya tabağıydı.

Öfke yoktu.

Gözyaşı yoktu.

Sadece boşluk vardı.

Derin.

Karanlık.

Sessiz bir boşluk.

"Daphne..."

Dan yataktan kalkmaya çalıştı.

Daphne geri çekildi.

"Dinle."

Brenda ağlamaya başlamıştı.

"Ben..."

"Sus."

Bu tek kelimeydi.

Ama ikisi de sustu.

Daphne gözlerini Brenda'ya çevirdi.

Çocukluğundan beri tanıdığı kadına.

Doğum günlerini birlikte kutladığı kişiye.

Evine anahtar verdiği insana.

Kardeşi gibi gördüğü arkadaşına.

Brenda başını eğdi.

Ve o an Daphne her şeyi anladı.

Bu bir hata değildi.

Bu bir gecelik bir şey değildi.

Bu ilk kez olmamıştı.

İnsan bazı bakışlardan anlardı.

Bazı sessizliklerden.

Bazı suçluluklardan.

"Ne kadar zamandır?"

Dan cevap vermedi.

"Dan."

Sessizlik.

"Ne kadar zamandır?"

"...Üç ay."

Üç ay.

Daphne'nin dizlerinin bağı çözüldü.

Üç ay.

Doksan gün.

Doksan gece.

Doksan yalan.

Brenda ağlıyordu.

Dan bir adım attı.

"Daphne, lütfen."

Bu kez güldü.

Ama sesi tanınmayacak kadar yabancıydı.

"Lütfen mi?"

"Daphne dinle."

"Ne dinleyeyim?"

"Seni seviyorum."

İşte o anda ilk gözyaşı aktı.

Çünkü bazı cümleler yumruktan daha fazla acıtırdı.

"Seni seviyorum."

Daphne başını salladı.

Yavaşça.

Acıyla.

İnanamayarak.

"Hayır."

Dan sustu.

"Hayır Dan."

Gözlerinden yaşlar akıyordu artık.

"Aldatırken sevemezsin."

"Daphne..."

"Aynı anda hem sevip hem ihanet edemezsin."

Dan ona doğru yürüdü.

Ama Daphne geri çekildi.

Bir kez.

Sonra bir kez daha.

Ve ilk kez korktu.

Çünkü Dan'in yüzünde pişmanlıktan başka bir şey vardı.

Kaybetme korkusu.

"Daphne, bunu düzeltebiliriz."

Bu söz odadaki herkesi susturdu.

Daphne gözlerini kapattı.

Sonra tekrar açtı.

Ve hayatının geri kalanını değiştirecek cümleyi kurdu.

"Hayır."

Sessizlik.

"Biz diye bir şey yok artık."

Dan'in yüzü düştü.

Brenda ağlamaya devam ediyordu.

Ama Daphne artık ikisine de bakmıyordu.

Kapıya yöneldi.

Arkasından Dan'in sesi geldi.

"Daphne!"

Durmadı.

"Ben seni seviyorum!"

Bu kez de durmadı.

Çünkü bazen bir insanın kalbi kırıldığında bağırmaz.

Kavga etmez.

İntikam istemez.

Sadece gider. Elindeki lazanyayı çöp konteynırına attı. Arabasına bindi.

Ve o gece...

Daphne ilk kez Dan'den uzaklaştı.

Henüz bilmiyordu.

Ama Dan'in onu bırakmaya hiç niyeti yoktu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.