İçeriğe geç

Şaka Mı Bu Çocuk

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Şaka Mı Bu Çocuk

Bölüm 3

3.Bölüm

Bora telefonumu elimden aldı ve ekranı açtı. "Bir saniye ya, ne alaka?" diye geçirdim içimden.

"Sen benim şifremi nereden biliyorsun ki?" dedim. Ardından hemen ekledim: "Gerçi sapık gibi telefonumu gözetlediğin için normaldir."

Bora bana bakıp hafifçe güldü. "Alık mısın Defne? Şifren 121212, bulmak için çok uğraştın mı bari?"

Cevap vermedim, hızla kafamı öbür tarafa çevirdim. Yanaklarım çoktan kızarmıştı bile, kesin alev alev yanıyordum şu an. İçimden, "Sanırım numarasını yazıyordur ya da numaramı kendi telefonuna kaydedip akşam bana mesaj atacaktır, evet evet..." diye senaryolar kurarken önüme telefonum uzatıldı.

Telefonu elinden aldım. Heyecandan sesimin titrememesine çalışarak, "Eee, konuşuruz o zaman sonrası için," dedim.

Bora o fırlama gülümsemesiyle cevap verdi: "Konuşalım o zaman."

Sınıftan çıktığım gibi soluğu Mine'nin sınıfında aldım. Kolundan tuttuğum gibi onu sınıfından çıkardım ve bahçeye indik. Biz yürürken alt sınıflardan bir çocuk, "Abla yeni hedef bu mu?" deyip Mine'yi gösterdi ve gülmeye başladı.

Ters ters bakıp, "Ay çok komikmiş, bir daha olmasın," dedim ciddi ciddi. Şaka gibi, şunlarla uğraştığıma gerçekten inanamıyorum!

Bahçede biraz daha ilerledik. Mine dayanamayıp, "Sen niye apar topar çekiştirip beni sınıfımdan aldın, bir şeyler mi oldu?" diye sordu.

Derin bir nefes alıp Bora'yla aramızda geçen her şeyi, o sahte sevgililik teklifini tek tek anlattım.

Ben lafımı bitirir bitirmez Mine, "OHA KANKA! KESİN SENDEN HOŞLANIYOR!" diye çığlık attı.

"Mine salak mısın? Çocuk başından o kızı sağmak için yapıyor diyorum," dedim fısıldayarak.

"KANKA SAÇMALAMA!" diye öyle bir bağırdı ki, bahçedeki herkes bir anda bize döndü. Sanırım heyecandan desibeli yine kaçırmıştı.

Hemen koluna sert bir fiske vurdum. "Az sessiz konuşsana!" diye tısladım etrafa bakarak.

Mine, "Kanka, akşam size geliyorum o zaman!" dedi heyecanla.

Kıkırdadım. "Gel tabii," dedim. O sırada zil çaldı ve sınıflarımıza ayrılmak zorunda kaldık.

Bora’dan size bahsettim ama onun büyük bir arkadaş grubu vardı; onlardan bahsetmedim. Genelde beş kişi takılıyorlardı ama arada diğer arkadaşlarının sevgilileri de o gruba dahil oluyordu. Gruptakiler; Bora, Gökay, Yiğit, Poyraz ve Kerem'di.

Kerem; çok fırlama, hiçbir şeyi ciddiye almayan, açık kumral, hatta sarıya yakın bir çocuktu. Önüne gelene laf atar, komik olmayan espriler yapar, hatta yaptığı esprilere en çok kendisi gülerdi. Çok fazla kızla konuşurdu.

Poyraz, Kerem’e en yakın olan ama dışarıdan bakınca oldukça ciddi gözüken bir tipti. Onu sadece o arkadaş ortamının içindeyken gülerken görüyorduk.

Yiğit ise okula yaklaşık iki haftadır gelmiyordu. Bunun öncesinde de genelde kavgacı bir tip olarak bilinirdi. Sanırım grupta Bora’ya en yakın karakter ve kişiliğe o sahipti.

