Yeniköy yalısının geniş salonu, bu öğleden sonra alışılmadık bir hareketliliğe ev sahipliği yapıyordu. Düğün hazırlıklarının son demleriydi. Gelinlik provası için günlerdir beklenen tarihi ipekler, tasarımcının yardımcıları tarafından özenle ütüleniyor, nikah masasının şamdanları, gümüş bir tepsi üzerinde parlatılıyordu. Ortamdaki neşe ve telaş, Ela Yıldırım’ın kalbindeki burkuntuyu daha da belirginleştiriyordu. Ablası Aylin’in hayallerinin gerçeğe dönüşmesine şahitlik etmek, küçük kız kardeş olarak göreviydi. Ama bu aynı zamanda, kendi sessiz kabusunun da doruk noktasıydı.
Ela, pencerenin önünde durmuş, Boğaz’ın lacivert sularına dalmıştı. Gözleri, karşı kıyıdaki Çamlıca’nın yeşil tepelerine takıldı. Yazları ailece geçirdikleri o yazlık evin hatıraları, boğazın serin rüzgarıyla birlikte zihnine üşüştü. O evde, o bahçede başlayan, büyüyen bir hikayeydi bu. Kendi hikayesi, Cihan’la olan... Ama ablasının nişanlısı Cihan’la olan. Yutkundu. Yedi yıl. Tam yedi yıldır, her gece o hisleri günlüğüne, hiç kimsenin okumayacağını bildiği o satırlara yazıp duruyordu. “Yasaksın,” diye fısıldamıştı kaleminin ucu defalarca. “İmkansızsın.”
Arkadan gelen tok bir ses, düşüncelerini böldü. "Ela, bu masanın çiçek düzenlemesi konusunda senin fikrini almak istedim. Çok zarif bir duruşu var ama biraz daha yükseklik istiyor gibiyiz, ne dersin?"
Ses, içini anında ürpertti. Döndüğünde, Cihan’ın odaya girdiğini gördü. Üzerinde koyu renk bir takım elbise vardı, kolları hafifçe sıyrılmıştı. Mimar titizliğiyle her detayı kontrol ediyordu. Cihan Altay. Ablasının nişanlısı. Ve yedi yıldır kendi yasak nefesi.
Ela’nın kalbi göğüs kafesinde bir kuş gibi çırpınmaya başladı. Yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirmeye çalıştı. "Elbette, bir bakalım." Sesi, beklediğinden daha sakin çıkmıştı. Yılların tecrübesiydi bu maske.
Cihan’ın bakışları, Ela’nınkilerle kısa bir anlığına kesişti. Her zaman olduğu gibi, o bakışlarda tarifsiz bir ağırlık vardı. Tanıdık bir ateş yakardı içini. Ela hemen gözlerini kaçırdı, masadaki çiçeklere odaklandı.
Mermer masanın üzerindeki gösterişli vazoyu incelerken, Cihan yanına yaklaştı. Hafif bir tütün ve odun kokusu... Bu onun kokusuydu. Ela’nın duyuları alarm veriyordu. Kalbi kulaklarında atıyordu.
"Bence bu orkidenin dalını biraz daha yukarıya çeksek, boşluğu doldururuz," dedi Cihan, elini vazoya doğru uzatırken.
Ela da aynı anda, Cihan’ın uzandığı yöne doğru eğilmişti. Parmağı, vazonun kenarındaki bir yaprağı hafifçe düzeltecekken, Cihan’ın parmak uçları, onunkilere nazikçe dokundu.
Bir kıvılcım. Elektrik akımı. Bir an, dünya durdu.
Ela’nın nefesi kesildi. Gözleri Cihan’ınkilerle yeniden buluştu. Bu sefer mesafe çok daha yakındı. Gözlerinin derinliklerinde boğuluyormuş gibi hissetti. Cihan’ın kehribar rengi gözleri, onu en derinlerdeki sırlarına kadar okuyor gibiydi. Yüzünde garip, hafif acımsı bir ifade vardı. Ela, kendi nefes sesinin bile bu sessizliği bozacağından korktu. Bedenindeki her hücre uyarılmıştı. Sanki ikisi de, o anın kırılganlığında, o küçücük temasın büyüsünde asılı kalmışlardı.
Biraz sonra, Cihan elini çekti. Ela’nın parmaklarında kalan hafif yanma hissi, gerçekliğin acı bir hatırlatıcısıydı.
"Haklısın," dedi Cihan, sesi boğuk çıkmıştı. "Daha iyi oldu."
