İçeriğe geç

Sahte Sevgili

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Sahte Sevgili

Bölüm 2

Bolum 2

Cihan’ın son cümlesi, Yeniköy yalısının dört bir yanına sinmiş o zarif, o zengin ama bir o kadar da boğucu havayı tek bir nefeste yutmuş gibiydi. Ela’nın ciğerleri isyan etti, kalbi göğüs kafesine sığmaz oldu. “Bazen… en doğru kararlar, en imkansız olanlardır, öyle değil mi, Ela?” Sesi yankılanmadı, aksine, fısıltı gibi ama bıçak keskinliğindeydi, doğrudan Ela’nın ruhuna işleyen bir tınıyla doluydu.

Ela’nın gözleri, Cihan’ın ela rengi gözlerine mıhlanmış, bir anlam arıyordu. Bu bir itiraf mıydı? Bir meydan okuma mı? Yoksa sadece kendi iç fırtınasının yarattığı bir yanılsama mı? Konuşamıyordu. Boğazı kurumuş, kelimeler dudaklarının ardında hapsolmuştu. Oda, düğün çiçeklerinin keskin ve baş döndürücü kokusuyla doluydu ama şimdi bu koku, Ela’nın midesini bulandırıyordu. Sanki her bir gül, her bir lale, bu anın imkânsızlığını, yasaklığını haykırıyordu.

Cihan, Ela’nın sessizliğini, bakışlarını dikkatle süzdü. Yüzünde anlaşılmaz bir ifade vardı; hüzün, pişmanlık ve tarif edilemez bir arzu, hepsi bir arada dans ediyordu. Bir adım daha yaklaştı. O an, aralarındaki mesafe dünyanın tüm mesafeleri gibi hissettirdi, hem çok uzak hem de nefes kesici derecede yakın. Ela, geri çekilmek istedi, kaçmak, bu gerilimin pençesinden kurtulmak istedi ama ayakları yere mıhlanmış gibiydi. Cihan’ın manyetik alanı, onu kendine çekiyordu.

“Cihan…” Ela’nın sesi fısıltıdan öteye geçmedi, kırılgan ve tereddütlüydü. “Ne… ne demek istiyorsun?”

Cihan, başını hafifçe eğdi, Ela’nın gözlerinin içine daha da derinlemesine baktı. “Ne demek istediğimi biliyorsun, Ela. Ya da hissettiğini.” Parmak ucu, Ela’nın dirseğine istemsizce, sanki bir mıknatıs çekimiyle, değdi. Dokunuş öyle hafif, öyle kısaydı ki, Ela bunun sadece kendi hayal gücü olduğunu düşünebilirdi. Ama içindeki ateş, bir anda bütün vücudunu sardı. O kısacık temas, haftalarca sürecek bir iz bırakacakmış gibi hissettirdi.

“Bazen, en doğru kararlar… kalbimizin en derindeki arzularıdır,” diye devam etti Cihan, sesi bu sefer daha alçaktı, neredeyse bir sır fısıldıyordu. “Ve bazen, o arzular, bizi en imkansız yollara sürükler.”

Ela, başını hafifçe salladı, sanki duyduklarını inkar etmek ister gibiydi. Bu cümleler, bu dokunuşlar, Defne’nin nişanlısı olan adamdan gelmemeliydi. Bu bir ihanetti, bir günahın başlangıcıydı. Ama kalbi, mantığına inat, delicesine çarpıyordu.

Cihan, Ela’nın şaşkınlığından, utancından ve belli belirsiz parlayan arzusundan cesaret almış gibiydi. Ela’nın eli, masa üzerindeki bir cam vazoyu kavramıştı; parmakları, soğuk camın etrafında titriyordu. Cihan’ın eli de sanki tesadüfmüş gibi vazoya uzandı, Ela’nın parmaklarına nazikçe değdi. Bu sefer temas daha uzundu, daha belirgindi. Ela, elini çekmek istedi ama donup kalmıştı. Cihan’ın parmakları, sanki bir sızıntıdan içeri akıyormuşçasına, kendi parmaklarını usulca kavradı. Elektrik akımı gibi bir his, Ela’nın kolundan yukarı doğru yayıldı, kalbine ulaştı ve orada patladı.