Peki, bunları ben nereden mi biliyorum? E yani, sonuçta okulun popüler çocuklarıydı, bilmeyen mi vardı?

Ve son olarak, Gökay... Aslında Mine’nin Gökay’a takılma nedeni, çocuğun sessiz sakin yapısı ama yakınlarına bir şey olunca en çok tepki gösteren kişi olmasıydı. Geçen sene futsal maçında, başka okuldan birisi Bora'yla tartıştığında, o hiç sesini çıkarmayan çocuktan ilk hamle gelmiş ve karşıdaki çocuğa patlatmıştı. Mine’nin ondan hoşlanmaya başladığı ilk an tam olarak oydu.

Mine’nin kafasında kurduğu o klişe ilişkilerin başrolü, onun için en doğru kişi kesinlikle Gökay’dı. Mine'yle lise birden beri tanışıyorduk; kendisi içi içine sığmayan, sürekli gülen, enerji dolu bir kızdı. Bana Gökay’dan ilk hoşlandığını söylediğinde, "Gerçekten dış görünüş olarak çok yakışırsınız ama o çocuk çok fazla soğuk değil mi? Belki de sen daha iyilerine layıksın," demiştim.

Bana verdiği ilk cevap, "Defne salak mısın? O sessiz çocuk, ben sürekli gülen kız... İşte mükemmel ilişki ve uyum!" olmuştu.

Bunu o kadar ciddi bir şekilde söylemişti ki... Bazen kendi kafasından birkaç olay kurgulayıp, karakterleri seçip kendisini bir dizi karakteri gibi oynattığını düşünüyordum.

Girişte bahçeden sonra zil çalmıştı ya, şimdi sınıfa geri dönüşünü ve bu iç ses seansını taslağa tam istediğin o derin duygusal tonda yerleştirdim:

Sınıfa çıktım ve yerime oturdum. Bora sıraya uzanmış, uyuyordu. Onun uyanmasını ya da dikkatini çekmeyi istemediğim için hiç hareket etmedim ve öylece durup Bora hakkında düşünmeye başladım.

Aslında ondan hoşlanmamam için görünürde hiçbir sebep yoktu. Ama içimden bir ses, ısrarla ona çekilmemem gerektiğini söylüyordu. Sadece bu hissin içgüdüsel sebebini bulmaya çalışıyordum ama bir şekilde kafamda yerine oturtamıyordum.

Aslına bakarsanız, ben birisinden öyle ilk görüşte falan hoşlanmaya başlayacak bir kız değildim. Birini görürdüm, tanırdım, kafamdaki standartlara oturturdum ve o standartlara en uyan kişiden hoşlanmaya başlardım. Bu her zaman benim için en güvenli, en iyi ve en kolay seçenek olmuştu. Bugüne kadar ilişkilerimde de hep bitiren taraf ben olmuştum; çünkü onları öncesinde o kadar iyi gözlemliyordum ki, ileride yapabilecekleri her şeyi önceden tahmin edip kendimi korumaya alıyordum.

Belki de bu bendeki durum, annemle babamın ayrılığından kaynaklanan bir şeydi. Birbirlerini tamamen koparmadan bitirdikleri o evlilikten bana kalan, kendimi korumak için geliştirdiğim bir tür adaptasyon biçimiydi işte.

"Belki de kendimi bu kadar sıkmamam gerek," diye geçirdim içimden. Evet, bu seferkinde daha rahat olacaktım. Kendimi koruma kalkanlarının arkasına saklamayacak, her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplamayacaktım. Akışına bırakacaktım işte. Evet, evet... Kararımı kesin olarak vermiştim.

.

Kestik! 3. bölümün de sonuna geldik (ve evet, bunu yine sadece ben okuyorum ahahaha).✨💗

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.