Ela zar zor yutkundu. Ne diyecekti ki? "Bu dokunuş içimi yaktı mı?" "Yedi yıldır bu anı bekliyordum mu?" Saçmalık!
"Evet, bence de," dedi, sesi titrek. "Şimdi daha dengeli duruyor."
Gözlerini çiçeklerden ayırmıyor, Cihan’a bakmamaya çalışıyordu. Ama onun bakışlarının hâlâ üzerinde olduğunu hissedebiliyordu.
"Yarın ablanla gelinlik provanız var, değil mi?" diye sordu Cihan, sesindeki o yumuşak tınıyla.
Ela başını salladı. "Evet, son prova. Her şeyin tam olduğuna emin olmak istiyor."
"Aylin heyecanlıdır," dedi Cihan, hafifçe tebessüm etti. Ama tebessümü gözlerine ulaşmamıştı. Gözlerinde hüzünlü bir ifade vardı. Ela, o hüzünlü ifadeyi tanıdığına yemin edebilirdi. Daha önce de görmüştü. Ne zaman? Nerede? Zihninin karanlık köşelerinde, Cihan’la yalnız kaldıkları anlarda...
Ela’nın telefonu çaldı. Aylin’di. Tam zamanında. Ela, bu ilahi müdahale için şükretti.
"Efendim abla?" dedi, sesi hâlâ hafifçe titriyordu. Cihan’ın bakışlarını üzerinden çekemediğini hissediyordu.
"Canım, çiçekler nasıl oldu? Cihan orada mı? İkinizin zevkine güvendiğim için pek müdahale etmek istemedim ama son bir bakış atın, sonra ben de geliyorum." Aylin’in neşeli sesi telefondan taşıyordu.
"Her şey harika oldu abla, endişelenme. Cihan da buradaydı, şimdi çıkıyordu sanırım," dedi Ela, Cihan’a anlam yüklü bir bakış atarak. Kaçması gerektiğini işaret ediyordu adeta.
Cihan, Ela’nın telefonda konuşmasını sessizce dinledi. Yüzündeki ifadeyi çözmek imkansızdı. Ela telefonu kapatırken, Cihan ona doğru bir adım attı. Ela içgüdüsel olarak geriye çekildi.
"Peki Ela," dedi Cihan, sesi alçaktı, neredeyse bir fısıltı gibi. "Her şeyin harika olduğunu söyledin." Durdu. Gözlerini Ela’nınkilerden ayırmıyordu. "Umarım gerçekten öyledir. Gerçekten her şeyin tam da istediğin gibi olmasını dilerim."
Bu sözler, Ela’nın beyninde yankılandı. Sanki içinde başka bir anlam taşıyordu. İstediği gibi? Ela'nın istediği gibi mi? Yoksa Aylin'in istediği gibi mi? Yoksa Cihan'ın istediği gibi mi?
Cihan’ın bakışları, Ela’nın gözlerinde gezinirken, dudaklarında hafif, imalı bir gülümseme belirdi. "Çünkü," diye ekledi, sesi neredeyse duyulmazdı, "bazı gerçekler çok geç öğrenilir, değil mi?"
Ela’nın nefesi tekrar tıkandı. Ne demek istiyordu? Bu bir veda mıydı, bir uyarı mı, yoksa bir itiraf mı? Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, boğazına takılan bir yumruyla konuşamadı.
Cihan, Ela’nın yüzündeki şaşkınlığı ve acıyı izleyerek, arkasını döndü ve kapıya doğru yürüdü. Kapının eşiğinde durdu, tekrar Ela’ya baktı. Bakışları, odadaki diğer her şeyi silip süpürüyordu. Sanki odada sadece ikisi vardı. Ve o bakış, içinden gelen bir veda değil, aksine bir çağrı gibiydi. Bir saniye daha öylece durdu, sonra sessizce çıktı.
Ela, olduğu yerde donakalmıştı. Cihan’ın son sözleri, zihninde bir kasırga estiriyordu. "Bazı gerçekler çok geç öğrenilir..." Bu sadece Aylin ve onun ilişkisi hakkında mıydı, yoksa Cihan'ın kendisiyle ilgili söylemek istediği bir şey mi vardı? Yoksa yıllardır sakladığı defterindeki satırlar, bir şekilde gün yüzüne mi çıkmıştı? Yoksa bu sadece Ela'nın yasak arzularının onu yanıltması mıydı?
Odanın içindeki boşluk, Cihan’ın yokluğuyla daha da büyümüştü. Ve Ela biliyordu ki, düğüne kalan bir hafta, hayatının en uzun haftası olacaktı. Belki de son hafta… Gerçeğin tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmasına ramak kala.