Cihan’ın gözleri, Ela’nın titreyen dudaklarına indi, sonra tekrar gözlerine çıktı. Aralarındaki mesafe erimiş gibiydi. Cihan’ın nefesi, Ela’nın yüzüne çarpıyordu. Kokusu, odadaki çiçeklerin kokusunu bastırmış, Ela’nın duyularını ele geçirmişti. Misk ve odunsu notaların zengin karışımı, onu sarhoş ediyordu. Ela, kendini kaybolmuş hissetti, boğazı düğümlenmişti.

“Bu yanlış…” diye fısıldadı Ela, sesindeki titreme açıkça belliydi.

Cihan, başını hafifçe yana yatırdı, dudaklarının kenarında acımsı bir gülümseme belirdi. “Yanlış olan ne, Ela? Hissetmek mi? Yoksa hissettiklerimize karşı gelmek mi?” Sözleri, Ela’nın en derin korkularını ve arzularını açığa vuruyordu.

Bir an, sadece bir an için, Cihan’ın yüzü Ela’nın yüzüne daha da yaklaştı. O kadar yakındılar ki, Ela Cihan’ın gözlerinin derinliklerindeki kahve tonlarını, dudaklarındaki hafif çizgileri, hatta kirpiklerinin ucundaki toz taneciklerini bile görebiliyordu. Nefesleri birbirine karıştı, havada görünmez bir enerji dans ediyordu. Ela’nın gözleri istemsizce Cihan’ın dudaklarına kaydı. Bir öpücüğün eşiğindeydiler, aralarındaki ince çizgi, bir saniyede sonsuzluğa dönüşebilirdi. Kalbi, boğazında atıyordu.

Tam o kritik anda, kapının tıkırtısı duyuldu. Ani ve sert bir ses, büyüyü parçalara ayırdı. İkisinin de irkilmesine neden oldu. Sanki görünmez bir el, onları şiddetle itmişti birbirinden.

Cihan hızla geri çekildi, yüzündeki yoğun ifade anında kayboldu, yerine maske gibi bir sakinlik oturdu. Ela da nefesini tutmuş, hızla geri adım atmıştı. Elini geri çekti, sanki elinde yanan bir kor parçası varmış gibi. Yüzü kızarmış, kalbi hala deli gibi çarpıyordu.

İçeri giren, kahve servisi için gelen hizmetliydi. Gözlerini kaçırarak tepsiyi orta sehpaya bıraktı ve hiç beklemeden odadan ayrıldı. Hizmetlinin varlığı, odanın havasını tamamen değiştirmişti. Sanki az önceki elektriklenmiş gerilim hiç yaşanmamıştı. Ama Ela, hissettiği her zerreyi biliyordu.

Cihan, sanki hiçbir şey olmamış gibi, hafifçe boğazını temizledi. Ama gözleri, Ela’nın gözlerine geri döndüğünde, içlerindeki yoğunluk kaybolmamıştı. Sadece daha derine, daha tehlikeli bir yere gömülmüş gibiydi.

“Defne, akşam yemeği menüsü hakkında konuşmak için seni çağırıyordu,” dedi Cihan, sesi tamamen normaldi, sanki az önce yaşananlar bir hayalden ibaretmiş gibi. “Sanırım bugün biraz yoğun bir gün olacak.”

Ela, başını salladı, beyni düşünmek için çok yorgundu. Ayakları onu kapıya doğru taşıdı. Gitmeliydi, buradan kaçmalıydı. Ama Cihan’ın son cümlesi, Ela’nın arkasından, omurgasında ürpertici bir soğuklukla yankılandı.

“Bu düğün… düşündüğümüzden çok daha fazlasını değiştirecek, Ela. Bazı sırlar, mezara kadar saklanamaz.”

Ela, kapının eşiğinde duraksadı. Sırtı Cihan’a dönüktü. Cihan’ın sesi şimdi çok daha alçak ve ciddiydi, her kelimesi havayı kesiyordu. Bu bir uyarı mıydı? Yoksa bir tehdit mi? Kalbi yine deli gibi atmaya başladı. Sırlar mı? Ne sırları? Defne hakkında mı? Cihan hakkında mı? Yoksa bu Altay ailesinin karanlık geçmişi hakkında mıydı?

Ela arkasını dönmeden odadan çıktı, ama Cihan’ın sözleri zihnine kazınmıştı. Ve o an, düğün hazırlıklarıyla çalkalanan bu malikanenin sadece bir aşk hikayesine değil, aynı zamanda çok daha derin, çok daha karanlık bir sır perdesine sahne olacağını anladı. Ve o sırrın, kendisini ve Defne’yi yutmak üzere olduğunu hissetti.

Bölüm sonu

1 yorum